Adaletin İki Yolu 3. Bölüm: Beraber İlk Görev (Bir Anti-Kahraman Hikayesi)


(Sepulnevro) #1

Konusu:
Birçok insana gerekli adaletin sağlanmadığını düşünen bir adam, dünyanın bazı pisliklerden arındırılmasını inanarak kendi yolunu çizmeye karar verir. Yaklaşık 4 yıl boyunca tek başına, insanlardan tamamen gizli bir şekilde çalışırken, bir akşam karşısına Kaan adında 20’li yaşlarında bir çocuk çıkar. Kendisinden ve yaptıklarından haberdar olan Kaan’ı her ne kadar ciddiye almasa da bir şekilde onu yanına alır ve beraber çalışmaya başlarlar.

1.Bölüm: Giriş:
Kaan “Kim olduğunu biliyorum” diyerek resmi olarak tanışmadığı hatta ismini dahi bilmediği adamın masasına oturdu. Etrafta çatal bıçak sesleri ve insanların konuşma sesleri yankılanıyordu ama Kaan sadece kendi kalp atış seslerini duyuyordu. Masasına oturduğu adam onu görmezden gelip bir başka tarafa bakıyordu. Kaan fazla dikkat çekmeden adamın baktığı yere doğru kafasını çevirdi; 45 yaşlarında, iyi giyinimli, dışarıdan gayet zengin duran bir çifti gördü. Kaan adrenalin patlaması yaşıyor gibiydi, ses seviyesini kontrol altında tutmaya çalışarak “Demek yeni hedefin o ikisinden biri… Belki direkt ikisi!” dedi. Adam masanın üzerinde duran et kesme bıçağına bakıp “Kim olduğunu bilmiyorum ama 7 saniye içinde bu masadan kalkmazsan bu bıçağı kullanırım” dedi. Kaan tekrar kafasını kadınla adama çevirdi; büyük bir heyecanla “O adamı tanıyorum. İsmi neydi… Galip olması lazım… Bilmem ne firmasının sahibi, değil mi? Yıllar önce bir cinayetle yargılanmıştı ama sonra serbest bırakılmıştı” dedi. Adam ciddiyetini bozmadan “3…2…” diye geri sayarken Kaan ayağa fırladı “Tamam… Tamam gidiyorum. Ama o adam boş dolaşmıyordur, haberin olsun” dedi. Kaan restauranttan çıktıktan sonra adam etrafı iyice incelemeye başladı. Çoğunluğu üst tabaka kesim oluşturuyordu, herkes görünüşüne ve kıyafetlerine önem vermişti. Ama adamı asıl ilgilendiren kişi Galip’ti. Galip, kendi işinin patronuyordu. Yaklaşık dört yıl önce ismi bir cinayet haberine karışmıştı ama sonunda suçsuz olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmıştı. O haber yüzüne her ne kadar marka değeri kaybetse de, kendini toparlamasını 6 aydan kısa sürmüştü.

Galip ve eşi yarım saat daha restaurantta vakit geçirdikten sonra hesabı ödeyip çıktılar, peşlerinden onu izleyen adam da çıktı. Arabalarını restaurantın arka sokağındaki kapalı otoparka bırakmışlardı. Galip mutlu bir ses tonuyla “İstersen sen burada bekle, ben arabayı getiririm” dedi. Kadın da aynı şekilde gülümseyip “Fark etmez, aşkım” dedi. Galip tek başına otoparka doğru yürürken fark etmediği gölgsesi de peşindeydi. Otopark soğuk ve sessizdi; çok fazla araba da yoktu… Galip’in arabası 2. Kattaydı. Galip hızlıca üst kata koştu. Hafiften çakır keyif olduğundan arabasını hangi sıraya koyduğunu hatırlamıyordu. Arabanın uzaktan kumandasına bastı, çıkan sese doğru yürümeye başladı. Tam arabasına bineceği sırada bir yabancının sesiyle doğruldu. Gayet samimi bir ses tonuyla “Bana mı seslendiniz acaba?” diye sordu. Adam sesini çıkarmadan Galip’i izliyordu. Galip’in nabzı yükseliyordu ama samimiyetini kaybetmemeye çalışarak “Sanırım yanlış seslendiniz” dedi. Adam yavaşça Galip’e doğru yürüyüp konuşmaya başladı;

“Galip Yurtay, 46 yaşında. Evli ama henüz çocuğu yok. 26 Temmuz 2014 tarihinde bir cinayet suçlamasından beraat etti. Kurban bir kadındı ve kalbinden tek kurşunla öldürülmüştü… Bazı önemli deliller bir şekilde kayboldu ve bir başkası suçu üstlendi.”

Galip endişeli bir şekilde araya girip “Kim olduğunu bilmiyorum ama yaşım ve evliliğim dışında söylediğin şey doğru değil… Hem sen kimsin!” dedi. Adam belindeki silahı çıkartıp “Delilleri göz ardı etmeyen bir kişiyim” dedi. Galip’in sesi titremeye başlamıştı “Beni öldürünce eline hiçbir şey geçmez. Lütfen bırak gideyim” dedi. Adam silahı Galip’in kalbine doğru nişanladıktan sonra “Seni öldürmeyi düşünmüyorum zaten… Adaletin yerini bulması için kalbine sadece tek bir atış yapacağım; yani yaşaman veya ölmen benim elimden çıkmış olacak” dedi. Tam tetiğe basacağı sırada "Seni vuracak!" diye bir feryat koptu. Adam daha arkasını dönmeden iki el ateş sesi yükseldi. Arkasını döndüğünde eli silahlı adamı ve yerde kanlar içinde yatan Kaan’ı gördü. Adam ilk önce eli silahlı kişinin iki bacağına merminin sıyırıp geçeceği şekilde ateş etti, niyeti ona zarar vermek değildi. Galip çoktan arabanın içine girmişti ama arabayı bir türlü çalıştıramamıştı. Adam hızlıca arabaya doğru koşup camı kırdı ve Galip’in kalbine ateş edip “Bol şanslar” deyip Kaan’ın yanına koştu…

2. Bölüm: Tanışma

Kaan gözlerini sayıklayarak açmaya çalıştı. Başı ağrıyordu ve vücudunun bazı bölgelerinde acılar hissediyordu. Kurumuş dudaklarıyla kendinin bile zar zor duyabileceği bir ses tonuyla “Ne oldu bana? Neredeyim” sorularını sıralamaya başladı. Sert ve rahatsız bir yatakta yattığını hissedebiliyordu. Gözlerini tamamen açtığında karanlık bir odanın içinde olduğunu fark etti. Ayağa kalkmaya çalıştı ama sanki tüm gücü gitmişti. Olağan gücü ile “Neredeyim ben!” diye bağırdı. Sonra bir kapının açılma sesini duydu “Lütfen bana yardım et! Işığı aç lütfen!” dedi. Oda aydınlandığında gözleri yandı; uzun bir süre karanlıkta kaldığını anladı. Etrafı bulanık görse de karşısında dikilen iri yarı adamı net bir şekilde görebiliyordu. Adam yavaşça Kaan’ın yanına doğru yürüdü. Kaan ağlamaklı bir ses tonuyla “Seni rahatsız etmek istemedim. Lütfen beni öldürme” diye yalvardı. Adam kendinden emin bir şekilde “Göğsünden ve omzundan vuruldun. Ölümden birkaç santim ile kurtuldun. Hayati tehlikeyi şimdilik atlattın ama kendini yormaman gerekiyor. Bunların haricinde bana kim olduğunu ve beni nasıl bulduğunu anlatman gerekiyor” dedi. Kaan bazı şeyleri hatırladıktan sonra “Dur… Şimdi hatırladım. Sen, o zengin iş adamını vuracaktın ama sonra bir şeyler oldu ve ben yere düştüm” dedi. Adam sadece kafasını ‘evet’ dercesine sallayıp “Üstünden iki gün geçti; o geceye geleceğiz zaten… Kim olduğunu ve peşime neden düştüğünü anlat” dedi. Sesi soğuk bir buzdan daha sertti ama gözlerinin içinde merhamet gizliydi… En azından şimdilik. Kaan kendini zorlayarak gülümsedi ve “Böyle yatarak konuşmak garip oluyor, biraz doğrulabilir miyim?” diye sordu. Adam yavaşça Kaan’ın başını ve sırtını destekleyerek vücudunun üst tarafını doğrulttuktan sonra "Bu şekilde uzun süre durursan göğsün zorlanır ve yaran tekrar kanamaya başlar, bir an önce konuşmaya başla sonra tekrar düzgünce yat!" dedi. Kaan yavaş yavaş öksürdükten sonra derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

“İsmim Kaan, 20 veya 21 yaşımdayım; tam olarak hatırlamıyorum. Zengin bir ailenin çocuğuydum…” Adam buz gibi sesiyle araya girip “Ailen veya onların maddi durumu beni ilgilendirmiyor, beni neden ve nasıl buldun!” dedi. Kaan iç çekerek "Eğer izin verirsen her şeyi anlatacağım, lütfen izin ver" dedi, tekrar derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti “Pahalı okullara gidiyordum ve yaşıtlarımdan maddi olarak çok öndeydim. Zengindim ama şımarık değildim, annemle babam bunun için çok fazla titizlendi. Sadece maddi değil manevi zenginliğim de vardı; ailem beni gerçekten seviyordu, mutluydum… 16 yaşına kadar. Annem ve babam bir trafik canavarı tarafından öldürülmeden önce mutluydum. Beraber gittikleri bir eğlenceden dönerken trafiğin fazla yoğun olmadığı bir yolda, karşıdan karşıya geçerken aşırı hızlı giden bir arabanın altında kaldılar… Ailem kurallara uyan insanlardı, karşıya geçmeye çalıştıklarında arabalar için kırmızı yanıyormuş. Annemle babamı öldüren katil yakalanamadı. Ailemin aslında epey borcu varmış ama bir şekilde çarkı döndürebiliyorlarmış, yine de iflas bayrağını çekmeleri yakınmış… Bu yüzden onlar ölünce birçok birikimleri teker teker borçlara gitti; benim için gizli bir hesap açmışlardı ve herhangi bir zor durumda kalırsam diye 150 bin TL yüklemişlerdi. Giden para pul benim için önemli değildi. Henüz 16 yaşında içimde büyük bir yangın alevlenmişti. Ailemi kaybedince bana sadece onların en yakın arkadaşı Ekrem Bey sahip çıktı. Sağ olsun beni toparlamaya çalışıyordu ama benim psikolojim darmaduman olmuştu. 17 yaşıma girdiğimde dayanacak gücüm kalmadı ve kafamın içinde intihar planları oluşmaya başladı. Her ne kadar ailemi öldüren kişiyi bulmak istesem de içimdeki acıya yenik düşünüyordum. İntiharı gerçekten kafama koyduğumda bazı haber sitelerinde senin haberini gördüm. Kimliği belirsiz kişi falanca kişiyi bilmem kaçıncı kattan aşağıya attı. Kimliği belirsiz kişi falanca kişinin cinsel organını kopardı. Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Suçları kesin olduğu halde serbest kalan kişilerden intikam alıyordun ama onları öldürmüyordun; onlara onlar gibi saldırıyordun. İşte o zaman bana yaşamak için bir amaç verdin. Seni ne pahasına olursa olsun bulacaktım ve senin gibi olacaktım, en azından deneyecektim. 17 yaşımda seni araştırmaya başladım ama kimliğini o kadar gizli tutuyordun ki daha yeni bulabildim. Suçlu olduğu halde serbest bırakılan bütün insanları araştırdım, hepsinin hayat hikayesini, neler yaptıklarını okudum. Aylar önce rastgele bir kafe de otururuken siması yabancı olmayan bir kadını gördüm, biraz dikkatli bakınca kim olduğunu tanıdım; kendi çocuğunu öldürmüştü ama delil yetersizliği sebebiyle serbest kalmıştı… İşte o an seni fark ettim, dikkatlice kadını izliyordun. Kadın kafeden çıkınca sen de onun peşinden çıktın… Tabii peşinizden ben de geldim. Kadını takip ettin ve boş bir sokakta onu boğarak öldürdün, aynı boğularak ölen çocuk gibi… İşte o günden beri seni gölge gibi takip ediyordum, daha doğrusu ediyordum. Geçen gece yanına gelme cesaretini topladım ama beni kovmaktan beter ettin. İşte tüm hikayem bu”

Adam az önceki ifadesini koruyarak “O gece, o adamın beni vuracağını nereden biliyordun?” diye sordu. Kaan o geceyi hatırlamaya çalışarak “Sen beni kovunca…” dedi, tekrar derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti “Restaurantın dışında sizi beklemeye başladım, ne yapacağını merak ediyordum. Galip otoparka doğru yürürken sen de onun peşinden gidiyordun ama sizi takip eden bir başkasını fark ettim. Galip’in korumalarından birisiydi. Sen dikkatlice Galip’i takip ediyordun, ben de onun korumasını takip ediyordum. Otoparkın 2. Katına geldiğimizde her şey bir anda yaşandı ve ben büyük bir acı hissettim, sonrasını tam hatırlayamıyorum” Kaan konuşmasını bitirdiğinde soğuk soğuk terliyordu; göğsündeki yara yeniden canını yakmaya başlamıştı. Adam tekrar dikkatlice Kaan’ı sırt üstü yatırdıktan sonra konuşmaya başladı;

“O gece, Galip’i vuracağım sırada ‘Seni vuracak’ diye bir çığlık ve silah sesi duydum, arkamı döndüğümde eli silahlı bir adam ve yerde kanlar içinde yatan seni gördüm. Tam olarak nerenden vurulduğunu göremedim ama adamı etkisiz hale getirmek için sağ diz kapağına ve sol kaval kemiğine ateş ettim; adam acı içinde yerde kıvranmaya başlayınca önce Galip’i vurdum sonra seni kendi arabamla buraya getirdim. Her şey saniyeler içinde gerçekleşti”

“Peki şimdi ne olacak? Beni de öldürecek misin?”

“Seni öldürmek isteseydim vücudundaki iki kurşunu çıkartıp yaralarını temizlemezdim”

Adam odadan çıkacağı sırada Kaan büyük bir merakla “Nereye gidiyorsun? Bari ismini söyle?” diye bağırdı. Adam odanın kapısını açtıktan sonra “Kendi kızını taciz eden bir adamı ziyaret etmeye gidiyorum… Bu arada ismim Habil” dedi. Habil odadan çıktıktan sonra Kaan tekrar gözlerini kapattı.

3. Bölüm: Beraber İlk Görev
Kaan yaklaşık bir haftanın sonunda ağrılarından kurtulmuştu hatta yavaş yavaş ayağa kalkacak seviyeye gelmişti. Yattığı yerden incelediği kadarıyla yattığı oda sadece kitaplardan ve bir masa ile sandalyeden oluşuyordu. “Bakalım neler okuyormuşsun” diyerek yataktan çıktı; bandajlı göğsünü tutarak kitaplara doğru yürüdü. Oda toplamda üç duvardan ve onları kapatan kitaplardan oluşuyordu, herhangi bir penceresi yoktu. Kaan kendinden geçmiş gibi tek tek kitapları inceliyordu. Kütüphane politika kitaplarından ve dünya klasiklerinden oluşuyordu. Kaan heyecanla ve yüksek sesle “Müthiş bir birikim… İnanılmaz eserler!” dedi. Yaklaşık iki dakika daha kitaplara göz gezdirdikten sonra odanın beyaz renkli kapısı açıldı. Siyah bir tişört, kot pantolon ve bir sırt çantasıyla Habil girdi içeriye… Sert ama gayet samimi bir ses tonuyla “Her şeyden önce sessiz olmayı öğrenmen gerekiyor” deyip sırt çantasını yere koydu. Pantolonla tişörtü Kaan’a atıp “Bunları üstüne giy. Eğer pantolon bol gelirse, eski pantolonundan çıkardığım kemer yatağın altında… 57 saniye içinde hazırlan, çantayı al ve evin dışına çık… Umarım araba sürmesini biliyorsundur” dedi. Kaan göğsündeki yaraya aldırış etmeden hızlıca tişörtü üstüne geçirdi, sonra pantolonu giydi; yatağın altındaki kemeri de aldı. Hızlıca sırt çantasını omuzlayıp kendini odadan dışarıya attı. Hızlı hareket ettiği için evin geri kalanını inceleme fırsatı yoktu, bildiği tek şey iki katlı bir evin içinde olduğuydu. Evden dışarıya çıktığında Habil’i ve siyah renkli arazi aracını gördü. Kaan hayran bakışlarıyla “Güzel arabaymış” dedi. Habil kolundaki saate bakarak “56 saniye içinde geldin, güzel…” deyip arabanın anahtarlarını Kaan’a attı. Habil ön koltuğa oturdu Kaan sürücü koltuğuna. Kaan nereye gideceklerini bilmeden arabayı sürmeye başladı. Yaklaşık yedi dakika boyunca Habil’in komutlarıyla arabayı süren Kaan büyük bir sakinlikle “Bak, nereye gidiyoruz veya benimle ilgili planın nedir bilmiyorum ama yaralarımı iyileştirdiğin için sana minettarım. Ayrıca sana neden saygı duyduğumu da söylemek istiyorum… Takip ettiğim kadarıyla kimseyi öldürmek ilk amacın olmadı, kısasa kısas davrandın ve tüm olay yerlerine suçluların dosyalarını ve suçlu olduklarını kanıtlayan delilleri bıraktın… En azından medyaya böyle yansıdı. Her ne kadar yetkililer senden nefret etse de, senin gerçekten adaletli biri olduğunu düşünüyorum ve büyük bir saygı duyuyorum” dedi. Habil bir şey demeden torpido gözünü açtı. Torpidonun içinde bir dosya ve silah duruyordu. Silahı geriye iterek dosyayı torpidodan çıkartıp Kaan’ın kucağına attı. Kaan gözlerini yoldan ayırmadan “Kızma ama hem yola bakıp hem bu dosyayı okuyamam” dedi. Habil dikkatlice Kaan’a bakıp “Gideceğimiz kişinin dosyası; Tayfun diye biri. Yedi yıl önce para karşılığında kendi kızını bir adamla evlendirmiş… Kız geçen aylarda psikolojik rahatsızlıklardan dolayı intihar etmiş. İntihar etmeden önce her şeyin sebebi olarak babasını suçlamış” dedi. Kaan düşünceli bir şekilde “Ortada bir cinayet falan yok, adama ne yapacaksın?” diye sordu. Habil iyice arkasına yaslanıp “Olaylara duygusal bir şekilde bakmam ama kendi kızını mal gibi satıp onun intiharına sebebiyet vermek bana kalırsa cinayetten farksız bir durum…” dedi, ardından gidecekleri yerin adresini verdi. Kaan arabayı dikkatlice sürerken aklına takılan bir başka soruyu sordu: “Kusura bakma ama sana bir şey sormak istiyorum; neden hep küsuratlı zamanlar veriyorsun? Senin yanına geldiğim ilk gece uzaklaşmak için bana 7 saniye verdin, neden direkt 5 veya 10 saniye değildi? Bugün hazırlanmam için 57 saniye verdin, neden 55 veya 60 değildi? Sence de garip değil mi?” Habil gözlerini dışarıdan ayırmadan konuşmaya başladı “Hayatta her şey birkaç saniye ile kazanır veya kaybedersin. Eğer bugün sana 57 saniye vermeseydim büyük bir ihtimalle hazırlanman 60 saniyeyi geçerdi ama sen 56 saniye içinde hazırlandın. 56 saniye içinde yapabileceğin bir işi hiç yoktan uzatacaktın. Uç bir örnek düşün: Mesela zaman ayarlı bir bombanın ucundasın ve bombanın patlamasına 121 saniye var. Böyle bir durumda, neden 120 veya 125 saniyeye ayarlı değil diye mi düşünürsün, yoksa 121 saniye içinde o bomba düzeneğinden kurtulmaya mı çalışırsın? Önemli olan asıl şey, zamanını nasıl değerlendirdiğindir… En azından artık 1 dakikanın altında hazırlanabildiğini biliyorsun” lafını bitirdikten sonra yine sert ama kendinden emin bir ses tonuyla “Dur!” dedi. Kaan sert bir frenle arabayı durdurdu; ikisi de öne doğru sıçradı. Habil arka koltuğa uzanıp sırt çantası aldı. Kaan ne olacağını merak ederek Habil’i izliyordu. Habil çantanın ön tarafından bir çift deri eldiven çıkartıp Kaan’a verdi. Kaan hızlıca eldivenleri giydi. Habil, bahçeli bir yer evi göstererek “Tayfun o evde yaşıyor. İlk önce adamı bayılt, sonra bir sandalyeye bağla; kurtulamayacağından emin ol! Evin bütün pencerelerini, kapılarını ve hava giriş çıkışlarını kapat… Sonra evin içinde ne kadar gaz kaynağı varsa hepsini aç!” dedi. Kaan endişeli bir şekilde “Bunları ben mi yapacağım? Neden direkt işini bitirmiyorsun? Ya kamera falan varsa?” diye sordu. Habil dosyayı tekrar Kaan’ın kucağına atarak “Kız kendini bu şekilde gazla zehirleyerek intihar etti, şimdi aynısını buna sebep olan kişi yaşayacak! Bu dosyayı da evin içine bırak” dedikten sonra çantanın içinden bir başkasının yüzünü andıran latex maske çıkardı. “Bu maskeyi yüzüne tak. Eğer çevreden herhangi biri seni görürse maske olduğunu fark etmez, kameralarda da asıl yüzün fark edilmez. Sırt çantasının içinde ihtiyacın olan bütün malzemeler var. Evden çıkmadan önce adamı kendine getir, her şeyi hissetmesini istiyorum. Ve… 600 saniyen var” dedikten sonra çantayı Kaan’a verdi. Kaan maskeyi yüzüne taktıktan sonra hızlı atan kalbiyle arabadan dışarıya attı kendini… Kaan sırtında çanta, yüzünde bir maske ve göğsünde giderek artan ağrıyla duvarları çatlamış eve doğru yürüyordu. Evin etrafında fazla bina yoktu, başkası tarafından görülme riski neredeyse yok gibiydi. Eve yaklaştıkça duyabildiği tek şey kalbinin gümbürtüsüydü…

Kapının önünde durduğunda derin bir nefes alıp zile bastı.Yaklaşık 12 saniye sonra kapıyı 60 yaşlarında, Kaan’dan daha kısa -tahminen 1.70 boylarında- bir adam açtı. Kaan maskenin altından “İsminiz Tayfun, öyle değil mi?” diye sordu. Adam “Evet” dediği anda Kaan sert bir şekilde adamı itip içeriye girdi, sonra da hızlıca kapıyı kapattı. Yaşlı adam gelişi güzel bir yumruk salladı ama bir işe yaramadı. Kaan büyük bir acımasızlıkla adamın kafasını duvara vurdu; adam sersemleyerek yere yığıldı. Kaan suratı maskenin altında resmen yanıyor, boynuna doğru terler süzülüyordu. Hızlıca çantanın içindeki ipi çıkardı; gemicilerin kullandığı oldukça sert bir ipti. Yerde yatan Tayfun’un üstüne eğilip ellerini ve ayaklarını bağladı. Odalarının içinde koşturarak bütün pencereleri, kapıları ve gördüğü her deliği kapattı; olabildiğinde hızlı hareket etmeye ve etrafta delil bırakmamaya çalışıyordu… Delikleri kapatma işi bitince Tayfun’u salona taşıyıp bir sandalyeye oturttu. Yaşlı adamın kurtulma şansı olmasın diye arta kalan iplerle bir de sandalyeye sabitledi. Geriye sadece adamı uyandırmak ve bütün gaz kaynaklarını açmak kalmıştı. İlk önce adamı kendine getirdi. Adam inleyerek “Kimsin sen?” sorusunu sorarak gözlerini açtı. Kaan cevap vermeden mutfağa koştu. Mutfağın içinde bir büyük, bir de küçük tüp vardı; büyük tüp dörtlü ocağa bağlıydı, küçük tüp bir köşede duruyordu. Kaan ikisini de sonuna kadar açtı sonra banyoya doğru ilerledi; oradaki gaz kaynağını da açtıktan sonra adamın yanına, salona koştu. Adam “Ben ne yaptım sana?” diye ağlıyordu. Kaan elindeki dosyayı yere attıktan sonra çantayı alıp evden çıktı.

Arabanın içine girdiğinde hemen maskesini çıkardı; yüzü kıpkırmızıydı, ter damlaları gözlerini yakıyordu. Habil saatine bakıp bıyık altından gülümseyerek “602 saniye içinde geldin… Eğer 601 saniyeye ayarlı bir bombanın ucunda olsaydın, ölmüştün!” dedi, ardından devam etti “Çantanın dibinde bir havlu var, yüzünü sil; sonra da arabayı sür” Kaan hemen yüzünü sildi sonra arabayı çalıştırdı. Kaan arabayı hareket ettirdiğinde Habil telefonundan bir numara tuşlayıp “Alo… İsimsiz bir ihbarda bulunmak istiyorum. Az önce komşumun evine zorla girildiğini gördüm. İçeriden bağırış sesleri geliyor. Lütfen yardım edin!” deyip Tayfun’un evinin adresini verdi… Sonra da telefonu kırıp dışarıya fırlattı. Kaan arabayı sürerken yarı kızgın, yarı meraklı bir ses tonuyla “Madem o adamı kurtaracaktın ne diye bana işkence ettin?” diye sordu. Habil bu sorunun geleceğini tahmin ediyormuş gibi kendinden emin bir şekilde “Her ne kadar kendi kızını mal gibi satıp, onun intiharına sebep olan kişi ölmeyi hak etse de, buraya gelirken söylediğim gibi; olaylara duygusal açıdan bakamam…” dedi. Kaan sert bir şekilde Habil’in suratına bakıp “Madem adamı kurtaracaktın, neden dosyasını oraya bıraktırdın? O dosya da ne yazıyordu?” diye sordu. Habil 17 saniyelik bir sessizliğin ardından “Tayfun yıllar önce, gençlik zamanlarında bir cinayet davasında sorgulanmış. Ömer diye bir adam bütün suçu üstlenmiş ve Tayfun serbest bırakılmış. Cinayet aleti bulunamasa da Ömer hapse girmiş. Uzun bir süre hapiste kaldıktan sonra yaklaşık 5 yıl önce serbest bırakılmış. Geçen hafta Ömer’i bulup bütün olayı öğrendim; aslında cinayeti Tayfun işlemiş ama biraz para ve tehdit ile suçu Ömer üstlenmiş. Bıraktığın dosyanın içinde bu olayla ilgili bazı belgeler var” deyip arkasına yaslandı. Kaan kısa bir sessizliğin ardından hayranlıkla “Eğer Tayfun gaz zehirlenmesinden ölürse kızının adaleti sağlanmış olacak, eğer yaşarsa yıllar önce işlediği bir cinayeti itiraf etmek zorunda kalacak ve Ömer’in adaleti sağlanacak” dedi. Habil kafasını sallayarak “Tayfun kurtulursa Ömer’e bir mesaj gidecek, bana anlattığı her şeyi polise de anlatacak… Tayfun şu an kızının ölürken neler hissettiğini az çok tahmin edebiliyordur… Umarım kurtaramazlar ve gazdan zehirlenir!” dedi. Kaan uzun süre sessiz kaldı. Az önce yaşanan şeylerin etkisi altındaydı. Biraz daha sessiz kaldıktan sonra aklına takılan bir başka soruyu sordu: “Sen zaten her şeyi planlamışsın, neden benim gerçekleştirmemi istedin?” Habil biraz uyumak için gözlerini kapatarak, yarım ağız bir şekilde “Bunun cevabını bu akşamda öğrenebilirsin, belli olmayan bir tarihte de… Veya hiç öğrenemezsin! Şimdi konuşmamız gereken başka bir konu var bu yüzden arabayı daha hızlı sür. Bu arada, evi bulabilsin, değil mi?” dedi. Kaan gülümseyerek “Bulurum” dedi ve arabayı hızlandırdı.


(Muhammet Topcu) #2

Selamlar, öykünüzü okudum. Hafiften bir Punisher edası sezdim ana karakterde. Güzel bir giriş hikayesi olmuş ama bir iki husus var.

Birincisi, ikinci paragrafta gereğinden çok fazla Galip deniyormuş gibi hissettim. Onun yerine farklı zamirler kullanılabilirdi.

İkincisi, ana karakterin mantığına göre kısasa kısas bir adalet sistemi olmalı. Madem ki öyle, neden çocuğu vuran adamın yalnızca ayaklarına sıkıyor? Ve onu da geçtim, elinde silah bulunduran bir adamın ayaklarına sıktıktan sonra neden arkasını o adama dönüyor? Olan adamın ayağına oldu, eline olmadı ki? Gayet sırtından kurşun yeme olasılığı sürüyor.

Öykünüzde başarılar dilerim :slight_smile:


(Sepulnevro) #3

Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. Hikayeyi yazmaya başlarken zaten kendimi Punisher benzetmelerine hazırlamıştım, ama elimden geldiğince kendine has bir karakter ortaya çıkarmaya çalışacağım. Diğer hususlara gelecek olursam bunların cevabını zaten 2. Bölüm (Tanışma) ile verecektim ama ufak bir bilgi vereyim… Ana karakterimiz durduğu açı itibari ile Kaan’ın tam olarak nereden vurulduğunu göremiyor, diğer adama da bu yüzden ölümcül bir atış yapmak istemiyor ama ateş ettiği yerler adamın dengesini epey bozuyor. 2. Bölümle hem otoparktan çıkışlarını, hem de ufak soru işaretlerini yanıtlayıp karakterleri tanıyacağız. Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim… :slight_smile:


(Sepulnevro) #4
  1. Bölümü (Tanışma) paylaştım, keyifli okumalar :slight_smile:

(Sepulnevro) #5

_3. Bölümü (Beraber İlk Görev) paylaştım, keyifli okumalar. Hikayeyi okuyanlar yorumlarını belirtirse sevinirim :slight_smile: “Ölüm ve Yeniden Doğuş” adlı 4. Bölümü en kısa zamanda paylaşacağım…