Adriyatik'in Sakladıkları

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/adriyatikin-sakladiklari/



Büyük bir hevesle çıktığımız Balkanlar yolculuğunun üçüncü durağına gelmiştik. Yolculuğumuza yüksek tempoda başlamış, Makedonya’nın kuzeyinden güneyine detaylıca bir seyahat etmiş ve Arnavutluk’un başkenti Tiran’da bir tane bile Arnavut ciğeri satan dükkân bulamamanın hüznüyle İşkodra şehrine geçmiştik. Temmuz sıcağında tırmandığımız İşkodra kalesinin yorgunluğu ve Karadağ’ın başkenti Podgorica’nın yarattığı hayal kırıklığı içinde Budva şehrine varmıştık. Karadağ, Avrupa’nın… (DEVAMI…)

1 Beğeni

Merhaba,

Öykünüzü okudum, ellerinize sağlık. Adriyatik kıyısı harikadır :slight_smile: Müsaadenizle bir kaç eleştiri/tavsiye yapmak/vermek istiyorum.

  • Giriş kısımlarının biraz uzun tutulduğunu söyleyebilirim. Gezi hakkında bu kadar çok detaya sanırım ihtiyacımız yoktu. Hikayeyi, hikayelikten çıkarıp gezi yazısı haline sokma tehlikesi yaratıyor bu kadar detay. Özellikle de ilk paragraflarda hikayede ısınacak bir şeyler aradığımızı düşünürsek.

  • Aşağıda vereceğim örneklere filtreleme deniyor:

Tam yanına doğru yüzmeye başladığım sırada Onur’un saatin epeyce geçtiğini ve artık çıkmam gerektiğini söyleyen sesini duydum.

Bu sırada denizde yüzerken gördüğüm sarışın kızı heykelin yakınındaki kayalardan birinde oturmuş, bana gülümseyerek bakarken gördüm.

Hikayeyi birinci tekil şahıstan yazıyorsunuz. Eğer duyulan ya da görülen şeyi direkt yazarsanız okuyucu rahatlıkla anlayacaktır kimin görüp duyduğunu. “Gördüm”, “duydum” gibi kelimelerle anlatınca olan şeyle okuyucu arasına bir filtre koymuş oluyorsunuz. Bu da okuyucuyu hikayeden uzaklaştırıyor. Ne söylendiğini ya da ne olduğunu yazmanız daha kestirme ve daha etkili olacaktır.

  • Aşağıdaki örneklerin söyleme/gösterme ayrımı için önemli olduğunu düşünüyorum. Yazıdaki bir şeyi mümkün olduğunca göstermek gerekir, söylemek değil. Bunun ne olduğunu kısa yoldan şöyle anlatayım: “Kızgınlıkla konuştu” bir söyleme örneğidir. Kızgın olduğunu söylüyorsunuz ve okuyucu bunu kabul etmek zorunda kalıyor. “Konuşurken sesi giderek yükseldi ve elleri titremeye başladı” bir gösterme örneğidir. Okuması daha zevkli ve okuyucunun hisleri kendi çıkarmasına yardımcı oluyor. Metni de zenginleştiriyor.

Hisar’da muhteşem bir deniz manzarası ve birçok heykelle beraber içinde önemli yazılı eser bulunduran kütüphane vardı.

Burada kütüphaneye gidildiğini anlatmak, anlatıcının gözünden kütüphaneyi göstermek daha etkileyici olacaktır.

Mahcup bir şekilde bitirdiğim cümlemin havada kalmasına izin vermeyerek

Mahcup olunduğu gösterilebilirdi.

Bu cümle onu eğlendirmişe benziyordu

Nasıl eğleniyordu deniz kızı?

Sesi su altında samimi geliyordu

Bizimle konuşan insanların seslerini samimi diye nitelemeyiz genelde. Samimi olduğuna da belli belirtiler üzerinden karar veririz. Bunları göstermek daha etkili olacaktır.

Gerçek ile fantastiğin bir araya geldiği bir hikaye olmuş. Adriyatik kıyısında bunları hissetmek sonderece normal :slight_smile: Ben bir uzman değilim ama sanırım bir kaç şeye dikkat ederek daha zengin bir hikaye haline getirebilirsiniz. Bir dahaki hikayenizi bekliyorum!

Detaylı yorumunuz ve değerli eleştirileriniz için çok teşekkür ederim :slight_smile: Geziyle ilgili detaylara tamamen katılıyorum, sanırım yeterince iyi bir giriş bulamadığım için böyle kalmasına izin verdim. Çok fazla birinci ağızdan hikaye yazmam, o yüzden bu tavsiyelerinizin kalemime büyük faydası olacaktır. Öteki ay görüşmek üzere :wave:

Yazarların yorum yolu gözlediğini tahmin edebiliyorum. O yüzden okuyup geçmek istemedim.

Öncelikle elinize sağlık. Bir önceki yorumda söylenenlere katılıyorum. Hikayenin büyük kısmını dramatik yapıya hizmet etmeyen gezi yazısı cümleleri oluşturmuş. Oysa hikaye pekala kahramanımızın derniz kızıyla ilk konuştuğu bölümden başlayabilirdi. Bu ayın konusu deniz kızı olduğu için, bu sitede okuyanlar zaten bu kızın deniz kızı çıkacağını tahmin ettiği için, hikayede uzun süre merak unsuru devreye giremiyor. Bu konuştuğu kız deniz kızı çıkmasaydı ve hikaye başka türlü aksaydı asıl o zaman sürpriz yaşamış olacaktık :slight_smile:

Hikaye bir şey anlatıyor ama hikayede bir şey olmuyor. Kahramanın deniz kızıyla denizin altına yaptığı yolculukta da hikaye bir kırılma yaşamıyor. Ablanın itirazıyla kahramanımız kendisini sahilde buluyor. O yüzden deniz altındaki kısım da kurmaca bir gezi yazısı haline geliyor. Hikaye bittiğinde okuyucunun elinde pek bir şey kalmıyor. İnsanoğlunun iyi ve kötü davranışları olduğunu ve detayları belirsiz bir şekilde de olsa denizhalkına zulmettiğini öğreniyoruz.

Sanırım niyet, insanoğlunun doğaya verdiği zararı; doğayı denizhalkı ile özdeşleştirerek anlatmaktı. Hikayeden bu sonuç çıkıyor ama lezzet ve sürükleyicilik eksik kalıyor.

Kolay gelsin. Yazmaya ve okumaya devam.

Değerli yorumlarınız için teşekkürler. Hikayenini özünün anlaşılmasına sevindim. Lezzet ve sürükleyicilik üzerine çalışacağım. Yazmaya ve okumaya devem :slight_smile: