Ağıtlarla Mühürlenmiş Sessizlik

Toplumsal bır konu…Daha çok eskilerin yaşadığı durumlara değinmişsin…Tebrik ederim güzel yazı…

5 Beğeni

Merhaba tekrar,

Geçen ay da söylemiştim şimdi de yineliyorum. İşin edebiyat kısmına ciddi bir yetenek ve eğilim görünüyor. Betimlemeleri de beğeniyorum, benim, sadece benim için belki biraz fazla ama kendi içlerinde son derece ritmik ve güzel kotarılmışlar.

Olay örgüsünde bir iki şey söyleyeceğim. Aslında ve öncelikle bu bir olay öyküsü değil o sebeple olay örgüsü belki doğru tanımlama olmayabilir. Ama öykü, birkaç farklı konuya tek tek güzel ama birbiriyle uyum açısından okuyucuyu biraz zorlayacak şekilde değinmiş. Depresyon, büyü, sosyal olgular -temelde cinsiyet eşitsizliği- yeniden doğuş ve çabası ama aynı zamanda kan bileklerden miydi acaba sorusu…

Özetle; güzel ve nitelikli bir his aldım ve tek tek iyi kotarılmış gerçeklikler okudum. Belki çok fazla genişlemiş olabilir. Ama olmayadabilir. Ya da bu haliyle de farklı farklı konuları ile zengin bir eser olarak da tanımlanabilir.

Ben güzel ne varsa onu tercih ettim.
Kaleminize sağlık…

5 Beğeni

O büyü kitabı hepimizin içinde saklı. Ruhumuzu kandırmayı bırakıp ‘ben yapabilirim’ dedikten sonra hepimiz o büyüyü yapabiliriz :smiley:

Aslında olabildiğince örtmeye çalışmıştım ancak tam olmamış demekki :slight_smile:

Evet, bunu küçük bir ön okumayla halledebilirdim ancak o sıralar başımda bin bir türlü telaş vardı ve ön okuma fırsatım olmadı.
Okuyup yorumladığınız için teşekkür ederim.

5 Beğeni

Maalesef sadece eskiler değil böyle yaşamak zorunda kalan hala çok fazla genç mevcut :frowning:

4 Beğeni

Her ay beni şımartmayın lütfen :smiley: böyle düşündüğünüz için çok teşekkür ederim.

Bunu yaparken ben de çekindim ancak üstünde düşününce bir sakınca görmedim çünkü bu olayların hepsi gerçekten iç içe. Bu yüzden onları birbirinden ayırmak istemedim.

Kan bileklerinden değildi ona emin olun :smiley: yeniden doğuşu için kendisini kandırmasını gerektiren küçük bir araçtı. Ölmeyi değil yeniden doğmayı seçti karakterimiz. :smiley:
Okuyup yorumladığınız için teşekkür ederim.

5 Beğeni

Öyküye In medias res ile başlangıcı yapıp, beni en can alıcı yerimden vurdun, beni bağladın. Kullanması zor olan bu teknik beklentilerimi daha okumadan yükseltti ve geriye kalan satırları okumak için can atmaya başladım, beni heyecanlandırdın.

Blok-alıntı “Sessizliğimin mezarıma toprak attığı bir hayat sürüyorum. Hayatım benim elimden alınmış ve diğerlerinin oyuncağı olmuş. Kendi benliğimi bulamıyorum. Adımlıyorum, yürüyorum, koşuyorum ve hatta kulaç atıyorum. Bunların hiçbiri beni ait olduğum yerden çıkartamıyor. Sahi ben nereye aitim? Mezarlar… Üstü kapanmamış mezarlar var. Mevsimler geçiyor birbirini ardına. Toprakları mezarlarla dolduranlar değişmiyor. Mezarın başında duran bedenimi izliyorum. Küreği doldurup kendi mezarıma atıyorum tüm toprakları. Mezarın içine yerleşmiş bedenime gözlerime kaydırıyorum. Orada… Bedenim orada… Neden kendimi gömüyorum? Bir saniye! Tek ben yapmıyorum. Herkes… Etrafımda çevrelenmiş tüm vücutlar bunu yapıyor. İnsanın bedenin aynı anda iki farklı yerde olması mümkün mü? Üstelik birisi diğerini hiç düşünmeyip, onu sonsuz acıya doğru itiyor. Kendisinin uçsuz bucaksız bir çölde yağmur damlalarının getirdiği ferahlığı arayan aciz bir varlığa dönüştüğünü görüyor. Evet, tüm bedenler bunu yapıyor. Kendi acılarını görmezden gelip mezarları tek tek dolduruyorlar. Hiçbiri yağmur damlalarının ferahlığına erişemiyor. Kumlara aldırış etmeden dikmişler gözlerini gökyüzüne bakıyorlar.”
Ne kadar da doğruydu bu alıntı. Bazen bizler, daha doğrusu toplumun, görgü ve geleneklerimizin şekillendirdiği, kelepçelediği bizler kendimizin düşmanı haline gelebiliyoruz. Bazılarımız adım atabilirken, bazılarımız olduğu yerde sayıyor ve mezarına her atılan kürekle daha da derine gömülüyoruz. Bu öykünün en can alıcı yanı aslında hepimizin hayatında gördüğümüz ama kulak asmadığımız, belkide ignore etmeye çalıştığımız, insanların normal olarak nitelendirdikleri fakat başkaların sonu olabilen olaylardı. Bu yüzden empati kurabildik ve kendimize geri baktığımızda bazı şeylere bağlayabildiğimiz düşünüyor ve bu hisleri uyandırdığın için tebrik ediyorum. :innocent:

5 Beğeni

Her donemde sıkıntılar olacaktır muhakkak…Keske olmasa ama zor bır ıhtımal…Bız yıne olmamasını umıt edelim… :smiley:

5 Beğeni

Hehe ben de çok seviyorum bunu :smiley:

Umarım hepimiz adım atabiliriz… :smiley:
Ben adımlamaya başladım herkesi buna davet ediyorum :smiley:

4 Beğeni

Kesinlikle haklısınız :smiley:

4 Beğeni

Merhaba öykünü cok begendim. Buralarda yeniyim ve simdiden takip ettiğim öykücüler var. Şimdi bir tane daha oldu. Aile baskısı, kadın olmadan önce insan olma çabası, anlaşılmaya çalışma ve sonunda yalnızlık. Bunun bir kara büyüye dönüşümü cok iyiydi.
Teşekkürler,
Dilek

5 Beğeni

Yorumlarınız çok değerli benim için. Sizi memnun etmek de hoşuma gitti. Çok teşekkür ederim :slight_smile:

4 Beğeni

öykünüzü beğendim bir kaç tane bana göresi var onları da ekleyeyim aşağıya.

birincisi işin içine büyünün girmesini ben tam alamadım. nasıl anlatayım; gerçekten elini kesiyor gibi geliyor sonra asıl büyü verdiğim karardı oluyor. bi kargaşa yaşadım kafamda.

ikincisi “İnsanoğlu her zaman kendi sonunu getirmişti. Her birinin içinde virüsler vardı. Hepsi birer birer insanların içine işlemişti. Bunların farklı isimleri farklı cisim…” diye devam eden paragrafınızın hikaye akışınız ile hiç uygun olmaması. kızın yazdıklarına yedirilebilirdi yukarıda da söylendiği gibi.

elinize sağlık.

3 Beğeni

Elini gerçekten kesiyor. Büyüyü oraya koymamın sebebi karakter kendi içinde kendinin başaramayacağını düşünmesi ve kendini kandırıp var olmayan bir kaynaktan yardım almaya çalışması. İç savaşını ancak bu şekilde kazanabiliyor.

Bu konuda çok haklısınız :smiley:
okuyup yorumladığınız için çok teşekkür ederim.

1 Beğeni

Merhaba @Yuzuri :blush:
Oykunuz genel anlamda iyiydi. Dil kullanımı da başarılı. İmla olarak gözden geçirilmesi gereken yerler var elbette, hepimizin öyküleri gibi.
Başlıca eleştirim, italik kısımlarin başlı başına çok daha iyi bir öykü dogurabilecegine dair. Ben genelde 3. Tekil şahıs anlatımını değil, 1. Tekil şahıs anlatımını severim. Ve bu öykü, o şekilde tirmanabilirdi. En azından ben olsam öyle yapardım :blush:
Kurgu üzerine biraz daha incelikle egilebilirsiniz sonraki oykulerinizde. Çok vurucu noktalar var, tirmandirirsaniz lezzetli bir öykü çıkar ortaya.
Kaleminiz iyi ve gelişmeye oldukça açık. Sizi daha çok fazla okuyacağımizi düşünüyorum.
Sevgilerimle, görüşmek üzere🙏

1 Beğeni

Okuyup yorumladığınız için çok teşekkür ederim. Beğenmenize de sevindim :slight_smile:

Ben de 1. Tekil kullanımını daha çok seviyorum ancak hepsi 1. Şahıs yapmaktan şimdilik kaçındım. İlerki düzenlemelerimde ben de 1. Tekile dönüştürmeyi düşünüyordum.

Umarım her şey daha iyiye gider ve hep yazıp okuruz :slight_smile:

2 Beğeni

Dünya üzerinde işlenen çoğu suçun kadınlar üzerinden olduğu tekrar yüzüme çarpmış oldu bu hikayeyle; aslında ne söylesem tam olarak anlatabileceğimi sanmıyorum bu duyguları. Çocukluktan ergenliğe kadar olan süre boyunca, hatta belki daha da uzun bir süre ne yapıp ne yapmamamız gerektiği bize diretilen belirli ve belirsiz nereden geldiği belli olmayan o edep(!) kurallarını hepimiz duymuşuzdur, ve bunların çoğu ne yazık ki kız çocuklarına dayatılan kurallardır. Bu hikayede de senin güçlü bir şekilde gösterdiğin gibi, bir virüs olarak kuşaklara aktarılma metaphoru benim çok hoşuma gitti. Hatta belki daha doğru bir tanım kullanılamazdı bu kurallar için. Birçoğumuz Ebru’nun yaşadıklarına aşinayız aslında, özellikle de baskıcı aileler tarafından yetiştirilen çocuklar eminim ki aynı hikayeyi farklı bir biçimde de olsa yaşamışlardır. Özellikle de bizim ülkemizde bu konu üzerinden yapılan diziler, hikayeler oldukça mide bulandırıcı bir hale gelmişken yazında bu konuyu güzel bir şekilde eleştirdiğin ve başkaldırıcı bir tema kullandığın için seni tebrik ediyorum canım arkadaşım.
Yazılarının devamını dört gözle bekliyorum, kuralsız ve dogmasız günlerin geleceğini umarak yorumumu burada sonlandırıyorum.
:kissing_heart:

3 Beğeni

Canım benim vakit ayırıp okuduğun için çok teşekkür ederim. İnsanın sesini duyurabilmesi gerekiyor. Aksi halde köşeye sıkışıp kalıyor :frowning:

1 Beğeni

Merhaba @Yuzuri,

Yorum yapmak için geç kalınca, söylemek istediklerim söylenmiş oluyor ancak yine de yazacağım. :slight_smile:

Öncelikle bu okuduğum ilk öykünüz, bu nedenle sadece bu yazıya yönelik yorumlarım olacak, genel tarzınızı bilemiyorum.

Çok beğendiklerim;

  • Virüs temasına yaklaşma şekliniz,
  • Kadınların belli coğrafyalarda yaşadıkları toplumsal konudan bahsetmeniz,
  • Anlatım dilinizin akıcı ve merak uyandırıcı olması,

Gelişime açık gördüğüm alanlar ise;

  • Yazının mesajının çok direkt olması,
  • Karakterin derinliğinin biraz eksik kalması,

Bunlar da zaten bu öykü özelinde çok fazla vaktiniz olmamasından kaynaklı diye düşünüyorum. Toplumsal baskının sessizlik olarak dışa vurumu gerçekten etkileyiciydi. İşin içinde kadın olan hikayeler benim için çok daha fazla yüreğe dokunan hikayelerdir. Sizinki de dokundu, yazmaya devam edin lütfen. Bu arada @MuratBarisSari nın neden tavsiye ettiğini de anlamış oldum. Eski feministlerden kim kaldı :stuck_out_tongue:

Tanıştığımıza memnun oldum @Yuzuri :pray:

Görüşmek üzere,

Sena

2 Beğeni

Vaktinizi ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim :slight_smile:

Beğenmenize sevindim :slight_smile:

Evet bu konuda hep kaygı yaşadığım için insanların gözüne sokuyorum bunu aşmam lazım.

Şu kısım zaman darlığından eksik kaldı maalesef :frowning:

Sessizlik konusunda kendimi anlatmış olabilirim :stuck_out_tongue:

Bu beni çok mutlu etti :smiley:

Murat Bey’e teşekkürlerimi iletiyorum o halde :smiley:

Aa her zaman :smiley:

Ben de çooook memnun oldum <3

2 Beğeni

Merhaba

Virüs temasını hiç beklemediğim bir yapı ile ele almışsınız. Günümüzün bile hala kanayan yarasıdır bu baskılar. Ve gerçekten etkileri hikayede anlatılan kadar çok ciddi kalıcı izler bırakmaktadır. Öyküde kurulan bağlar bu anlamda bizlere çok önemli bir toplumsal sorunu izletiyor. Kısa sürede çok güzel dile getirilmiş fazla yormadan yeteri kadar kelime ile başarılı bir kurgu. Tebrikler

2 Beğeni