Aileler, Çocuklar Ve Sınırlar

Şule Gürbüz’ün Kambur kitabını okurken üstteki alıntıya rastladım ve bu konuyu açmak istedim.

Gerçekten de ailelerin küçük çocukları için kurduğu bazı cümleler, o cümleye yükledikleri anlamın çocuğun dünyasında bulduğu yansıma ve ailenin cümleyi kurarken içine girdiği beklenti, küçük bir çocuğun nasıl davranacağı üzerinde çok etkili oluyor. Çocuğun potansiyeli için bazı sınırlar çiziliyor ve hayatı o sınırlar içinde şekillenmek durumunda kalıyor.

Ama aileler çocukları için güzel bir geleceğe yönelen bir yolda, onlara rehberlik etmek zorundalar ister istemez bir yönlendirme olacak. Bu en doğru ve en verimli şekilde nasıl yapılabilir, sizlerin fikirleri neler merak ettim.

3 Beğeni

Ben şahsen spontan yaşama taraftarıyım. Elinden gelen bütün kaynaklar kullanılmalı. Çünkü ne kadar zorlarsan, hayatın değişkenlerine direnemezsin. O yüzden çok sıkmadan akışına bırakmak en iyisi.

2 Beğeni

Sakınan göze çöp batar der benim birkaç akraba, çocukların üstüne çok aşırı düşüldüğünde.
Profile istinaden mutluluğunuz daim olsun, güzel günlerini göresiniz hep.

1 Beğeni

Özel bir şey yazıldığını düşünerek okudum, gayet normal bir tespit. “Sen yaparsın, edersin” diyen ebeveynin, baskı oluşturmasından öte, eğer çocuğa aktif bir katkısı yoksa, etkisiz elemana dönüşmesi de gözden kaçmamalı. Zira hep aynı şey söylenmekte. Ben hatırlıyorum, okul hayatımın bir noktasında (prof derlerdi) inek gibi hissetmemek için ön sıralardan en arkalara atmıştım kendimi tepki olarak. “Dışarıdan gelen beklentilerin karşıladığı birey” olmayı reddetmiştim. Hatta tarih hocası “ilk vizesi 70 olup da 25 alan kim?” diye sormuştu şaşkın şekilde, o derece iğrenmiştim kalıplara sokuluyor olmaktan. Vatandaşlık dersine giren yaşlı hocamıza FB-GS maçı skorunu ve gollerini yazmıştım, ilk vizem 95 mi neydi. Yani bu biraz da şuna benziyor: “Animasyonlarda karakter camdan atlıyor, benim çocuğum da atlayacak”. Hayır, çocuklar aptal değil. Burada da birey olmak yine onun elinde. Tüm ailesi sigara içip kendisi içmeyen sıra arkadaşım vardı. Bahanelere sığınmak kolay (ben içmeyim de kimler içsin diyen “dertli” yetişkin). Birey olmak zor.

Şöhret çocuğu olanların yaşadığı baskıyı da çağrıştırdı. O da başka bir yazının konusu.

Kendimden örnek vermek isterim ki ebeveynlerimin doktor olduğu bir evde büyüdüm. Yediden yetmişe herkesin “doktor aileye doktor evlat yakışır” tarzı saçma sapan söylemleriyle büyüdüm. Kafamda ilmek ilmek işlendi.
Üstüme yüklenen sorumlulukla potansiyelim olmasına rağmen devamlı bir şekilde olumsuzluğa sürüklendim “ ya yapamazsam” tarzı içsel söylemlerle. Bu da ciddi ruhsal sorunlara yol açtı. Şimdi de kafası bozuk bir doktor oluyoruz, bakalım :sweat_smile:

Baskı ve sorumluluk yüklemek çok yanlış. Daha doğrusu limitini aşmak. Keza “çok akıllısın” söylemleri de çocuk psikolojisinde farklı durumlara sebep oluyor. Kendini üstün görmekten, bunalıma kadar. Bırakın çocukları biraz, çocukluklarında kalmasın büyüdüklerinde çünkü ben çocukluğumda kaldım.

3 Beğeni

Tepki olarak sizde eczacı olsaydınız keşke :yum:

1 Beğeni

Ebeveynlerin çocuklarına beklentiler yüklemesinin toplumsal nedenlerini de düşününce ister istemez o kadar sert eleştiremiyorum. Benim anne öğretmen baba emekli pazarlamacı. Çocukluğumdan beri yarış atı gibi kulvardan kulvara yarıştırılarak büyütüldüm. Anne mutlu olmamı isterken baba bunun yanında paramı kazanayım da ‘‘erkeklik’’ krizine girmeyeyim istedi sanırım. Asla takdir edilmedim, başarılı bulunmadım babam tarafından. Yolda gördüğü çocuklardan tut benden ‘‘daha az başarılı’’ çocuklara kadar hepsiyle kıyaslandım. Giyim kuşamından, sosyal yeteneklerinden okuldaki başarıya kadar her açıdan. Yani baba bana ideallerini aşılamaya çalıştı ve bunun altında beni ezdiğinin farkına da varmadı. Babamın beni sevdiğini düşünürüm ama hissedemem mesela bugün şöyle kafa yorduğum zaman. Velhasıl kelam bir şekilde büyüdükçe ailenin sana yüklemeye çalıştığı yaşam şekli için rehber olamadığını fark ettiğiniz zaman neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Bizim toplum böyle, sınıflar arası akışkanlık çok dengesiz ve herkes her şeyi her şekilde yapabileceğini düşünüyor içten içe. Yaşam şartlarının motivasyonlarında bu var. Benim ailem de biri öğretmen diğeri orta gelirli pazarlamacı olmalarına rağmen bana hiç yol gösteremeyecekleri bir yola sokmaya çalıştılar. Neye uğradığımı şaşırdım. Onlar kendi zamanlarına ve kendi meslek sınıflarına aitlerken benden bambaşka sularda yüzmemi beklediler sonra yol gösteremediler falan filan. Neticede ben durumumu fark ettiğim zaman çantamı aldım, çıktım ve bıraktım üniversiteyi. Babamla görüşmeyi kestim, tüm yüküm anneme kaldı falan. O yarım yamalak ideallerle yetiştirilmişsiniz, kaç yaşında annenin sırtına yük oluyorsunuz ve yanınızda desteğiniz de yok. Bu vaziyette iyi kötü çalışıp şimdi kendi ideallerime hitap ettiğini düşündüğüm mesleğin yolcusu oldum ama ne yazık ki 20li yaşların başında kendini ve ideallerini keşfetmeye çalışmanın getirdiği uyumsuzluk ve özgüvensizlikle yaşıyorum. Farkındalık beraberinde psikolojik çöküntü de getiriyor. Ha, başkası olsa bu yaşadıklarımdaki paylarından dolayı kolay kolay affedemem ama anne babanın motivasyonlarını da görünce çok da bir şey diyemiyorum. Ben 10 yaşındaki halimin kayboluşuna yanarım sadece.

Çok uzundu, okumadım: Anne babalar ideallerini çocuklarına empoze etmemeli bence ama içinde yaşanılan toplumun hafızasını da unutmamak gerekiyor o yüzden çok çok sorumlu tutulmamalılar bence. Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken onları yalnız bırakmamalı, çağı ve çocuklarını anlamaya çalışmalı ve kendilerini de anlatmaya çalışmalılar bence. Duygusal gelişimin şartı bunlar. Çocukken fark etmiyorsunuz ya da öyle sanıyorsunuz ama belirli bir yaşta, eğer fark ederseniz, geriye dönüp bakınca elde 0 olduğunu görebiliyorsunuz. Bugün 24 yaşımda hayatımın en büyük krizlerinden birini yaşıyorum ve sorumluları günümüzde yaşamıyorlar. :slight_smile:

Edit: O yüzden Everything Everywhere All at Once filmine çok yükselmiştim. Benim hayat hikayeme selam gönderiyordu sürekli.

4 Beğeni

Düşünmedim değil, daha az baskı ve daha az şiddet ile gül gibi geçinip giderdim. Belli mi olur belki de sınava tekrar girerim :sweat_smile:

1 Beğeni

Ben o gün tam olarak anlaşıldım mi bilmiyorum. Tekrar söylemek istedim şimdi. Film kötü veya beğenmedim demedim tam olarak. Daha iyi olabilirmiş ama istemişler gibi geldi bana demek istemiştim. Filmin hakkını yemişim gibi olmasın. Bir arkadaş özelden çok taciz etti de bu filmi beyenecesin, yoksa beni rehberden silecesin diye. O kendini bilir xd

1 Beğeni

Yazarın yazdığı üstünden konuşursam, çocuğa “Ne akıllısın” demek ile rahat ve sıradan şeyler yapabilme şansını elinden almanın hiçbir ilgisi alakası yok. Çocuğa sadece matematik problemi çözünce mi akıllısın deniyor? Çocuk gayet rahat ve sıradan eylemleri gerçekleştirdiğinde, örneğin sokakta gördüğü bir çöpü yerden alıp çöp kutusuna attığında yada bir kaba su koyup sokak kedisine verdiğinde “Ne akıllısın” demek çocuğun ömrünü neden sersem etsin? Ne kadar saçma bir argüman.

1 Beğeni

Baskı ve sorumluluk önemli. Kötüye yönelinmemiş işte. Doktor olmuşsun. Baskı yada sorumluluk verilmeseydi ne olurdu? Bunlar daha korkunç seçenekler ortaya çıkaracaktır. Ben çocukların yetenekleri ortaya çıkana kadar kesinlikle aile baskısı ile yaşamasının taraftarıyım. Çocuklar yada gençler kendi istekleri ile baş başa bırakılmamalı. Ebeveyn süzgeçi çok önemli.

Hahahah. Yok gayet iyi anladığımı düşünüyorum. Değindiğiniz noktalar da gayet yerinde, çok aksini düşünmediğim için ekstra cevap yazamadım sadece. :sweat_smile:

Edit: Akıllılık veya çocuğa övgü konusuna gelirsek de ben sanırım gerekli toplumsal becerileri kazandırmak adına çeşitli iltifatlar ile pekiştirme yapılabilir görüşündeyim. Öte yandan ise çocuğa iltifat edilirken veya bir değer algısı oluşturulmak amacıyla konuşulurken sahip olduğu bir meta veya yaptığı işten dolayı değil de kendinde olan bir şeye vurgu yapılmalı diye düşünüyorum.

1 Beğeni

Hocam burada kastedilen “uslu” anlamındaki akıllı diye anladım ben. Burada uslu olmaya itmekten bahsediyor, sürekli uslu olması beklenen çocukların doğal davranamayacağını irdeliyor. Saçmalık derecesinde uslu bir çocukluk geçirdim, adamın bahsettiği şey bende karşılık buldu en azından :thinking:

2 Beğeni

Anlattığım şekil itibarı ile güzel görünse de çocukluğumda ne yaşadığımı yalnızca ben biliyorum. Doktor olmuşsunuz işte diye kolay olsa her şey keşke. Benim bahsim disiplinin fazla baskı ile çocukları kısıtlaması.
Mutlu muyum? Hayır.
Memnun muyum? Hayır.
O yüzden inanın bunları hiçbirinin önemi yok gözümde.
Korkunç şeyler olmamış derken de aşırı zorlama sebebi ile ileri derece epileptik bipolar olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Her gün bayılma ve hastalığın müfakâtı yalnızca iş sahibi olmak oldu.

Hâlen daha söylemek istediğim disiplin ve sorumluluk aşılamak doğru ama bu kadar değil.

Teşekkürler.

2 Beğeni

Benim çocuğum akıllı, benim çocuğum yapmaz öyle şeyler cümleleriyle çocuğun yapmak istediği ama anne babanın hoş karşılamadığı için yapamadığı insanin içinde kalan ukteler üstüne açtım ben başlığı.

Aile kendi eğrisine doğrusuna rehberlik ediyor bazı şeyler o yönlendirmelere uyulurken yaşanamıyor. Çocuğa karşı en doğru yaklaşım nasıl olmalı ne düşünülüyor diye bakalım dedim. Alıntı sadece fikri aklıma getiren çağrışıma sebep oldu. Ana karaktere göre herkes sersem zaten xd

3 Beğeni

Ama aileler çocukları için güzel bir geleceğe yönelen bir yolda, onlara rehberlik etmek zorundalar ister istemez bir yönlendirme olacak. Bu en doğru ve en verimli şekilde nasıl yapılabilir, sizlerin fikirleri neler merak ettim.

Güvenli sınırlar çerçevesinde doğru davranışları rol model olarak kazandırmak suretiyle.

Bunun dışında ebeveynin söylediği anlık gaflar yerine çocuğu yetiştirirkenki tutumu daha önemli. Örneğin: Çocuğa başarılı yaptığı bir işin sonunda pekiştireç olarak “Ne akıllısın.” denilebilir. Ancak “Benim çocuğum en akıllısı, diğer tüm çocuklar onun bir şeylerine kurban olsun.” demek ve bunu sürekli çocuğa hissettirmek tabii ki de gelecekte sıkıntıya yol açabilir.

1 Beğeni