Anlatmam Gerek


(Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi) #1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/anlatmam-gerek/



Dün gece oturup bir sezon dizi izlediğim için yalnızca otobüste ayakta uyuduğum uykuyla işe gelmişim, henüz afyonum patlamamış ve bana söylenen ilk şey: “Dışardaki kıza bir bak istersen. 3 saattir duvarın üzerine oturmuş gözünü bile kırpmadan buraya bakıyor.” “E bi’ sorsaydınız derdi neymiş diye ya da en azından içeriye alsaydınız donmuştur orada.” “Bir kadın olmadan… (DEVAMI…)


(hande) #2

Çaresizliğin yıkıcı gücünü taa şuramda hissettim. Kaleminize sağlık. Çok dokunaklı bir öykü gerçekten. Keşke kadın cinayetleri bitse de biz de yazmasak…:worried:


(Selçuk Gökhan Kalkanoğlu) #3

Ustalıkla hazırlanmış bir öyküden öte… Bir hakikat betimlemesi olmuş bu anlatı. Özellikle o son cümleler bu hakikatin nerelere kadar sızdığını, nereleri yakıp dağladığını, nereleri köze çevirip parçaladığını çok yetkince betimliyordu.
Yaşanan her şey için üzgünüm. Bu karakterlerin hayali değil binlerce, milyonlarca olduğunu, koca gezegenin hemen her yöresinde yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını biliyorum.
Üzgünüm.

Öyküde bir yerde -di’li geçmiş zaman yerine şimdiki zamana geçmiş anlatı. Birkaç yerde de basit anlatım bozukluğu ve yazım yanlışı var ama toplasak o ‘’birkaç’’ gelip 3 etmez. Zerre kadar dert değil.

Bizi daha da bilinçlendirdiğin için tüm dünya adına teşekkür ederim.


(Merve Aydın) #4

Gerçekten çok üzdü, çok yıprattı ama anlatması gerekti ve anlattı. Böylesine bir çaresizliğe ses olup bu öyküyü yazdığınız ve dahası cesaret edip yazabildiğiniz için tebrik ederim.


(Osman Eliuz) #5

Merhabalar,

Neden öyküyü diyaloglarla anlatmayı seçtiniz bilmiyorum; bunun doğru bir seçim olduğunu düşünmüyorum. Sırf bu seçimden dolayı öykünün gerçekliği doğal durmuyordu. Ayrıca temanın kullanımında da eğretilik vardı.

Her şeye rağmen meramını anlatabilen güzel bir öyküydü.

Kaleminize sağlık.


(KÜBRA DEMİR) #6

Zamanınız ve yorumunuz için teşekkür ederim


(KÜBRA DEMİR) #7

Açıkçası yeni yeni yazmaya başladım diyebilirim. Henüz ne kendi tarzımı bulabilmiş ne de yazarken tam anlamıyla kendimi rahat hissedebildiğim bir yetkinliğe ulaşabilmiş değilim. Sizce daha iyi nasıl yazabilirdim bu konuda destek verirsez sevinirim çünkü dediğim gibi şu an kendimi geliştirmek için zorladığım bir aşamadayım ve her türlü yardıma daha doğrusu yol gösterilmesine açığım. Eğretilikten kastınızın ne olduğunu da tam olarak anlayamadım. Ancak daha önce konuyla ya da polisin bu tarz bir duruma nasıl yaklaştığıyla ilgili hiç araştırma yapmadığımdan gerçelten uzak kalmış olabileceğini üzüntüyle itiraf ediyorum. Zamanınız ve yorumunuz için teşekkür ederim. :slight_smile:


(KÜBRA DEMİR) #8

Yorumunuz için çok teşekkür ederim ancak ustalıkla hazırlanmış olduğunu kabul edemeyeceğim ne yazık ki. Umarım bir gün… Henüz yazmaya yeni başladım ama gerçekten kendimi geliştirmek istiyorum. Dil bilgisel hatalar dışında sizi rahatsız eden ya da farklı olsa daha iyi olabilirdi dediğiniz kısımlar varsa gelişimime destek olmak adına yazarsanız çok sevinirim. :slight_smile:


(Osman Eliuz) #9

Tekrar merhaba,

Diyalog yazımı zordur; çoğumuz kendimizi çeviri kitapların etkisinden kurtaramıyoruz. Kastım sizdeki durumn vahimliği değil; hatta pek çok yazardan daha yetkin satırlarınızı gördüm. Cümlelerimi bilmişlik olarak da algılamanızı istemiyorum; yalnızca sezdiklerimi aktarıyorum; üzerine düşünmeniz için.

‘‘Eskiden insanlar özellikle yanardağların eteklerine yerleşirlermiş. Verimli topraklar varmış. Sıcak su kaynakları bol bulunurmuş. Ama aynı zamanda sürekli deprem olurmuş. Her günlerini yanardağın patlama tehlikesiyle yaşarlarmış. Ciğerleri aldıkları her nefeste külle dolar. Yaşam kaynağı olması gereken her nefesleri onları biraz daha zehirlermiş. Size saçma sapan şeyler anlatıyorum gibi gelebilir. Ben babamı işte o binlerce yanardağdan birine benzetiyorum…’’

Bu satırları diyalog olarak değil de öykünün girişi olarak okumanızı istiyorum sizden. Öykünün anlatıcısı Narin olsun. O zaman hiçbir sıkıntı yok. Ama bunu diyaloğa soktuğunuzda tüm gerçeklik sarsılıyor. Normal hayatta bu gibi konuşmaları hatiplerden duyabiliriz belki. Tedx kouşmalarını anımsattı bana. Gerçeklikteki kastım karakol ortamı değildi yani. Eğretilik de tema olan yanardağı kullanma mecburiyetinin bu diyaloglarda on sekizinde, ağır bir buhran yaşamış olan Narin’ce aktarılmasından dolayı.

Diyaloglar hakkında çok faydasını göreceğinizi düşündüğüm şey fiziksel hareketleri daha yoğun kullanmanız olacak. Hiç kullanmıyor değilsiniz, ama koca bir paragrafın ardından eklenen betimlemeler etkiyi zayıflatıyor fikrimce.

Son sözlerini söylerken ilk defa başını kaldırıp gözlerimin içine bakıyor. Sanki içimi okuyor, geçmişimi en ince ayrıntısına varana kadar görüyor gibi…

Bu gibi bir kullanım yerine kızın konuşmaları arasına bunları ekmenizi, ardından tekrar okumanızı tavsiye ediyorum.

Bir misal:

…Kendi hayatımı bitirdiğimi biliyordum, çok geç kaldığımı da…’’ Başını kaldırıp gözlerimin içine bakıyor. Sanki içimi okuyor, geçmişimi en ince ayrıntısına varana kadar görüyor gibi… Ardından bir yutkunuş, sol gözünün pınarından süzülen bir damla yaş. Devam ediyor: ‘‘Ama belki başka hayatlar kurtulur diye kendimi kurban ettim ve pişman değilim.’’

Tüm sözlerim kişisel olabilecek görüşlerdir. Herkesin üslubu, hoşuna giden anlatım tabii ki farklıdır.

Tekrardan ellerinize kaleminize sağlık. Bu güzel öykü için teşekkürler.