Avcı

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/avci-selcuk-sakir/



Gecenin orta yerinde küçük odamın içindeki küçük yatağımdan kapının hayvanca tekmelenmesiyle yere yuvarlandım. Hemen kalkıp bir elimle kapıyı tutarken diğer elimle pantolonumu elime aldım. Bu sırada dışarıda ki hayvana bekle demeyi ihmal etmedim. Nihayetinde çırılçıplaktım. Bu lanet ülkeye gelmeden evvel izlediğim belgesellerde gördüğüm her şey Rio’dan ibaretmiş. Gerçek şu ki Amazon ormanlarının kıyısında, Rio’dan ve… (DEVAMI…)

Sevgili Selçuk,

Öykü seçkisindeki ilk öykün olduğunu görüyorum. Aramıza hoş geşdin. Bir süredir sadece okuyabiliyor ancak rıhtıma bir türlü yanaşamıyordum. Uzun bir aradan sonra okuyucun olarak düşüncelerimi paylaşmak ve sohbetini yapmak istediğim ilk öykü seninki oldu. Aşağıda bazı soru ve düşüncelerimi bulabilirsin. Bir okuyucu refleksi ile hikaye akışına uygun olarak yazıyorum.

Gece’nin orta yeri diyerek, zamasal bir kavramı mekansal bir kavram olarak kullanmışsın. Yadırgamadım hatta hoşuma gitti diyebilirim.

Yazmanın en çok sevdiğim tarafı ve bir yazarı da en zorlayan tarafı, okuyucuya gözünün önünde geçen sahneyi senin hissettiğin/gördüğün gibi aktarabilme çabasıdır. Bu aktarıma çoğumuz öyle kapılırız ki gerçekten bunu yapıp yapamadığımızı yeteri kadar incelemeyi unutabiliriz. Örneğin; “Kapının hayvanca tekmelenmesi ile karakterin yere yuvarlanması” cümlesini bir daha okursak “sanki kapının çalınırken fiziki bir harekete neden olup karakteri yataktan aşağı attığı” sonucuna mı varmalıyız yoksa “kapının çalınma şiddetinin karakteri derin uykusunda aniden korkuyla/endişeyle/merakla uyandırıp bu uyanış sebebiyle yataktan düştüğünü mü” varsaymalıyız? Tabiki ikincisi dediğini duyar gibiyim. Ancak ikinci ise bu cümle gerçekten bu şekilde mi yazılmalıydı yoksa biraz daha geliştiremek ve okuyucunun işini kolaylaştırmak ister misin? Okuyucuyu, komutlar yüklediğin bir bilgisayar gibi düşün. temel kodlamaları ne kadar güçlü yaparsan okuyucunun çıkarımları da senin onlarda görmek istediğin yere yakın olur.

Bir diğer nokta hikayelerin derin akan nehirlere benzemesidir. Nehir yatağındaki küçük kayalar bile suyun yüzeyinde çalkantıya neden olur. Bu aforizmada nehir yatağını kullandığın dilbilgisi ve zaman yapıları diye düşün. Eğer yatak düzgün bir şekilde oturmamışsa kayalar yaratır ve suyun kesintisiz akmasını engellemiş olursun. İlk 10 cümle içindeki “di’li” “miş’li” ve “şimdiki” zamanlar arasındaki geçişleri tekrar gözden geçirmek istebilirsin. Ayrıca, hikayenin genelinde öykü akışında devrik cümlelerin, zaman yapıların, karakterin düşünceleri birbiri ardına akarken geçişlerini tekrar gözden geçirmek faydalı olabilir.

Kahramanlarımızın da hikayedeki karakterleri, özellikleri ve olaylara karşı gösterdikleri tavır ve davranışların bir bütün olması gerektiğini düşünürüm. Nasılki çok sakin birinin gerekli bir uyaran yok ise en ufak olayda sert bir mizaca geçiş yapmasının mümkün olmadığı yani doğasına uymadığı gibi. Bu örneği genel bir örnek olarak vermek istedim. Senin hikayende ise tekrar dönüp okuduğum husus şu oldu: “ülkeye eğitim için gelen biri, pantalon daralttırıyorsa aslında bir şehirli ve yine de sert bir selam veriyor.” Bu ana gelene kadar karakterin davranışlarını temel alarak ondan - asker olmaması sebebiyle - biraz daha züppece bir harekette bulunmasını beklerdim:) Helikopter bölümüne gelince ise karakterin aslında bir helikopter uçuş eğitmeni olduğunu biraz soru işaretleri ile çıkarıyorum. Bu sefer ise hikayenin başında bana verilen karakter ile tamamen farklı bir yöne evrildiğinden hikayedeki yönümü kaybediyorum.

İşte aklımdakiler:
*Askeri helikopter eğitmeni ise kahraman kesinlikle asker. Bu durumda kapısının çalmasına gösterdiği tepkiyi bir askerden beklemem. Pantolonunu daraltmasını beklemem. Yanında sadece tek bir pantolon olmasını beklemem. Ancak selamın nedeni belli oldu.

Bundan sonra genel bir yorumum var: Sanırım fırlama bir askeri karakter yaratmak istedin hem maceracı hem biraz umursamaz ancak bu konu üzerinden tekrar geçmekte fayda var. Yazarların özellikle kaçınması gereken konular arasından iki tanesini söylemek isterim: ilki karakterin özelliklerini belirlemede net olamamak ve sınrılarını biraz bulanık çizmek diğeri ise karakterin sınırlarını çizmekle beraber, karakterin macerasını çok sevmek ve kendisini karakterle birleştirip karakterin değil ama yazarın kendisine ait tepkileri karaktere verdirtmek.

Hikayen bir aksiyon-macera hikayesi yani karakterin duygusal neden-sonucundan çok olayların etki-tepkisine dayananan, karakterin karşılaştığı olaylara kaşı gösterdiği tepkilerle ya da olayları değiştirmek için yerine getirdiği görevlerle oluşuyor. Yani, hiç bir aksiyon havada asılı kalmamalı hepsi mutlaka bir sonuca bağlanmalı. Örneğin; karakterin silahını “namlunun ucundan tuttuğunu” söylediğin bir an var. Neden namlunun ucundan tuttu, sonra o silaha ne oldu, bu hareketinin yerliler üzerinde yarattığı etki neydi? Yani bu durumda karakterin elindeki yarısı bitmiş viskiyi Avcı’ya kaldırırken hala diğer elinde silahını namlusunun ucundan tutuyordu :slight_smile:

Bunların dışında bu hikayeyi tekrar yazmanı isterim çünkü konusu, içerdiği macera faktörleri, kutsal orman - avcı merkezindeki olay örgüsünün büyük potansiyel taşıdığını düşünüyorum.

Tekrar aramıza hoş geldin
Mutlu yeni bir yıl dilerim

Eline ve düş gücüne sağlık
Sevgiler
Dipsiz

1 Beğeni

Öncelikle zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Düşüncelerinizi, fikirlerinizi ve değerli önerilerinizi benimle paylaştığınız için ayrıca teşekkür ederim. Özellikle ışık tuttuğunuz noktaları düzenleyeceğim. Sağlıcakla kalın.