Balık Adam

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/balik-adam-efsane-karayilanoglu-toka/



Gecenin soğuğu insanın hâlâ içini ürpertirken, güneş kafasını uzatmış, etrafa gülümsüyordu. Yosun kokusunun hâkim olduğu havada, denizin sakince kumlara çarpan dalga sesleri arasında, bir adam henüz insan kalabalığı tarafından istila edilmemiş kumları çıplak ayaklarıyla adımlıyordu. Geceden kalma sabaha ayak izlerini bırakıyordu. Birazdan hepsi silinip gidecekti. Adamın varlığına muhalif kumlar, çiğnenen yerlerini örtbas edeceklerdi; sanki adam… (DEVAMI…)

3 Beğeni

Epey psikolojik bir öykü. Güzel ve akıcıydı. Eleştiri olarak:

  • “Sistem tarafından sana sunulan sanal gerçeklik içinde kaybolmuşsun. Olsun.” cümlesi öykünün okunuşunu - benim okuyuşuma göre - sekteye uğrattı azıcık. Ben daha fantastik cümleler beklerken Matrix içinden konuşuyormuş gibi hissettim. :slight_smile:

  • Öykünün finali. Bu tarz finaller insanları biraz düşündüren, sorgulatan finaller olsa da, özgürlüğün ve ölümün yan yana konulması pek hoşuma gitmez.

Ve acaba yaşananlar gerçek miydi yoksa her şey adamın dengesiz aklının oyunu muydu? Merak. :smiley: :smiley:

1 Beğeni

Zaman ayırıp öykümü okuduğunuz ve yapıcı geri bildirimde bulunduğunuz için teşekkür ederim.

  • Genellikle doğal ve alt metinli diyaloglar yazmaya dikkat etsem de bu öyküde biraz daha açıklayıcı cümlelere başvurmuştum. Sanırım üzerinde biraz daha çalışmalıydım, çünkü aynı şekilde kardeşimden de bir eleştiri gelmişti :slight_smile: Diyalog yazmakta hemen hemen her zaman zorlandığımı itiraf etmeliyim.

  • Kişisel olarak ölümün özgürlük olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Fakat bu öyküyü fiziksel bir bedene hapsolmuş ve etrafındaki duvarları yıkmak isteyen bir ruhun, kahramanım adamın bakış açısıyla yazdım. Onun bulunduğu yerden kaçabilmesinin, özgür kalabilmesinin tek çözüm yolu da buydu diye düşündüm. Evet, adam bizim ‘ölüm’ diye isimlendirdiğimiz fiziksel bedeni terk etme durumunu yaşıyor ama aslında deniz kızıyla beraber mavinin derinliklerinde yeni bir ‘hayata’ başlıyor. Bu şekilde de Küçük Prens’in sonuna da atıfta bulunmuştum. Hatırlarsınız Küçük Prens’in bu son cümlelerini:

“Dışarıdan acı çekiyormuşum gibi görünecek. Ölüyormuş gibi görüneceğim… Öldüğümü sanacaksın, ama gerçekte ölmüş olmayacağım… Anlaman gerekiyor. Orası çok uzak. Bedenimi oraya götüremem. Bunun için fazla ağır…”

Sürprizli ya da açık uçlu sonları seviyorum. Böylece her okuyucu farklı bir çıkarımda bulunuyor ve interaktif bir okuma deneyimi yaşamış oluyor. :slight_smile:

1 Beğeni

Öncelikle Seçki’ye hoşgeldiniz.

Kaleminize sağlık. Yalnız bir insanın iç yolculuğunu güzel anlatmışsınız. Samimi, hüzünlü, neşeli. İçimdeki his boşa çıkmadı ve öykü kafamdaki son ile bitti. Buradan zaten basit bir düşünce yapısıyla yazılmadığı, sıradan olmadığı anlaşılıyor. Tebrik ederim. :+1:

Burada hepimizin öğrenci klasmanında olduğumuzu düşünüyorum. O yüzden hem bir yazar hem de bir okur olarak birkaç tavsiyede bulunmak isterim.
İç hesaplaşmalar, karakter hakkındaki bilgiler, geçmişte yaşanılan, dayatılan, zorlanan olaylar… Bir yazar arkadaşımız “anlatmayıp göstermekten” bahsetmişti. Bir okur olarak bunların hepsini anlatıcının ağzından duymak yerine, karakterin yaşadıklarından görmek, çıkarımda bulunmak isterim. Bir telefon konuşması, kırık bir aynada kendine baktığı tek bir an, balıkçılarla ufak bir etkileşim… Böylece daha doğal bir anlatım ve inandırıcı bir etki yakalamış oluruz. Okurun zihni de diri kalır.

Diğer sayılarda görüşmek üzere. Tekrardan kaleminize sağlık. :wave:

1 Beğeni

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Sizin gibi kalemi iyi kullanan bir yazardan ve - sanıyorum ki - sıkı bir okuyucudan beğeni almak beni mutlu etti.

Yazarlık kreatif bir dal olduğundan yalnızca dili iyi kullanmakla başarılı olunmuyor ne yazık ki. Çok satan bir kitabın yazarı olmak da ‘iyi bir yazar’ olmanın ölçütü değil bence, o ayrı. O yüzden sadece bu mecradakilerin değil, birçok yazarın hala öğrenci konumunda olduğunu düşünüyorum. Öykü yazmaya yeni başlayan biri olarak sanırım bu alanda grubun başını çekiyorum :slight_smile:

‘Anlatmayıp göstermek’, yani ‘show, don’t tell’ çok iyi bildiğim, özellikle senaryo yazımında uyulması gereken önemli bir kural. Fakat ne zaman düz yazı yazsam bu kuralı görmezden gelip, kendimi biraz özgür bırakıyorum sanırım. Açıkçası daha önce de bunu senaryo dışı yazılarıma bilinçli olarak uygulamak aklıma gelmemişti. Bundan sonra göz önünde bulunduracağım önemli bir not oldu bu benim için. Teşekkürler.

1 Beğeni