Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


#290


#291

Aşırı haklılık payı içerir.

Hangi sanatla uğraşıyor insanlar? Her yanı kaplamakta olan şu yükseldikçe yükselen sulara bak sen. Neler var bunun içinde? Şarkılar, şarkıcıklar, laf ebelikleri, nağmecikler… uzun sözün kısası gündelik ıvır zıvır. İşte şan ve şeref. Sen istediğin kadar pek zekice, hatta dahice romanlar yaz, “yeye” şarkılarının en sonuncusu kazandığı zaferlerin ağırlığı ile ezip geçecektir seni. Halk maddi olana gider doğruca, kendisine anlık zevki verene, elle tutulabilene, hemen ulaşılana gider. Bir de kendisini yormayacak olanı ister. Ve beynini çalıştırmayacak olandan hoşlanır.

Tanrıyı Gören Köpek / Dino Buzzati

Sayfa 5 - Doğan Yayın


(Erdal Hellaçoğlu) #292

Bu oblomov tam benlik :rofl:

-Posta ne zaman gidiyor?
-Öbür gün.
-Haydi otur yaz hemen yaz.
-Öbür gün dedim ya. Ne diye şimdi yazayım. Yarın da yazabilirim.


#293

image


#294

Okurken bir başka kimse bizim için düşünür: biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz. Nasıl ki yazmayı öğrenirken talebe öğretmen tarafından kalemle çizilmiş çizgileri takip eder, okurken de tıpkı bunun gibidir; düşünme işinin büyük bölümü zaten bizim için bitirilmiştir.

Bunun içindir ki kendi düşüncelerimizle meşgul olduktan sonra elimize bir kitap almak her zaman bizi bir parça rahatlatır, fakat okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerinin oyun alanından başka bir şey değildir; ve sonunda onlar bizden ayrılır, geriye kalan nedir? Dolayısıyla öyle olur ki çok fazla-yani neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin, eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder. Tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Birçok eğitimli insanın durumu bundan pek farklı değildir: okumak onları ahmaklaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir. Zira bu ikinci durumda uğraş kişiye kendi düşüncelerini takip edebilme imkanı sunar. Nasıl ki yabancı bir cismin ağırlığı üzerinden hiç eksik olmayan bir çelik yay sonunda esnekliğini kaybeder; başka bir kimsenin düşünceleri sürekli olarak üzerinde bir baskı yahut tazyik unsuru olarak varlığını koruyan bir zihin de körelir, keskinliğini kaybeder. Sürekli yiyerek bir kimse midesini bozar ve böylelikle bütün bedenine zarar verirse, zihin de düşünce malzemesiyle lüzumundan fazla beslenerek boğulabilir çünkü bir kimse ne kadar fazla okursa okuduklarından kalan izler de kaçınılmaz olarak o kadar az olacaktır. Zihin üzerine tekrar tekrar yazı yazılan bir tablete benzer. Derin derin düşünmeye zaman yoktur, ve okunan şeyler ancak derin düşünmeyle hazmedilebilir, nasıl ki aldığımız gıdalar bizi yemekle değil sindirimle beslerse. Eğer bir kimse daha sonra üzerinde durup düşünmeksizin sürekli okursa okudukları kök salmaz. Büyük bölümü itibariyle kaybolur. Gerçekten de bedensel gıdalarımızla zihinsel gıdalarımız arasında durum hemen hemen aynıdır: İnsanın yediklerinin beşte biri ancak hazmedilir, geri kalan buharlaşmayla terlemeyle ve benzeri şekilde kaybolup gider.

Bütün bunlardan kağıt üzerine dökülen düşüncelerin kumsaldaki ayak izlerinden farklı olmadığı sonucuna varılabilir: Doğru, adamın yürüdüğü yolu görürsünüz, fakat yolda ne gördüğünü bilmek için onun gözlerine ihtiyaç duyarsınız.

Okumak, yazmak ve yaşamak üzerine ~ Arthur Schopenhauer


(Hiçliğin bekçisi…) #295

Her şeyi hayal edebilirim çünkü ben hiçim…

Huzursuzluğun Kitabı - Fernando Pessoa


#296

“Evet, çiçeği saklıyorum,” dedi Kelsier. “Neden olduğundan emin değilim. Ama… sadece o sana ihanet etti diye birisini sevmeyi bırakır mısın? Ben sanmıyorum. İhanetin bu kadar acıtmasının sebebi de bu; acı, hüsran, öfke… ben onu yine de seviyordum. Hâlâ seviyorum.”

“Nasıl?” diye sordu Vin. “Nasıl yapabiliyorsun? Ve insanlara nasıl hala güvenebilirsin? Onun sana yaptığı şeyden ders almadın mı?”

Kelsier omuz silkti. “Bence… bence Mare’i sevmek ile ihanet de dahil, onu hiç tanımamış olmak arasında seçim yapma şansım olsa, sevgiyi seçerdim. Riske girdim ve kaybettim ama o risk yine de buna değerdi.”

Sissoylu / Brandon Sanderson


#297

“İçimizde bir ülke vardır, bir ruh coğrafyası;yaşadığımız sürece bunun sınırlarını arar dururuz. Şanslı olup da bu ülkeyi bulabilenler, taşların üstünden akan su gibi rahatça kayarak iniş çıkışlara yayılır, yuvalarını bulmuş olurlar. Kimileri doğdukları yerde bulurlar bu ülkeyi, kimileri bir kıyı kasabasında susuzluktan kavrulduktan sonra çölde yüreklerinin tazelendiğini görürler. Yemyeşil tepeler arasında doğdukları halde ancak kentin yoğun, civcivli yalnızlığı içinde rahat edenler de vardır. Kimileri için bu arayış, bir başka insanın izini sürmektir; bir çocuk ya da ana, bir dede ya da kardeş, bir sevgili, bir eş, bir düşman…”

Josephine Hart - Ölesiye


#298

Yılanı Öldürseler - Yaşar KEMAL


#299

Ercan KESAL - Cin Aynası


#300

“Hayatta en önemli şey nedir? Açlık çeken bir ülke birine bu soruyu sorarsak cevap “yemek” olacak. Donmakta olan birine aynı soruyu sorarsak cevap “sıcak” olacaktır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden birine soracak olursak cevap mutlaka “diğer insanlarla beraber olmak” olacaktır. Ama bütün bu ihtiyaçlar giderildikten sonra, bütün insanların ihtiyacı olan bir şey var mıdır hala ? Filozoflar buna evet diye cevap verirler. Onlara göre insan sadece ekmekle yaşayamazlar. Tabi ki bütün insanlar yemek yemelidir. Ayrıca sevilmeye ve ilgi görmeye ihtiyaçları vardır. Ama bütün insanların ihtiyacı olan bir şey daha vardır: Kim olduğumuzu ve neden yaşadığımızı bilmek.”

Jostein Gaarder - Sofie’nin Dünyası


(Zeynep) #301

“Burada biz kahveleri gece gibi koyu, günah kadar tatlı içeriz.”
Amerikan Tanrıları


(Burak) #302

" …1984’de dalgıçların bulduğu The Wydah Galley’nin mürettebatında Avrupa’nın tüm denizci milletlerinden insanın yanı sıra Amerikan yerlileri ve hem Amerika hem de Afrika kökenli zencilere rastlıyorsak, bunun nedeni demokratik, eşitlikçi(egalitarian) ve hürriyetçi(libertarian) piratların açık denizler ve gemi güvertelerinden başka vatan tanımamasıdır. 1715-1726 arasında Anlantik’te faaliyet gösteren 1.000’in üstünde Hristiyan piratının %25-30’unu zencilerin oluşturduğunu, bunların hiç de bazılarının iddia ettiği gibi ikinci sınıf mürettebat muamelesine maruz kalmadığını ve hatta bazılarının beyazlara kaptanlık ettiğini hatırlatırsak, korsan dünyasının kozmopolitliğini ve özgürlüğünü yadsınamaz bir şekilde göstermiş oluruz.

Örnekler arttırılabilirse de bu, okuyucunun zamanını çalmak olur. Ana fikir çoktan anlaşılmış olsa gerek: Korsanların resmiyetin, âdetlerin ve kuralların ötesindeki pragmatik dünyası, farklılıkları ortak bir potada eritmekte en iddiali imparatorluklardan bile daha başarılı gözükmektedir. Alın size dört dörtlük bir serhad fenomeni!"

Sultanın Korsanları, Osmanlı Akdenizi’nde Gaza, Yağma ve Esaret, 1500-1700 - Emrah Safa Gürkan


(Can) #303

“Benim ilgimi çeken insanlar deli olanlardır, yaşamak için deli olan, konuşmak için deli olan, her şeye aynı anda ihtiras duyan, hiç bir zaman esnemeyen ya da sıradan bir şey söylemeyen…”

Jack Kerouac


#304

image


(Zeynep) #305

“Unutma; geçmiş, geleceğimiz olmak zorunda değil.”
Elantris


#306


#307

“Peki ya aramızdaki farklar?” diye sordu Elend.

“İlk bakışta, anahtar ve uyduğu kilit çok farklıymış gibi görünebilirler,” dedi Sazed. “Şekil olarak farklıdırlar, işlev olarak farklıdırlar, tasarım olarak farklıdırlar. Onlara gerçek doğaları hakkında bilgisi olmadan bakan adam, onların zıt olduğunu düşünebilir; çünkü bir tanesi açmak, diğeri ise kapalı tutmak için yaratılmıştır. Ancak daha yakından incelediği zaman, kişi bir tanesi olmadan öbürünün işe yaramaz hâle geldiğini görebilir. Bilge bir adam ondan sonra kilit ve anahtarın ikisinin de aynı amaç için yaratıldıklarını anlayacaktır.”

Sissoylu / Brandon Sanderson


#308

Hüznü kabullenmek… Her şeyin neşe dolu olduğunu iddia etmek ihanetti. O an hüzünlü olan her kişiye, her zaman hüzünlü olan her kişiye ihanetti; böylesine bir müziğe, böylesine bir hakikate ihanetti.

John Fowles - Koleksiyoncu


(Doğan Can Urul) #309

“Ey hemşehriler! Niçin uyanıp bu sefalet tozundan silkinmeye uğraşmıyorsunuz? Kabahat herkesten çok kendinizde… Siz, sizi bu cehalet ve geriliğe bağlayan fikirlere destek ve taraftarsınız. Cidden fikirlerinizi aydınlatmaya uğraşanlara sövüp onların iyi, yeni, besleyici, güzel telkinlerini adeta cinayet sayıyorsunuz. Onlar, sizin cahilce kınamalarınızdan korkmasalar, lânetlemelerinizden çekinmeseler, kaç zamandır artık kangrene dönmüş, çürüyüp kokmaya başlamış bu derin gerilik yarasının kaynağını size pek büyük bir açıklıkla gösterecekler… Duyduğunuz her yeni fikre kızmayınız. Onları güzelce kabul için anlama kabiliyeti edinmeye uğraşınız.”

Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç - Hüseyin Rahmi Gürpınar