Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


(Muhammet Topcu) #679

Deliliğe Övgü’yü okumaya başladım. Beş on sayfa okuduktan sonra tam da kitabı "sonra okurum"larım arasına koyacaktım ki, (bazen klasikleri okumaya çalıştığımda bunu yaşarım) şu pasajla karşılaştım. Günümüze uyan, bu kadar okkalı bir şeyi uzun zamandır okumamıştım. Enfes;

Şimdi bir anlamda ben de günümüz hatipleri gibi davrandım aslında. Hani şu üslup ustaları var ya, sözüm ona eserlerini ortaya koyacakları vakit her fırsatta sülüklere özgü çift dil kullanarak yabancı sözcük dağarcıklarını göz önüne sergilemek için Latince metne hiç yeri değilken Yunanca hercai sözcükler serpiştirmek suretiyle ne kadar bilge olduklarının altını çizmek isterler. Diyelim ki sözcük dağarcıkları bir yerde yetersiz kaldı, o vakit daha önce hiç açmadıkları küflü kitaplarından modası geçmiş birkaç terim bulup okura bunu yutturabilecekleri zannıyla ne yapar eder eklerler yapıtlarına: Onları anladığını zanneden aslında kendince bir şeyler kurgulamış, onları anlamamış olan da yazarın ne kadar müthiş bir deha olduğunun farkına varmış olur. Değil mi ki benim tayfamın en sevdiği şey, kendilerine en yabancı olanın önünde yerlere kadar eğilmektir. Kim bilgeliğiyle öne çıkmak kaygısındaysa işte en çok o anlayışla kafa sallar ve her fırsatta alkışlamaktan geri durmaz, tıpkı keyfinin yerinde olduğunu belli etmek isteyen eşeğin kulaklarını sallaması gibi.

Erasmus mu çok ince görüşlüymüş, yoksa genel anlamda insan evladının fıtratında var olan bir özellik mi bu. Hayret ederek okuyorum şu anda kitabı. Enfes yerlere değinmiş yazar. Gerçi kimi eleştirdiğim fikirleri de yok değil ^^ Okumanızı tavsiye ederim.


#680

“Sorun şu, suçunuz olmasa bile, politikaya bulaştınız evlat ve politika, yılanlarla dolu sisli bir bataklıktır.”

Dünyanın Gözü, Robert Jordan


(Emre ) #681

“Genç ve ateşli bir rahip, giderek soğuk ve kuşkucu bir akıl kumkumasına ne şekilde ve ne zaman dönüştüğünü kendi de fark etmez.“

“Bence. Mişika, krallar, imparatorlar kendilerine arma seçerlerken bunların güzelliğine değil, içlerinde yansıttıkları erdemlere bakıyorlar. Örneğin kartal, kuşların kralı sayılır, aslan da ormanların… Fil, bilgelik ve güç simgesidir. Güneş yeryüzünü aydınlatıyor ve bereket dağıtıyor. Leylak, saflığın, temizliğin sembolü -kralın yüreği gibi. Horoz her zaman neşeli, her zaman aşk dolu, her zaman savaşmaya hazırdır ve doğayla ilgili sezgileri güçlüdür. Oysa tavus kuşunun, büyüleyici güzelliğinden başka hiçbir şeyi yok. Mağrur, evhamlı aptal, gösteriş düşkünü, ödlek ve güvenilmez bir yaratık! Üstelik sesi de çok tiz ve rahatsız edici!”

Zamanın Tekerleği - Aleksandr Ivanoviç Puşkin

“Yine de, Amerikan yerlilerinden kurtulmak iki yüz sene sürmüştü ve Almanya Afrika’da aynı işi on beş senede başarmıştı. Bu yüzden tüm eleştiriler yersizdi. Aslında bunu geçenlerde, o diğer dükkan sahipleriyle yemek yerken tartışmıştı. Onlar açıkça mucize bekliyorlardı, sanki Naziler dünyayı büyü yoluyla yeniden biçimlendirebilirlermiş gibi. Hayır, sonuç alınmasını sağlayan şey bilim, teknoloji ve o meşhur sıkı çalışma yeteneğiydi; Almanlar kendilerini yaptıkları işe adamaktan asla vazgeçmiyorlardı. Ve bir işi yaptıklarında, onu adam gibi yapıyorlardı.”

Yüksek Şatodaki Adam - PKD


(Boş İnsan) #682

“Babam hep ateşlerin ancak canları sıkıldığında tehlikeli olduklarını söylerlerdi” diye devam etti Raithe. “Yalnız bırakıldıklarında sinirlenirler ve kötülüğe başvururlar. Bir ateşi mutlu etmenin en iyi yolu yiyecekleri yalamasına ve öyküler dinlemesine izin vermektir.”

Destanlar Çağı, Michael J. Sullivan


(Emre ) #683

Normalde bu kadar uzun alıntıları yazmayı ve okumayı sevmem ama bunu yazmazsam içimde kalır, belki size bir şeyleri de anımsatır:

“Sen! Sen bir buğday çiftçisisin - iflas etmek üzeresin. Hintli bir ev kadınının senin buğdayından yapılan unun kilosuna ne kadar para ödediğinden haberin var mı? Bir ton buğdayın Bombay’de kaça patladığından? Otorite’nin bunu mancınık başından Hint Okyanusu’na ne kadar az paraya gönderdiğinden? Dümdüz aşağı! Sadece frenlemek için katı yakıt retrosu gerekiyor - peki onlar nereden geliyor? Buradan! Karşılığında siz ne alıyorsunuz? Birkaç kargo dolusu süslü mal, hepsi de Otorite’ye ait ve ithal olduğu için fahiş fiyatta. İthal, ithal! - ben ithale asla dokunmam! Eğer bir şeyi Hong Kong’da imal etmiyorsak, ben onu kullanmam. Buğday karşılığında başka ne alıyorsunuz? Luna buzunu Luna Otoritesi’ne satma ayrıcalığı, sonra onu yıkama suyu olarak geri alıyor, sonra Otorite’ye veriyorsunuz - sonra ikinci defa sifon suyu olarak alıyorsunuz - sonra değerli katılar ekleyip Otorite’ye yine veriyorsunuz - sonra tarım için daha da yüksek bir fiyata üçüncü defa alıyorsunuz - sonra o buğdayı Otorite’ye onların fiyatından satıyorsunuz - ve Otorite’den onu yetiştirmek için elektrik alıyorsunuz, yine onların fiyatından! Luna elektriği - Terra’dan bir kilovat bile fazla değil. Luna buzu ve Luna çeliğinden, ya da Luna toprağına dökülmüş güneş ışığından geliyor - hepsini de Aykırılar toplar! Ah kaya kafalılar, siz açlıktan ölmeyi hakediyorsunuz!”

Ay Zalim Bir Sevgilidir - Robert A. Heinlein


(bilge) #684

“Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.”
“Aslında,” dedi Mustafa Mond, “siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz.”
“Öyle olsun,” dedi Vahşi meydan okurcasına, “mutsuz olma hakkını istiyorum.”
“Eklemek gerekirse, ihtiyarlaşma, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Vahşi, “Hepsini istiyorum,” dedi.
Mustafa Mond omuzlarını silkti. “Hepsi sizin olsun,” dedi.

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley


#685

“Vücudun giysiden başka bir şey değil. Etin kuruyacak, ama sen yürek ve zihinsin ve onlar değişmez, ancak güçlenir.”

Kışın Yüreği, Robert Jordan


(Her şey için teşekkürler özellikle balık için) #686

İşlerin ters gitme ihtimali varsa, mutlaka ters gider. Kaan buna “Murphy Kanunları” diyor. Annemse “Besmelesiz çıkıyon evden ondan oluyo, sağ ayağınla çık şu evden” diyor. Babam da “Genze kadar çekçeğin suyu, geniz önemli” şeklinde yaklaşıyor meseleye. Erdal Abi "İşlerin ters gitme ihtimali mi varmış? Olmaz! Gidemez! İşler ters giderse n’aparırn ben? Batarım yauğ. Kimden duydun? İşimi baltalayacak adamın ben ta . . . " şeklinde uzatıyor. Yavuz Abi “İşler ters giderse yapacağın tek şey var: Topuk topuk topuk” diye akıl veriyor. İsmail Abi de “İş mi? Ne İşi? Yol-yemek-sigorta varsa çalışırım hacı” diye baştan aşağı yanlış anlıyor meseleyi. Bense kısaca “İşte hayatım” diyorum.
Leyla ile Mecnun - Burak Aksak


#687

Dizinin hayranı birisi olarak kitabı bende çok sevmiştim ama keşke " ben ta…" yerine dizide olduğu "tuvalet terliği, duş perdesi, " gibi küfürler olsaydı.


(Her şey için teşekkürler özellikle balık için) #688

Aslında kitapta bayağı küfür salladığı yerlere dediğiniz gibi yapsa çok daha hoşuma giderdi benim de ama napalım buna da şükür.

kitabı büyük bir hüzünle okuyorum. :pensive:


#689

Stephen Hawking - Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar

Evrende Bizden Başka Akıllı Yaşam Var Mı?

Dünya beş milyar yıl önce oluşmuş olabilir.
… Peki neden hala ziyaret edilmedik.

  1. Belki de yaşamın kendiliğinden ortaya çıkma olasılığı o kadar düşüktür ki, galakside -ya da gözlemlenebilir evrende- bunun gerçekleştiği yegane gezegen Dünyadır.

  2. Bir başka ihtimalse hücre gibi kendini yeniden üreten sistemlerin oluşması için makul bir olasılığın olduğu, fakat bu yaşam formlarının çoğunun akıllı varlıklara evrilmediğidir.

  3. 1994 yılında bir kuyruklu yıldızın Jüpiter’le çarpışmasını gözlemledik. Bu çarpışma bir dizi devasa ateş topunun oluşmasına yol açtı. Buna benzer bir şekilde yaklaşık altmış milyon yıl önce Dünyayla çarpışan daha küçük bir cismin dinozorların soyunun tükenmesinden sorumlu olduğu düşünülüyor.
    … Böylesi çarpışmaların ne sıklıkta gerçekleştiğini söylemek zor, fakat ortalama yirmi milyon yılda meydana geldikleri şeklinde bir tahminde bulunulabilir. Eğer söz konusu rakam doğruysa bu, Dünyadaki akıllı yaşamın son altmış milyon yıldan beri hiçbir büyük çarpışmanın olmaması şeklindeki şanslı tesadüf dolayısıyla geliştiği anlamına gelir. Galaksideki yaşamın geliştiği diğer gezegenlerse akıllı varlıklara evrilecek kadar çarpışmaların yaşanmadığı bir süreçten geçmemiş olabilir.

  4. Başka bir olasılıksa yaşamın oluşması ve akıllı varlıklara evrilmesi için makul bir olasılığın olduğu, fakat sistemin düzensizleştiği ve akıllı yaşamın kendi kendini yok ettiği yönündedir.

  5. Ben dışarıda bizden başka akıllı yaşam formlarının olduğu, fakat dikkatten kaçtığımız şeklindeki diğer bir olasılığı tercih ediyorum.

Numaralandırmayı kendim yaptım. Metinde birkaç sayfadan oluşuyor bu olasılıklar, farklı yönlerden değerlendirmiş bunları Hawking.


#690

Profesör, İnsanların yanlış bir değerlendirmeyle, Poe’nun doğaüstü olaylar ilgili fantastik öyküler yazdığını düşündüklerini söylemişti. Oysa Poe sadece anormallik psikolojisiyle ilgili gerçekçi öyküler yazmıştı. (Sayfa 204)

Yabancı – Stephen King


#691

Görmek istemeyenler kadar kör olan kimse yoktur. (Sayfa 305)

Yabancı - Stephen King

… devletin yardım etmesi gerekir, ama hiç eder mi? Nah eder.

Bunu diyen adam oyunu muhtemelen Donald Trump’a vermiştir diye düşündü… (Sayfa 340)
Yabancı - Stephen King


#692

Elie Wiesel - Gece

Ardından geçiş başladı. İki adam ölmüştü. Maviye çalan şişmiş dilleri sarkmıştı. Fakat üçüncü ip hala hareket ediyordu. O kadar hafifti ki, küçük çocuk hala yaşıyordu…

Yaşam ve ölüm arasında savaş vererek yarım saatten daha uzun bir süre gözlerimizin önünde acı çekti. Bizim ona tam karşıdan bakmamız gerekiyordu. Önünden geçtiğimde henüz yaşıyordu. Dili henüz kırmızıydı, gözleri henüz sönmemişti.

Arkamda aynı adamı işittim:
‘‘Tanrı nerede?’’

İçimde bir ses ona cevap veriyordu: Ona cevap veren bir ses vardı:
‘‘Nerede mi? İşte tam burada -burada asılı, bu darağacında…’’

O akşam çorbada ceset tadı vardı.


(Busee) #693

Gelenek.
Gerçekten de ne kadar ciddi bir tınısı var bu kelimenin! Nasıl bir güce sahip! Kök salmamızı, ayaklarımızın yere basmasını, geçmişimize bakıp kim olduğumuzu görerek umut duymamızı sağlarken, bir yandan da yıkım saçıyor ve her türlü değişimi yasaklıyor.
Başkalarını, geleneklerini değiştirmelerini talep edecek kadar iyi anlayabildiğimi asla iddia bile edemem tabii fakat dünyamızda yaşanan değişikliklere aldırış etmeden o örf ve adetlere sıkı sıkıya bağlı kalmak bana çok ahmakça geliyor.

Drizzt Do’Urden

R.A.Salvatore - Kristal parçası


(Berkan Tonguç) #694

Hayatımıza giren herkes değerlidir; ama herkes özel değildir. Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir. İnsan seviyorsa iki şeyi asla yapmaz. Aldatmaz ve Ağlatmaz! Çünkü aldatmak insan onuruna, ağlatmak ise insan yüreğine yapılmış en çirkin saldırıdır.

Sevme Sanatı/Erich Fromm


#695

Önce gülümsemeler gelir, ardından yalanlar.
Ve sonunda silahlar.
Stephen King/Kara Kule V