Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


(Cemalettin Sipahioğlu) #63

“Giderken bütün yol boyunca, ne söyleyeceğimi kendi kendime tekrarladım,” dedi adam. “Eğer bana kaçıkların yararsız olduğunu söyleyecek olursa, iki kaçık Almanın, Bleuler ile Moebius’un eserlerini ileriye sürecektim. Eğer Nuremberg yasasından söz edecek olursa, bizim işgal altında bir ülke olduğumuzu ve bir barış antlaşması imzalanmadan yasal durumumuzun açıklığa kavuşmayacağını söyleyecektim. Eğer tedavisi mümkün olmayanları kendisine vermemi isteyecek olursa, tıp biliminde umutsuz vaka diye bir şey olmadığını anlatacaktım. Hiçbir zaman bilinmeyeni yok satamazsınız: Bir doktorun görevlerinden biri de budur. Eğer adam buranın bir düşman ülkesi ve kendisinin bir Alman olduğunu söyleyecek olursa, ona her şeyden önce bir doktor olduğunu hatırlatacaktım.”
"… Oraya gittiğimde, daha ağzımdan üç kelime çıkmamıştı ki, yüzüme bir tokat yedim."

Dönüşüm Hastanesi - Stanislaw Lem

Güç haksızın elindeyken, yazılı ve sözlü yasaları dillendiren dudaklar bir tokatla susturulabiliyor hemen.


(Yakışıklı) #64

Onlar, bu konumları gereği kuvvete değil fakat kurnazlığa bağımlıdırlar. Bu yüzdendir ki içgüdüsel olarak desise ve kurnazlığa yatkındırlar ve yalan söylemeye karşı iflah olmaz bir temayüle sahiptirler. Zira, nasıl ki aslanlar pençeler ve dişleri, filler ve domuzlar azı dişleri, boğalar boynuzları, mürekkep balığı suyu karartan mürekkebimsi sıvı ile donatılmışsa tabiat, kadınları da kendilerini korumaları ve savunmaları için ikiyüzlülük yahut riyakârlık melekesiyle teçhiz etmiştir. Tabiat, erkeklere fiziki güç ve akli meleke biçiminde bahşettiği kabiliyetin tamamını kadınlara bu şekilde bağışlamıştır.

Dolayısıyla, ikiyüzlülük yahut riyakârlık kadınlarda doğuştandır ve neredeyse kurnaz kadının olduğu kadar ahmakların da ayırt edici özelliğidir. Bundan ötürü, saldırıya uğradıklarında savunma silahlarına müracaat eden hayvanlar için bu durum ne kadar doğal ise, kadınların da her fırsatta ve vesileyle bundan yararlanmaları o kadar tabiidir ve bundan yararlanırken belli bir ölçüde haklarını kullanmaktan başka bir şey yapmadıkları düşüncesi içerisindedirler.

Aşka ve Kadınlara Dair - Arthur Schopenhauer


(k) #65

Bu kitaptan nefret ediyorum. Tahammül edemeyip bir süre sonra bırakıp sinirim geçtikten sonra prensip gereği devam edip okumuştum. Tekrar bu cümleleri gördüm ve tekrar iğrendim.


(Misafir) #66

“Akşam olmadan günü övmemelisiniz.”

(Wolfgang Hildesheimer-Bay Walser’in Kargaları)


(Can) #68

"Sen kaçıksın be insan! Kafasında büyük şeyler ve tanrılar dünyası kuran ve kurduklarına da inanan sen, hayaletler ülkesi kurup kendini onlara karşı vazifelendiriyorsun, oysa o, sana el sallayan bir idealdir. Senin saplantın var! Şaka yaptığımı ya da mecazlı konuştuğumu sanma, yüksekliklere tutunanları, insanların büyük çoğunluğunu, neredeyse dünyadaki tüm insanları gerçek deliler olarak görüyorum, tımarhanelik deliler. ‘Saplantı’ diye neye derler? İnsanları egemenliğine almış bir düşünceye.

… Örneğin, pek çok gazetemizde işlenen töre, yasa, Hıristiyanlık ve benzeri aptal ve boş laflar, saplantı ve kaçıkların zevzekliği değil mi? Ve içinde gezindikleri tımarhanenin çok büyük olmasındandır ki, özgürce dolaştıkları sanılmaktadır. Böyle bir kaçığın saplantısına dokunun da görün. Sizi arkadan vuracak kadar sinsi ve haindir. "

Max Stirner, Biricik ve Mülkiyeti


(Cemalettin Sipahioğlu) #69

Adı Rambo’ydu. Hiç kimsenin tanımadığı, önemsemediği sıradan bir delikanlı işte. Kentucky eyaletinin Madison kasabası dışındaki bir benzin istasyonunun pompası önünde ayakta duruyordu. uzun, gür bir sakalı vardı. Saçları kulaklarının üzerinden ensesine iniyordu. Benzincinin önünde duran bir arabanın kendisini alması için başparmağını kaldırmıştı. Onu orada öyle, elinde cocacola şişesi, ayaklarının dibinde uyku tulumuyla gören biri, salı günü, yani ertesi gün Basalt ilçesi polislerinden çoğunun onun peşine düşeceğini aklına getiremezdi. Hele perşembe günü geldiğinde, onun Kentucky Ulusal Muhafızları ve altı eyaletin polisinden kaçıyor olacağını hiç düşünemezdi.

Orada, benzin pompasının yanında üstü başı perişan ve toz içinde dururken Kid Rambo’nun nasıl biri olduğunu, bütün bunların nasıl, neden başladığını da asla tahmin edemezdiniz.

İlk Kan - David Morrell

Geriye kalan 339 sayfayı merak ettirmek için sağlam giriş, ha?


#70

Kim bilir; belki de bu soğukluklar bende olmayan, kitaplardan edindiğim özelliklerdir.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar


(Troubadour) #71

“Bilginin uçsuz bucaksız ülkesinde artık evine dönemeyecek kadar yol almıştı.”

Jack London - Martin Eden


(Salih Alp Gökçek) #72

''Ama sistem olduğu için bir fabrikayı yıkmak ya da bir hükümete karşı ayaklanmak ya da motosikleti tamirden kaçınmak, nedenlere değil de sonuçlara saldırmaktır ve saldırı yalnızca sonuçlara yönelik olduğu sürece hiçbir değişim olanaklı değildir. Asıl sistem, gerçek sistem, var olan sistematik düşünce yapımızdan, akılcılığın kendisinden başka bir şey değildir; bir fabrika yıkılır, ama onu üreten akılcılık bırakılırsa aynı akılcılık hemen başka bir fabrika üretecektir.”
Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı / Robert M. Pirsig


(xxxxxxxxxxxx) #73

“Sonra durgunlaştım. Neden? Unuttum. Dur, hayır; unutmadım. Yalnız kaldıkça, yalnız kalmaktan korktukça… Aynalardan uzaklaştım; fakat, biliyordum, böyle bir düşünceydi. Buldum: Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor. Bu sefer gerçekten gülümsedim. İster görün, ister görmeyin, gülümsedim işte. Her şeyimi kaybetmedim daha; çıkmayan candan ümit kesilmez, havlayan köpek ısırmaz. Hay Allah kahretsin!”

Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay


#74

Tarihte eşine sık rastlanan bir olguydu Korell: yöneticisinin adından başka her bakımdan mutlak hükümdar olduğu bir sözde cumhuriyet. Bundan ötürü de, yasal krallıklarda görülen iki yatıştırıcı etkenin, “hükümdarlık şerefi” ve "saray adabı"nın bile dizginlemediği o bildik despotluk egemendi burada.

Isaac Asimov - Vakıf


(Cem) #75

Vaiz - Teksas Yolları:

Şerif Root yanmış kiliseyi gördüğünde;

Root: Bana sorarsan, bence kesin zencilerin işi bu.
Kenny: Bunu nereden biliyorsun, şerif Root?
R: Onların yapacağı türden şey.
K: İki yüz kişiyi kemiklerine kadar yakmak mı? Böyle şeyler mi yapıyorlar?
R: Marslı zenciler, Kenny. Hüküm-met ve ef bi ay bize bildikleri her şeyleri söylemiyo’lar. Bi’ havaüssü ‘angarında, içinde marslı bi’ zenci olan bi’ uzay gemisi var ama biz hazır değiliz diye bunu açıklamıyo’lar.

Yapanı gördüklerinde:

Bana pek siyahi gibi gelmediler şerif Root.
R: Marslı zencilerin siyahi olmasına gerek yok.

Çevirmen: Emre Aygün


(k) #76

Ama ölümü öylesine kabullenmişti ki hayatta olsa bile teslimiyetten ölecekti.

Mavi Köpeğin Gözleri/Gabriel García Márquez


(Can) #77

“Bilmek her şeyin sonu olur. Çekici olan bilememektir. Sis her şeye harika bir güzellik katar.”

Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi


(Rocket quuen) #78

Kıyıya vurmadıkları sürece , balıklar suyun farkında değildirler .
Ursula K . Le Guin

Politika yılanlarla dolu sisli bir bataklıktır .
Robert Jordan


(Can) #79

“Gördüğüm şeylere karşı, elimden bir şey gelmediği için kendimden nefret ettim, duyulmayan sesimden, delirmeyen aklımdan nefret ettim.”

Joseph Conrad, Karanlığın Yüreği


(görkem) #80

‘‘el arabasını odunla doldurmayı sürdürürken durmak üzere olan bir makine gibi hareketleri giderek yavaşladı. sonunda tamamıyla durdu ve uzunca bir müddet taş gibi kıpırtısız bekledi. ancak o zaman soğukkanlılığını kaybetti. kendisini görecek kimse olmamasına karşın yüzünü ellerinin arasına sakladı ve dalga dalga gelen ağır, sessiz hıçkırıklarla vücudu sarsılırken sessizce ağladı.’’

Rüzgarın Adı


#81

Babası Valinor Işığı’ndan da, elleriyle yarattığı emsalsiz işlerden de daha kıymetliydi onun için; İnsanların ya da Elflerin evlatları arasında kim bundan daha büyük bir değer vermiştir babasına?


Neden, Ey Noldor halkı, neden bizi koruyamayan, hatta kendi topraklarını bile Düşman’ına karşı koruyamayan kıskanç Valar’a hizmet edelim? O, düşmanları olduğu halde, akrabaları değil mi? İntikam, bu yüzden beni çağırdı, ama öyle olsa bile, bundan sonra babamın katili ve hazinemin hırsızının akrabalarıyla aynı topraklar üzerinde yaşamayacağım. Bu cesur halk arasındaki tek cesur ben değilim. Hepiniz kralınızı kaybetmediniz mi? Kaybedecek daha neyiniz var ki dağlar ve deniz arasındaki bu dar toprağa takılıyorsunuz? Bir zamanlar Valar’ın Orta Dünya’dan esirgediği ışık vardı ama şimdi karanlık her yere yayıldı. Pusun tacizine uğrayan ve nankör denize boşuna göz yaşı döken gölgelenmiş bir halk olarak sonsuza dek burada kıpırdamadan yas mı tutacağız? Yoksa yurdumuza mı döneceğiz? Özgür halkın yürüdüğü Cuivienen’de, bulutsuz yıldızların altında tatlı sular akıyor, geniş toprakları etrafa uzanıyor. Hepsi orada, delilik ederek terk ettiğimiz her şey orada hala bizi bekliyor. Gelin dönelim! Bırakın bu şehri korkaklar korusun.


Fingolfin ile babası arasında husumet çıkmadan önce Fingon ile dost olan Maedhros sordu babasına:

“Peki, şimdi hangi gemilerle kürekçileri geri gönderip, ilk kimleri getireceksin buraya? Yiğit Fingon’u mu yoksa?”

Fëanor çıldırmış gibi kahkaha attı ve bağırdı:

“Hiçbirini ve hiç kimseyi! Arkamda bıraktıklarımı artık kayıptan saymıyorum; zaten gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala da lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafesine! Yakın şu gemileri!

Tümü Silmarillion’dan sanırım. Diğer Tolkien kitaplarından ise de kayda alalı uzun zaman olduğu için…


#82

Zaman Çarkı-Büyük Av
“Her ne pahasına olursa olsun, bir amaca ulaşmak zorunda kalacağın bir zaman gelecek. Saldırırken veya kendini savunurken gelebilir. Ve bunu başarmanın tek yolu, kılıcı kendi gövdenle kaplamak olacaktır.”
“Zamanı geldiğinde anlayacaksın, koyun çobanı; mükâfat, ödediğin bedele değer olduğunda ve önünde başka seçenek kalmadığında. Buna Kılıcı Kınına Koymak denir. Unutma.”

al’Lan Mandragoran


(Can) #83

Zamanı geldiğinde asıl kendisi anladı kınına koymayı.

“Düşünüyordum da. Bazen çok fazla düşünüyorum.” -Rand al’Thor

Ve hayatımın özeti:

"Görev dağdan ağır, ölüm tüyden hafif."
al’Lan Mandragoran