Beyaz. Toz. Çığlık.

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/beyaz-toz-ciglik/



Felaket seslerine duyarlılığını kaybetmiş kulaklarımın suçu yok. Çünkü yıkımlar anca hayatı rayında gidenler için haber değeri taşıyor. Kulaklarım artık böyle çöküşleri, çığlıkları, tozları ayaklandıran yıkımları duymaya yeltenmiyor. Ayaklarım üşüyor. Üstümdeki battaniyeyi gözlerimi örtecek kadar yukarı çektiğimde açıkta kaldılar. Çirkin ayak parmaklarımı kaderlerine terk edip yaşadığım son gün de bitsin istiyorum. Salona, koltuğa nasıl geldim? Aklımda… (DEVAMI…)

2 Likes

Merhaba Elif,

Kalemine sağlık. Öykünü bir kaç kez okudum. Anlamadığım için değil, her okuyuşumda daha derinleştiği için. Anlatımını çok beğendim. İç dünyasına inebildiğin ve bunu bana aktarabildiğin bir karakter yaratmışsın. İlk iki cümleni çok başarılı buldum. Ayaklara dair tanımlamaların ve cümlelerin de çok iyi. Kendimden de çok şey buldum.

Küçük bir kaç sorum olacak izin verirsen. Metin karakterinin duyma ile ilişkisini net çözümleyemedim. Bu benden de kaynaklı olabilir. Ama tam duymuyor dediğim yerde duyduğuna dair bazı ibarelerle karşılaştım ve sonra biraz duyuyor dediğimde bunun aksini gördüm. Belki uğultular. Ama o zaman da duymasıyla ilgili net verdiğin kısımları belki tekrar gözden geçirebilirsin. Dediğim gibi belki ben algılamadım. Diğer konu ayakların üşümesi. Büyük bir ayrıntı değil ama yalnızken üşümesinin umurunda olmadığı ayaklarını ısıtmak için bir şeyler yapması biraz çelişki gibi geldi.

Son olarak

Çocuk, üzerine çöktüğü dizleri arasına gömdüğü başını kaldırıp dolu gözleriyle genç adama bakar. Yeşil battaniyenin arasından sadece gözleri görünen genç adama dikkatle bakar.

Bu iki cümleyi birleştirebilirsin belki.

Eline, emeğine sağlık

Merhaba Müge,

Öncelikle teşekkür ederim. Karakterin duyma ile ilişkisi biraz psikolojik bir durum. Fark ettiğin üzere halının üzerinde de anne-çocuk yok. Daha fazla açıklanabilir miydi, pek tabii. Hep yaşadığım sorun açıklamak istemediğim şeyin okuyanın öğrenmek istediği şey olması.

Şimdi yalnızız. Üşümeleri umurumda olmuyor. Ayaklarımın ne kadar şaşırdığını düşünün. Yanımda kimse olmadığı için onları ısıtmaya yeltenmiyorum. Oysa battaniyenin içine çekmek bir saniyemi almazdı. Bunları düşünürken güneşin gözlerimdeki turuncu perdeyi açtığını fark ediyorum. Nihayet. Perde aralanıyor ve sahne!

Çok da ısıtma meraklısı değil gibi. Sadece bir kez bir parmağını ötekinin üstüne koyuyor.

Sonda değindiğin cümle düzenlenebilir, keşke gözümden kaçmasaydı.

Kendimden de çok şey buldum.

Bunu söylemene çok sevindim.

1 Like

Merhaba @Elif
Öykünü ikinci kez okudum. Yorum bırakmadan geçmek istemedim bu kez. Diyaloğu bu kadar az tutup, öykünün hakkını vermek bence oldukça zor. Tebrik ediyorum.
İyi biri değilim, dediği kısımda bir durup düşünüyor insan, ben iyi biri miyim, diye. Sanırım hepimiz, başka maskelerle, kimliğimize yeni benlikler giydiriyoruz. Bizi en iyi, yalnızlığımız anlıyor.
Kalemin daim olsun. Teşekkürler bu içsel yolculuk için.

Merhaba Gaye,

Nice yolculuklara, teşekkür ederim vaktin için.

Sevgiler.

1 Like

Harikulede desem abartmış olmam. Bu beğenim, dil konusunda yoğunlaşıyor. Öyküleştirme konusundaki doymamışlığımı bile alıp götürdü. Ellerine sağlık diyorum. Temadan bağımsız koca bir beğeni ve yanında sevgilerimi gönderiyorum. Hangisini alıntılayacağıma karar vermekte zorlandığım cümlelerinden birini de şuraya bırakayım.

“Rastlantılar kendilerinden tiksindirecek kadar anlamlı hale geldiğinde sonu mutlaka felaket olur.”

1 Like

Öncelikle sevgileriniz için çok teşekkür ederim.
Beğenmenize çok sevindim. Tam da yeni sayı gelmek üzereyken. Dilerim başka öykülerde de karşılaşırız. Sevgilerimle!