Bir Başka Uzay Macerası 2071


(Murat Barış Sarı) #1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/bir-baska-uzay-macerasi-2071/



28.08.2071 Cuma günü, kırk yaşındaki ünlü bilim adamı Profesör Jonathan Keystone için sıradan başlamıştı. Sabah her günkü gibi aracını park etmiş, çalıştığı tesise girmiş, güvenliğe göz ucuyla çok zor fark edilen bir selam vermiş, gökdelen olan binanın atriumunda trilyonlarca karbon nano telle genel dilde yazılmış “There is plenty of room at the bottom” yazısını okumuş,… (DEVAMI…)


#2

Merhabalar önceki öykü ile bunu birlestirmeniz çok hoş olmuş. Galiba yavaş yavaş kendi dünyanızı oluşturuyorsunuz. Umarım ileride bu kirıntılardan güzel bir seri meydana gelir. Ayrıca kule fikrini esinlendiginizi düşündüğüm arthur c clarke’ada öykü ismiyle bir gönderme yapmışsınız oda ayrı hoş durmuş. Bende bu güzel platformdan etkilenerek bu ay öncü ismiyle ilk öykümü yazdım. Fırsatınız olursa okuyup degerlendirmenizi isterim. Güzel hikayeniz için tebrikler…


(S.Volkan Gün) #3

İlk hikâyedeki Cadı nın asasını çok güzel bir biçimde bağlamışsın. Savaşın öncesine güzel bir giriş. Kitap olurum diyor bu 2 hikaye


(Murat Barış Sarı) #4

Çok teşekkür ederim. Önceki öyküyle birleştirilmesini fark etmenize çok sevindim. Bir kitap projem var tam bu evren diyemeyeceğim ama benzer bir konseptte. Ama öykü seçkisi olarak sanırım daha değinmeyeceğim bu evrene. Sonuçta bu evrende bir gulyabani yok.

Arthur C.Clarke’a isimde ve “Yeterli seviyedeki teknoloji sihirden ayrılamaz…” sözünde gönderme yaptım. Ancak kuleyi doğrusu bilmiyordum. Sizden sonra araştırdım. O bayağı komplike bir öykü.

Kendisinin bu romanını bilmediğim için biraz mahçup olsam da bilmediğim halde onunla kesişmekten dolayı biraz da şımarmadım değil.:sweat_smile:

İlk fırsatta öykünüzü okuyup fikirlerimi paylaşacağım. Tekrar teşekkür ederim.


(Murat Barış Sarı) #5

İlk öyküdeki cadının asasını buraya bağlamayı başardıysam ne mutlu bana. Bütün uğraşım bu yöndeydi. Söylediğim gibi bir kitap projem var, biraz daha farklı ama bu evrenle ortak noktaları da var.
Okuyup yorum yaptığınız için çok teşekkür ederim.


(Tuğrul Sultanzade) #6

Başlangıç biraz tribulanslı olsa da kendini okutuyor ve sarıyor, naçizane bir tavsiye olarak sayıları kelimelerle yazmanızdır, bu gibi ufak detaylar metnin prestijini daha da yükseltecektir.


(Murat Barış Sarı) #7

Profesörü tanıtırken anlatıcı, metnin geri kalanına kıyasla kendini biraz daha öne atıyor olabilir bu da belki akıcılığı olumsuz etkilemiştir. Sayıları kelime ile yazmak konusundaki tavsiyeniz için ayrıca teşekkür ederim. Kendini okutup, sarıyorsa ne mutlu bana. Bazı bilimsel açıklamaların -ki yazmadan edemedim- metnin akıcılığını baltalamasından bir nebze korkmuştum.
Eleştiriniz için tekrar teşekkür ederim.


(Ufuk ) #8

Merhaba Murat, iade-i ziyarete gelmiştim. Rahatsız etmiyorum inşallah. Ayakkabıları dışarıda çıkardım, içerisi toz olmasın. Çok kalamayacağım zaten. Bir çayını içer, iki muhabbet eder kaçarım. :grinning:

Öncelikle, geçen ayki seçkide yer alan öyküne prequel çekmiş pardon yazmış olmandan memnun oldum. Benzerlikler yakalamak ve “Aaa demek böyle olmuş” gibi bağlantılar kurmak güzeldi. Genom vs nano kurgulu gelecek kulağa gayet olası geliyor. İyi yakalamışsın.

Öykünün başındaki dış sesin açıklamaları beni biraz öykünün havasından çıkarttı. Akıcılığa zarar verdiğini düşünüyorum. Belki daha farklı yazılabilirdi orası.

Asıl söylemek istediğime gelirsek, diyalog yazma konusunda bir yeteneğin ve ilgin olduğunu düşünüyorum. Öyküden çok film senaryosu yazar gibi yazıyorsun. Ben de o yüzden öykü okur gibi değil film izler gibi takip ettim hikayeni. Sanki senaryo yazarlığına bir yatkınlığın ve eğilimin varmış gibi geldi bana. Çay iyi geldi bu arada sağol valla.

Teknik bilgilerin bir öyküde fazla abartılmaması gerektiğini düşünüyorum. Öykünün kelime sınırı dolayısıyla fazla bilimsel detay tat kaçırır. Senin verdiğin teknik bilgilerin çok içine girmeden okudum. Zaten ne desen inanmaya hazır olduğum için çok irdelemedim. Bir dayanakları var mı bilmiyorum, dediğim gibi çok da önemsemiyorum bunu. Ben sürükleyici bir öykü, iyi bir kurgu arıyorum. Bu açıdan ben memnun kaldım öykünden. Ufak tefek akıcılık ve olay örgüsü sorunlarını da çözebilirsen çok daha iyi öyküler yazacağını düşünüyorum.

Ben müsaadenle kalkayım. Saat geç oldu. Çay içtim, ben konuştum sen dinledin, neden öyle bir şey yaptık bilmiyorum ama saati geç ettik. Hadi kal sağlıcakla…


(Murat Barış Sarı) #9

Afiyet olsun. Hoşgeldin sefalar getirdin.:grinning:

Geçen ay birkaç yerden bu konuyu açmamı arzulayanlar olmuştu. Ayrıca eşime astronot konusunun çok geniş olduğunu söylediğimde aldığım “Keşfe odaklan illa uzay olması gerekmez” telkiniyle de nano vs. genome çatışmasının nano dünyası üzerine eğilmeye karar verdim.

Anlatıcının profesörü tanıtırkenki okuyucuyla interaktif ilişkisinin öykünün diğer kısımlarından farklı bir dokusu olduğunu biliyordum ama yine de değiştirmeyi düşünmedim. Tepkileri görelim dedim birnevi ve okuyucuları biraz aksattığını gördüm. Bu da bir ders oldu. Belki tüm hikayeyi dış ses ile yazmalıydım belki hiç kullanmamalıydım onu ama bir o bir bu insanları rahatsız etti. Neyse ders alındı söylediğim gibi.

Diyaloglarıma normalde güvenirim. Geçen ay ilyadadan ilhamla meydan okuma diyalogları yazdım ve okuyucu beni gömdü :sweat_smile: Dolayısıyla bu öyküde bunu biraz şeref meselesi yapmış olabilirim, gerçekten diyaloglarım fena değildir çünkü.

Teknik bilgiyi çok verme konusunda birbirinin sebep sonucu olan iki sebep var.
1- “Bir başka” uzaydan bahsetme gerekliliği ki nano uzayı kastediyorum.
2- Bunu yapabilmek için konuyla ilgili bir kitap okumam.
Ve evet formülasyonsuuz bakarsak yazdıklarım bilimsel gerçeklere dayanıyor. (İronik olarak ana tema değil amma yani nano teknoloji ile doğa olayları kontrol edilebilir mi bilmiyorum ama profesörün başarıları, karbon, altın, aids tedavisi, yüzey gerilimi, elmas yapımı vs. gerçek.)

Akıcılık konusunda dış ses ve teknik bilgi fazlalığı etkilemiş olabilir.

Olay örgüsü konusunda ise amacım, doktorun askeriyenin işe karışmasından sonra çok kısa bir zaman diliminde olayın gidişini anlayıp -çünkü bir deha- etik kaygılarla bu projeden ayrılmasını anlatmak olduğu için çoğunlukla bir karar alma sürecini anlatmış oldu bu öykü.

Özellikle olay örgüsü konusunda başka bir eleştirin varsa bir çayımı daha iç ve onu bana imkanın olursa söyle lütfen. Bu başlığı özellikle önemsedim, sorunu ortadan kaldırmak isterim.

Samimi ve detaylı analizin için ayrıca teşekkür ederim.


(Ö.Miraç Saral) #10

Merhaba hocam.

Aaa aslında yazacaklarımı daha önceden arkadaşlar yazmışlar. Giriş kısmı sıkıntılı, katılıyorum. O kısım olmasa veya sade tutulsa belki de profesör karakterinin içine biraz daha girebilirdik. Sonuçta bu işte, öykü vs yazarlığında neyi anlattığın kadar neyi anlatmadığın da önemli. Çok şey anlatmak, karakterini tasvirde bollaştırmak güzel, kabul. Ama bazen de okuyucu denilen kişiye güvenmek lazım. Profesör karakterine fazla ısınamadım.

Diyaloglar sahiden çok kaliteli. İşte buna şapka çıkartılır. Anlatı, gösterme, monolog ve diyalog dörgenini doğru ve kararında birleştirdiğinde ki sende bunu yapabilecek yetenek, ondan daha önemlisi inat var gibi görünüyor; ortaya kaliteli bir yazın çıkar.

iki aydır öykü yazamadım çünkü -maalesef- çalışan bir insan olduğum için zaman bulamadım. ama bu ay umarım ben de yazacağım ve umarım kötü olmayacak. selamlar!


(Murat Barış Sarı) #11

Merhaba Miraç.
Yorumun için teşekkür ederim. Diyaloglarım hakkında söylediklerin beni çok mutlu etti.

Ve şu tanımlama gerçekten ciddi bir rehber olacak benim için “Anlatı, gösterme, monolog ve diyalog dörtgeni” Evet bir inat var ama yetenek var mı onu zaman gösterecek :wink:

Öyküye giriş sorunlu oldu kabul. Bir daha interaktif anlatıcı yok.

Ben de çalışıyorum seni mükemmelen anlıyorum. İşten gel kafa kazan gibi sonra yaz vs. zor evet. Ben de yoğun tempolu bir dönemde olacağımdan bu ay katılamayacağım ancak senin gulyabani öykünü mutlaka okumak ve değerlendirmek isterim.

Tekrar teşekkür ederim, selamlar.


(Osman Eliuz) #12

Merhabalar.

Giriş hakkında söylenenlere katılarak genel çerçevede bir önceki öykünüze nazaran çok daha başarılı buldum. Öyküden ziyade bir romanın geçiş bölümlerinden biri gibiydi ve güzeldi; güzel yazılmıştı. Akıcıydı, okurken sıkmadı. Finali de ayrıca hoşuma gitti.

Diyaloglar başarılıydı ama bazı kısımlarda hoşuma gitmeyen şeyler vardı. Misal:

Profesör meraklanmıştı “Neden?”

Söyleme göstere takıntılıyım sanırım biraz. Bu gibi yerlerde meraklanmıştı gibi bir anlatımdan ziyade bu merakı gösterecek bir şeyi tercih ederim. Profesör gözlerini kıstı: '‘Neden?’ gibi. Basit ve kişisel şeyler ama fikir alışverişi adına söylüyorum.

Haricen söylenmesi gerekenler söylenmiş, ben biraz geç kalmış olabilirim; mazur görün :slight_smile:

Gelecek seçkilerde de görrüşebilme umuduyla. Kaleminize sağlık.


(Murat Barış Sarı) #13

Çok teşekkür ederim. Elimizden geldiğince geliştirmeye çalışıyorum. Yorumunuz beni düşündürdü bu açıdan geç olmasının hiçbir mahsuru yok. Zahmet etmiş okumuş bir de yorum yapmışsınız daha ne olsun?

Eleştirdiğiniz ibare bir noktada sizin söylediğiniz gibi yazılsa da olurmuş evet. Bu sanırım anlatıcının tanımlanmasıyla ilgili bir şey. Anlatıcı eğer karakterin ruh dünyasına da hakimse, düşüncelerini okuyabiliyorsa “meraklanmıştı” demesi olabilir görünüyor. Ama anlatıcı sadece eylemleri gözlemlemeli, karakterlerin ruh dünyasına girişi olmamalı denirse o zaman aynı ibare yersiz kaçar diye düşünüyorum.

Böyle böyle üzerinde düşüne düşüne daha iyiye gitmek dilekleriyle…
Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim
Hoşçakalın.


#14

Sevgili @MuratBarisSari

Yukarıda arkadaşların hikayeyi cidden masaya yatırıp güzelce incelediklerini ve çok değerli katkılar yaptıklarını görüyorum. Hikayenin kurgusu, olay akışı ve bağlantı noktaları için söyşeyecek bir şey bulamıyorum. Sevgili @Gurlino bahsettiği gibi bana bir film izliyormuşum gibi geldi. Cümleler arasında değilde sahneler arasında geçiş yapıyormuşum gibi geldi. Reklamcılık alanında çalışıyor/okuyor olabilir misin? Çünkü dar alanlarda en çok vurucu hayal gücü kullanana meslek bana hep onlar gibi gelmiştir. Senin de hikayedeki parçaların bana böyle br yeteneği andırdı.

Bir de naçizane olayların geçtiği evreni senin gözünden görebilmeyi çok isterdim ancak yularıda bir yerde okuduğum kadarıyla bu ay diyaloglara konsantre olmuşsun. Belki bir sonraki seçkide bize yeni bir yönünü göstermek istersin.

Eline ve düş gücüne sağlık
Sevgiler
Dipsiz


(Murat Barış Sarı) #15

Merhaba Sevgili Dipsiz.
Reklamcılık okumadım veya reklamcı değilim. Ancak reklamcılıkla benim eserimi karşılaştırdığın noktalar beni ziyadesiyle mutlu etti, çok teşekkür ederim.

Güzel bir noktaya parmak basmışsın; evet geçtiğim ay yazdığım öyküde düello diyalogları İlyada’dan esinlenmeydi ve biraz hafif kaldılar. Ben de bu ay genellikle güvendiğim diyaloglarımı kullanmaya karar verdim.

Tasvirlerim açıkçası pek iyi değildir ancak onun da üzerinde çalışıyorum. Umarım gelecekteki seçkilerde bu yönde de olumlu yol kat edebilirim. Bana son derece faydası olan eleştirin için tekrar teşekkür ederim.

Görüşmek üzere.