Bir Rehber Hikayesi


(Ça m'est égal.) #1

Bu başlıkta sevgili @DentArthurDent ile beraber Otostopçunun Galaksi Rehberi serisine, bu seriyi sevenler olarak, seriden kopmadan, yazdığımız yeni maceralarımızı paylaşacağız. İlk iki bölümü saygıyla huzurlarınıza sunar ve bizim yazarken aldığımız zevki okurken almanızı umarız.

Sıfır Yerçekiminde Yapılacak Birkaç Şey

Tüm zamanların en çok okunan kitabı Otostopçunun Galaksi Rehberi, nereden bakarsanız bakın geveze bir kitaptır. Bu gerçekle ilk defa Rehber’in önsözünün giriş kısmının üç bininci sayfalarında karşılaşırsınız; eğer o kadar sayfayı kalıcı bir beyin hasarı almadan okuyabildiyseniz. Gerçekten de Rehber’in bir önsözünün olması fikri, tarihin en kötü uygulanan fikri olmadan önce, kulağa güzel gelen fikirlerdendir. Tıpkı Pazar akşamı arkadaşlarınız tarafından “Hadi, bu sefer daha önce hiç gitmediğimiz bir bara gidelim.” fikrinin yalnızca kulağa hoş geldiğini, ama bazen alışkanlıkların bizi hayatta tutan pamuk iplikleri olduğunu, zil zurna sarhoş iken sizden daha da zil zurna sarhoş biri tarafından bıçakla tehdit edildiğinizde anladığınız gibi, Rehber’in önsözünün olması fikri de şahane bir fikirdi. Ama sonra fikrin uygulanması gerekti, çünkü fikirlerin bir noktadan sonra uygulanması gerekir. Ve her şey felaket şekilde sonuçlandı.

Her gelen editör, kendisinden önce gelen editörden daha iyi olduğunu göstermek için önsözü şişirdikçe şişirdi. Şu anda bile şişmeye devam ediyor. (İlk halinde sadece havlu temizliği ve panikten kurtulma önerileri yer alıyordu.) Bir noktadan sonra, her gün artan sayfa sayısıyla Rehber’in önsözünü saklamak için ekonomik olarak zor durumda bulunan bir gezegendeki yerliler ile anlaşılmış ve bütün bir önsöz; siyah, saydam dikdörtgen kayalara işlenerek gezegene taşınmıştır. Bu plan, bir süre için iyi işlese de gezegendekilerin tuhaf davranmaları ve birbirlerini bu dikdörtgen kayalar için öldürmeye başlamaları üzerine yetkililer, bunun önlenmesi gerektiğini düşünmüştür. Birbirini sebepsiz yere öldürenlerle uğraşmak konusunda uzman olan yetkililer, ortada bir sebep olması durumunda sorunu nasıl çözeceklerini bilemediklerinden Rehber’in görevlilerinden yardım istemişlerdir. Bunun büyük bir hata olduğunun anlaşılması çok uzun sürmemiştir.

Önsözü uygun bir yere taşımak görevini üstlenen Rehber görevlileri, olası bütün ihtimalleri tartışmış, uzun süren kavgalar ve küskün müzakere görüşmeleri ardından nerede yemek yiyeceklerine karar vermişlerdir. Çorbalarını içip ana yemeklerini beklerken ve bir an dört kafalı, sekiz antenli, altı kollu N’ghuai ırkının en gözde kadın temsilcisini izleyip büyülendikten sonra Rehber’in önsözünün yazılı olduğu dikdörtgen kayaları evrenin dört bir tarafına gelişigüzel bırakma konusunda anlaşmışlardır. Tek bir itiraz, cılız bir şekilde yükselmiştir: “Ana yemeği bekleyemez miydik?”

Böylece Rehberin önsözünün yazılı olduğu kayalar evrenin dört bir yanına, kimselere haber vermeden gönderilmiştir. Bir yörüngeye girip gezegene iniş yapabilen kayalar, ne yazık ki çoğunlukla yanlış anlaşılmış, ya ilahi bir hediye ya da komplo teorisyenlerine meze olarak görülmüştür. Kimileri, önsözün Hayat, Evren ve geri kalan her şey hakkındaki nihai soruyu içerdiğini, bunu ancak bütün kayaları okuyan birinin bulabileceğini söylemektedir. Kimileri ise yalnızca Rehber’in geveze olduğunu söylemektedir.

Sonuç olarak, Rehber gevezedir. Önsözler çoğunlukla can sıkıcıdır, nadiren ölümcüldür. Ama Rehber eğlence vadeder, en azından eğlenceli bir ölüm… Eğer iki kafanız yoksa Rehber’in önsözünü okumaya çalışmak tek kafanızın patlamasına neden olacağından ölümcül olacaktır. Zaphod Beeblebrox, iki kafalıdır ve Altın Kalp’in komuta bölümünde dört gözüne taktığı okuma gözlükleriyle, bir yandan sağ elinin serçe parmağıyla kafalarından sağda olanının sağ kulağını kaşır ve yüzünde çok çetin bir işle uğraşıyormuş ifadesi takınırken, diğer yandan yan tuttuğu Rehber’in ağırlığını hesaplamaya çalışıp, önsözü okumaya başlamıştır.

Bir Maceranın Horultusu

-Zaphod!
-Ha? Ha, ne?

Rehber’in önsözünü okurken uyuyakalan Zaphod, Ford’un köprüden seslenmesiyle yerinden sıçrayarak uyandı. Sıçrama anında kafaları birbirine çarptı.

-Lanet olsun Ford, dürtükleyerek uyandırmaya ne oldu?
-Yanına gelmeye üşendim. N’apıyorsun sen ?
-Ne demek n’apıyorum? Bir şeyler okuyorum işte. Bilirsin, araştırma yaparken bir şeyler okuman gerekir. Bunun için özel gözlüklerim bile var.

Zaphod parıltılı gözlüklerini havada döndürerek gösterdi. Ford’tan belli belirsiz bir kikirdeme duyuldu.

-Güldün mü sen?
-Yok canım. Sen, araştırma yapmak, bir şeyler okumak… Garip bir üçlü. Neyse, okumana biraz ara ver, kitap kurdu! Bunu söylediğime çok pişman olacağım ama yardımına ihtiyacım olabilir.

Zaphod önündeki sıkıcı kağıtlara baktı, o sırada soldaki kafası esneyip gözlerini kırpıştırdı. Sağ kafasındaki gözlerini Ford’a dikti, sol kafa hala mayışık hareketler yapıyordu.

-Bu kağıtlar önemli Ford. Hem de tahmin edemeyeceğin kadar. Şu an tamamen, bütün zerrelerimle buna odaklanmış durumdayım ve hiçbir şey beni araştırmamdan alıkoyamaz. Öğle yemeği dışında, yemek ister misin?
-Hmm…
-Ah, anlıyorum. Merak ettin değil mi? Zaphod’un muhteşem, dahiyane yeni araştırmasını öylesine duymak istiyorsun ki yemek lafını işitmedin bile.
-Hayır, sadece tokum…
-Öf! Tamam, tamam. Sana söyleyeceğim. Pan Galaktik Gargara Bombası’na eklenecek yeni malzemeler arıyorum. Artık…
-Bunu istediğimi sanmıyorum Zaphod. Yardıma ihtiyacım var.
-Sus da dinle, hıyar herif. Ne diyordum? Heh! Artık içtiğimde karaciğerim ağrımıyor, o tatlı tatlı yanan acıyı özledim. Tekgöz Phaelis bana aradığım şeyin bu kağıtlarda olduğunu söyledi.
-Tekgöz Phaelis, 838 gözü olan ve hayattaki tek amacı Evren’deki herkese şaka yapmak olan bir hergele. Geçen seferi unuttun mu?
-Bunu defalarca kez söyledim, Sessiz Çığlık Savaşı olayında sarhoşluğumdan faydalandı.
-Sen hep sarhoşsun.
-Bu doğru değil. Ben çoğunlukla sarhoşum. Evrenin hiçbir yerinde “çoğunlukla” ile “hep” aynı anlama gelmez. Gördüğün gibi yine haklıyım.
-Peki, bu sefer de sarhoş muydun?
-Konumuz bu değil Ford.

Konu tam olarak buydu. Çünkü Zaphod, Tekgöz Phaelis’in yanında son kez sarhoş olduğunda birlikte Sessiz Çığlık Savaşı’na sebep olmuşlardı. Her şey, Tekgöz Phaelis’in Sahathea gezegenindeki şiir çekişmesinin ne kadar güzel olduğunu ve bu şiirleri ömründe bir kez duyanın başka bir şey duymak istemeyeceğini söylemesiyle başladı. Zaphod, hiçbir şeyin kendi sesinin tınısından daha güzel olamayacağını iddia etti ve oracıkta şarkıya başlayarak birkaç kulak iltihabına neden oldu. Tekgöz Phaelis, oraya gitmeyi teklif etti. Zaphod ise aracı kendisinin kullanacağını söyledi. Oraya vardıklarında yalnızca temel seviyede sürrealizm içeren ve yüzden doksanlık bir oranla dizelerinin herhangi birinde “sessiz çığlıklar” kelimesini içeren şiirlerle karşılaştılar. Zaphod, kahkahalarla güldü; kendini yerlere attı, şiirlerin çok kötü olduğunu söyledi. Şiirini okumakta olan büyük usta, bu söz üzerine durdu ve bunu kimin söylediğini sordu. Zaphod dalga geçercesine “Elbette, nehrin karşısındaki yeşil adam söyledi.” dedi. Şansa bakın ki gerçekten de nehrin karşısında bir yeşil adam vardı ve o, büyük ustanın en büyük rakibiydi. Büyük usta, hışımla orayı terk etti ve şafakta, bütün kuvvetleriyle nehrin karşısına saldırdı. Gün sonunda, ortada yalnızca sessiz bir çığlık kalmıştı.

-Bu kağıtlar bana o harika duyguyu tekrar yaşatabilir. Ama bir sıkıntı var…

Ford cevap vermedi, o sırada yavaş adımlarla yürüyüp gördüğü her şeye dokunmakla meşguldü. Her dokunuşunda yüz ifadesi değişmekteydi; şaşkın, mutlu, üzüntülü…

-Sen beni dinliyor musun? dedi, Zaphod sitemkar bir şekilde.
-Maalesef. Asıl soru, sen beni dinleyecek misin?
-Belki sonra, yeterince sarhoş olduğumda. Bu kağıtlar Rehber’in evrene saçılıp gizlenmiş önsözünün sadece ilk paragrafı.
-Önsöz mü? Sen bunu nereden buldun?
-Budala herif, dedi sağ kafasındaki salyalı ağzı gülerek, Galaktik İmparatorluk Hükümeti Başkanı ile konuştuğunu unutuyorsun. Başkanlık yetkilerimi kullanarak kayıtlara ulaştım. Hiç zorluk çıkarmadılar.
-Sen şimdi bana, hala başkanlık yetkilerini kullanabildiğini mi söylüyorsun? Yaptığın onca şeyden sonra?
-Eh, siyaset böyledir, yakalanmadığın sürece masumsundur. Bazen geçmişi arkamızda bırakmamız gerekir değil mi? Cevap verme, diyerek ağzını açan Ford’u susturdu. Senin tüysüz maymun nerede?
-Dent mi?
-Sen ona öyle mi sesleniyorsun? Neyse, onu da çağır, ona bile ihtiyacımız var.


#2

Otostopçunun Galaksi Rehberini ve Evrenin Sonundaki Restoran’ı birer günde bitirdikten sonra iyi geldi, ellerinize sağlık. Sıfır Yerçekiminde Yapılacak Birkaç Şey şu ana kadar favorim, devamını merakla bekliyorum.


#3

Fazla bekletmeden, hazır olan iki bölümü daha gönderiyorum. Keyifli okumalar.

İki Komik Adam Tarafından Yazılan Komik Olmayan Bölüm

Rehber’in artırılmış gerçeklik konusunda da söyleyecek bir çift sözü vardır. Eğer bir gün, çok paranız olursa ve boşa harcamak için yer ararsanız, der Rehber, artırılmış gerçeklik cihazları sizin için çok iyi bir ölü yatırımdır. Kesinlikle para kaybıdır, özellikle alınıp bir kere kullanılan meyve suyu sıkacakları ile kıyaslandığında. Ancak kesinlikle para kaybetmenin en eğlenceli yoludur.

Altın Kalp birkaç tane artırılmış gerçeklik cihazına sahipti ve bunlardan bir tanesi Arthur Dent tarafından sıklıkla kullanılmaktaydı. Gününün büyük bir kısmını bu cihaza bağlı bir şekilde geçiren Arthur, gerçekten çay ile alakalı, ama gerçekten çayın ne olduğunu bilen bir gezegen bulmayı amaçlıyordu. İşin kötü yanı, Arthur’un sistemdeki gezegenlerin gerçekten var olduklarını ve gittiği her gezegenle evren hakkındaki görüşlerini artırdığını sanmasıydı. İşin daha kötü yanı ise, Arthur’un her yolculuğu için kaşif edasıyla notlar alması ve kendisine Kaptan Kirk olarak seslenmesiydi. İşin en kötü yanı ise Ford’un Arthur’un kayıtlarına erişmesi ve Bunu Evrendeki herkese e-postalamasıydı. Korkunç olan, bundan Arthur’un haberinin olmamasıydı. O sırada Arthur, hep yaptığı gibi yatağında oturmak ve evrene dair derin araştırmaları hakkında düşünmekle meşguldü.

Arthur yatağında oturmuş Altın Kalp’in tavanını izliyordu. Ya da zeminini… “Uzayda olduğumuza göre neresinin yukarı, neresinin aşağı olduğu bilinemez”, dedi kendi kendisine. “Yani sanırım. Bu tezden emin olmadan Ford’a bir şey söylemeyeyim. Çay makinesinin muhabbetinin güzel olduğunu söylediğimden beri benimle dalga geçiyor.”

Arthur ayağa kalktı, gezmeye başladı. Televizyon açmak istedi ancak uzaydaki programların hayranı olduğu pek söylenemezdi. Birkaç dakika volta atıp, bunun işe yaramaz bir şey olduğunu fark edince odasından çıktı. Kapı hoşnut bir “ah” sesiyle açıldı ve teşekkür etti. Arthur çay makinesinin yanında buldu kendisini.

-Bugün ne içmek istersin ahbap?
-Çay… Sanki başka seçenek varmış gibi.

Son söylediği cümleden sonra Arthur’un gözleri kısıldı. “Evet ya, neden başka içecek yok? Canım kahve içmek istiyor.”

-Sen kahve yapmayı bilmiyor musun?
-O nedir?
-İçecek. Kafein. Uyku açıcı. Bağırsak çalıştırıcı.
-Sanırım öyle bir şeylerim var. Yutihgni’nin en nemli ve en yağmurlu bölgelerinde yetişen Ölü Dirilten Tuvaletten Çıkarmayan Çayı’na ne dersin?
-O ne be?
-Daha demin anlattım.

Arthur’un canı sıkıldı. Ani bir dürtüyle çay makinesini ters çevirdi, arkasındaki kabloları kurcaladı.

-Hey ahbap, bu yaptığın şey çoğu gezegende illegal. Hayır, oraya dok…

Çay makinesi birden sessizleştiği, ışığı söndü. Arthur makinenin ön tarafına çevirdi gözlerini.

-Orada mısın?

Bir yandan da klasik bir dünyalı hareketi olan bozulan makineyi vurarak tamir etmeyi uyguluyordu.
-Bir arızayı başka bir arıza çıkararak tamir etmeye çalışmak, işte bütün insanlığın özeti.

-Şimdi zamanı değil Marvin!
-Elbette, ne de olsa henüz hiçbir şeyi mahvetmedin. Şimdilik.

Marvin derin bir iç çekti, yere oturdu ve kendisini kapattı.

-N’apıyorsun sen?

Ford arkasından kapanan kapının teşekkür edişlerini ve rahatlama sesini bastıracak bir tonda söylemişti. Arthur irkildi.

-Kahve içmek istiyorum. Bunun için de makinenin kablolarının yerini değiştirip onu kahve yapmaya programlıyorum.
-Bu kelimeleri nereden öğrendin sen? Ayrıca makinenin atık deposuyla oynuyorsun şu an.
-Nasıl yani?
-İçecek hazırlarken ortaya çıkan artığı nereden atıyor sanıyorsun?

Arthur elini yavaşça kablolardan çekti. Tam o anda makineden mayışık bir ses yükseldi.

-Hayır bebeğim durma.

İkisi de bu anı yaşanmamış kabul etmeyi tercih ettiler.

-Bu koca kafa n’apıyor burada? dedi Ford, Marvin’i göstererek.
-Kendimi kapatmış olsam bile çevremde olan biteni algılayabiliyorum, dedi Marvin. Sandığınız kadar havalı değil. Kesinlikle havalı değil, hatta son derece berbat bir şey, özellikle de varoluşsal problemler yaşarken. Ama bu, elbette sizin umrunuzda değil. Ne zaman oldu ki?
-Peki. Dedi Ford, Arthur’a döndü; Bunu söylemek bana da çok şaşırtıcı geliyor ama yardımına ihtiyacımız var.
-İhtiyacınız?
-Zaphod ve benim. Hem ayrı ayrı, hem de birlikte…
-Nasıl yani?
-Ufak bir şey. Ufak ama muhtemelen hayati. Yani, ucunda hayatlarımızın söz konusu olabileceğini söylüyorum. Hani…
-Evet, hayatinin anlamını biliyorum. Neden her şeyi bana açıklamak zorunda hissediyorsun kendini?
-Dostum, alınma ama iyice çay makinesi sapığına dönüştün. Ve her seferinde içtiğin şeyin çay olmadığına dair tartışmaya girip kaybediyorsun.
-O lanet makine, tartışma üslubunu bilmiyor. Her seferinde konuyu, eski evimdeki tost makinesine getiriyor.
-Arthur, gerçekten buna vaktim yok. Yalnızca tek bir şeye cevap ver. Hiç yorum yapma. Sadece cevap ver. Anladın mı? Sadece cevap ver. Cevaba ait olmayan hiçbir kelime kullanma.
-İşte yine açıklıyorsun. Her zamanki şeyi yapıyorsun. Ben aptal mıyım, benden sadece cevap vermemi istediğini anlamayacak mıyım? Basit bir şey söylüyorsun, yalnızca cevaplamamı istediğin bir soru var ve ben, hiçbir şey demeden bu soruyu cevaplayacağım. Bu ne kadar zor olabilir ki? Altı üstü bir soru. Sor bakalım.

-Bu gerçekten hızlı oldu. Her neyse, acil olarak öğrenmek istediğim şey; hayat, evren ve geri kalan her şey hakkındaki nihai sorunun ne olduğu. Zaphod’un da saçmasapan taşlarla ilgili yardımımıza ihtiyacı varmış ama onu sonraya bırakabiliriz. Benim işim biraz acele.

Arthur şaşkın şaşkın Ford’a baktı. Bir süre ne diyeceğini bilemedi. Kendi etrafında döndü, sabahlığının uçuşmasına izin verdi. Sonra gönülsüz bir kahkaha attı.
-Bu da nereden çıktı şimdi?
-Bir iddiaya girdim.
-İddia?
-Evet, bir iddiaya girdim. Hayat, evren ve geri kalan her şey hakkındaki nihai sorunun ne olduğunu bir hafta içerisinde bulabileceğimi söyledim.
-Pardon, ne yaptın?
-Bir iddiaya girdim. Hayat, evren ve geri kalan her şey hakkındaki nihai sorunun ne olduğunu bir hafta içerisinde bulabileceğimi söyledim.
-Aa, tamam. Ben de gerçekten bunu söylediğini sanmıştım. Peki, bunu nasıl yapacaksın? Onu da söyledin mi?
-Soruyu bulabilecek Arthur Dent isimli bir arkadaşım olduğunu, onun bana yardım edeceğini söyledim.
-Lütfen bana adımı verdiğini söyleme.
-Sanırım az önce tam olarak bunu yaptım.
-Tanrım, Tanrım, TANRIM! BÖYLE BİR ŞEYİ NEDEN YAPTIN? En son başımıza gelenleri unuttun mu? Tanrım, Ford! Sarhoş muydun?
-Zil zurna.
-Ve benden yardım etmemi istiyorsun. Şimdiden peşimize düşmüşlerdir. Hem de yüzlerce farklı ırktan yüzlerce farklı gemi ile bizi bulmaya geliyorlardır. Ne kadar vaktimiz…

Arthur cümlesini tamamlayamadan Altın Kalp’in gelişmiş radar sistemi alarm vermeye başladı.
-UYARI! YAKLAŞMAKTA OLAN SİLAHLI GEMİLER TESPİT EDİLDİ. UYARI!
-Şey, sanırım vaktimiz yok, dedi Ford.

Heyecan Artmış, Ufukta Aksiyon Dolu Sahneler Görünürken Gelen Filler Bölüm

Evren çok tuhaf bir yerdir, tuhaf ve acımasız. Tuhaflık sınırını misliyle aşacak derecede eğlenceye bağımlıdır. Kimi zaman evrenin tüm hareketini, eğlenen trilyonlarca canlının sağladığı enerjiyle devam ettirdiğini düşünürsünüz. Bir o kadar da acımasızdır. Eğlence fırsatını gördüğü an, o fırsatı kullanmak için elinden gelen her şeyi yapar; sadece kulağa eğlenceli geldiği için bir yıldızı söndürebilir, milyonlarca insanın savaşmasına neden olabilir, çok daha fazlasının gezegenlerinden, sırf gezegenleri evrenin en büyük kriket sahası olsun diye, sürülmesini sağlayabilir. Bundan çok daha kötüsü, sadece ve sadece çok eğlenceli bir fikir olabileceği ihtimali olduğu için Artofedon gezegenine yapılmıştır. Bütün bir gezegen, evrenin en büyük barına dönüştürülmüş ve bütün zaman dilimlerinde evrenin dört bir tarafından gelen ziyaretçilere hizmet edilmesi için yerli halk, bütün teknolojik gelişimlerinden alıkonularak barmenlik için eğitilmiştir.

Bütün bunlara sebep olan kişi, elbette Zaphod Beeblebrox’du. İki kafasının hangisinin sağda, hangisinin solda olduğunu dahi ayırt edemeyecek kadar sarhoşken Artofedon gezegenine ‘‘küçük ve acil’’ bir mola için inmiş ve işini görürken aklına çok şahane o fikir gelmiştir: ‘‘Neden, bu gelişmemiş canlıları kendi gelişim yollarından alıkoyup koskoca bir bara tıkmayalım?’’ Sonra bu fikri arkadaşlarına açmıştır: ‘‘Hey çocuklar, şu taşları birbirine çarpan yaratıkları toplayın, aklıma süper eğlenceli bir fikir geldi.’’

‘‘Evrenin en tehlikeli cümlesi,’’ der Rehber, ‘‘aklıma süper eğlenceli bir fikir geldi cümlesidir.’’ Bu cümleyi duyacak kadar şanssızsanız yapmanız gereken tek şey, bir zaman makinesine binerek bu cümleyi duymanızdan hemen önceki zamana gitmeniz ve bu cümleyi kuracak olan kişiyi öldürmenizdir. Hem de birkaç kez. Hem de iyice öldüğüne emin oluncaya kadar.

Ancak ne yazık ki o gece, Artofedon gezegeninde kimsenin zaman makinesine binecek hali yoktu.


Bar tezgahının arkasında elindeki karıştırıcıyı sallayarak, kolunda yuvarlayarak, havaya atıp döndürüp tekrar yakalayarak ve etrafındakileri usulca izleyerek vakit geçiriyordu. Dört anteninin her biri farklı bir yöne bakıyor, iki gözünün biri sağı diğeri de solu inceliyordu. Gezegende büyük bir parti vardı; gerçi bu ilk defa olmuyordu, bu gezegen parti gezegeniydi. Evrende canı sıkılan bütün canlılar buraya gelir, çılgın bir hafta sonu geçirip evlerine dönerlerdi. Dünyalıların Las Vegas’ı gibi bir yerdi anlayacağınız. Teknolojileri fazla gelişmemiş, tarağı daha yeni keşfetmişlerdi. Ancak icadın çıkmasından kısa bir süre sonra gezegendeki canlılarda biyolojik bir mutasyon görüldü ve vücutlarındaki bütün kıllar döküldü. Bu olay tarak paradoksuna yol açtı ve bunu çözmeye çalışan bilim adamları sadece çikolatayı bulabildi.

Bu gezegendeki canlıların, evrenin geri kalanı tarafından pek sevildiğini söyleyemeyiz. İşin aslı şu ki; bu gezegendeki insanlar sadece parti yapmayı biliyorlar, komik değiller, zeki değiller, hoş sohbet hiç değiller… Evrenin geri kalanına kendilerini sevmeleri için pek sebep vermiyorlar yani… Partileri de diğer canlıları eğlendirmeye bayıldıkları için düzenlediklerini söyleyemeyiz. Bu partilerin hepsi düzmece; bütün barmenler, müşterilerini sarhoş edip bilgi toplama peşindeler.

“Saçmalık bu, size inanmıyorum beyefendi.”

Ağa takılan yeni balık bizim Ford Prefect’ti.

“Seni dört antenli şapşal. Biliyorum, diyorum sana. Beş kitaplık maceram var bu konuda… Gerçi doğru siz daha yazıyı bulmadınız.”
“Kabalaşmayalım lütfen.”
“Peki peki, pardon. Ama sana anlatmaya çalışıyorum, nihai sorunun cevabını biliyorum.”
“Sabahtan beri bunu söylüyorsunuz efendim, ama, ne olduğunu söylemiyorsunuz.”

Ford işaret parmağını dudaklarına götürdü.

“Şşşş… Çok gizli.” Kısık sesle konuşuyordu. “Ama sana ipucu vereyim… Her şey o lanet farelerin başının altından çıkmış.”
“Fareler mi?”
“O lanet fareler dostum… Kuyruğu olan hiçbir canlıya güvenmemek gerek.”

Tam o sırada Ford’un yanında oturan birisi hışımla ayağa kalktı, içkisini Ford’a fırlattı ve “Pis ırkçı.” diyerek uzaklaştı. Ford’un tek gördüğü ona tepki gösteren kişinin kuyruğuydu.

“Hüf… İncitmek istememiştim aslında…”
“Bence içkiyi fazla kaçırdınız beyefendi, bugünlük bu kadar yeterli gibi görünüyor.”
“Bana çocuk muamelesi yapma anten kafa. İnanmıyorsun değil mi bana?”
“Gerçekten sarhoş olduğunuza inanıyorum.”
“Ben? Ben ve sarhoş olmak? Benim beyin suyum alkoldür, ben sarhoş olmam.”
“Buradan öyle görünmüyor. Ya iddianızı şüphe götürmez cümlelerle doğrulayın, ya da içki şişesini bırakın.”
“Hepsi farelerin suçu… Ve galaksinin haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşesinde, gözlerden uzak bir güneşin yörüngesinde dönen, tamamıyla önemsiz, küçük ve salak bir gezegenin…”
‘‘Siz bu gezegene nasıl gittiniz efendim? Bir uzay, uzay, ee, … uzay şeyiyle mi?’’
‘‘Gemisi, uzay gemisi. Aslında hayır, bir uzay gemisi ile gitmedim. Benimki yalnızca bir kazaydı. Ama çıkışım bir uzay gemisiyle oldu, eğer merak ediyorsan.’’
‘‘Bir uzay gemisi demek, vay canına. Bir uzay gemisine bindiniz demek. Gerçekten çok şanslı olmalısınız. Uzayda gezen bir gemi sizi aldı ve, ve, uzayda gezmeye devam etti. Büyüleyici, değil mi?’’

Ford, o sırada ilgisini tamamen kaybetmişti. Çünkü yanındaki sandalye son derece alımlı bir canlı oturmuştu. İşaret parmağını barmene götürerek ‘‘Şşşş, Scotty! Gizli ajanlık faaliyetine sonra devam edersin, belki o zaman ileri teknolojimizin son ürünü olan tırnak makası hakkında ağzımdan bilgi kaçırabilirim.’’ dedi. Barmenin gözleri parladı, tırnak makasının ne olduğuna dair en ufak bir fikri bile yoktu. Ancak ileri teknoloji olması ve bir şekilde uzay gemileriyle alakalı olma ihtimali onu iyiden iyiye heyecanlandırmıştı. Ellerini hızlıca birbirine sürterek Ford’a döndü:
‘‘Bir içki daha, efendim?’’
Ford gülümsedi, kanındaki alkolün etkisiyle artan özgüveni bedenini sağa doğru, yanındaki son derece alımlı canlıya doğru çevirmişti.
‘‘Her zamankinden bir tane daha, bu güzelliğe de bir Pan Galaktik Gargara Bombası yap.’’
“Senin Ortnhuai’de olman gerekirdi, bu gezegen senin gibi bir güzele yakışmıyor.”

Antenlerinden ikisi utançtan kızararak, yüzünü Ford’a döndü. “Bazen Ortnhuai de sıkıcı olabiliyor. Hem arada sırada evrenin şapşal canlılarını da görmek gerek.”
“Aman aman… Umarım o şanslı şapşal benimdir.”
“Değişir…”
“Neye göre değişir?”
“Başarılarına göre.”
“Tatlım karşında evrenin en çılgın canlısı duruyor. Bildiklerimin %1’ini anlatsam bana sırılsıklam aşık olurdun.”
“Çok iddialısın.”
“Hayat, evren ve her şeyle ilgili nihai sorunun cevabını biliyorsan iddialı olman gerekir.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Kalbimi kırıyorsun. Sence bende güzel bir canlıyı kandırmak için yalan söyleyecek bir tip var mı?”
“Gerçekten cevap vermemi istiyor musun?”
“Hayır. O yüzden sana her şeyi anlatacağım ve sen de bana sırılsıklam aşık olacaksın, bunun için şimdiden özür diliyorum.”
Üç parmaklı elini dudaklarına götürerek kıkırdadı. “Peki şapşal, seni dinliyorum.”
“Lanet olası fareler bir gezegen yapmış. Nihai soruyu bilen bir makine. Bu gezegenin adı Dünya, çoğunlukla zararsız bir yer. Yani, bir zamanlar öyleydi. Vogonlar tarafından yeni bir galaktik yol için yok edilmeden önce gayet sıradan bir yerdi. Sana bir şey daha söyleyeyim de çekiciliğim artsın.”
“Neymiş o?”
“Dünya, yeni bir galaktik yol için yok edildiğinde üzerindeki bütün yaşam yok oldu. Biri hariç, Arthur Dent. Kendisi arkadaşım olur.”
“Bu Arthur’u benim gözümde daha çekici kıldı…”
“Salağın tekidir o, boşver.”
“Eee şu büyük sorunun cevabı neymiş?”
“42.”
“Bu kadar mı? Ne anlama geliyor bu?”
‘‘Bunu henüz bilmiyoruz. Ama üzerinde çalışıyoruz.’’
‘‘İyi, o zaman bulunca beni ararsın.’’

Bunu dedikten sonra kalkmak için hazırlanan kadın karşısında ne yapacağını bilemeyen Ford, üst üste içmiş olduğu altıncı Pan Galaktik Gargara Bombası’nın etkisiyle oturduğu sandalyenin üzerine çıktı ve herkesin kendisine yönelen tuhaf bakışlarına aldırmadan, karşısındaki kadını etkilemek için konuşmaya başladı:
‘‘Hey millet, aklıma süper eğlenceli bir fikir geldi. Ben Ford Prefect. Hayat, evren ve geri kalan her şey hakkındaki nihai sorunun cevabını bir hafta içerisinde bulacağıma buradaki herkesle bahse giriyorum.’’

Bedava bir eğlence ihtimalini hiç kaçırmayacak olan kalabalık, şimdi Ford’a tüm dikkatini vermişti. İçlerinden biri, eğlencenin dozunu artırmaya karar verdi.
‘‘Hadi oradan, bunu gerçekten yapamayacağını biliyoruz. Bunun nesi eğlenceli ki?’’
Ford, Scotty’e elektronik başparmağını çalıştırmayı anlatmaya çabalarken bir anda gelen meydan okuma karşısında hınç ile tekrar sandalyeye çıktı. İyiden iyiye sallanıyordu, kafası kıyaktı.
‘‘Seni mankafa, sorunun cevabını bilen kişi benim en yakın arkadaşım Arthur Dent. Kendisi, şu an soruyu bulmak üzere. Bu nedenle, bahsi artırıyorum: Bir hafta içerisinde soruyu bulamazsam beni ve Arthur Dent’i Altın Kalp’le birlikte ele geçirebilirsiniz. Önce gelen kuzenim Zaphod ile de tanışabilir.’’
Kalabalık, coşkuyla kendinden geçti. Ford, yanındaki alımlı canlının etkilendiğini biliyordu. Bunu sarhoş da olsa anlayabiliyordu. Ancak sarhoş olmayan çok ufak bir yanı, yaptığının son derece yanlış olduğunu ve bunu bir hafta sonra fark edeceğini kendisine söylüyordu. Ford, bir Pan Galaktik Gargara Bombası daha yuvarladı. Duyduğu rahatsızlık verici ses, boğazını yakan içkiyle birlikte boğulurken yanındaki alımlı canlı, koluna girmiş ve kulağına, burada ifade edemeyeceğimiz müstehcen şeyler fısıldıyordu.