Bitmeyecek Öykü: Zamanın Eskitemediği Bir Hikâye

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/inceleme/bitmeyecek-oyku-michael-ende/



Bitmeyecek Öykü’nün yeniden basılması şerefine Michael Ende’nin bu ölümsüz eserini tekrar inceledik. (DEVAMI…)

7 Beğeni

Bu incelemeye tek bir yorum bile gelmemesi ve sadece iki beğeni almış olması beni derinden üzdü. Bastian’ın hikayesini okuyup da kendinden bir parça bulamayacak bir çocukluk var mıdır acaba? Michael Ende’nin yıllarca raflarda durmuş olmasına rağmen üzerine ne kadar az konuşulduğunu görmek beni hep şaşırtmıştır.

Ben bir kitabı elzem olmadıkça asla ikinci defa okumam. Üçüncü kez ise hiç okumam. Okunacak çok şey varken kısıtlı hayatımı aynı eserlere harcamayı sevmiyorum. Elbette istisnaları var. Ende ise bu istisnalardan birisidir. Ne zaman kendimi çaresiz, hayattan kopmuş, ötekileştirilmiş, yorgun, karamsar, mutsuz hissetsem kendimi hep Bitmeyecek Öykü’ye sarılır bulurum. Beylik laflar etmeyi sevmem, fanatiklikten de hiç haz etmem ama bu kitap kesinlikle daha fazla ilgiyi ve okumayı hak ediyor demeden de edemiyorum. Bende eski baskısı vardı çok sevdiğim bir dostuma hediye ettim. Şimdi ona emanet. Evet gerçekten o bir emanet. Bütün yalnızlığım o kitabın sayfalarında yıllarca birikti. Yeni baskısını da çok beğendim ve hemen edindim. Yine de biraz parlak geldi. İnsan alıştığını arıyor. İster istemez.

İnceleme güzel olmuş. Kim yazmışsa ellerine sağlık. Zorlayıcı olduğundan bahsedilmiş. İnsan bir anda öyle çok şey demek istiyor ve anlatmak istiyor ki, öyle çok dolu dolu ki kitap ne deseniz hep bir seyler unutmuş gibi oluyor insan. Bunu hissettim incelemede.

Eğer içinizden bir ses, bir gün size bu kitabın adını fısıldarsa alıp okumanızı tavsiye ederim.

6 Beğeni

Ben bunu cocukken bitmeyen hikaye olarak sinemada izlemistim. Ne guzel gunlerdi ya…iyiki tekrar ust sitaya gelmis kitabini alma sansina sahip oldum

O film çok kötüydü yalnız… Yazar bile bundan hiç memnun olmadı. O günün şartıyla belki kötü oldu. Yine de kitaptan sonra izlemek işkenceye dönüşüyor.

Hikâyelerin kökeni nedir? Neden hikâyelere yöneliriz? Yeri gelince neden hikâyelerle kavga ederiz? Hikâyelerde ne ararız, ne buluruz? Hikâye denen aynayı kim tutar, aynadan yansıyan şeylerin özü nedir?.. Hikâye ve hikâyecilik üzerine pek çok soru var. Bitmeyecek Öykü, tek bir hikâyeye bağlanmış yan hikâyecikler eşliğinde o sorulara yanıt veriyor.

Ana karakterin gerçek dünyadaki problemlerden muzdarip, ne yapacağını bilmeyen bir okur olması her şeyin anahtarı. Bu sebeple kitabı okudukça hikâyenin devam etmesi de ana kurgunun can damarı. Sonuçta, okur okumadıkça hikâyede ne olduğunu öğrenemez. Bu yüzden okur okuyana kadar yazılı metin canlanmaz. Hikâye zihinde canlandırılana kadar yoktur, ölüdür, hiç olmamış gibidir. Olay örgüsü de bu duruma göre kurgulanıyor; okur okudukça öğrenmek istediği hikâye yazılıp canlanıyor. Hikâyeyi o yazmıyor elbette. İhtiyaç duyduğu hikâye, kendi başınabuyrukluğuyla ortaya çıkıyor. Kontrol etmiyor. Sadece dile gelmesine önayak oluyor. Ne de olsa okur öğrenmek istemezse zihinde canlandırmak, hikâyenin anlamını vs. yine okur nezdinde önemsiz demek.

Evet, hikâyeler içinde neler olup bittiği öğrenilmek istenilen ve bu vesileyle var olan şeyler. Ancak bu öğrenme katman katman. Okur, gerçek dünyada imrendiği, arzuladığı, bulamadığını düşündüğü, yoksunluğunu çektiği imajlara ve temsillere çekiliyor, hikâyede hep onları arıyor. Okur onların peşinden sürüklenirken hikâyenin diğer katmanlarına çekiliyor. Bu katmanlarda okurun hazzetmediği, kabullenemediği, elinden gelse değiştirmek için uğraşacağı pek çok şey var. Okur, arzulanan hayaller ile arzulanmayan gerçeklikler arasında bocalıyor. Hikâye içerisinde birine ulaşmaya çalışırken diğerini kendinden uzaklaştırmaya çabalar. Burada ilginç olan şey, okur keyif verenin peşine takılırsa zihnen hikâye evreninden asla çıkamayacağı, kendi gerçekliğine dönemeyeceği ya da dönse de bunun sağlıklı bir dönüş olamayabileceği sorunu; hikâyeyi kendi gerçeklerinden kaçmak ve ait olduğu gerçeklikle yüzleşmekten kaçınmak için bir araç gibi kullanma hatasına düşmek. Okur bu tuzağa kendi kendisini güle oynaya düşürür. Çünkü insan doğası gereği olumsuzdan kaçıp olumluya yönelme eğilimindedir. Hayatta kalmak için gerekli bir güdü. Lakin hayatın karmaşasında var olabilmek, ben olabilmek için neyin gerçekten olumlu neyin gerçekten olumsuz olduğunu kestirebilmek gerek. Okur gerçek dünyada nasıl ambalajlara kanıp yanlış/hatalı mutlulukların peşine takılabiliyorsa kurmacada da hemen hemen aynı yüzeyselliğin yanılgısına düşebiliyor. Okur, yönlendirmelerle işaret edilen yolun ve yolculuğun kendisini nereye vardıracağına değil, yön tabelalarının güzelliğine takılıp kalıyor gibi. Okurun bu tuzaktan kurtulabilmesinin tek yolu kurtulmaya/uzaklaşmaya/kaçınmaya çalıştığı şeylerin kendi iç dünysında ne manaya geldiği düşünüp anlamlandırmak. Hikâyeyle çıkılan yolculuğun tüm zahmetlerini kabullenip nasıl bir yolda ne yöne doğru sürüklendiğinin farkına varmak, tek çözüm. O sayede hikâye okurun zihninde tatmin edici bir sona varabilir. Böylece okur, hikâyenin gerçekliğinde ait olduğu gerçeklitke farkına varamadığı, bildiğini bilemediği, ihtiyaç duyduğu asıl şeylerin ayırdına varabilir. Hayallerde öğrendiği kendi hakikatini gerçek dünyaya taşıyabilir.

Bu denkleme hikâyeleri var eden hayalgücü eklenince durum daha da ilginçleşiyor. Hikâyeler, başkalarının (eser sahibinin) bilgi, deneyim ve görüşleri ışığında harekete geçen hayal güçlerinin ürünü. Okurlar da kendi arzu ve beklentileri doğrultusunda hayalgüçlerini çalıştırarak hikâyeleri zihinlerinde canlandırıyorlar. Bu ortak noktaya göre, hikâyeler iki kere doğuyor, denebilir. Bunlardan ilki yazılırken, ikincisi okurken. Eser sahibi kendi içinde tutarlı bir bütün tasarlayarak, okur da o tasarıdaki parçaları kendince anlamlı bir bütüne yorarak hikâyeye can verir. Hayalgücünden doğan bu yeniden üretim döngüsü Bitmeyecek Öykü’de yazar ve okuru aynı kişi yaparak temsil ediliyor. Çok aykırı bir temsil değil. Hikâyeler, başkasının da olsa bir zihnin ürünü ve yine bir başka zihnin çabalarıyla anlaşılabilirler. Hikâyeler, insan zihni tarafından yine insanlar için üretilmiş şeyler. Bir bakıma hikâyeler vasıtasıyla kendi zihinlerimize yolculuk ediyoruz. Hikâyelerde/Zihnimizde, bizi oraya hapsedecek (dış dünyaya kapanıp, iç dünyaya çekecek) ya da gerçek dünyada zorlandığımızda can havliyle oraya kaçırtacak -ayartıcı- şeyler de mevcut; dış dünya ile iç dünya arasındaki dengeyi sağlamamıza yarayacak, hayatı daha sağlıklı deneyim etmemizi sağlayacak -kavraması zor ama mühim- şeyler de mevcut. Soru, kendi hayallerimize aldanmadan/zihnin tekinsiz noktalarına takılmadan doğru sorunun peşinden doğru cevaba ulaşıp ulaşamayacağımız.

Bitmeyecek Öykü’ün ana karakterinin çıktığu büyülü yolculuk tamı tamına bu. Ana kahramanımız aşama aşama kendi zihnine hayaller vasıtasıyla yolculuk ediyor. İlk önce imrendiği, olmak istediği kahramın macerasını takip ediyor; asıl kahraman olamamanın verdiği ıstrırapla gizli arzuları kabarıyor. İkinci aşamada kahraman kendisi oluyor, üstelik hayali dünyada arzularını gerçekleştirme fırsatı buluyor; bir önceki ıstırabının acısnı çıkarıyor. Üçüncü aşamada özendiği kahramanı onu durdurmaya çalıştığı için kötü(!) rolüne bürünüyor; bu noktada hikâyenin/zihninin sonsuzluğuna kapılıyor, hayat verdiği dünyanın kontrolüne giriyor ve bu durumu düzeltmek önce özenip sonra reddettiği kahramana düşüyor. Dördüncü aşamada daldığı hayal alemindeki hazcı kararların bedellerini ödemeye başlıyor; hikâyedeki/zihnindeki olumlu şeylere odaklanmışken bilişsel yetenekleri aşınıyor, orada olma amacından uzaklaştıkça sebep ve sonuç arasındaki bağı kaybediyor, bu da kimlik bilincini aşındırıyor. Beşinci aşamada bilinçsizce asıl arzusuna ulaşıyor, bu sayede reddettiği kahraman da kaybettiklerini geri getirebilmek için ortaya çıkıyor; yok oluşa götüren şeyler de kurtuluşa götüren şeyler de hikâyenin/zihinin temellerinde mevcut, sorun yaratan şeyler yok olmadığı gibi çözüm yaratan şeyler de yok olmuyor.

2 Beğeni