Boşluğun alfabesi (fanstastik kısa hikaye)

Mürekkep Denizi’nin kıyısında, adı haritalardan silinmiş Hece Şehri yükselirdi. Bu şehirde insanlar etten kemikten değil, kadim bir dilden yaratılmıştı. Her insanın göğsünde kalp yerine canlı bir kelime atardı. Kiminin kelimesi “Cesaret”, kimininki “Öfke”, kimininki ise sıradan bir "Ağaç"tı. İnsanlar öldüğünde bedenleri toprağa karışmaz, göğüslerindeki kelime havaya uçup gökyüzündeki devasa Anlam Bulutu’na katılırdı.

Şehrin en yaşlı ve en dışlanmış sakini olan Kıvılcım, ömrünü kelimesiz doğmuş yetimlere bakarak geçirmişti. Onun göğsünde tek bir kelime bile yoktu; sadece dipsiz bir sessizlik vardı. Şehir halkı ona “Boşluk” der ve lanetli sayardı. Oysa Kıvılcım’ın kimseye söylemediği bir sırrı vardı: O, başkalarının göğsündeki kelimeleri havada asılı duran görünmez iplerinden yakalayıp, onların kaderini değiştirebiliyordu. Ancak bunu yapmak, evrenin en büyük günahı olan “Gramersizlik” suçuydu.

Bir gün gökyüzü mora boyandı ve Anlam Bulutu tersine dönmeye başladı. Şehirdeki insanların göğsündeki kelimeler çatırdıyor, anlamlarını yitiriyordu. “Sevgi” kelimesini taşıyanlar bir anda nefretle doluyor, “Aşk” kelimesi taşıyanlar taşa dönüşüyordu. Zamanın kendisi, yani evreni ayakta tutan o büyük “Ana Cümle” kırılmıştı. Şehir, mutlak bir anlamsızlığın ve yok oluşun eşiğindeydi.

Kıvılcım, bu yıkımı durdurabilecek tek şeyin, evrenin merkezindeki "İlk Nokta"ya ulaşmak olduğunu biliyordu. Yanına sadece iki yoldaş aldı: Göğsünde “Paradoks” kelimesi atan ve her attığı adımda hem geçmişe hem geleceğe giden bir çocuk, bir de göğsünde “Sonsuzluk” yazan ama her saniye biraz daha silinen yaralı bir turna kuşu.

Yolculuk boyunca mantık kurallarının büküldüğü vadilerden geçtiler. Kelimelerin canlı canavarlara dönüştüğü, sıfatların insanları avladığı bu topraklarda Kıvılcım, göğsündeki o büyük “Boşluk” sayesinde hayatta kaldı. Çünkü içi boş olan bir şeyi, hiçbir anlam canavarı zehirleyemezdi. İlk Nokta’ya ulaştıklarında, evrenin yaratıcısı olan Dev Kalem’in kırılmış olduğunu ve mürekkebinin tüm dünyaya zehir saçtığını gördüler. Evrenin yeniden yazılması gerekiyordu ama ortada ne bir harf ne de bir kelime kalmıştı.

Kıvılcım, turnanın göğsünden silinmekte olan “Sonsuzluk” kelimesini ve çocuğun göğsündeki "Paradoks"u elleriyle söküp aldı. İki kelimeyi kendi göğsündeki dipsiz boşluğa fırlattı. Kendi varlığını, ruhunu ve anılarını bu iki kelimenin çarpışmasıyla doğan büyük patlamaya feda etti.

Kıvılcım’ın boşluğu, tüm evrenin yeni alfabesi oldu. Onun fedakarlığıyla gökyüzünde yepyeni, parıl parıl parlayan bir cümle yazıldı. Şehir kurtuldu, insanlar nefes aldı; ancak artık göğüslerinde tek bir kelime taşımıyorlardı. Her insanın kalbinde, Kıvılcım’ın sessizliğinden miras kalan, ucu açık ve her an yeniden yazılabilen özgür birer hikaye başladı. Kıvılcım ise bir insan olarak yok oldu ama artık dokunulan her kitapta, söylenen her güzel sözde ve evrenin her boşluğunda yaşayan ölümsüz bir ritme dönüştü.

2 Beğeni