Bugün Ben Şunu Öğrendim:


#418

1

Sayıların bu şekilde olmasının sebebi. Ve bu mantığı ortaya koyan da yine harezmi sanıyorum.


(Kenan Ulusoy) #419

Hepsi iyide 5de son ucunda sıkıntı var.


#420

Bugün ben https://worldbirthsanddeaths.com/ sitesinden dünya üzerindeki güncel doğum ve ölüm oranlarını öğrenebileceğimizi öğrendim


(galeme) #421

Şömiz diye bir kelimenin varlığını ve ne demek olduğunu öğrendim.


#422

Idefix’in satış verilerini Türkiye Ne Okuyor? adı altında sitesinde paylaştığını öğrendim. (Bir arkadaşımızda bu konuda geçen sene şubat ayında belirtmiş.)

https://www.idefix.com/turkiye-ne-okuyor

İdefix’in istatistiğine göre en çok okuyan 5 il sırası ile ;

  1. Ankara
  2. İstanbul
  3. Muğla
  4. İzmir
  5. Eskişehir

En az okuyoan 5 il sırası ile ;

  1. Şanlıurfa
  2. Ağrı
  3. Yozgat
  4. Şırnak
  5. Kahramanmaraş

olarak verilmiş ve ek olarak en sevilen yazar Stefan Zweig, en sevilen yayınevi İş Bankası Kültür Yayınları imiş…


#424

Kitapyurdu varken İdefix’in kendi şahsına yarattığı veriler çok değerli değil gibi.


#425

Kitapyurdu 2017 istatistiklerini acikladigi zaman
İstanbul
Ankara
İzmir
İlk 3 ildi ve stefan zweig en cok okunan yazardi.

İdefix istatistikleriyle benzer oldugunu dusunuyorum.


(Kenan Ulusoy) #426

Ahmet İhsan’ın (Tokgöz) 1889’da Deniz Altında 20 Bin Fersah için Hezel Yayınevi’ne 164 frank telif bedeli ödediğini öğrendim.
Daha fazla bilgi için Twitterdan @JulVernTR adresine bakabilirsiniz.


(Özgür Kuru) #427

http://koha.ekutuphane.gov.tr adresi üzerinden tüm halk kütüphanelerinin kataloglarına erişim sağlanabiliyormuş.

Bu haftasonu edevlet üzerinden halk kütüphanelerine online kayıt işlemi de açılmış.


(Alper) #428

Daha önce incelemiştim…
e-kitaplara da erişiliyor ancak görebildiğim kadarıyla PDF olarak var ve kindle ile PDF okunamıyor PDF’leri rahat okuyabilmek için PC veya 9-10 inç tablet kullanmak gerekiyor …

Rus klasiklerinin büyük kısmı ODA yayınlarının, ODA’nın bastıklarını hiç okumadım ama ekşi’de ODA’nın çevirileri için pek olumlu yorumlar yok…


#429

Sanıyorum bu zorlama bir şehir efsanesi. 5, 7 ve 9’daki kuyruklar mesela. Ayrıca 0’ı da köşeli düşünürsek 4 açısı oluyor. Dış açılara hiç girmiyorum bile :face_with_monocle:


#430

Bir beyaz atım ve fularım olduğunu ayrıca nutuk üstadı olduğumu öğrendim. Çok mutluyum.


#431

Not: Sadece aşağıda bahsettiğim durumları yapan aileleri kast ederek konuşuyorum. Diğer aileleri tenzih ederim.

Ailelerin bir çoğu çocuk yetiştirmeyi bilmiyor. Küçüklükten itibaren erkek çocuklar çok serbest yetiştirilirken kız çocukları kısıtlanıyor. Eğer bir hata varsa ikisi de uyarılmalı. Erkek yanlışından dolayı pohpohlanırken kızlar hep ayıplanıyor. Bu ayrım neden? En basitinden örnek vereyim ilkokula giden bir erkek gelip babasına okulda birine aşık oldum dese babası başlar ‘aslanım benim, büyüdün de aşık mı oldun’ demeye kız çocuğu ise kınanacağını bildiği için ağzını bile açamaz. Erkek çocuk küfür etmeyi öğrenince göğe çıkarılır ama kız çocuğu hep gelen misafirlere hizmet etmelidir. Çocuklara eşit şekilde yaklaşılmalı ki erkek büyüdüğünde karşı cinsi önemsiz olarak görmesin. Evlenir karısını hizmetçi yerine koyar, gece dışarı çıkar karı kız peşinde koşar, alkol kullanıp çocuklarını döver vs. Daha küçüklükte her iki tarafa da birbirlerinin değerli olduğu gösterilmeli, birinin ötekinden üstün olduğu aşılanmamalıdır. Lütfen biraz bilinçlenelim bu konuda. Konuyu buraya yazmamın nedeni belki okuyan olup da bir kişi bile hatasını anlarsa kârdır benim için.


(Hiçliğin bekçisi…) #432

İnsanların düşünce yapılarını, bilinçlerini değiştirmeleri lazım bunun için fakat bizim ülkemizin çoğunluğu için doğru kabul edilmiş bir algı var. Kadın dediğin oturur evinde, çocuk bakar, çamaşır yıkar, yemek yapar, temizlik yapar, hizmet eder efenim ilk başta. Erkek dediğinse yatar, hizmet bekler, savaşa gider, işe gider, eve gelir, höt der yumruğunu koyar filan. Kadının ve erkeğin hayattaki rollerinin böyle olduğunu doğru bellemiş kişilere ne desek boş. Kız dediğin namusunu koruyacak! Erkek dediğin koydu mu oturtacak! Halbuki kimse düşünmüyor ki bu istismarcılar ne kız dinler ne erkek dinler. Daha da devam ederdim de gerilmeye başladım yine :smiley: Ne zaman bu konular açılsa sinirlerim bozuluyor.


#433

Evet, kesinlikle düşünce yapısı değişmeli.

Bir de “Erkektir yapar,” yerine “İnsan olan yapmaz,” demeyi öğrenmeliyiz.

Düşündükçe benim de sinirim bozuluyor gerçekten. :slight_smile:


(Derin) #434

Kadınlar erkeklerden biyolojik olarak daha güçlü. İmiş bir habere göre.


(Kenan Ulusoy) #435

Nokta ya da virgülden sonra bir boşluk bırakıp cümleye boşluk vererek devam etmek gerekiyormuş. Şu an hala şoktayım. Böyle bir bilgiyi bu zamana kadar nasıl oldu da duymadım.

Sağolsun @mit sayesinde öğrendim.


(Bülent Özgün) #436

Ahh. İnternette veya whatsapp’ta boşluk koymadan yazan arkadaşlarım var. Ne büyük acı bir bilseniz öyle bir metni okumak. Adınıza (en çok da yazdıklarınızı okuyanlar adına) çok sevindim.


(galeme) #437

Başta şaka yapıyorsun sandım. Çünkü daha önce böyle bir mesajına denk gelmemiştim. Fakat bunu öğrendikten sonra kabullenmen çok güzel. Keşke herkes böyle olsa. İnatla eskisi gibi yazmaya devam edenler var çünkü. Bunun bir diğer modeli de noktalama işaretinden hem önce hem de sonra boşluk bırakanlar.


(galeme) #438

Creepy korku antolojisini okurken Ben Robot adlı bir hikâye karşıma çıkınca isminden dolayı biraz araştırma yaptım merak ederek. Tahmin ettiğim gibi Asimov ile bir bağlantısı varmış.

Otto Binder tarafından yazılan bu kısa çizgi romanda Adam Link isimli bir akıllı robotun öyküsünü okuyoruz. Robot olduğunun bilincinde olan ve dünyayı, insanları öğrenmeye çalışan bir robot.

İşin güzel kısmı; Asimov da Adam Link’in hikâyesinden oldukça etkilenmiş. Hatta öyle ki birkaç ay sonra Robbie adlı robotunun hikâyesini yazmaya başlamış. Nihayetinde robot öyküleri bir kitap haline getirildiği zaman bu kitaba “Iron and Mind” ismini verecekmiş. Buradan sonra işin çok detayını bulamadım fakat yayıncı “I, Robot” ismini çok sevdiği için kitaba da bu ismi vermek istemiş. Asimov da bu isimde bir eser bulunduğunu belirtmiş fakat sonuç olarak Otto Binder ile görüşerek bu ismi kullanma iznini almış.

Isaac Asimov’un söylediklerini de ekliyorum.

It certainly caught my attention. Two months after I read it, I began ‘Robbie’, about a sympathetic robot, and that was the start of my positronic robot series. Eleven years later, when nine of my robot stories were collected into a book, the publisher named the collection I, Robot over my objections. My book is now the more famous, but Otto’s story was there first.