Buraya Bakarlar


(Kasvet Ulu) #1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/buraya-bakarlar/



Starbucks’ın neon ledlerle yanan yuvarlak tabelası sokağın başından göründü; yeşil arka plan üzerine beyaz çizgilerle çizilmiş iki kuyruklu siren gülümsüyordu. Rüzgâr esince pudra rengi ceketine sarıldı ve topuklu ayakkabıları yağmurun içinde yankılandı. Kürklü kapüşonunu boynuna indirdi. Simge’yi girmeden görmüştü. Uzun bar taburelerinin birine oturmuş, çantası kolundan sarkmış. Mini eteği ve hardal rengi saçları. Tam bir… (DEVAMI…)


(Merve Aydın) #2

Merhaba. Gerçekten insanları rahatsız edecek şeyler hakkında yazıyormuşsunuz :slight_smile: Okurken birçok noktada tüylerim diken diken oldu. Öncelikle yüksek gözlem yeteneğinizi çok sevdiğimi söylemeliyim. Dünyanın madde kısmının yanılsamalarının ustalıkla anlatıldığı, insanda türlü sorgulamalara yol açan, zaten bildiğimiz ama ertelediğimiz kaygıları okuyucuya bir kere daha gösteren kuvvetli bir öykü olmuş. Özellikle peri bacaları temasının bu şekilde teknolojiye ve günümüz dünyasının yalancı tarafına, sahte tarafına bağlanmış olmasını çok çok beğendim. Kaleminiz daim olsun. Sevgiler. Merve Aydın.


(Kasvet Ulu) #3

Merve Hanım mükemmel bir yorum olmuş bu. Çok teşekkür ederim.

Tam da bahsettiğiniz gibi insan, bildiği ama dile getirmekten çekindiği şeylerden rahatsız oluyor. Ben de hayatımda gördüğüm bu olayları kurcalıyorum diyeyim. Ne mutlu bana ki anlatmak istediğim açıkça anlaşılmış.

Görüşmek dileğiyle.


(Murat Barış Sarı) #4

Selam Kasvet,
Okurken aklıma gelen şeylerden başlayayım;

Öncelike Ventile Pamuk ve bu pamuğun Churchill’in talimatı üzerine ekilmesi konusunda söylemek gerekir ki bu hem muhteşem hem de sıcak olmakla birlikte efektif olmayan bir yönetim tarzımış. Daha sade bir dille Churchill dahiymiş de diyebiliriz bir ülkedeki yangın hortumu hammaddesinin üretimine de bir kişi bakamaz ki hangi birine yetişecek diye de sorabiliriz.

Babişko olayı bana izlediğim bir filmi -aslına okumadığım bir kitabı- hatırlattı. Factotum - Bukowski. Acaba sende de bir etkisi var mı? Yoksa da yoktur sadece aklıma geldi.

Starbucks konusunda da -madem ki biraz referans veriyoruz durmayalım- Edward Hopper’ın bir resmi geldi aklıma. O da kapısı olmayan bir kahve dükkanını tasvir ediyordu. Ama aslında daha çok güldüm çünkü sanırım peri bacaları sitesi olmadan bir ay sonraya da rahatlıkla giderdi bu hikaye. Her ne kadar bir siren deniz kızı olmasa da zorlanabilirdi bu yorum. Belki sen de gelecek ayın konusunu görünce benzer bir şey düşünmüşsündür.

Bir başka eğlendirici nokta, ceketin sahibinin öykü yazarının tanıtım yazısındaki bir takım özelliklerini bünyesinde barındırmasıydı. Kendisini olan biten kötülüklerden sorumlu tutan kopmuş bir kahraman.

Küfürler de başka bir tebessüm kaynağıydı. Ama ifade etmem gerekir ki geçen ay bloğunda okuduğum kısa kartal hikayesinde de sezdiğim, rahatsız etmekten ziyade biraz eklenti duran bir yapıları oluyor bazı yerlerde.

Tasvirleri sevmediğin ve okurken bile sıkıldığını ifade etmiş olmakla birlikte bence doğal bir tasvir üstadı sayılabilirsin. Hareket tasvirlerinde zaten çok başarılısın ama özellikle giyim kuşam konularındaki kelime dağarcığı da dikkat çekici. Tebrik ediyorum.

Şimdi gelelim belki üzecek belki sevindirecek bir -ve son- geri bildirime. Ana fikre dair starbucks kızının söylediklerini belki biraz daha kurguya yedirebilirdin ki bu yeteneğe fazlasıyla sahipsin ama konu bu değil. Kızın söyledikleri doğru şeyler ve hiç de rahatsız edici değiller. Bu belki seni mutsuz edecek kendine çizdiğin vizyon anlamında ama bence mutlu etmeli çünkü doğru, iyi ve güzel son derece sade ve bilinir şeyleridir ve belki bir yeraltı edebiyatı eserinde söylenmeleri “cool” kaçmasa da söylenmeleri gerekir. Sen de söylemişsin. Ben bunları okumaktan son derece memnun oldum.

Ellerine sağlık.

Not: İkinci tekil kullanımım rahatsız etmiş olabilir, öyleyse çekinmeden söyle, ikinci çoğula da geçebilirim.


(Kasvet Ulu) #5

Çok teşekkür ederim Murat, öyküme şans verip okuduğun için. Çok değerli incelemelerde bulunmuşsun. Elimden geldiğince cevaplayayım ve teşekkürlerimi sunayım.

Churchill olayında aslında bir büyüden bahsettim. Modanın insanlar üzerinde büyülü bir etkisi olduğuna inanıyorum. Bu ayrıntıyı beğenmene sevindim, yazarken mutlaka öğrendiğim bilgilerden de birazını metine katmayı istiyorum. Zengin içerikler üretmeyi seviyorum.

Bazen karakterleri sadece ismen belirtip onlar hakkında merak unsuru oluşturmayı seviyorum. Babişko da Bahar ve Simge’nin ona o isimle hitap etmesinden dolayı türemiş bir isim. Bahsettiğin kitaba mutlaka bakacağım, ne yazık ki okumadım.

Deniz kızı konusunda kesinlikle haklısın. Bence direk bu metin bile giderdi gelecek sayıya. Hatta bir arkadaşıma okuttuğumda sondaki Coca-Cola tenekesini Starbucks kağıt bardağı ile değiştirmemi önermişti. O ayrıntıyı değiştirerek düzenlesem tam olurdu belki. Kısmet diyelim, deniz kızı hakkında da bir şeyler gelir mutlaka.

Dismal’ın Türkçesi kasvet. Dismal’ın benim alter egom olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sadece yazarken çıkıyor bu durum ortaya, eminim aşinasındır. Çoğu zaman aslında kendimizi anlatıyoruz. Birkaç parçaya bölünüyoruz. Dismal sağlam kalan parçalardan biri.

Bu konuda kesinlikle haklısın. Ben de çoğu zaman sezinliyorum. Bir arkadaşım günlük hayatta küfrü çok kullanmadığımdan nasıl oturtacağımı bilmediğimden bahsetmişti. Hak vermiştim. Bu konudaki geri bildirimin için çok teşekkür ederim.

Son olarak Starbucks kızının dedikleri hakkında…
Aslında kafamdaki kurguda bir bölüm daha vardı. Bahar flash belleği götürmeden önce Babişko’nun odasından o bilgileri çalacak, Maung onu görecek, belki işin içine biraz aksiyon girecekti. Ancak buna zamanım olmadı. Zaten o nedenle metin kısa oldu benim standartlarıma göre ve Burmalı karakteri de gereksiz yere tanıtmışım havası esti. O konuda haklısın, sona gelmeden biraz daha bu meseleleri açığa vurabilirdim. Böyle biraz eğreti durduğunun farkındayım.

Bunu birçoğumuz biliyoruz ama bilmeyen sayısı daha fazla. Zaten metnin ana fikri bu yöndeydi. Buraya gönderdiğim metinlerin çoğunun ana fikri bu yöndeydi. Biz bir dünyada yaşıyoruz ama görünmeyen onlarca yapısı var bu dünyanın. Çoğu zaman bize saçma gelen, önemsemediğimiz, aklımızda kalmayacak şekilde “tasarlanmış” bu sistemler bizi tekerleğinde dönmekte olan hamster gibi yönetiyor. Etrafımızda, plastik kafesimizin dışında bir şeyler oluyor ama biz sadece o tekerleği döndürmeye çalışıyoruz. Plastik kafesimizin duvarları şeffaf olmasına rağmen göremiyoruz, görsek bile görmezlikten geliyoruz.

Not: Estağfurullah. İstediğin gibi sohbet edebiliriz. Bu arada bloguma girdiğine çok sevindim. Nedense kendi kendime yazıp, okuyorum gibi geliyor. Son kısmı biraz uzattım, çok teşekkür ederim. Çok değerli cümleler bunlar. Bir sonraki sayıda senin de öykünü görürüz umarım. Görüşmek dileğiyle.


(Müge) #6

Merhaba,

Elinize sağlık gerçekten keyifli bir okuma oldu benim için. Temayı kullanış biçiminiz de oldukça farklı. Bu da hikayeyi daha sıra dışı kılmış. Sanırım yoğun yabancı sözcük kullanımınız kasıtlı. Bazıları belki biraz azaltılabilir. Tabi bu benim düşüncem. “Dijital” bir sevgili bulma servisine Peri Bacaları adını vermek gayet hoş bir tezat.

Bana göre öykünüzün temeli, daha ağır bir argoyu bile kaldırabilir :slight_smile: Simge karakterini nedense Bahar’dan çok sevdim. Sonunu çok güzel bitirdiğiniz, başarılı bir öykü olmuş.

Başarılar
Müge


(Kasvet Ulu) #7

Merhabalar. Çok teşekkür ederim.

Aslında yabancı sözcüklerin neredeyse hepsi marka. Çoğu, günlük hayatımızda ağzımızdan düşmeyen sözcükler. Metnin içeriği markalar ile ilgili olduğundan elimi korkak alıştırmadım ama şimdi dönüp biraz bakınca abarttığımı fark ettim.

Teşekkür ederim. Görüşmek dileğiyle.