Çağatay Ulusoy Netflix İçin: "Türkiye'deki Dizilerden Daha İnsani Koşullarda Çalışıyoruz"


(Devrim Beyaz) #1

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/haberler/dizi/cagatay-ulusoy-netflix-aciklamasi/



Netflix Türkiye’nin ilk yerli dizisi Hakan: Muhafız’ın başrolü Çağatay Ulusoy, Amerika’nın köklü dergilerinden Variety’ye açıklamalarda bulundu. (DEVAMI…)


(Kemal Küçükgedik) #2

Yerli dizi, yersiz uzun.


(Kadir) #3

Karaktere odaklanmış hali buysa odaklanmamış halini düşünemiyorum.


#4

Karşısındakine öküzün trene baktığı gibi bakması için bölüm başı 75.000 TL verilen modellik yarışması birincisinin bu konularda yakınması çok abes.


(Deniz) #5

Bu dizi bittikten sonra ne yapacaksın sayın Ulusoy ? Yine o ortamlara döneceksin. Ayrıca dizin berbat zaten. İnsani koşullarda çalışsan ne olur ki.


(Cemalettin Sipahioğlu) #6

Standart uzunlukta süreye ve bölüm sayısına sahip bir dizi üretmek için çalışınca evet koşullar ister istemez daha insani oluyor.

Bizim dizilerin uzun olmalarının sebebi reklam geliri, sponsorluk vs. Dizi ne kadar uzun olursa yayın süresi boyunca o kadar reklam alır. O yüzden, dizilerimizde uzun bakışmalar, uzun diyaloglar vs. var. Yoksa bizim yapımcılar da ideal süreye ve anlatım standartında iş yapabilir. Televizyonun ekonomik dinamiklerini bunu engelliyor.


(Cemalettin Sipahioğlu) #7

@Leingrad, @LordKratos

Konu Çağatay Ulusoy’un oynadığı dizinin kalitesi, oyunculuğu ve aldığı ücreti değil. Konu çalışma şartları. Evet, demecinde Hakan: Muhafız’ın yapımıyla alakalı şeyler tartışmaya açık olabilir. Ancak o hususlar, sektörün kemikleşmiş üretim sürecinden ileri gelen sorunlarla alakalı. Tür sineması, hikâye anlatıcılığı gibi kategorilerde değerlendirilmeliler.

Çalışma şartlarının kalitesine gelirsem, bu sadece oyuncuları değil, yapım ekibini de etkiliyor. Setçisi, ışıkçısı, kameramanı, senaristi, kurgucusu vs uzayan giden pek çok çalışan söz konusu. Dizi-Film dediğimiz ürünlerde, evet, oyuncular gözönünde, lakim o ürünün ortaya çıkışında bazen çalışan sayısı 100’ü 200’ü aşan ekipler rol alıyor. Şartlar kötüyse o ürünün ortaya çıkışında yer alan herkes için öyle veya böyle zarar vermekte. O grupta yüksek ücret alan da var, sigortasız düşük ücret alan da. Çalışma şartlarının kalitesi, alınan ücretten bağımsız değerlendirilmeli. Yüksek ücret alana, aldığı ücret hatırlatılarak şikayet etmemesi gerektiğini ileri sürersek, o zaman, düşük ücret alanın sesini çıkarmaya kalktığında, işvereninden maaşı kadar söz hakkı verilmesinin önünü açmış oluruz.

Bu konularda oyuncuların demeç vermesi alakasız gelebilir. Ama gözden kaçan bir ayrıntı var; konumu gereği bu hususta en rahat konuşabilecek ve sektördeki sorundan daha çok kişinin haberdar olmasını sağlayabilecek kişiler oyuncular. Set ekibinden biri şartlardan şikayet ederken kovulma korkusu olmadan sesini ne kadar duyurabilir? Zor. O yüzden bu konuda oyunculardan daha fazla yorumlar gelmesi ve o yorumlarının haber olması normal.

Konu hakkında daha fazla bilgi isteyenler için:


#8

Konu tabiki oyuncuların ve yapımcıların aldığı paradır. Evet çalışma şartlarının kalitesi alınan ücretten bağımsız değerlendirilmeli fakat içinde bulunduğumuz kapitalist sistemde bu bağımsız değerlendirmeyi yapmak imkansız.

Dizinin uzun olmasına bağlı olarak çalışma saatlerinin uzunluğu konusundan bahsedersek; Bir dizi 2,5 saat olup 6-7 tane reklam + 2,5 saat aralığında ürün yerleştirme aldığı için Beren Saat bölüm başı 100.000, Kıvanç Tatlıtuğ bölüm başı 280.000 gibi rakamları alabiliyor. Dizinin toplam süresinin 50 dk. olup, arada 1 kere reklam alması hiç bir dizi oyuncusunun ve çalışanının işine gelmez. Dizilerde gördüğümüz o çok ünlü başroller, 15.000 TL alacağı bir dizide bırakın oynamayı konuk oyuncu olarak bile gözükmezler. O kötü şartlarda çalışan set işçileri de işsiz kalır.

Genel anlamda şartların kötü olmasına gelirsek, şartların kötü olmasının bir numaralı nedeni yapımcılar ve başrol oyuncularıdır. Sonuç olarak ortada reklam gelirlenin oluşturduğu bir pasta var ve bu pastanın ağırlığı belli. Yapımcı kadrosu bu pastanın %49’unu, oyuncular %49’unu aldığı için geri kalan yüzlerce set çalışanlarına %2’lik dilim ve kötü çalışma şartları düşüyor. Bir dizi yapımcısının çıkıp “Türkiye’de çalışma şartları kötü” demesi ile başrol oyuncusunun aynı demeci vermesi arasında bir fark yok.

Yüksek ücret alana, aldığı ücret hatırlatılarak şikayet etmemesi gerektiğini ileri sürersek, düşük ücret alanın sesini çıkarmaya kalktığında, işvereninden maaşı kadar söz hakkı verilmesinin önünü açmış olmayız. Tam tersi düşük ücret alana söz hakkı tanımış oluruz. Lady Gaga’nın Türkiye’ye konsere geldiğinde talep ettiği pırlanta kaplamalı klozet verilmediği için Türkiye’deki çalışma şartlarının kötülüğünden yakınması şımarıklığına tepki gösterip gündem yapmaz isek, sahne arkasında 50 TL yevmiye ile günde 18 saat kablo toplayan çalışanın problemlerini dile getirmesi için fırsat vermiş oluruz. Tıpkı Çatay Ulusoy gibi mankenlik ajans kataloglarından seçilmiş kişilerin şımarıklığına tepki vermemiz gerektiği gibi.


(Cemalettin Sipahioğlu) #9

:thinking: Bu açıdan yaklaşınca ciddi bir kısır döngü var demektir.

Oyuncular, haklı olarak kazançlarının düşmesini istemez. Yapımcılar da oyuncuların peşlerinden sürüklediği hayran kitlesini kaybetmek istemez. Yapımlar gerektiği kadar gelir getirmezseler de, evet, bu en çok düşük ücret alanlara yansır gene.

Ekonomik döngü kapsamında bu yapının açmazları inkâr edilemez. Ancak yine de uzun çalışma saatlerinin ve güvenlik önlemlerinin yetersizliğinden kaynaklı sorunları ayrı tutmamız gerek. Ücret işi ayrı, çalışma şartları ayrı. Set çalışanları hayatlarını kaybedince iş güvenliği ve ilgili diğer şartlara eğilmeli. Tabii o da yapım maliyetiyle ilişkili olduğundan, hesap dönüp dolaşıp sermaye, kazanç ve gider gibi yapımcının, doğal olarak, üzerine titreyeceği meseleye bağlanıyor.

Lanet :sweat:


(Deniz) #10

Leingrad’ın da dediği gibi aldıkları ücretler dudak uçuklatıcı. Orda bir sorun yok; ama, çalışma şartları konusu hep gündemde. Peki dizide oynayan diğer oyuncular. Çoğu asgari ücret alıyor. Çoğunun sigortası bile yok. Sette yaralanan hatta ölen bir çok figüran var. Üstelik başrol oyuncusunun programına göre şekilleniyor çekimler. Aynı dönemde adamın/kadının tatili başka çekimleri varsa, dizi çekimleri de duruyor. Kimse başrol oyuncusunun zor şartlar altında çalıştığından bahsetmesin bana. Diğer oyuncular konusunda tamam. Ama başroller çok rahat.


(Cemalettin Sipahioğlu) #11

Sektördeki herkesi etkileyen koşullardan bahsediyoruz. Oyuncular sektörün belli bir %'sini oluşturuyor. Onlar haricinde de büyük bir % var. İnsani koşullardan bahsederken, öyle veya böyle o şartlardan etkilenen büyük bir %'yi unutuyoruz. Meseleyi sadece oyuncu kısmı göz önüne alarak tartışmak kısır döngüler oluşturuyor.

Evet, insani şartlar ifadesini kullanırken Çağatay Ulusoy durumu kendi konumundan değerlendirmiş olmalı. Doğru, herkes kendi açısından o insani şartlara değinir, ona göre faydasını görür. Ama Ç.U’un kullandığı insani şartlar ifadesi sadece kendi durumu kapsamıyor. “İnsani şartlar” ifadesi tıpkı “adalet herkes içindir” gibi, ifade sahiplerinden bağımsız biçimde değerlendirilmesi gereken ve herkesi kapsayan çekirdek kavramlardan.

Ne zaman set şartları gündeme gelse tüm mesele dönüp dolaşıp oyunculara yani %2’lik kısım üzerinden değerlendirmeye meylediyor. “Yerli Dizi, Yersiz Uzun” kampanyası da böyle tepki aldı. Kampanya sette yaşanan ölümlü kaza sonrası başladı; kampanyaya getirilen yorumlarsa oyuncular üzerineydi. Hatta kampanyanın öncülerinden oyuncu Meltem Cumbul’dan sıkça bahsedildi. Kimi yorumlar hep oyuncuların aldıkları ücretlere odaklıydı. Çalışma şartları ağır, tedbirsizlik ölümler getiriyor, diyerek başlayan kampanya, oyuncular üzerinden değerlendirilince “Yemleri az geldi bunların” gibisinden yorumların hedefi oldu.

Çalışma şartlarının uygun olması setteki herkesin menfaatine. Yani setçisi, oyuncusu fark etmiyor. Günlük çekim süresi, çekim öncesinde ve sonrasında yapılacak işleri, doğal olarak o işle görevlilerin de çalışma şartı etkileniyor.

İnsani şartlar gibi geneli ilgilendiren kavramları ifade sahibine göre değerlendirmeye koyulunca mesele şahıslara olan bakış açısında kısılı kalıyor.

Böyle böyle o oyuncular dışında kalanlar sorun yaşadıklarında “Bu işler böyle” gibisinden söylemler, kol kırılsın, yen içinde kalsın türü sineye çektirmelerle karşılaşıyor.

Zaten her ama her konuda bir sorun olduğunu, ya birilerinin zarar görmesiyle ya da birileri soruna ufaktan dikkat çektiğinde öğreniyoruz.

Bu da böyle: Sektördeki şartların gündeme gelmesi için ya setlerden birinde birisinin hayatını kaybetmesini bekleyeceğiz ya da gündemde olan birinin konuya dikkat çekmesini bekleyeceğiz.

Geçenlerde set çalışanlarından birinin hayatını kaybetmesiyle bu konu gündeme geldi. Bugün de bir oyuncunun yer aldığı setin şartlarından memnun kalması vesilesiyle gündeme geldi.