Çiftçinin hayali


(Arfrlecow) #1

İyi okumalar dilerim.

Bir çiftçinin hayali.

Güneş ışınları, evin duvarının içine yerleştirilmiş sade pencereden içeri girmeye başladığında ev sahibi çoktan uyanmıştı. Güneş, ışıklarını bu ev için her ne kadar yeni açmış olsa da adamın güne başlaması için kurulan alarm sıcaklıktı. Çiftçinin başında durup ona günaydın öpücüğü veren tek eş oydu. Hava çok fazla sıcaktı. Yatmadan önce üstüne giydiği yeni giysiler terden sırılsıklam olmuştu. Göğsüne yapışan gömlek, ardındaki dalları göstermeye çalışan buğulu camı andırıyordu. Çiftçinin oymalarıyla süslü dolabına gidip üst baş aldı. Gıcırtılı yatağının saman şiltesine fırlattığı eşyaları teker teker alıp giyindi. En sonunda yumuşak fakat rahat olmayan şilteye oturup, ayakkabısına sokmadan önce tozlu ayaklarını sildi, ayaklarının hava almasını sağlayacak bir çorap giydi ve metal bir iteceğin desteğini alıp ayaklarını delikli, dize kadar uzanan çizmesinin içine tıktı. Şilte üstünde üzerinden ağırlık kalkınca bir boşluk oluştu. Aslında yatak onlarla doluydu. Kapıdan çıkmadan önce son bir kez hazır olup olmadığına bakmak için, yılların sadece renginden götürmüş olduğu, kenarları yine onun tarafından oyulmuşa benzeyen, değersiz madenden çerçeveli bir aynanın önünde durdu. Güneş ışınlarını yansıtsın diye giydiği açık renk gömlek, kahverenginin açık tonunda olan pantolonunun içine tıkılmaya çalışılmıştı. Fakat biraz gönülsüzce tıkılmaya çalışılmış olmalıydı ki topraktan başını çıkartmak isteyen mısır şapkası gibi, pantolonundan başını uzatmaya çalışan gömlek uçları görünüyordu. Boğucu güneş sıcaklığını içeride tutmak istemeyen gömleği, ilk üç düğmeyi açmıştı bile. Ve evet bir şey eksikti, hasır şapka. Kapının yanında duran tek bir boynuzlu askılıkta oldukça sıradan görünümlü hasır bir şapka yatıyordu. Askılık tek bir boynuzluydu, fakat bundan önce bir boynuzu varmışta kırılmış gibi görünüyordu. Ya da çiftçi, bir boynuz daha eklemek için uğraşmıştı. Şapkayı taktıktan sonra hazır olduğuna kanaat getiren çiftçi, gövdesinde küçük dört simetrik pencere bulunduran, tokmağının çevresi ve menteşeleri yağlanmış, yere yakın kapıya doğru yürüdü. Kuru ve sıcak bir rüzgâr, kapının açıldığını fırsat bilip eve girip çıkmaya başladı. Kapının açıldığını gıcırtılı tahtaların inlemesi duyurdu çiftliğe. Ve çiftlik bir anlığına sessizliğe gömülüp çiftçiye ikinci günaydınını vermek için bekler göründü. Önce kahvaltının yapılması gerekliydi. Tavuk kümesine girdiğinde, bu ikinci günaydın onuruna erişmiş tavuklar neşeyle gıdaklamaya başladılar. Çiftçi, tombul bir tavuğu hasır şapkasıyla selamlayıp mahcubiyetini belirtti. Tavuk anlamaz göründü. Adam, elini yumuşak karnı boyunca kaydırıp yumurtayı ararken kıpırdandı ve ısırmaya çalıştı. Elindeki üç yumurtayı onları şimdilik tutacak kaba koyduğunda, tavuk, bakmakla yetindi. Sırasıyla bütün yumurtaları alınan diğerleri de aynı şeyi yaptılar. Adam yarın gelince tekrar aynısını yapacaklardı. Çiftçi, yumurtaları karton kutuların içlerine dizip duvara dayalı el arabasına yükledi. Kümesin içinde duran, tavukların bu sıcaklıkta ölmemesi için etrafa soğuk hava veren suyu taşıyan kabı aldı. Dışarı, tulumbanın yanına gitti ve suyu ellerinin üstüne boca etti. Yumurtadan ellerinde kalan bütün artıklar suya kapılarak ellerini terk etti. Tulumbanın kovayı doldurmasını izlerken susadığını fark etti ve bir elini çanak yapıp ağzına götürdü. Kabı tekrar aynı yere, kümesin duvarlarından birine çakılmış, üstü sivrisineklere karşı korumalı olan tahta yuvaya oturttu. İlk tavuğun yakınlarındaki kaptan üç yumurtayı aldıktan sonra kümesin kapılarını kapattı ve çitlerle sarılı alan içerisinde tekrar çitle güvenceye alınmış ineklerin yanındaki depoya yürüdü. Yolda, ineklerin ona üçüncü günaydını vermesiyle gülümsedi. Hasır şapkasını tekrar çıkarttı onlara karşı. Şapkasını kafasına geri takar, el arabasını deponun duvarına dayar, deponun kapısını tek eliyle açarken bir ineğin ona gülümsediğini düşündü. Keçileri kaçırdığını sandı. Ya da inekleri. Şapkasını bir daha çıkarmamayı kendine tembihledi. Hasır şapkanın kafasını saran kısımları terden makarnaya dönmüştü. Gömleği yine buğulu cama dönmüş, pantolonun arka kısmı ıslanmıştı. El arabasını tek eli ve tek parmağıyla kavradı ve içeri yürümeye başladı. Depo, bundan bir ay kadar önce ağzına kadar mahsul ile dolu depodan epey farklı görünüyordu.
Birkaç çuval ve bidon, buraya orasının depo olduğunu hatırlatan yegâne şeydi. Çiftçi arabayı bir duvara dayadı ve kahvaltı etmek üzere çıktı. İneklerin tekrar onu görmesine izin verdi, çitlere yakın yerden bir kova aldı ve tulumbadan su çekmeye gidip içini yıkadı. Tekrar ineklerin yanına döndüğünde, hiçbir ineğin gülemediğini görmüş oldu. Süt sağılan inek, aynı tavuk gibi sütünün sağılma anı dışında debelenmedi. Yarın tekrardan adama günaydın diyecek ve tekrar debelenecekti kuşkusuz. Çiftçi, malzemelerin yeterli olduğuna kanaat getirmiş olma ki eve doğru yürümeye başladı. Kuru ve sıcak rüzgârın hala dans ettiği yerden geçerken ürperdi. İçine bir sıkıntı düşmüş göründü yüzü. Kapıyı, hafif bir rüzgâr kaynağı olmasına rağmen kapattı ve bütün sıkıntıları dışarıda bırakmak istedi. Yemeğini yemek için ikinci kata çıkarken basamaklar, eski anıların kırıntılarını dışarı üflercesine gıcırdadılar. Adamın yüzüne tam bir hüzün çöktü. Yemeğini yerken aynı suratla kalmıştı. Yemekten sonra alt kata inip yatağına oturdu. Şilte, ağırlığın altında tekrar ezilirken, bir daha asla gelemeyeceği yere veda ediyordu. Çiftçinin kolları, iş yapmamasına rağmen sızlıyordu. Ayakları, bir daha yürüyemeyecek kadar ağırlaşmıştı sanki. Biraz uzanmak istediğini fark eden çiftçi, hasır şapkasını karnının üstüne koyarak uzandı. Tavukların ve ineklerin gürültülerini duyabiliyordu. Aklına gelen fikirlerle gülümsedi, gülümseme yüzüne çöken huzursuzluk bulutlarını parçaladı. Deposunun çok dolu olduğu, hatta başka bir depo yapması gerektiğe; hayvanlarının sayılarının arttığına, kendisine kafasında ne kadar durursa dursun ıslanmayacak bir şapka aldığına ve evine başka bir kat çıktığıyla ilgili, hayallere yakın fikirlerdi bunlar. Güneşin ısısına, ayağında dizlerine kadar gelen çizmesine rağmen uyuyakaldı bu çiftçi. Yüzünde, kurduğu çiftçinin hayali gülümsemesiyle.

Umarım güzel bulmuşsunuzdur, varsa köy anılarınızı anımsatabilmişimdir. Hepimizin kurduğu hayaller vardır, fakat çoğunlukla o hayaller bir çiftçinin hayalidir.


(Ahmet Boyraz) #2

Daha çok bir alıştırma olarak yazılmış gibi ‘Çiftçinin Hayali’. Ama yine de etkili bir yazı olmuş. İnsanın bir amacı ya da uğraşı yoksa hüzün, umutsuzluk suratından hiç eksik olmaz. Gerçekten de İnsanın yaşaması için vazgeçilmez tek şey HAYAL’dir.


(Arfrlecow) #3

Alıştırma konusundan şu şekilde bir yaklaşım izledim: Uzun, okuyucunun kafasında oluşan çevre betimlemeli, duygu aktarımının kesintisiz olduğu bir yazı biçimi üzerinde çalışıyordum. Kısaca roman tarzında diyebiliriz. Bir konum vardı ve bu konuyu, yapmak istediğim şey içine yedirdim. Yedirmeyi başarabilmiş isem ne mutlu bana.