Cinayete Açılan Gözler

“İçim yanıyor. Su… Su istiyorum” Genç kadının kurumuş dudakları arasından mırıldanmalar duyuluyordu. Gözlerini zor bela açtığında karşılaştığı tek şey sonsuz bir karanlıktı. Nerede olduğunu kestiremiyordu. Bildiği, daha doğrusu anlayabildiği kadarıyla bir yatakta yatıyordu. Sert, içindeki demirlerin sağdan soldan fırladığı; genç kadının ufak tefek hareketlerinde kulak tırmalayan gıcırtılar çıkartan eski bir yatak. Kadın, güçsüz bedenini ayağa kaldırmaya çalıştı ama başaramadı. Kımıldayamıyordu. Elleri ve ayakları deri bir kayışla, yatağın paslanmış, çürümeye yüz tutan demirlerine bağlanmıştı. Kayışlardan kurtulmak için çırpınmaya başladı ama bu sadece kendini yoruyordu; 7 dakikalık bir debelenmenin ardından başını yatağın sert zeminine bıraktı. Güçsüz bedenini -özellikle kollarını ve bacaklarını- zorladığından her yeri ağrıyor ve acı çekiyordu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Dümdüz bir şekilde yattığı için göz yaşları yanaklarından aşağıya değil, şakaklarından aşağıya süzülüp, saçlarına damlıyordu. Tek düze atan kalbinin vuruşlarını hissedemese öldüğünü düşünebilirdi. 4 Dakika hareketsiz bir şekilde yattıktan sonra toplayabildiği gücüyle “KİMSE YOK MU? YARDIM EDİN!” diye bağırdı. Tekrar bağırmaya yeltendi; ağzını açtı, kelimeler ağzından dökülmedi, bunun yerine yüksek bir tiz ses çıktı.

“Bir gün bunu başaracağını biliyordum, bir gün kitabını eline alacağını biliyordum… Sevgili kızım, başardın”

Genç kadın belli belirsiz hayaller görüyor, aklı bulanıklaşıyordu. Annesinin sözleri yankılanıyordu beyninde… “Anne” dedi fısıltıyla “Anne, yardım et” kurduğu cümle hıçkırıklarına karıştı. Kim olduğunu dahi hatırlayamıyordu; karanlığın ellerinde hayallerine sarıldı.

“Bir cinayet romanı… Sen bu cinayet tekniklerini nereden öğrendin? Defne, bu korkunç bir kitap ama başardın”

Genç kadının bilinci yerine geliyordu. Yattığı yerden kafasını sağa tarafa doğru çevirdi “Evet, evet… İsmim Defne” dedi, huzursuz bir mutluluk yaşıyordu. Hayatına dair parçalar yerine oturuyordu. Yazardı; bir cinayet romanı yazmıştı.

“Aşkım, bazen senin sevgilin olmaktan korkuyorum. Kitabında yazdığın cinayetler… Korkunç!”

Şimdi hayalinde sevgilisi vardı. Defne’nin yazdığı kitaptan bir hayli korkmuştu. Defne sevgilisinin o halini hatırlayınca güldü; histerik bir gülüştü. Defne iyiden iyiye kendine geliyordu, ya da kendine geldiğini düşünüyordu. Bir kez daha, güçlü bir şekilde “İMDAT!” diye bağırdı. Sesi yankılandı ve boşluğa karıştı

“Bağırma! Yatakta bağlıyken daha güzelsin. Ailen seni belki yıllar sonra bulacak, belki hiç bulamayacak. Bu karanlık oda senin mezarın olacak!”

Defne’nin aklında yazmış olduğu romandan bir kesit canlandı: Kanı çekildi, vücudu buz gibi oldu “Aynı kitabımdaki karakter gibiyim” dedi. Kelimeler ağzından kesik kesik çıktı. Sağ elini yumruk yapıp kendine çekti, kayıştan kurtulmayı diledi. Defalarca denedi: sadece bileği burkuldu. Gözlerini sımsıkı kapattı “Neden” diye fısıldadı “Neden bunu yapıyorsun… NEDEN?” sesi gittikçe yükseldi… Sonra yine derin bir sessizlik.

Burnunu keskin ve mide bulandırıcı bir koku dolduruyordu; rutubet, küf ve kendi ter kokusu. Kusmamak için zor duruyordu; yatarken kusarsa, kusmuğuyla boğulabilirdi. Gözlerini açtığından bu yana sadece 3 saat geçmişti veya 3 asır. Onu delirten şey karanlık değil, sessizlikti. Yazarken karanlıktan ilham alırdı ama muhakkak müzik dinlerdi; tamamen sessizliğe gömülmeyi korkutucu bulurdu. Mide bulantısı, korku, boşluk hissi bir çeşit adrenalin patlaması yaşamasını sağladı. İlk önce ellerini ve ayaklarını kurtarmaya çalıştı, sonra bağırdı “SENDEN KORKMUYORUM” mücadelesi dakikalarca sürdü… Sonunda bayıldı.

“Bebeğim, ikinci kitabın için çok fazla araştırma yapıyorsun. Psikolojin darmaduman oldu. Vazgeç!”

“Anne, bu benim her şeyim”

“Her gün 3. Sayfa haberleri okuyorsun, polislerle iletişime geçmeye çalışıyorsun. Ve… o hayvana neler yaptığını biliyorum”

“Kitabımın inandırıcı olması lazım; cinayet hissini bilmeden, cinayet romanı yazamam”

Gözlerini korkunç bir basınçla açtı. Yüzüne su boca ediliyor, nefes aldıkça boğuluyordu.

Kafasını sağa sola sallayıp nefesini tuttu. 2 Dakikalık bir işkencenin ardından sırılsıklam olmuştu ve nefes nefese kalmıştı. Kumral uzun saçları yüzünün sol tarafına yapıştığından, sadece sağ gözüyle görüyordu. Ağzına giren suları tükürüp, karşısında duran kadına ve elindeki damacanaya baktı. Çatlamış dudakları arasından “Sen kimsin?” sorusu döküldü, daha çok bir mırıldanmaydı. Kadın nefretle burnunu çekti ve elindeki boş damacanayla Defne’nin suratına vurdu; sonra bir daha… Defalarca vurdu. Yaklaşık 12 defa vurduktan sonra damacanayı bir kenara fırlatıp odadan çıktı. Defne’nin burnundan ve dudaklarından kanlar akıyordu, özellikle burnu sızlıyordu; daha yeni burun ameliyatı olmuştu. Kafasını biraz kaldırıp yan tarafa tükürdü; tükürüğünde kan ve sümük karışımı vardı. Kafasını hızlıca yatağa bırakıp ağlamaya başladı, iç çeke çeke ağlıyordu. Devamlı “Neden” diye sayıklıyordu.

7 Dakika sonra kanaması durmuştu, burnunun sızlamasını da hissetmiyordu. Biraz kendine gelince yattığı yerden etrafını incelemeye başladı. Kapatıldığı yer daha çok depo gibi bir yerdi; duvarları fayans ile kaplanmıştı ama rutubet yüzüne üzerlerinde yeşil lekeler vardı. Tavana beyaz renkli spot ışıklar takılmıştı, çoğu yanmıyordu. Yatağın biraz ilerisinde bir kapı vardı, başka da bir şey yoktu; insan burada uzun süre kalırsa kafayı yiyebilirdi. Defne olan bitene bir anlam yüklemeye çalışırken kapı açıldı. Kadın, elinde kalın bir kitap ve bir defterle içeri girdi. Defne ağlayarak “Bana neden bunu yapıyorsun” dedi. Kadın yatağın ucuna oturup elindekileri önüne bıraktı. Defne göz ucuyla kitaba ve deftere bakınca heyecanlandı, çünkü kitap, kendi kitabıydı. Kadın konuşmaya başlarken gözleri doldu.

“Geçen yıl, oğlum arkadaşını ve kendini öldürmeden önce bu günlüğü tutmuş” diye söze başladı. Defne’nin kanı çekilmiş, tüm bedeni uyuşmuştu. Kadın konuşmaya devam etti.

“Günlüğünde tanıştığı bir kadından ve onun yazdığı kitaptan bahsediyor… Yani senden” kadın öfkeyle elindeki kalın kitabın sırtıyla, Defne’nin burnuna alt taraftan vurdu. Defne ağzına giren oluk oluk kana rağmen bir şey hissetmiyordu, sadece ağlıyordu. Kadın, kitaba bulaşan kanı Defne’nin kazağına sildi ve konuşmaya kaldığı yerden devam etti.

“Şimdi sana onun günlüğünden bazı yerler okuyacağım, not aldığım yerleri” Kadın, elindeki defteri açıp sayfaları çevirdi, aradığı sayfaya gelince okumaya başladı.

"Bugün çok değişik bir şey oldu; Defne diye bir kadınla tanıştım. Öğlen gittiğim kütüphane de karşıma çıktı. Kadın resmen beni etkiledi, hatta bir kitap dahi yazmış ve ikinci kitabı için çalışıyormuş. Birbirimize numaralarımızı verdik.

“Bu sabah Defne aradı, buluşmak istediğini söyledi; sesi çok ciddiydi. Buluşma yerine gittiğimde kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu ama onu görünce rahatladım. Elinde bir kitap tutuyordu, kendi kitabıymış, bana hediye etti. Defne’nin çok değişik bir havası var”

“Sabaha karşı Defne aradı. Ağlıyordu. Yeni kitabı için yeteri kadar bilgi toplayamamış. Beni yanına çağırdı. Gitmezsem olmazdı, annemden gizli bir şekilde evden çıktım. Adresini mesaj attığından evi kolayca buldum. Evine vardığımda gözleri şişmişti”

“Defne ile yakınlaştık; 5 Dakika boyunca öpüştük ama ileri gitmedik. Ben 19 yaşımdayım, o 34, yaş farkını kafaya takmıyoruz”

“Defne ikinci kitabında beni de yazacakmış. Durmadan katiller ve cinayetler hakkında bilgiler veriyor. Artık psikiyatr kadına gitmiyorum, Defne bana iyi geliyor”

“Cinayet işlemenin nasıl bir duygu olduğunu merak etmeye başladım. Defne o kadar güzel bilgiler veriyor ki, kan görmeyi arzuluyorum. Defne beni güzelliği ile etkiledi”

“Ikinci kitabı 2 bölümden oluşacakmış; cinayet ve intihar. Defne için ölmeyi isterdim… Hatta birini öldürmek”

“Defne bugün bana çok ateşli davrandı ve günün sonunda beraber olduk, pişman değilim. Bana ‘Kimseye benden bahsetme, olur mu’ dedi”

" ‘Kitaba başlıyorum ama neler yapabileceğini görmem lazım’ dedi ve bir köpek verdi. Köpeği öldürmemi istiyordu; hiç düşünmeden öldürdüm"

"Bugün tam 3 defa beraber olduk. Ilişki sırasında bıçakla bir yerlerimi kesip durdu, değişik bir fantazi anlayışı var.

" ‘Benim için öldürüp, ölür müsün? Kitabım için bu lazım’ diye sordu ‘Evet’ dedim"

Kadın sustu. Sonra çığlık atarak “Yaptı da! Senin yüzüne arkadaşını öldürüp intihar etti! Allah belanı versin! Bu yazıları bulduğumda polisten sakladım ve intikam için kendime söz verdim. İlk kitabında yazdığın karakter gibi öldüreceğim seni” dedi ve kazağının kol kısmından büyük bir ekmek bıçağı çıkardı. Ayağa kalkıp bıçağı kafasının üstüne kadar kaldırdı, tam Defne’nin boğazına saplayacağı sırada, Defne “Dur” diye bağırdı “Oğlun hakkında bir sır vereceğim sana” dedi. Kadın oğlunu duyunca dondu “Söyle” diye kızdı. Defne başını ‘olmaz’ dercesine sağa sola sallayıp “Sadece kağıda yazarım” dedi. Kadın deliye dönmüştü ama oğlu için her şeyi yapardı. Defteri eline aldı ve cebinden bir kalem çıkardı “Sadece sağ elini çözerim” dedi ve deri kayışı çözdü. Defne’nin eline kalemi verdi, kucağına defteri bıraktı. Defne bir şeyler yazdıktan sonra “Tamam” dedi. Kadın defteri alırken Defne bir anda kalemi kadının boğazına saplayıp çıkardı, sonra hızlıca 4 kere daha aynısını yaptı. Kadının boğazından kanlar fişkırıyordu, elini boğazına götürdü. Hırıltılı sesler çıkıyordu. Yere düşerken, gözü kağıda ilişti “Seni öldüreceğim” yazıyordu. Kadın yere düşerken, Defne sol elini ve ayaklarını çözmüştü. Kadın yerde kıvranırken “Üçüncü kitabımın konusu sen olacaksın, orospu” dedi ve aleyhine olan delilleri ortadan kaldırdı. “Polis burada günlüğü falan bulamayacak ve seni öldürmeme nefsi müdafa diyecek. Salak oğlun sayesinde öldürttmeyi, senin sayende öldürmeyi tattım.”

1 Beğeni

Hikayenin kurgu ve yazım aşaması toplamda 2 günden az sürdü. Şu sıralar sadece aklıma gelen şeyleri hızlıca kaleme alıyorum, bu sebeple ufak tefek sıkıntılar olabilir kusura bakmayın :slight_smile:

Öyküye karşı duygularım, nötr. Eldeki hikâye, standart bir formda anlatıverilmiş; o yüzden “Vay be!” dedirtmedi, ama okuduğuma da pişman olmadım.

Uzunluğuna baz alındığında, ana gizem ve kırılma noktaları ile anlatım uyumlu. Ana karakter ve içine düştüğü durum hakkındaki bilinmezlik alanı ve olayların gelişimi, sürpriz sonu mantıklı bir yere oturtmuş. Okuru etkilemek için eklenen sürpriz sonların hatası, hikâyece sunulan-ima edilen olay-duruma aykırılıktır. Okurun hikâyede sunulan kadar bildiği her şey ile okurun bu bildikleri dışında kalan her şeyi temsil eden bilinmezlik alanı arasındaki alışverişten nasıl yararlanıldığı burada -daha başka hususlarda- önem kazanır. Çünkü sunulan her yeni bilgi, bu bilinmezlik alanından gelir; bilinmezden neyin çekip alınacağını ve alınması gerektiğini bilinen belirler. Öykünüz, bu bilinmeyen-bilinen dengesinden doğru oranda faydalanmış; verilen her bilgi, verilecek olanı yanlışlamayacak ya da “Nereden çıktı bu?” dedirtmeyecek biçimde sıralanmış. Hikâyelerinizde.

Ana karakterin yataktaki pozisyonunun değişmesine ve iş ve dış seslere göre zaman atlanması doğru bir tercih olmuş.

Noktalama ve editörlük ihtiyaç duyan kısımlara değinmiyorum. Fakat bunu alışkanlık haline getirmemeniz, okumaya niyetlenecek başkalarının bu ayrıntılar yüzünden okumaktan vazgeçmemesi için önemli. İki günden az sürmüşse, geri kalan vakti düzenlemelerine ayırın. Olduğu kadarını sunacak bile olsanız, buna da zaman ayırmalısınız.

1 Beğeni

Öncelikle güzel yorumunuz ve eleştiriniz için teşekkür ederim. Normalde giriş, gelişme ve sonucu olan, daha derli toplu hikayeler kaleme alıyorum. Acayip Bir Buluşma ve Cinayete Açılan Gözler gibi çerezlik öyküler yazdığımda oluyor. Bunlar genelde hızlıca kaleme alınıp, düzenlenmiyor; forumda paylaştığım ilk iki hikayenin çerezlik olmaması gerekirdi, diğer hikayelerim böyle olmayacak :slight_smile:

Ayrıca nötr olmanız “Beğenmedim” demenizden iyidir, :slight_smile:

Hikâyenin türüne, okurda uyandırılmak istenen duygu-düşünceye ve olay-durumun ihtiyacına göre değişkenlik gösterebilir. Öykünüzü, uzunluğu ve anlatımı açısından, zaten kendince bir giriş-gelişme-sonuca sahip. Amacınız korku-gerilim yaratmak idiyse, evet, biraz daha farklı işleyebilirdiniz; ama “nasılını” bilmiyorum, yazar değilim.

1 Beğeni