Dede Korkut Günlükleri: Baba ve Oğul

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/dede-korkut-gunlukleri-baba-ve-ogul/



“Her zamanki gibi yürürüm yol üstünde ve altında…” Benim gibilerin her yola çıkışında söylemekten hoşlandığı şarkının dizesini aklımdan geçirirken, yanımdan hızla geçen hafriyat kamyonunun kaldırdığı tozu, elimi sallayarak geçiştirmeye çalışıyordum. Ne yazık ki bir kısmını yutunca öksürmeye başladım. “Dede! İyi misin? Gel hele şöyle otur da sana bir bardak su vereyim?” Seslenen kırklı yaşlarında bir… (DEVAMI…)

6 Likes

Tüylerim diken diken okudum. Küre Dağları’na gittiğimde o baba ve oğlu ben de bulurum inşallah en güzel şekilde. Anadolu’nun ne büyük derya olduğunu ve bu mitolojinin ne kadar ince ince işlenmesi gerektiğini hatırlattı bu öykü bana. Bu toprakları tüm dünya artık hak ettiği şekilde duymalı. Babanın çaresizliği ve hatta Dede Korkut’un çaresizlikten çare üretmesi, latif bir fantastiklikle duvar halısından başka bir boyuta geçiş ve bu durumun okura neredeyse gerçekmiş gibi hissettirilmesi çok güzeldi. Bir de zıtlıklar var tabii. Öyle bir evren ki burası ve biz insanlar o kadar sınırlı varlıklarız ki olur ya bir şekilde perdeleri kaldırsak yüce erenler katına ulaşabilir miyiz acaba? Bu babanın derdi de aslında yüce bir ulu kişiyi ayağına getirmiş. Her ne kadar farkında olmasa da içindeki sevgi alemlerin kapısını açacak kadar enginmiş. Babanın oğluna sevgisi, oğlun çaresizliği, Dede Korkut’un da aslında herkesten daha asi biri oluşu yer yer ürperdiğim noktalardan oldu. Lakin Küre Dağları’na gelip borcunu ödeyen müşteri de olayın ne olduğuna kalben o kadar teslim olmuş olacak ki okuyucu olarak beni en çok ürperten nokta orası oldu diyebilirim. Hep yazın kaleminiz daim olsun.

2 Likes

Sevgili @merveriii

Cömert ve güzel yorumların için çok teşekkürler. Yazdıkalrın beni çok motive etti, günümü güzelleştirdi.

Gözlerimin önünde hep aynı dünya doğup batıyor. Saklı olanı, 2500 yıldır genlere sinen kültürel kodları ve bunu arkasındaki derin fantazyayı anlatmak istiyorum. Alabileceğim hiç bir örnek yok (orjinal sözlü kültür belgeleri dışında). Kendi kurduklarımla bir dünya yaratmaya çalışıyorum. Anlatamıyorum bazen de anlayamıyorum. Şu aralar kendimi ve yazdıklarımı çok sorguladığım bir dönem anlayacağın üzere :slight_smile: Bu yüzden yazdıkalrın beni anladığını göstermesi ve beni motive etmesi anlamında benim için çok önemliydi.

Cömertliğin için tekrar teşekkürler

Sevgiler
Dipsiz

2 Likes

Sevgili Dipsiz,
Öyle iyi bir finaldi ki, gerçekliğinden kuşku duyulmayacak kadar başarılıydı. Okuyucuya kusursuz şekilde geçirmişsin. Sanki Küre Dağlarında, onların yan yana duran hali gözlerimin önünde belirdi ve beni bambaşka bir dünyaya sürükledi.
Fantastik dünyanın içindeki karakterleri, anlatımındaki metaforları ve kurgusal geçişleri çok beğendim.
Ayrıca bana değen başka bir kısım oldu. Doğumda benzer şeyler yaşamış ve bebeğini bir süre küvözde ciğerleri gelişsin diye bırakmış ve ölümün kıyılarından dönmüş biri olarak, oralarda gözlerim dolarak, içim ürpererek okudum.
Tek eleştirim var. Çocuğun hastalığını öğrendiğinde, Dede Korkut’un vücut dili abartılıyken, ağzından çıkan ‘Çok üzüldüm’ benim zihnimde örtüşmedi.
Son olarak, hep yaz, hep okuyalım.
Daim olsun öykülerin ve belki romanların.
Görüşmek üzere.

3 Likes

Selam Dipsiz,

Kendi mitolojisi içinde tutarlı bir öyküydü. Özellikle Dede Korkut’un iyeleri bile şaşırtan bilgeliği çok hoşuma gitti. Başrolde Dede Korkut vardı ve bu ona çok yakışıyordu.

Babaya çok üzüldüm. Daha ilk başta Dede’yi gördüğünde, onu hiç tanımadan o sapa yerde ilk gördüğü/görmek istediği umuda sarılması beni çok üzdü. Çocuktan daha kötüydü durumu. Bununla birlikte oğlanın daha çocuksu ve saf rahatlığının altında taşıdığı endişe de, ormanda Dede Korkut’a iyileşip iyileşmeyeceğini sorduğunda ortaya çıkıyordu ki ciğer parçaladı.

Ama her şeyin sonunda bu insana ümit veren bir hikayeydi. Finali bana neşe ve ümit verdi. Burada tebrik edeceğim husus şu: Bu hikayeyi vurucu kılmak için daha karanlık bir sonu seçebilirdiniz. Ama siz zor olanı yapmışsınız. Karanlığın cazibesine kapılmamanız takdire şayandı.

Bir de şu var; Kemal Tahir’in lafıdır “Osmanlı bozgunu bitmedi içimizde yaşıyor.” Bu öyle bir ağırlık oluyor ki bazen, biz Kastamonu gibi dünya cenneti bir yere bile güzelliği yakıştırmayıp sadece şivesi ile dalga geçilen bir yer haline getirebiliyoruz. Sanki güzel yerler hep daha gelişmiş yerlerde olur gibi… Siz bu ülkedeki bir güzelliğe de hakkını teslim etmişsiniz. Çok da iyi yapmışsınız.

Önce söylediğim gibi, umut veren, Dede Korkut’u ete kemiğe bürüyen, onu bizden biri yapan, ve yineliyorum kendini arka planda bırakıp zor olanı yapan harika bir öykü okuttunuz bana.

Teşekkür ederim.
Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

2 Likes

Küre Dağları’nda Ilıca Şelalesi yakınlarında gerçekten bu kaya ve baba-oğul figürü var mı bilmiyorum ama varsa da yoksa da hikayesi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Böyle iyi anlatımlara yapılan bir çok güzel ve yerinde yorumdan sonra bir yorum yapmak hep çok zor oluyor. Ama kaleminize sağlık demeden de geçmek istemedim.

2 Likes

Sevgili @gayekcelik

İstiyorum ki okuyucu bu toprakları benim gördüğüm gibi görsün, sevsin, sahiplensin ve keyfini çıkarsın. Senin yorumunu okuyunca omuz omuza o taşın yanında baba-oğula beraber bakıyormuşuz gibi hissetim. Anlaşılmak çok güzel.
Yaşamış olduğun deneyim için çok üzüldüm. Umarım herşey şuan yolundadır. Ancak bu yorumun beni derinden etkiledi. Çok etkiledi… Gözlerinin yaşla değil ama mutlulukla dolması için sana bir öykü borçluyum.

Notuna yorum olarak: Dede öyle acı çekiyorki ifade edemiyor. Kim böyle bir acıya ne diyebilir ki, diye düşünmüştüm. Yine de tekrar düşüneceğim.

Güzel yorumların için çok teşekkürler, beni hem mutlu ettin hem motivasyonumu arttırdın :slight_smile:
Sevgiler
Dipsiz

3 Likes

Dipsiz, çok güzel yazmışsın. Evet, güzel anlatımın sayesinde, tam orada, onları gördük beraberce.
İki aylık zor bir süreçten sonra, her şey gayet yolunda. Teşekkür ederim :slight_smile:
Mutluluk barıdıracak öykünü de bekliyorum.
Motivasyonun hep olsun. Daha sık yaz. Seçki’yi ihmal etme :slight_smile:Görüşürüz, sevgilerimle.

3 Likes

Sevgili @MuratBarisSari

Dede Korkut’u hep bir hikaye anlatan olarak gördük şimdiye kadar. Bu tema olduğunda ya hikayenin kendisini Dede Korkut yazsa, şimdiye kadar anlattığı kahramanlar yerinde o olsa nasıl bir hikaye olurdu diye düşündüm. Bizim kültürümüz dedeler, erenler ve hızırlar içerdiğinden ancak bizim anlayamadığımız ama bu güzel insanların bilebildiği dünyaları hayal ederek hikayeyi ancak kendi sınırlı görüşümle buraya kadar getirebildim.

Bu yüzden beğenmiş olmana çok sevindim.

Sevgiler
Dipsiz

1 Like

Sevgili @Muge_Kocak

Cesaretlendirici yorumun için teşekkür ederim. Sana bir sır vereyim: Ilıca Şelalesi gerçek, ağaçların kökleri ile sarmaladıkalrı o kaya da… O halde baba ve oğul neden olmasın :slight_smile:

Sevgiler
Dipsiz

1 Like

Selam @Dipsiz

Bu masal tadında, hüzünlü, epik ve umut verici şölenini zevkle takip ettim. Diğer öykülerine nazaran sanırım en sevdiğim bu oldu. Beklentimi bir masala, fantastik bir kurguya göre ayarladığım için okumakta çok zorlanmadım. Ayakları yere basan bir masaldı bence bu. Sanırım bu masalsı dil Tolkien’den geliyor. Çok sevdiğin ve etkilendiğin belli oluyor. Kalemine sağlık.

Yalnız aklıma takılan bir şey oldu. Dede, oğlanla Usta’yı iyelere dönüştürürken senin evreninin kozmik düzeni ile oynadı mı oynamadı mı? Düzene kötü bir etkisi olacağı konuşuluyor ama ardından iyelere dönüştürdüğü için sanırım o bahis göz ardı ediliyor. Sanki orası zayıf kalmış, o sorunun cevabını göremedim. Beni tuhaf bir beklentiye soktu, sonrası yeterince açıklanmadı gibi. Bir yandan da Dede’nin o diyardan sürülmesi bana bu bencilliği yapacak biri olabileceğini düşündürdü (tabii buna bencillik denir mi bilemiyorum). Zaten Dede’nin en çok bu yönünü sevdim. Kurultay’ın kararına bile karşı çıkabilen, aydınlık adına çalışıp karanlık yöntemler kullanan biri gibi. :+1:

Neyse, uzattım biraz. Tekrardan kalemine sağlık. Görüşmek üzere… :pray:

1 Like

Selamlar Dipsiz,

Hoş bir noktadan yaklaşmışsın temaya. Dede Korkut’u günümüze taşıyıp, fantastik ve duygusal bir hikayeye oturtmak bence oldukça yaratıcı olmuş.Yaratıcılık anlamında yetenekli olduğunu biliyoruz ama bunu her seferinde tekrar tekrar göstermek de muazzam bir şey. Ellerine sağlık gerçekten. Biraz Dostoyevski draması, biraz Tolkein tasvirleri ve bunların yanında Yüzüklerin Efendisi olay örgüsü ve karakterleri ile ortaya gerçekten hoş bir öykü çıkartmışsın.

Bazı kısımlarda şiirsel bir anlatım ağır basmış. Repliklerle hareketlendirmeye ve öyküye yaklaştırmaya çalışmışsın ama metnin bütünü o kadar postoral ki, buna izin vermemiş. Güzel bir karışım olmuş.

Benim açımdan öykünün en yoğun ve başarılı olduğu kısım finaliydi. Böyle bir öyküye yakışır güzellikle bir final olmuş. Klişeden uzak ve şaşırtıcı. Babanın fedakarlığında içim cız etti.

Yüzüklerin Efendisi üzerinden bir karşılaştırma yapma ihtiyacı da hissettim nedense. :smiley:

Dede Korkut: Gandalf
İyeler: Ayrıkvadi Konseyi
Oğul: Frodo
Baba: Sam
Hastalık: Sauron
Küre Dağları: Shire

1 Like

Merhabalar,

Oldukça sürükleyici bir öykü kaleme almışsınız. Yerel temanın öyküye hakim olması çok hoşuma gitti. Aklımda biraz “ak sakallı dede” motifi canlandı, Dede Korkut’a hiç bu açıdan bakmamıştım, oldukça güzel bir yaklaşım olmuş. Ayrıca Anadolu’da oluşan efsanelere yapılan bağlama da güzel bir ayrıntı. Baban - oğulun ilişkisi de bir o kadar vurucuydu. :slight_smile:

Kaleminize sağlık.

Sevgiler,

Sevgili @ulu.kasvet

Seni hikayemde ağırladığım için mutlu oldum. Yorumların için çok teşekkürler.

Dede olarak bahsettiğim karakter aslında Düzen dediğim kendi evrenimde, aydınlık-karanlık arasındaki dengeden doğmuş, amacı bu iki güç arasında dengeyi sürdürmek olan ve bunu yapmak için hesabını sadece Düzen’e veren ne aydınlık ne de karanlık bir karakter olan Dipsiz karakterinden geliyor. Dipsiz, bu bağlamda, yeri geliyor aydınlık iyelerini çokça da karanlık iyelerini kızdırıyor. Dengeyi sağlama amacı onu genel moral-etik değerlerin dışıdna hareket etme olanağı verebiliyor. Bu anlamda senin -bencillik-dediğin konu onun için bir tür iş yapma şekli :slight_smile:

Ballıdağ Han’ın Dedeye evrdiği tepki zamanı gelmemiş birini öldürmek ve bir canın sebepsiz gidişinin (cinayet bir kasti karanlık hareketi olduğundan) Düzen’in dengesini karanlıktan yana bozmasına bir tepkiydi. Ancak iki karakterin ölümünün iki aydınlık iyesi yaratması ile sonuçlandığından aydınlık güçlendi.

Tolkein’i çok severim. Sanırım bana iyi kötü savaşını, herşeye rağmen doğru şeyi yapmak için cesareti içimde bulmayı ve hikayelerin mutlu sonla bitmesini sevmeyi ondan öğrendim :slight_smile:

Okuduğun ve vakit ayırdığın için çok teşekkürler
Sevgiler
Dipsiz

Sevgili @Gurlino

Sevginin kazandığı bir hikaye yazmak istedim. Düzen bu sevgiyi görsün ve sahiplensin, aynı zamanda ödüllendirsin diye düşünmüştüm. Üstelik bunu bizim kültürümüzle bağlantılı bir şekilde anlatmak istedim çünkü zaten bu fantastik/olağanüstü öğeler ailemizin bize koyduğu isimlerde, mahallemizdeki türbede ya da kapımızın girişine asıp kendimizi koruduğumuz nazar boncuklarında bulunuyor ve esas muazzam olan bana göre bu kültürel birikim. Yine de güzel sözlerin için teşekkür ederim.

Aslında bu öykü yaklaşık 12.000 kelime ve çok daha uzun. O halinde lirik anlatımlar daha bir ayakları yere basıyor ama burası için kısaltmam gerekti.

Benim de en sevdiğim yeri finali ve duvar halısı sahnesi. Kısalttığım için net anlaşılmayabilir ama o tarz bir halıyı anadoluda heryerde görebilirsin. Bir akrabamızın evinde duvarda görmüştüm. O an aklımdan geçmişti, acaba geyik kimse bakmıyorken önüne resmedildiği ormanda geziniyor mudur? :slight_smile:

Karşılaştırma harika olmuş. Açık ara şimdiye kadar aldığım ve çekinmeden sahiplendiğim en beni sevindiren yorum :slight_smile: Cömertliğin için teşekkürler.

Sevgiler
Dipsiz

1 Like

Merhaba @Dipsiz

Duygusu yüksek bir öyküydü. Kalemine sağlık.

Cümlelerini biraz uzun buldum. Aynı anlamı/duyguyu daha kısa cümlelerle de veremez miydin, diye düşündüm.

Özellikle girişteki,

Benim gibilerin her yola çıkışında söylemekten hoşlandığı şarkının dizesini aklımdan geçirirken, yanımdan hızla geçen hafriyat kamyonunun kaldırdığı tozu, elimi sallayarak geçiştirmeye çalışıyordum.

cümlesi başlangıç için çok uzun geldi. Girişler önemlidir ya.

Çok beğendiğim bir öykü oldu. Güzel hisler doğurdu.

Sevgiler!

1 Like

Sevgili @Elif
Yazdığım öykü aslında 11.000 kelimelik oldukça uzun bir öykü. Başlangıç kısmı ise sadece bir dizesini buradan paylaştığım uzun bir lirik anlatı ile başlıyor. Sanki gökyüzünde bir kartal süzülüyor, Düzen’in tüm katlarını yani yeraltını ve yerüstünü, her yerini görüyor, karanlık-aydınlık savaşını izliyor ve sonunda Düzen’de gezmeyi bırakıp Dünya’ya dönüyor. Döndüğünde ise kendini bacakları üzerinde yoğun çayırlık bir arazi içinde yürürken buluyor.

Öykünün kendisi dediğim gibi oldukça uzun ve bir çok yerini kısaltmak ve kırpmak durumunda kaldım. Bu cerrahi operasyon ifadesel yapısını biraz gri bir alana sokmuş olabilir.

Ayrıca şurası artık kesin, öykü yazarı değilim :slight_smile: Uzun metinlerde daha iyi hissediyorum.

Bir de ön ksımını biraz daha netleştirmek için şöyle tekrar düzenledim. Ne dersin?


“Her zamanki gibi yürürüm yol üstünde ve altında…”

Benim gibilerin her yola çıkışında söylemekten hoşlandığı şarkının dizesini aklımdan geçirirken, yanımdan hızla bir harfiyat kamyonu geçti. Kenarında yürüdüğüm yolun asfaltı çoktan eriyip gitmişti. Üstelik şaşkın bir köstebeğin oyun alanı gibi sayısız büyüklüklerde çukurlarla doluydu. Sürücü, bu çukurlardan kaçınamayacağını bildiğinden özenle hepsine giriyor ve arkasında yoğun bir toz bulutu bırakıyordu.

Tozu, elimi sallayarak geçiştirmeye çalıştım ancak bu nafile bir uğraştı. Bir kısmını yutunca öksürmeye başladım.


Okuduğun ve değerli yorumlarını paylaştığın için teşekkür ederim.

Sevgiler
Dipsiz

1 Like