Dilimize Kazandırılmasını Bekledikleriniz

Geleneksel The Terror postunu paylaşmak isterim.

Dilimize tekrar kazandırılmasını hala beklediklerimiz başlığı açılsa daha makul olacaktır;

@Omerezer @SJack @Furkan_Kaza İçerde dışarda tanıdık kim varsa bir haber salın da son durumu bilelim. :innocent::wink:

11 Beğeni

Hocam bunun sonucu ne oldu? Sayfayı açınca tesadüfen bu paylaşımınız denk geldi. Belki iyi bir şeylere işarettir :smiley:.

1 Beğeni

Valla sözleşme devam ediyor galiba hâlâ düşseydi arkadaş yazardı hakları açık diye. Şuan hâlâ onlarda görünüyor. Ben de merakla bekliyorum. :smiling_face_with_tear:

3 Beğeni

Terror için sordum da yurtdışı ile alakalı bir durum dendi. Cevap bekleniyormuş. İşler yolunda girerse ithakiden okuyacağız. :nerd_face:

( Belli bir süre veya tarih yok dendi her an her şey olabilir)

7 Beğeni

En azından somut bir şey duyduk. Bu da iyidir :star_struck:

4 Beğeni

İthaki basmayacaksa bir salsa keşke de başka yayınevleri yayınlasa. Hakları alıp yıllarca bekletmek nedir ya. Bu tek örnek de değil başka kitaplar da vardı diye hatırlıyorum.

2 Beğeni

7 Beğeni

1260 sayfa. Kitap değil destan yazmış mübarek.

2 Beğeni

İşin içine komplo girince yazmış da yazmış :joy:

1 Beğeni

1 Beğeni

The London Journal of Flora Tristan 1842: The Aristocracy and the Working Class of England
Flora Tristan’ın Londra Günlüğü 1842: İngiltere’nin Aristokrasisi ve İşçi Sınıfı

"Renkli Türk kaftanları ve sarıkları giymiş iki figür, Avam Kamarası’ndaki Yabancılar Locası’nın arka sırasına oturur. Dikkat çekmemeye çalışmaktadırlar ancak egzotik kıyafetleri bunu imkânsız kılar. Üzerindeki kıyafet kendisine çok büyük gelen kişinin bir kadın olduğu haberi hızla yayılır. Kadınların meclis salonuna girmesine izin verilmemektedir ve dışarı atılmasa da, büyük bir ilgi ve hoşnutsuzluk uyandırır. Birisi, “Fransız olmalı,” der, “onların hiçbir şeye saygıları yoktur.”

Kılığın ardındaki kadın gerçekten de Fransızdı. Uzun siyah saçları, esmer teni ve canlı ifadesiyle dikkat çekici bir kadın olan Flora Tristan, 1826 ile 1839 yılları arasında Londra’yı birkaç kez ziyaret etti. Ancak buraya bir turist olarak gelmemişti. Tutkulu bir sosyalist olarak amacı, zengin ile yoksul arasındaki eşitsizlikleri gözler önüne sermek ve ‘İngiliz halkına baskı yapan ayrıcalık ve tiranlık sistemine’ karşı sesini yükseltmekti. Dört ziyareti boyunca hapishaneleri, genelevleri, içki evlerini, bira fabrikalarını, çocuk okullarını ve Çartist toplantılarını gezdi.

Gittiği yerlerin çoğu, saygın hiçbir kadının asla görülmeyeceği türden yerlerdi. Ancak Flora, bunun kendisini sindirmesine izin verecek biri değildi. Avam Kamarası’nın oturum salonuna kadınların girmesine izin verilmemesi, onu bu konuda daha da kararlı kıldı. Bir Muhafazakâr Parti milletvekiline, ayrıca Fransız, İspanyol ve Alman diplomatlara başvurdu ancak hepsi yardım etmeyi reddetti. Sonunda, ona bir kıyafet takımı ödünç veren, ona Westminster’a kadar eşlik eden ve kendi biletiyle her ikisinin de içeri girmesini sağlayan bir Türk diplomatla tanıştı.

Flora, dört Londra ziyaretini birleştirdiği bir anlatı kaleme aldı ve bu eser 1842 yılında Fransa’da “Promenades dans Londres” (Londra’da Gezintiler) başlığıyla yayımlandı. Kitap bir çoksatan haline geldi; ancak bu durum, Fransızların onun siyasi görüşlerine sempati duymalarından ziyade, İngilizlere yönelik saldırılarından keyif almalarından kaynaklanıyordu. Flora, Londra’yı ve insanlarını eleştirirken hiç çekinmedi. Hedefleri arasında hava durumu (şehri bir cenaze örtüsü gibi siyah bir bulutla saran yoğun bir sis), insanlar (ciddi, sosyal olmayan, şüpheci ve ürkek) ve gecekondu mahalleleri (işçilerin, fahişelerin ve işsizlik ya da ahlaksızlık yüzünden sefilliğe sürüklenmiş, köksüz bireylerden oluşan bir sürünün yaşadığı yerler) bulunuyordu.

Fabrika işçilerine (fiziksel acıya ve ahlaki çöküşe maruz kalanlar), hayat kadınlarına (aşağılanmanın en dibine itilmiş ve hayvan seviyesinin altına düşürülmüş olanlar) ve genel olarak İngiliz kadınlarına (hayal edilebilecek en kısır, tekdüze ve mutsuz yaşamı sürenler) karşı daha sempatikti. Flora’nın kendi deneyimleri, feminist görüşlerine katkıda bulundu. 1825’te kocasını terk etti ancak Fransa’da kadınlar için bu seçenek mevcut olmadığından ondan boşanamadı. Takip eden on üç yılını, çocuklarının velayeti için çetin bir hukuk mücadelesi vererek geçirdi; bu mücadele ancak 1838’de, kocasının onu öldürmeye teşebbüs ettiği için 20 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmasıyla sona erdi.

Flora’nın abartma eğilimi ve siyasi argümanlarını desteklemek için renkli ancak her zaman doğru olmayan bir tablo çizme huyu göz önünde bulundurulmalıdır. (Örneğin, parlamentoya dair diğer çağdaş anlatılar, Westminster’daki milletvekillerinin davranışlarına ilişkin oldukça farklı bir tablo sunmaktadır). Yine de kitabı, Viktorya dönemi Londra’sı ve insanları hakkında eşsiz bir bakış açısı sunmaktadır.

Flora, Londra günlüğünün yayımlanmasından sadece iki yıl sonra, 41 yaşında hayatını kaybetti. Onun anısına dikilen bir anıt, şehrin işçileri tarafından yaptırılmış ve 1848 yılındaki açılışına 8.000 işçi katılmıştır.

Bazıları tarafından, yazdıklarının birkaç yıl sonra Komünist Manifesto’yu kaleme alırken Karl Marx’ı etkilediği iddia edilse de, o bugün daha çok ressam Paul Gauguin’in büyükannesi olarak bilinmektedir. Bir İngiliz çevirmen tarafından ‘aristokrat, devrimci, sosyal bilimci, dışlanmış, feminist ve vizyoner’ gibi çelişkili nitelikleri kendisinde birleştiren biri olarak tanımlanan, hayranlık uyandırıcı bir kadındı." Kaynak (İngilizce)

3 Beğeni

Devamı gelecek denilen, devamı hakkında bilgi olmayan kitapları toparladım. Yayınevlerine duyurulur.

Fifth Season/ Obelisk Gate/ Stone Sky çeviride idi en son.

Art of Legend, top Eksik Parça’da.

An Echo of Things to Come/ The Light of All that Falls, top Akılçelen’de, haber yok.

Altın İmparatorluğu, top Epsilon’da idi, ilk 2 kitap geldi, son kitap hakkında bilgi yok.

Tyranny of Faith/ Trials of Empire, Athica’da idi, ilk kitaptan sonra haber yok.

Ender 5-6, top Pegasus’ta.

Later/ Never Flinch, Altın ya uyudu ya unuttu kitapların çevrildiğini ya da fuarı bekliyor.

Vampir İmparatorluğu 3, o mükemmel baskılı kitapların 3.sü için Pegasus’tan haber bekleniyor.

Hod King/ Fall of Babel, topun yeni sahibi Sia kitap sesimizi duy.

Dark One/ Yumi, İthaki

Isles of Emberdark, top kimdeyse ses versin.

Strenght of Few, top Akılçelen’ de, haber yok.

Drop of Corruption, kısa sürede haber gelir umarım.

Tailored Realities, bu kitabın haklarını alana bi çikolatalı gofret, üstelik yayınevine özel.

Witcher 9 Crossroads of Ravens, Pegasus.

Yaşlı adam 6-7, Human Division’ı çıkaracağım demişti galiba İthaki, bakalım sonrası nasıl olacak?

Infinite jest, infinite çeviri.

Kan kitapları tek cilt, bunun yapılacağına dair bir bilgi yok ama şöyle kırmızı kapaklı kenarlarından kanayan bir tek cilt baskı süper olurdu.

Ekleme: Lightbringer, Pegasus bekleniyor.

The Book that Held her Heart, bu kitaba ne oldu gerçekten? Yakında deniyordu en son.

Songs of the Dead.

13 Beğeni

Uzun Dünya serisi - The Long Mars / The Long Utopia / The Long Cosmos - İthaki
Hançer ve Sikke serisi - The Tyrant’s Law / The Widow’s House / The Spider’s War - Pegasus

7 Beğeni

Beklemiyorum ama, “Dombey and Son” Dickens’in az bilinen fakat cok sevilen ve henuz dilimize kazandirilmamis romani olarak beni sasirtiyor. İngiliz edebiyatinin temel taslarindan birinin daha cevrilmemis kitaplarinin olmasi cok ilginc. Barnaby Rudge, Nicholas Nickleby, Alfa cevirip katlettigi icin Little Dorrit, Dombey… Bronteler, Austenler zar zor tamamina ermisken, Shakespeare sonrasinda İngiliz edebiyatinin Rus tekeli karsisinda tum kolonlari dizememis olmasi, hele de dunya dilinin İngilizce oldugu bir donemde, akil alir gibi degil.

4 Beğeni

Boleslav Prus. Bu ismi duymadınız muhtemelen. Ben de duymamıştım. Bugün Netflix’te The Doll dizi posteri vesilesiyle tanıştım kendisiyle. 1977’de çekilen mini diziden sonra bu esere bu sene hem film hem dizi uyarlaması gelmiş: 19. yy. sonlarında tıpkı “benim Pickwick’im” gibi gazetede tefrikalar halinde yayınlanan eser 1890’da kitaplaştırılmış. 4 büyük eseri var, bir diğeri de 1001 Kitap’a seçilmiş:

Fihrist Kitap ilk romanı olan İstasyon’u basmış. Fakat Leh edebiyatının en iyi eserleri sayılan diğer kitaplar Türkçemizde yok.

The New Woman feminizm, Pharaoh Ramses odaklı karakter gelişim romanı. The Doll Avrupa aristokrasisi üzerine kurgulandığı için Batı’ya daha uygun gelmiş. Şahsen Pharaoh’u da okumak ve izlemek isterdim. Yani her iki döneme dair onlarca kitap basılmışken bu yazarın pas geçilmiş olması çok garip demek isterdim ama, bir kez daha Dickens diyorum, İngiliz edebiyatının temel taşları dizilmemişken Leh edebiyatının en büyük kalemlerinden birinin olmayışına çok da şaşıramıyorum. Yine de fikir almak için gezen yayıncılar varsa telif kuyruğuna giriversinler diye şuracığa ismini bıraktım. Belki o bile gerekmiyordur ancak çeviride Lem yahut Witcher kitapları gibi ucuza yatacaklar ise hiç almamalarını tercih ederim. İşin hakkını verecek birine nasip olsun diyeyim.

4 Beğeni

Şöyle bir kitap çıkmış bu ayın başında. Yazarlar Peter Orullian’a maddi konularda destek olmak için bir araya gelip bu antolojiyi çıkarmışlar. Yazar kadrosu adeta yıldız geçidi. Bizde bu antoloji işi niye hiç yok ya da tutmuyor?!

Anthony Ryan şöyle bir üçleme çıkarmış. Biri el atsın yazara.

Richard Swan boş durur mu o da yapıştırmış üçlemeyi bir el atsın diyeceğim ama yarım kaldı daha önceki serisi.

Sözün özü güzel kitaplar var. Basan çıksa keşke.

11 Beğeni

Şu kitap basılır mı hiç bilmiyorum ama yıllardır merakımda olan bir kitap. Umarım basılır diyelim.

5 Beğeni

Eylül Evi ve Karanlık Düşler Evi’ni okuduktan sonra üzerine şunu okumak isterdim. Evdeki Tuhaf Olaylar kitabını da okuduktan sonra hatta. Güzel bir dörtleme olurdu.

5 Beğeni