Dyo Istories

Satılık bebek patiklerinde kullanmadığı ve biriktirdiği tüm kelimeleri kusmuş demek ki. Ne güzel :smiley:

Bilgiyi teyit etmek için en kısa yolumuz tabii ki internet ama o düşünce ve yaratıcılık olmadıktan sonra, wiki açıp, sabaha kadar başında oturabilir insan. O yüzden jack of all trades, gerisini boş verelim. :smiley:

Tekrar emeğine sağlık.

Sevgiler,

Görüşürüz,

Sena

1 Beğeni

Büyük çoğunluğunu kusmuştu evet ama işte… :sweat_smile:

Yani, benim işime gelir :wink:

Çok çok teşekkür ederim yine, şakayla karışık şımartıyorsun.
Asıl senin emeğine sağlık…
:raising_hand_man:

1 Beğeni

Şakayla karıştırmazsam ölürüm, biliyosun :yum:

Rica ederim,

Görüşürüz :raising_hand_woman:t2:

1 Beğeni

Merhaba Murat,
Öykünün ilk bölümü çok sevdim. İkinci bölümde, ne oldu, nereye gitti bu adam dedim :slight_smile: Üçüncü bölüm oldukça romantik başka bir kapı araladı.
Genele baktığımda, çok katmanlı, kopulması kolay bir öykü. Ama sen kalemini sağlam tutup, heyecan dozajını ayarlamışsın. O yüzden merakla sonraki bölüme geçmek istiyor okuyucu.
Temayı kullanım biçimini de sevdim.
Genel anlamda iyi yazıyorsun zaten, çok da bir şey söylememe gerek yok.
Seni hep okumak dileği ile,
Görüşürüz :slight_smile:

1 Beğeni

Merhaba Gaye,

Teşekkürler öncelikle.

Çok katmanlı olması kopmayı beraberinde getirebiliyor doğru üstüne bir de gizli bir unsur ekleyince…

Biraz umut verebildiysem ne mutlu.

:pray: :pray:

Görüşürüz

Merhaba @MuratBarisSari;

Gerçek anlamda sürükleyici buldum öykünüzü. İki farklı mekan ve kurgu arasındaki geçiş beni hiç rahatsız etmedi. Bir savaşçının vücudunda verilen başka bir savaşa da değinmeniz güzel olmuş. Yinede favori bölümlerim şevketin hayatı ve geçmişi üzerine olan bölümlerdi.

Bu bölüm beni en çok etkileyen ve heyecanlandıran bölüm oldu. Duygu doluydu. Ancak Nihat ve Şevket arasındaki dostluğun biraz daha derinine inmiş olmayı isterdim.

Konuyu çok güzel bir noktadan yakalamışsınız. Vücudumuzu tanıyalım çizgi filmi benim çocukluğumdan da hatırladığım bir çizgi filmdi. Bu açıdan nostalji tv az da olsa benide nostaljik bir gezintiye çıkardı.

Genel olarak beğendim öykünüzü. Kaleminize sağlık.
Görüşmek üzere… :slight_smile:

2 Beğeni

Merhaba @Kursat_Akbulut

Çok teşekkürler. Ben de Şevket’i çok daha fazla benimseyerek yazdım.

Alıntı kısım Şevket’in ilk karısının ona “katil” deyip onun “katil deme” deyişiyle birlikte en özdeşleşerek yazdığım kısımdı. Bunun bu şekilde size de yansıması beni çok mutlu etti. Ve bunu klişe olarak söylemiyorum.

Çizgi film harikaydı kesinlikle.
Nihat’la geçmiş… Sildiğim kısımlarda az biraz daha detay vardı ama istediğin düzeyde değil. Oğluna onun ismini verdirterek önemini vurgulamaya çalıştım.

Bu haliyle bile 5.000…

Tekrar teşekkürler yorum ve beğeni için.
Görüşmek dileğiyle…

1 Beğeni

Selamlar,

5000 kelime sınırında yazılmış olan bu öykünüz ilginçti doğrusu. Uzun olmasına rağmen sıkılmadan sonuna kadar okuyabiliyor okuyucu. İşin içine kattığınız fantastik unsurlarda beni yeterince eğlendirdi.

Benim eleştirim uzunluğu hakkında olacak yinede. Sıkılmadan okuyabilsekte bence siz metindeki olay örgüsünü daha kısa bir formatta verebilirdiniz. Kaleminiz bunu yapabilecek olgunlukta diye düşünüyorum. Evet, gayet tutarlı ve istikrarlı devam eden çatışma sahneleri vardı fakat bir zamandan sonra çözümlenme kısmına geçmesini istedim direk. Bu belki de benim bakış açımdan kaynaklanan bir sorundur çünkü hikayelerde ya da romanlarda sürekli flashbackler ya da sürekli değiştirilen anlatıcılar bazen beni yoruyor.

The 100 kitabını okurken çok yorulmuştum mesela. Bir bölüm günümüz, bir bölüm flashbackti ve olayları kafamda toparlarken çok zorlanmıştım. Sizin ki tabi ki bu kadar spesifik bir şekilde geçişli yazılmamıştı ve en nihayetinde oluşturduğunuz kurguyu toparlamak için bunları yapmanız gerekiyordu, o yüzden çokta birşey söyleyemiyorum aslında bu konu hakkında. Kişisel eleştirim diyelim buna.

Özetle, öykülerinizde fantastik anlamda bağdaştırdığınız motifler benim çok hoşuma gidiyor. Oturup hadi şunu yazayım bu ay da demediğiniz çok belli. Buna emek verip, kafanızda geçirdiği süreçleri bir süzgeç gibi eleyerek bu denli bir öykü oluşturmanız takdir edilesi. Uzunluğu ve formatı dışında eğlendiğim bir metin oldu bu yüzden. Özellikle diyalog tasvirleri beni metne bağlı tuttu her seferinde.

Mürekkebiniz hiç bitmesin, çok çok yazın.

Kendinize dikkat edin, iyi günler. :slight_smile:

1 Beğeni

Selam,

Akıcı olmasına sevindim diğer türlü çekilmezdi çünkü :sweat_smile:

Şimdi aslında temel sorun şu oldu. Öykü üç öyküden meydana geliyordu ve kelime sayısı 1,5 katıydı. Üçüncü öykünün değindiği olalar nedeniyle şu an yayınlanan iki öyküye dair yeni sahneler eklemlendi. Sonra da bir bütünün parçası oldular birbirlerine dayanarak. O öykü çıkınca, finale doğru önemi daha az algılanan sahneler kalmış olabilir. Buna mukabil biraz koşarak da olsa -ki sevmem koşan şeyler yazmayı- akıcılığı artmış da olabilir.

Evet, ne yazayım diye düşünerek çok zaman harcıyorum gerçekten, bu da bazen yazmaya, daha da ötesi ikinci okuyuşa zaman bırakmıyor. Bu arada öyküdeki maddi hatalar bundan kayaklanmıyor.

Önümüzdeki ay, yavaş yavaş kurduğum alegorik fantastik evrenimin üçüncü öyküsünü yazmayı düşünüyorum. Bakalım benim evrenim nasıl görünecek sizin gözünüze?..

Detaylı, pozitif bir modla ve son derece nazik yazılmış yorumunuz için teşekkür ederim.
Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

1 Beğeni

Merhaba @MuratBarisSari,

Hikayenizi okudum, uzun değil uzamış bir hikaye okudum. Hikayenin ikili örgüsü tam olarak birbirinin içine oturmamış. İmmün sistem savaşını baştan okuyucuya açıklamak, Şevket’in hikayesi içinde eriterek yaymak bakımından daha isabetli bir karar olurdu. Olmamış malesef.
Şevketin ve İmmün sistemin kendi akışlarıda biraz seyrek düzende, birbirinden kopan olay silsileleri şeklinde işlenmiş. Diyaloglar gerek yazınsal gerekse akış açısından tam bir ayara gelememiş. Bunu da hikayeyi yaralayan bir nokta olarak kaydedeyim.
Hikayenin buluşu hoş ve zekice fakat yazımda bu kaynaşma hatta getirdiği müthiş olanaklardan yararlanılamamış. Şevket karakteri daha belirgin ve güçlü işlense, başından geçen olaylar daha sarih anlatılsa okuyucuya verilmek istenen duygu kolayca aktarılırdı. İmmün sistem neferleri baştan belirlenim içine alınsa, kendileri konuşmakla vakit kaybetmek yerine savaşmaya, savaş sırasında aktarılacak güçlü aksiyon duygusunu yaratmaya fırsat bulabilirlerdi.
Bu arada naçizane tavsiyem (ben de bu yöntemi severek kullanırım) savaş ve çatışma pasajlarını yazarken boş kağıtlara harita ve krokiler çizmenizi, akışa göre karakterleri haritada çizerek aksiyonu canlandırmanızı tavsiye edeceğim. Böylee çok daha canlı ve inandırıcı çatışma/savaş pasajları yazma imkanı oluyor. (LOTR :grinning:)

Son tahlilde elek gibi bol gözenekli bir hikaye olmuş. İki ana dal güzel bir demirci kaynağı ile bir araya getirilse nefis bir öykü çıkartacak bir buluş var elimizde. Elinize sağlık, sağlıcakla kalın efendim.

1 Beğeni

Merhaba @Foton,

Amaçlanan şey farkı var aramızda anladığım kadarıyla, tüm eleştiride en çok bunu fark ettim, biraz açayım.

İmmün sistemin savaşını açıkça söylemeyi hiç düşünmemiştim. Neden? Özellikle bir sebebi yok. İpucu verip bilmece şeklinde sunmak bir yazım stili olarak nedense hep bana daha cazip gelmiştir. Siz kolay bulduysanız belki o yüzden gereksiz gelmiş olabilir. Ama sonradan farkeden biri için belki daha eğlenceli olur. Bu biraz okuyucu karakteri ile de ilgili. Bununla birlikte sizi itmesi ve gereksiz gelmesini de alıyor ve kabul ediyorum elbette.

Açıkçası bunu yapmak için bir savaş, çocuğuna ismini vereceği kadar sevdiği bir arkadaşının ölümü, iki aldatılış -ki birisi kendi oğluyla- ekledim. Eğer hala Şevket’in yıkılmış bir adam olduğunu anlatamadıysam, o zaman gerçekten ne yapılması gerektiğini de inanın bilmiyorum. Bu madde, sizinle görüş ayrılığına düştüğüm tek madde. Elbette her şey beğeniyle ilgili ve beğenmeyen bir okuyucuya beğeneceksin diyemem ama bu konuda fikrimi savunacağım.

Bu seçim de güzel olurdu evet. Örneğin, asteğmen olarak askerliğini yapmış ve özellikle bir dönem askeri teknolojilerle ilgilenmiş bir kişi olarak siz öykünüzde bunu çok iyi kotarmışsınız diye düşünüyorum. Bununla birlikte yine seçime geliyoruz. Bu noktada temel iki konuda öncelik çatışmada değil bilmecedeydi;

1- Öyküde adı geçen "sistem"in ne olduğu açık olmamalıydı. Yapısı da ipuçları ile hissettirilmeliydi.
2- Hücresel olayları insancaya çeviriyordum. RNA dizilimi Rena gölü oldu mesela… Bu en zor örnekti. Mutasyon geçiren bir virüsün yapısını bir metaforla insanlaştırmak zorunda kaldım. Bio ajanlar kullanan tüfekler icat etmek zorund akaldım. Antibiyotiklerin sadece yerlilerde yani bakterilerde işe yaradığından bahsetmeliydim vb. Demek istediğim, füzeler, zırhlılar, havanlar kullanmam mümkün değildi pek. O zaman bilmeceyi bozar olurdum. Bir başka deyişle haritasını çizmek pek olası değildi. Çünkü bilmediğim bir ortamda geçen alegorik bir temsildi olan biten.

Ama bu iki maddeyi de; aman ne güzel yaptım diye yazmıyorum esasen. Sonuçta yine seçim önemliydi. Ben yıkılmış bir adamın oğlunun dönüşü ile ayağa kalkışını yazdım, bir aksiyon değil dramaydı.

İki öykünün bir araya gelişinde de bir yapısal bir olay bazlı iki handikap vardı.

1- Şevket’in hayatı kırk beş yıldaki en büyük travmalarına yayılmıştı. Ama immün sistemin savaşı üç-dört günlük bir periyodu anlatıyordu. Yazarken unuttum. Yine de kolordu ve toplar Şevket’in oğlu gelince takviye geliyordu değil mi? :wink:
2- Buradan ama en haklı olduğunuzu düşündüğüm noktaya geleyim. Bu iki, farklı zamanlarda geçen öyküyü post modern bazda bağlayan üçüncü bir öykü vardı. Öykü yazarın karantinadaki evini anlatıyor, yazdıkları ile ilgili yorum yaptırıyor ve bazı konu ile ilgili olmayan ama hayatla ilgili detayları da anlatıp biraz da poetikayı bilinçli olarak kırıyordu -post modern kısımdan kastım bu-. Ancak 7.762 kelimeydi ve silmek zorunda kaldım seçki kabul etmeyince. Diyebilirsiniz ki “5.000 içine sığacak sıfırdan bir kurgu tasarlamalıydınız…” Kabul ederim, zaten tüm yazdıklarımı da bir tür -behind scenes- gibi yazıyorum. Yoksa olmadıysa olmamıştır tabi. Başka bir iddiam yok inanın.

Özetle ve sonuçta, Şevket’i iyi anlattığımı düşündüğüme dair rezervimi korumakla birlikte, öykünün karşılıklı olarak bizlere ne ifade ettiğiyle ilgili bir görüş ayrılığımızı kabul ederek ve üçüncü öykünün silinmesiyle ilgili kendimi biraz rahatlatarak ama sizi ilgilendirmeyen bu hesap hatasının sizin beğeninizi etkilediğini de haklı olarak kabul ederek bitiriyorum sözlerimi.

Not: Zaten o üçüncü öykünün silinmesi, ritmi koşturup diyalogları çok göze de soktu ama bu benim hatam. O varken nasıl olurdu bunu da bilmiyorum açıkçası, belki o da olmayacaktı… Bir umut öyküsüydü ve bir kişi olsun okuyan bir güç bulabilirdi içinde. Sırf bu yüzden modifiye ettim ve böyle yayınladım, bu soru da aklınıza gelebilir.

Bu detaylı ve gerçekçi eleştiri için samimiyetle teşekkür ederim. Bana biraz da eseri anlatma fırsatını verdiniz. Uzun uzun anlattım ama inanın eksiklerine dair de duyduklarımı kabul ediyorum.

Esen kalın…

1 Beğeni

Merhabalar @MuratBarisSari

Öyküdeki bazı kısımları özellikle beğendim. Son da iyiydi (sonlar hep en zor olan kısımlardır üstelik).
Savaşa dair kısımlar artistik bir havaya sahipti, iyiydi. :slight_smile: X-Men tarzı mutantlar arası bir çatışmayı yazıya iyi dökersiniz gibi hissettim. Spaknioslu bir seri öykünüz vardı, onda da böylesi bir savaş-çatışma anlatısı güzel olur sanki.

Bahsi geçen çizgi filmde yaşlı bir amca vardı, her niyeyse bana sıtma mikrobunu hatırlatırdı, onu da eklemeden geçemeyeceğim. :slight_smile:

Sonraki seçkilerde görüşmek dileğiyle.

1 Beğeni

Merhaba @Haluk_Cevik

Çok teşekkürler. O yaşlı amca hatta dedenin ayak bileklerine kadar sakalları vardı. Beyindi galiba o değil mi?

Beğendiğin kısımlar beni çok mutlu etti.

Bu arada Spaknios’tan daha doğuya Canwr ile dönmek niyetindeyim ama savaş çoooook sonra :wink:

Görüşmek üzere… :wave:

1 Beğeni

Beyindi sanırım o yaşlı dede. :slight_smile:

1 Beğeni

@MuratBarisSari Selam,

Abi n’apmışsınız bu hafta? Aman aman. Başlı başına bir kitaptı bu ya. Tabii kırpılmış olduğunu söylemiştin. :shushing_face: Ona rağmen akıcı ve bayağı yaratıcı bir öyküydü. Bağışıklık sistemini çözer çözmez de çok çok hoşuma gitti. Süper fikir olmuş gerçekten. Bir yandan o dışarıdaki hesaplaşmalara da bayıldım ben. Bu kadar yitik, bu kadar kopuk, bu kadar anlaşılmayan bir insanın iç dünyası da bir o kadar karışık, bambaşka… Gerçek dünya ile hayal dünyası bir bedende, bir kavgada, bir savaşta ancak bu kadar güzel açıklanır. :clap: :clap: :clap:

Tek bir ufacık eleştiri mi denir, öneri mi denir her nasıl adlandırmak istersen bir şey söylemek istiyorum. Ne olur yanlış anlama, beni biliyorsun, yalnızca sana yararı olsun diye:

Mesela şöyle olabilir miydi?

İnan ben senin diyalogları seviyorum, süper işliyorsun ama benim dilime uymuyor herhalde. Kendimi çok yabancı hissediyorum, bilmem. Bir düşünürsün belki. :pray:

Neticede ciddi anlamda yaratıcı, ilmik ilmik örülmüş, derin, anlamlı bir öyküydü. Kalemine, zihnine, emeğine sağlık. :pray: Görüşmek üzere.

Ek: Bu arada Vücudumuzu Tanıyalım’ı ben ilkokulda izlediğimi hatırlıyorum sanki. Okulda izliyorduk sanki derslerde. Çok güzel anılarım var o belgeselle ilgili. :blush: :+1:

2 Beğeni

@MuratBarisSari selamlar! Öyküyü okurken çok ama çok keyif aldığımı belirtmeliyim. Öykünün kurgusu resmen bir bilgisayar algoritması gibi karmaşık ama oldukça işlevsel kullanılmış. Böyle zekice bir kurgu görmek sevindirdi beni açıkçası. Öte yandan ifadelerdeki yaratıcılık, öyküdeki dolgunluk okuru alıp götürüyor resmen. İç tasvirler konusundaki girift yapıyı çok takdir ettim valla. On numara, bei yıldız öykü olmuş. Emeğine kalemine, dimağına sağlık hocam. Daha çok okumak isterim öykülerini :slight_smile:

Seviliyorsun

2 Beğeni

Selam Kasvet,
Kasvetcim asıl sen ne yaptın?.. Yok o kadar da aman aman değil bakma bu haliyle. Tamam haliyle de nasıl oldu bilmiyorum tabi. Ancak bunları senden duymak çok güzel. :pray: :pray:

Diyaloglar konusunda; yani şimdi sana uzun uzun, “onu şundan yaptım bunu bundan yaptım” dersem inan yalan olur. O an o sahnedeydim ağzımdan onlar çıktı. Verdiğin örnek bağlamında; senin cümlen daha doğal daha bizim dilimizin ruhuna uygun evet. Ben sahneyi daha extra ordinary yaşadım sanırım. :man_shrugging: Suçum sabittir gereğinin yapılmasını arz ederim. :stuck_out_tongue_winking_eye:

Tekrar hem çok geç bir saatte mesai ayırıp okuduğun için hem de güzel sözlerin için çok teşekkür ederim.

Bu arada aklıma geldi. İlk yazarken aklıma gelmişti sonra unuttum. O çizgi film sanırım daha eski siyah beyaz bir Amerikan eğitim filminden esinlenmiş. Ben ilkokuldayken halk eğitim merkezinde aşı ile ilgili olarak o filmi seyretmiştik. Sanırım ikinci dünya savaşından sonra yapılmıştı çizgi film. Tüm teknoloji -şimdi anlıyorum ki- o dönemdendi.

Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…
Hoşça kal.

1 Beğeni

Selam Emre,

Kurguyu beğenmen öncelikle beni çok mutlu etti. Adı “İki Hikaye” olan böyle bir öyküde bu iltifat çok değerli.

İç yapı… Kabustu. Hücresel bir dünyayı çevirmek… Ama bu takdiri görmek herşeye değer. Diğer gördüğün şeyler de senin gözünün güzelliği…

Same here sevgili Emre :pray: :pray:
En yakın zamanda görüşmek dileğiyle…

2 Beğeni

Sevgili @ebuka’nın yorumu ile taşlar yerine oturdu. Gerçi oturmadan da çok güzeldi ama bu hali mükemmel. Hiç eleştirim yok. Siz uygun görürseniz kendinizi eleştirirsiniz. Elinize sağlık.

2 Beğeni

Merhaba @nkurucu

O kadar güzel şeyler söylemişsiniz ki nasıl cevap verilebileceğini kestiremedim. Beni çok mutlu ettiniz ve çok çok teşekkür ederim :pray: :pray: :pray:

Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle.
Esen kalın…

1 Beğeni