Aynanın içi; karanlık boyut, yani anti-madde evreni olarak tanımlanmış. Yapay zekaya birkaç soru sorduktan sonra filmi daha iyi anladım.
Josh Brolin’in babasının ve Louis Lane’i canlandıran Margot Kidder’ın başrollerini paylaştığı The Amityville Horror; kapalı alan korkusu, tekinsiz ev temalarını barındırıyor. (Bu açıdan filmi, biraz The Shining ve The Exorcist’e de benzettim.)
Türü sevenlerin beğenebileceği bir film. Ben pek beğenmedim.
Margot Kidder hakkında araştırma yaparken hayatının çok kötü evrelerden geçtiğini öğrendim. Hatta bu süreç, son olarak intiharla sonuçlanmış. Superman Lanetinin, Kidder’a da uğradığından bahsedilmiş.
İlk mesaja: Oh…iyi o zaman. Bir an ayna dünyada yaşıyoruz zannettim, korktum. Alice Cooper tarafından durduk yere pisikletlenmek istemem.
İkinci mesaja: Filmi seyretmiştim. Film hakkında değil ama olay hakkında baya araştırma yapmıştım zamanında. Makaleler, belgeseller falan. Olayın şeytanla cinle hiç bir alakası yok. Cinayetler 200 Bin dolarlık sigorta parası (Şimdiki parayla 1 Milyonun üzerinde) için işlenmiş. Katil ilk başlarda böyle bir iddiada bulunmuyor zaten. Ne zaman olay hakkında kitap çıkıyor, avukatın telkiniyle (Tabi ki makul bir komisyon karşılığı) telif hakkı talebiyle, şeytanlar cinler ifadeye girmeye başlıyor.
İndirdiklerimin arasında bu film de vardı. Yorumunuzu okuyunca izleme sırasında öne çekiyorum. ![]()
Filmin serii olarak Türkiye’de 4 DVD baskısı yapıldı. Türü seven biri olarak tavsiye edebilirim :
1979 - 1982 - 1983 - 2005
Kaya tırmanışı sırasında eşini kaybeden Sasha, yas sürecini, Avustralya doğasında geçirmeye karar verir. Bu sırada peşine kötü bir adam takılır. Av mı olacaktır yoksa avcı mı?
Filmde, Eric Bana misafir oyuncu olarak yer almış. Charlize Theron da fiziksel gücüyle ve azmiyle öne çıkan bir karakteri canlandırıyor. Konusu beni pek tatmin etmese de sadece Avustralya manzarası için bile izlenebilir.
The Shining - 1997
Stephen King’in aynı isimli romanından, yine King’in kendisi tarafından uyarlanmış mini dizi. Konusu, kış bekçiliği için dağ başındaki bir otele yerleşen aile, otelin kötülüğü ile sınanır. Konu iyi, senaryo iyi (King’in kendisi tarafından yazılmış), oyunculuklar normal, yalnız bu “normal”, bu diziyi izledikten sonra, Nicholson ve Duvall’in aslında ne kadar abartılı oynadığını fark ettiğiniz için, ilaç gibi geliyor (Come on and take your medicine!). Bu arada çocuk oyuncunun Kubrick in filmindekinden çok daha iyi olduğunu belirteyim. Çekim kalitesi, filmin 17 sene öncesinin parasıyla 19 milyon dolara mal olduğunu ve sonuçta bir TV dizisini izlediğinizi dikkate aldığınızda, kötü sayılmaz. Korku/Gerilim dozu normal (Kurt adam, var ya senin ağzını burnunu kırarım)
Gelelim dizinin hikayesine. King, kitabını mahvettiğini düşündüğü için (Haksız sayılmazmış) hiç bir zaman Kubrick in filmini beğenmemiş (“Hiç bir zaman beğenmemiş” dediğim zaman aslında “Beğenmiş” demiş olmuyor muyum
) ve kendi tekrar, aslına uygun olarak çekmek istemiş. Kitap kendinin olsa da film hakları Warner biraderlerde olduğu için, izin alması gerekmiş. “Bir daha basın önünde Kurick in filmini eleştirmemek” kaydıyla izini aldıktan sonra bunu çekmiş. İyi de etmiş. “Shining” in ne olduğunu, neden kitabın adının “Shining” olduğunu diziden (Kitabı okumayanlar) öğreniyoruz. Ve aslında olayın “Ağzımda yaşayan biri var…parmak adam…bla bla bla” nın ötesinde olduğunu. Zira “Doctor Sleep-2019” i seyrettikten sonra, ilk filmde parmağıyla konuşan sümsük çocuğun güçleriyle Doctor Sleep’in Den Torrace’ının arasında dağlar kadar fark olduğunu görmüş, şaşırmıştım. İşte bu dizi aradaki uçurumu kapatıyor, karakteri olması gerektiği gibi yansıtıyor. Karakter farkları bitmek bilmiyor. Hikayenin ana karakterleri de çok farklı aktarılmış. İlk film iki aptal bir deli arasında geçerken; dizi, problemli ve zayıf iradeli adam, sağlam ve mücadeleci kadın, yaşından olgun, güçleri olan bir çocuk arasına geçiyor.
Gelelim probleme. Asıl problem King’in kitaplarının bir film için fazla komplike olmasında. Hikayeyi layığıyla aktarmak için birden fazla film veya dizi olması gerekiyor bence. IT-1990, Stand-1994, Storm of the Century-1999 veya Rose Red-2002 de olduğu gibi. Frank Darabont, Mike Flanagan gibi King’i seven yönetmenlerin çekmesi de iş görür.
Sonuç olarak ben beğendim ya. Kitabı okumuş kadar oldum. Sonu ayrı güzel olmuş.
Daha fazla film izleyip sinema kültürümü geliştirme kararı aldım. Bakalım, kararıma sadık kalabilecek miyim?
1954 yapımı Creature from the Black Lagoon, uzun süredir merak ettiğim bir filmdi.
Filmde, Amazon’da yaşayan; tarih öncesi, yarı insan yarı balık bir canlının bilim adamları tarafından keşfedilmesiyle gelişen olayları izliyoruz.
Bol bol su altı çekimleri görüyoruz.

Solungaç Adam’ın inadı ve takıntısı izleyiciyi hayret ettiriyor.
Bu canlıya hayran kalmamak mümkün değil. Del Toro’nun The Shape of Water’ının ve Hellboy’daki Abe Sapiens karakterinin Solungaç Adam’dan ilham alınarak kurgulandığı bariz ortada.
Anladığım kadarıyla kitabı okumuş, hem filmi hem de diziyi seyretmişsiniz. Üçünü kıyaslar mısınız?
Kitabı okumadım, çünkü Mehmet Harmancı çevirisinde kitabın tam metin olmadığını, kırpık ve kısaltılmış metin olduğunu öğrenmiştim. Bu yüzden kitabı okumak hiç içimden gelmedi.Tam metin olarak yayınlanmasını bekliyorum.
1997 yapımının kitapla daha paralel bir uyarlama olduğunu yorumlardan biliyorum. Dizi-Film gayet güzeldi.
Kubrick’in 1980 yılı yapımını da beğeniyorum.
Teşekkürlerlerlerler
(20 karakter)
In the Mouth of Madness, ünlü korku yazarı Sutter Cane’in, gizemli bir şekilde ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Sigorta müfettişi olan John Trent’in, yazarı bulması için görevlendirilmesiyle ana karakterimiz, bir nevi cehennemin kapısını aralıyor.
Başlangıçta Sutter Cane’in, Stephen King olduğunu düşünsek de bu bir şekilde reddediliyor. Çünkü Stephen King ile rakip olduğu belirtiliyor. Ama bir şekilde karakterin, King’den ilham alınarak oluşturulduğu belli oluyor.
Trent, ikilemlere düşüp döngüler içinde kayboluyor.
Bu filmi izlemeden önce yerli bir korku filmi izledim. Yönetmen, kesinkes bu filmden ilham almış.
Aynı şekilde Nos4a2 dizisinde de çok önemli ve tekrarlayan sahnelerin çekildiği bir mekan tamamen bu filmden kopyalanmış.
Kısacası In The Mouth of Madness, gizemli konusu ve korku unsurlarıyla özellikle Lovecraft sevenlerin beğeneceği bir film olmuş.
Eğer izlemediyseniz yine baş rolde Sam Neill’ın olduğu “Event Horizon-1997” u önerebilirim.
İzleyeceğim. Teşekkürler…
Eskilerden harika bir film. Oyunculuklar muhteşem. İki dolandırıcı karşılaşınca ve bu alanda bir numara benim diye diretirlerse ne olur? İzleyin görün efenim. Sonlara doğru çok eğlendim.
8.5/10
Çarpışma (2002)
Küçük bir trafik kazasının, mahkemeye gitmeye çalışan iki insanın hayatını nasıl altüst edebileceğini anlatıyor. Tavsiye edilir.














