Enstitü: Stephen King İmzalı Yeni Korku Romanı Sonunda Türkçede

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: Enstitü: Stephen King İmzalı Yeni Korku Romanı Sonunda Türkçede – Kayıp Rıhtım



Stephen King üretmeye devam ediyor. Yazarın son kitaplarından birisi olan The Institute nihayet Türkçe raflarındaki yerini alıyor. Enstitü, Altın Kitaplar etiketiyle okurun karşısına çıkıyor. Türkçede son olarak Yabancı (The Outsider) kitabını okuma fırsatı bulduğumuz King’in hızına yetişmek pek de mümkün değil. Kral, Yabancı’nın üzerine Elevation, If It Bleeds ve Later adlı üç eser daha çıkardı.… (DEVAMI…)

3 Beğeni

Meraklı bir okurun gözünden bazı çeviri sorunları ve övgüler:

3. Baskı Sayfa 11:

Kusursuz derece normal boyunu (bir elli beşten azıcık uzundu) sergileyecek şekilde doğruldu, gözlüklerini burnunun üzerinde geriye itti ve elini kaldırdı.

Bir terslik olduğunu fark ettiniz, değil mi?

1.55? Normal? Tabi ki 1.55 boya anormal demeyeceğim ama özellikle boyu normal diye anılan bir adam için çok kısa. Çeviri hatası.

Özgün metne bakalım:

He stood up to his perfectly normal height (five-ten and a fraction), pushed his glasses up on his nose, and raised his hand.

Biz nasıl 1 metre 70 cm bir insana kısaca 1.70 diyorsak İngilizcede de 5 feet ve 10 inch olan bir insana 5.10 deniyor. Yani adamın boyu metrik sistemde 1.78 civarı.

Adamımız çeviride 20 cm kadar çekti. Şimdi bu metni okuyanlar, bu mühim karakteri kitap boyunca kısa biri olarak hayal edecek.


Sayfa 43:

Bazen bir polis memuru ya da eyalet polisinden biri onları kovalayıp ceza yazıyordu (veya 0.9 yolu üzerinde üflerlerse onları içeri alıyorlardı) fakat hafta sonları görevde olan dört DuPray polis memuruyla bile tutuklamalar nispeten az gerçekleşiyordu.

0.9 yolu üzerinde üflemek? Ne kadar bariz, değil mi hata? Bildiğin alkol sınırı bu.

Özgün metin:

Sometimes a deputy or an SP trooper would run one of them down and write him up (or jail him if he blew .09), but even with four DuPray officers on duty during weekend nights, arrests were relatively rare.

Amerika Birleşik devletleri alkollü araç kullanma sınırı: 21 yaş üstü için kandaki alkol yoğunluğu % 0.08’in altı.

İlginçtir çevirmen, özgün metindeki sayının kesrini de değiştirmiş. Sanırım bir mantığa oturtmak için yapmış bunu. Çünkü .09 ifadesinin 0.09 anlamına geldiğini bilmiyor olamaz.

Aslında sırf “blew” sözcüğü bile yeter ifadenin anlamını tahmin etmek için.


Sayfa 79:

"Enstitü’ye hoş geldin,” dedi kız.
"Hâlâ Minneapolis’te miyiz?”
Kız güldü. “Pek sayılmaz. Maine’deyiz. Medeniyetten uzakta. En azından Maureen’e kalırsa öyle.”
Maine mi?” Başını, şakağına bir darbe almış gibi şiddetle salladı. “Emin misin?”

Özgün metne bakalım:

“Welcome to the Institute,” she said.
“Are we still in Minneapolis?”
She laughed. “Not hardly. And not in Kansas anymore, Toto. We’re in Maine. Way up in the williwags. At least according to Maureen, we are.”
“In Maine?” He shook his head, as if he had taken a blow to the temple. “Are you sure?”

O güzelim Oz Büyücüsü göndermesi çeviride yok oldu. Neden? Çevirmen göndermeyi anlamadığı için sildiyse çok kötü. Çünkü ileriki sayfalarda bu ifade anılıyor:


Sayfa 99:

Kalisha’nın, Kansas’ta olmadığı kesin, deyişini anımsadı.

He thought of Kalisha saying Not in Kansas anymore, Toto.

Burada da “Oz Büyücüsü” göndermesi tam aktarılamamış. Gerçi aktarılsa da önemli değil çünkü ilk bahsedildiği an çevrilmemiş.


Sayfa 109:

“Onu Arka Devre’ye götürdüklerinde Bobby Washington’ın, testlerinin bittiğine dair şüpheleri olduğunu mu sanıyorsunuz? Ya da Pete Littlejohn’un? Tanrım, beyinler bir avuç barut olsa o ikisi sümküremezdi bile.”

“Do you think Bobby Washington had any doubts that his trials were over when they took him to Back Half? Or Pete Littlejohn? Jesus Christ, if brains were black powder, those two couldn’t have blown their noses.”

Bu King’in 1977’de yayınlanan Shining romanında (Medyum) da yaptığı bir benzetme:
If brains was black powder he couldn’t blow his own nose.

Ve 2019’da Trump için aynı şeyi söylüyor:
“Trump posted the wrong approval numbers and says wind turbines cause cancer. If brains were black powder, the guy couldn’t blow his nose.”

Bu bir hakaret. Beyinsiz demeye getiriyor anlatıcı. Türkçesi, yaklaşık olarak: “Beyinler barut olsa o ikisi burunlarını bile patlatamaz.”


Sayfa 588:

Sarışın adam gülümsedi. “William Smith diyelim. Ehliyetimde öyle yazıyor.” William kelimesinde sorun yoktu, ehliyet sözcüğü de tamamdı ama sürücü kelimesi adamın dudaklarından thürücü diye çıkmıştı. Bir peltekliği vardı ama belli belirsiz denebilirdi. “Bana Bill deyin.”

The blond man smiled. “Let’s say I’m William Smith. That’s the name on my driver’s license.” Smith was okay, so was driver’s, but license was lithenth. A lisp, but a slight one. “Call me Bill.”

Adam çeviride “sürücü” dememesine rağmen nasıl peltek söyleyebiliyor?! Türkçede ehliyet tek kelime ama İngilizcede iki: driver license. Çevirmen ehliyet yerine sürücü belgesi dese sorun çözülecek. Ama gözden kaçmış.


Şimdi gelelim övgülere:

Yukarıda bahsettiğim hatalar binlerce kelimeden oluşan bu kalınca kitapta ufacık bir yer kaplıyor. Belki bazıları anlam bakımından önemli ama yine de göz ardı edilebilir.

Doğanay Banu Pinter farklı türlerde onlarca kitap çevirmiş iyi bir çevirmen. Elleri dert görmesin. Hep çevirsin. Bir kaç güzellik:

Sayfa 14:

Al gülüm ver gülüm, diyorsunuz yani,” diye karşılık verdi Tim sırıtarak.
Almak vermek falan yok ama arabama binebilirsin.”

You scratch my back and I scratch yours,” Tim said, grinning.
(Sen benim sırtımı kaşırsın ben de seninkini.)
"There will be no scratching of any kind, but you may get in.

Aynı sayfa:

Trump ve ahbap çavuşları hepsini geri aldılar. Zaten eşek hoşaftan ne anlar.

Trump and his cronies took it all back. They understand culture no more than a donkey understands algebra.
(Bir eşek cebirden ne kadar anlarlarsa onlar da kültürden o kadardan anlarlar.)

Güzel karşılıklar.

Sayfa 86:

“İkisi de olur ama ben olsam daha ender bulunur derdim. Nadirdir kuş dili gibi oluyor biraz.”

“Either is okay, but I’d go with more rare. Rarer sounds like you’re trying to start an outboard motor.”

Buradaki sözcük oyunu şahane aktarılmış. Özgün metinde “rarer” ifadesi tekne motoru sesine benzetilmiş. Çevirmenimiz güzel bir karşılık bulmuş.

Sayfa 173:

Avery, Luke’a baktı. “Tamam. Bir hödüğün kafasına radyo düşmüş ama adam ölmemiş. Neden?”
Luke, Avery’ye insanların kibar bir toplulukta hödük gibi kelimeler kullanmadıklarını söylemeyi düşündü, ama sonra kibar topluluğun bulundukları yerde var olmadığını hatırlayarak, “Bilemedim,” diye karşılık verdi.
“Çünkü, radyoda hafif müzik çalıyormuş.”
“Tabii ya. Peki, sık sık ishal olan böceğe ne denir?”
“Tuvalet sineği mi?”
“Hayır, cırcırböceği! Haydi, uyu artık.”

Avery looked at Luke. “Okay. The big moron and the little moron were standing on a bridge, see? And the big moron fell off. Why didn’t the little one?”
Luke considered telling Avery that people no longer talked about morons in polite society, but since it was clear that polite society did not exist here, he just said, “I give up.”
“Because he was a little more on. Get it?”
“Sure. Why did the chicken cross the road?”
“To get to the other side?”
“No, because she was a dumb cluck. Now go to sleep.”

Şakalar sözcüğü sözcüğüne çevrilmemiş. Öyle yapılsaydı çiğ bir çeviri olurdu. Benzer karşılıklar bulmak çok daha iyi olmuş.

Bunlara benzer onlarca güzel karşılık var.

11 Beğeni

Blow one’s nose: Burnunu silmek, sümkürmek, hınkırmak

Bence çeviri doğru ama kelimenin ikili anlamını aktaramıyor tabi.

1 Beğeni

Çeviri düz anlamda doğru ama özgün metinde bahsedilenle zerre alakası yok. Zaten çevirmen de aynı hataya düşüp ifadenin sözlük anlamını aktarmış. Çeviri hatalı.

1 Beğeni

“Beyinler barut olsa o ikisi sümüğünü bile patlatamaz.”

Olsa bence daha iyi olurdu.

1 Beğeni

Kesinlikle harika bir karşılık olurdu.

1 Beğeni

Çeviri harici, detaylı bir inceleme de gelir mi hocam?

Yazmaya çalışacağım. Söylemek istediğim birkaç şey var.

1 Beğeni