Entelektüel Görünmenin Yeni Yolu: Kitap Biriktirmek ya da Sadece Satın Almak


(Ekin) #7

Kitap biriktiriyorum. On senede bitiremem, okusam. Hiç de önemli değil. Aynı kitabın yirmi ayrı baskısının kitaplığımdaki varlığı, eksikleri toparlama telaşı, okumaktan daha çok haz veriyor bana. Bu noktada biriktiricilere açılan savaşa anlam veremiyorum. Varsayalım ki metaya bağlılık kötü bir şey ve bu bağımlılıktan kurtulmamız gerekiyor. Bu durumda en masum koleksiyonculuk kitap üzerine olan değil midir? Sayemizde yayıncılık sektörü dönüyor, sahaflara ekmek kapısı açılıyor, hatta ikinci el aplikasyonlarıyla binlerce insan bu sayede gelir elde ediyor, ne bileyim bir gün çoluğumuz çocuğumuz olursa, hiç kitap almayan bir ailedense, bolca kitap alan ve okumayan bir ailede yetiştiği için şanslı sayılmaz mı?

Kahve eşliğinde kitap paylaşmak (belki okuyarak, belki okumadan), bookstagramcılık ya da her neyse adı, yeni modaysa, bu modaya saldırmak da yine bir moda. Ve %100 entelektüel görünmenizi sağlıyor. Çünkü bir yanda aldığı kitaba değer vermeyen tüketici, diğer yanda kitabın kadrini kıymetini bilen sadık okur. Yenilmeniz mümkün değil bu savaşta.

İster entelektüel görünmek için, ister kağıt parçalarına bağımlılıktan kitap biriktirmeyi ölene dek savunacağız ve saldırılara daha çok kitap alarak göğüs gereceğiz!

Sözlerimi Walter Benjamin’in ‘Kitaplığımı Yerleştirirken: Kitap Koleksiyonculuğuna Dair Bir Konuşma’ isimli veciz eserinden bir parça ile bitirmek isterim:

“Peki kitapları okumamak koleksiyonerlerin özelliği midir, diye itiraz edebilirsiniz. Bunu hiç duymamıştım, diyebilirsiniz. Halbuki bilinen bir şeydir. İşin erbapları bunun dünyadaki en eski şey olduğunu söylediğimde bana katılacaklardır. Anatole France’ın kitaplığına hayran kalan ve her zamanki ‘Bu kitapların hepsini okudunuz mu yani, Mösyö France?’ sorusunu yönelten bir hödüğe verdiği cevabı aktarmam yetecektir: ‘Onda birini bile okumamışımdır. Siz Fransız porselenlerinizi her gün kullanıyor musunuz?’”


(Tansel Diplikaya) #8

Ben de bir ara bayağı istifliyordum, kitap olsun başka şey olsun. Sonra, bir şekilde madde bağımlısı gibi hissettim kendimi.
Kitaplık doldukça kitaplığı genişletme ihtiyacı oldu, maliyet ve yer sıkıntısı da oluyor. Okuyup beğendiğim ancak ikinci bir kere hiç okumaycağım kitapları niye tutuyorum diye düşündüm. Bi ayıklama yaptım bayağı bir azaldı. Şimdi küçük bir kitaplığım var ve yer boşalana kadar yenisini almıyorum.
Aynı şeyi diğer sakladıklarım içinde yapmaya başladım, belki ileride ihtiyacım olur diye tuttuğum ama son 5 yılda hiç ihtiyacım olmayan bir sürü şeyi de elden çıkardım. Ev ıvır zıvır çöplüğüne dönmüş resmen. Artık ihtiyacım olmayan hiçbir şeyi tutmuyorum.
Ne kadar çok eşya varsa o kadar çok sorun olduğunu düşünüyorum. Az ve öz olsun.


(Ufuk ) #9

Acaba e-kitaplar ve e-kitap okuyucuları bu tartışmanın neresinde bulunuyor? Bir de o açıdan bakmak lazım.

Asıl ben şunu düşünmeden edemiyorum; kapitalist liberal düzenin bize kazandırdığı çalışıp para kazanıp “istediğimiz her şeye sahip olabilme yetisi”, 100-200 önce yaşamış bir gence ne hissettirirdi acaba?

“Nasıl yani evinde okumadığın kitapların, giymediğin ayakkabıların, yemediğin çikolataların var? İyi de kullanmıyorsan neden varlar ki? İhtiyacı olan birine versene.”

O zaman öyleymiş çünkü. Bolluk yokmuş. Madde sürekli elden ele uzatılıyormuş, en sonunda ihtiyaç sahibine ulaşıyormuş. Günümüze gelirsek; oynanmamış binlerce oyunla dolu Steam kütüphaneleri, yüklenmiş ama bir kere bile açılmamış telefon aplikasyonları, indirilmiş ama izlenmemiş korsan filmler, alınmış ama okunmamış kitaplar…

Farkında değiliz ama insanlık tarihi boyunca görülmemiş bir refah ve bolluk yaşanıyor on yıllardır. Bu illüzyon okuma ve sahip olma biçimlerimizi de değiştiriyor.

Peki bir gün bolluk bitip, sahip olduğumuz her şey uçup giderse ne olacak? O okumadığımız kitaplar, oynamadığımız oyunlar, açmadığımız programlar bize ne vermiş olacak? Çıplak gerçekliğimiz ve yalnızlığımız ile sokağın ortasında kalakalacağız… Zamanında sahip olduğumuzu sandığımız onca şey de, hoş birer hatıra olacak… Keşkelerle dolu bir hatıra…


(Kemal Küçükgedik) #10

Entelektüel görünülmez, olunur. Elinde T cetveli taşıyan birine, “Ooo, bugün çok mimar görünüyorsun,” diyor musunuz? Demiyorsunuz. Keza elinde döner bıçağıyla dolaşan herkes de döner ustası değildir. Peki neden elinde kitap olan biri “entelektüel görünüyor”? Entelektüel görünmek de ne demek? Çok mu şey biliyor gibi görünüyor? Google çok daha fazlasını biliyor.

Arkadaşlar siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama sanki kitaba gereğinden fazla bir önem atfediyorsunuz. Bir kutsallaştırma durumu var gibi geliyor bana. Ne zaman olduğunu hatırlamıyorum, bir fotoğraf için parçalanmış sayfa görseli kullanılmıştı ve ona bile çok sert itirazlar gelmişti, “Nasıl olur da bir kitabı parçalarsınız?” diye. Sizi bilmem ama bence bu kadarı fazla. Kitap bir araçtır. Önemli olan içeriktir. Elbette yine siz bilirsiniz ama hayatınızdaki objelere bu kadar kutsiyet atfetmek bence yanlış. Kendi kendinize giydiğiniz bir deli gömleği. Düşüncenizi kalıplara ve ezberlere hapseden bir gardiyan.


(Deniz) #11

Şu dönemde en büyük sıkıntı okuyacak kitap bulmak bence. O kadar saçma sapan kitaplar var ki. Hele de Türk yazarlar. Tarih haricinde neredeyse adam akıllı kitap yok. Araştırma kitaplarına bakıyorsun hepsi palavra. Popüler kültürden bahsetmiyorum bile. Bulunca toplu olarak alıyorum kitaplığımda bekliyorlar. Hepsini keşke aynı anda okuyabilsem. :slight_smile:


(burakkny) #12

Aslında “entelektüel” tanımlaması -toplumumuzdaki genel kanı istikametinde- oldukça hatalı kullanılıyor. “Entelektüel” sadece “çok kitap okumaktan ibaret bir aydın kişi” olarak tanımlanırsa hatalı olur. Çünkü entelektüel; çok okuduğu kadar “fikir üretebilen” sistematik düşünme disiplini ve yöntemleri olan “topluma yön gösterebilen” kişidir. Ama; bizim toplumumuzda çok okuyana -kısa yoldan- entelektüel yaftası yapıştırılıverir.
Kanımca; kitap okumayı bir yaşam biçimi haline getirmiş kişiye “kitapsever”, Kitap alma zevkini tatmin etmekten hoşlanan okumaktan çok biriktirmeyi sevenlere “koleksiyoncu”, kitapları okuyan, biriktiren, yayınları takip eden, belli alanlarda uzmanlığı ve aynı zamanda kitaplar hakkında derin bilgisi ve kültürü olanlara da “kitap kurdu” denilebilir.
Çok kitap almak değil, belli bir ilgi ve okuma disiplini ve programı çerçevesinde kitap almak önemlidir, kanaatindeyim.
Aksine; sırf heves tatmini için gelişigüzel kitap alınması hem keseye hem de ev taşırken “hamallara” sıkıntı yaratır.


(burakkny) #13

Okuyacak kitap bulamamaktan şikayetinizi anlayamadım doğrusu…
klasik eserleri, ya da modern klasikleri özellikle sahaflardan temin ederek okumayı hiç düşündünüz mü?

Belli bir okuma perspektifiniz var ise zaten, “arayarak” değil “bilerek” kitap seçersiniz.


(Kaan Aşkın) #14

Hamallar sıkıntı çekmiyorlar yahu, sağolsunlar her taşınmada en çok kitapların anasını ağlatıyorlar. Böyle de bir düşmanlık var gerçekten.


(Emre ) #15

Bu “entelektüel” lafı bir tek bizim ülkemizde bu kadar antipatik karşılanıyor sanırım. Biliyorsunuz biz de aşağılama olarak da kullanılabiliyor bu kelime. Başka bir ülke var mı acaba bu kelimeyi böyle kullanan?


(burakkny) #16

Ev taşırken hamallardan çok laf işitmişliğim vardır. Kitap taşımayı hiç sevmezler.


(Kaan Aşkın) #17

Nerd veya geek şeklinde hakaretamiz laf atmalar oluyor bizdeki entel dantel gibi.


(Kaan Aşkın) #18

Sırf o barzolar, kokuları ve kitaplarım için olan endişelerim yüzünden Bornova’nın en berbat semtlerinden birinde ikamet etmeye devam ediyorum.


(Hüseyin gök) #19

O insanların bu berbat ülkede o işe mecbur bırakılmasına sesiniz çıkmıyor da yok kitabıma zarar vermiş yok kokuyormuş demek bence barzoluktur.


(Kaan Aşkın) #20

Kimse o işe mecbur bırakılmıyor. Ama mecburiyet meseli de belirlememeli işin kalitesini. Bazı standartlarla çalışan ve yüksek kalitelere erişmiş kargo firmaları ile de anlaşmıştım evi taşırken. Aynı iş ama nakliyeciler gibi ne kokuyor, ne de özensiz davranıp etrafa saldırıyorlardı…


(burakkny) #21

Sizin tabirinizle “berbat” olmayan ülkelerde “hamal” yok mudur"…Oradaki hamallar ezildikleri ya da o işe mecbur oldukları için mi hamallık yapmaktadırlar. Veya o ülkelerde de hamallar kitapları ve değerli eşyaları yün balyası taşır gibi mi taşımaktadırlar…
Kaliteli taşıyıcılık yapmak mümkün değil midir, bizim insanımız mutlaka her işi “istemeyerek” ve "elinin ucu " ile özensizce mi yapmak zorundadır?
Hani yabancı ülkeleri görmesem söylediklerinize inanacağım. O ülkelerde herkes verdiği paranın karşılığı gerekli hizmet özenini hizmeti yapandan bekler ve karşılığını alır.

Bir kitap konusundan bu noktaya gelmeniz enteresan ötesi…
Çok şükür ülkemiz berbat bir ülke değildir, Berbat olan bazı insanlarımızın “iş disiplini” ve iş sorumluluğu duygusunun eksikliğidir.
Sizin cümlelerinizle konuşan biriyle kitap konusunu müzakere etmek anlamsız zaten…


#22

Kelimenin köküne inilirse belki bize anlatmak istediği şeyler vardır.

Türkçemize özgü “ entel ” kavramını borçlu olduğumuz “ entelektüel ” kelimesini iki “ l ” harfiyle “ entellektüel ” şeklinde yazmaya meyilliyizdir.

Bunu “ entelektüel ” bir hata sayıp sıvışabiliriz; zira Fransa ‘dan ithal ettiğimiz kelime ana dilinde “ intellectuel ” şeklinde iki “ l ” ile yazılıp, tek “ l ” ile okunuyor. Biz de okunduğu gibi yazıyoruz, herkes bir türlü işte…

Fransızcaintellectuel “in kaynağında, Latince ‘de “ arası ” anlamına gelen “ inter ” ve “ okumak ” anlamındaki “ leggere ” fiili var.* “ Leggere “nin şeceresine baktığımızda “ ayırt etmek, seçmek, toplamak ” gibi anlamları olduğunu görüyoruz: Sebze, meyve, çiçek, odun toplamak gibi “ toplamak “.

Biliriz ki, hayatta kalmak isteyen bir toplayıcı önüne geleni toplamaz; zarar ve tehlikeden kaçınarak kendince faydalı şeyleri seçer. İşte, “ entelektüel ” de aynı şekilde önündeki bilgiler “ arasından ” (bkz: inter ), anlamlı ve faydalı olanları “ seçebilen “, çevresini duyu ve duygularının esiri olmadan, aklıyla “okuyabilen” kişi demek.

Kaynak

Yani köklerin demesi o ki aklınızla değil, tatmin olma duygusuyla hareket ediyorsanız şansınızı daha sonra tekrar deneyiniz.

Hem görünmek görüntü şekil şekilcilik dışı hoş içi boş bak nasıl tekerleme gibi. Ağza sakız eder insanı bu hallar Alimallah :Dd bahsi geçiyorken çok yanlı bir anlatımı olsa da entelektüellik ve intelijansiya kavramları üzerine Cemil Meriç Mağaradakiler kitabını okumak isteyebilirsiniz. Tavsiye edebilirim.

Göründüğü gibi olmayan olduğu gibi görünmeyen konyamızdan da etli ekmek tavsiye ederim. :Dd


(Hüseyin gök) #23

Birincisi bu benim degil sizler gibi insanların konuşma şekli oldugu için aynı hitapla yorum yazdım. Benim burdaki tek tepkim barzo itamıdır, yoksa kim kaliteli iş yapmak istemez ki. İkincisi ülke berbat durumda sizlerin iki gözüde kapalı olsada bazıları korkmadan gözlerini açık tutup durumdan haberdar. Üçüncüsü bu ülkede 3-4 yayınevi kaliteli kitap çıkarıyor. Ne derseniz diyin geri kalanlar kagıt israfı yapıyor sadece. Hep gösteriş hep gösteriş


(Beluar) #24

Güzel konu. Kolektif yaşam tarzını bitirmemiz imkansız gibi. Üzgünüm ama başka bir düzen getirene kadar bu böyle sürecek.

E-kitap olayına gelirsek; kendi adıma konuşuyorum, sevmiyorum. Elektronik ortamda okuduğum bir eserden zevk almıyorum ve ek olarak ekrandan yansıyan ışık bir süre sonra gözlerimi ağrıtıyor. -Kontrast, parlaklık veya ışık filtresi gibi alternatif çözümler mevcuttur efendim. Diyebilirsiniz, lakin gerçek kitaplardaki sayfalara elimle dokunup, dokularını hissedip çevirirken aldığım zevki alamıyorum e-kitaplardan.

Ayrıca kişinin ilgilendiği yahut büyük ölçüde hoşlandığı bir tür hakkında kitap birikimi yapmasında kötü bir taraf göremiyorum. Örneğin bitki yetiştirmesinden hoşlanan, tarlası bahçesi olan bir insanın kitaplığındaki kitaplarının %90’dan fazlasının botanikle alakalı olması ya da fantastik türü seven yazan bir yazarın elinin altında bolca fantastik yazarın kitaplarının bulunması gibi diyebiliriz.

Biriktirdiğimiz kitaplar araştırdığımız alanla ilgiliyse toplayabildiğimiz kadarını toplamalıyız bence.

En sonuncusuna gelirsek. Yani sırf zevkine kitap birikimi yapmak… İşte burası biraz karmaşık diyebilirim. Koleksiyonculuk. Açıkçası biriktirilen kitapların içindeki bilgiye değilde, var olduğu görüntülerinden ötürü mutluluk duymak… Bence bunda çocukça bir mutluluk seziyorum. İyi niyetli ve saf. Pokemon tasolarını topladığım günleri anımsatıyor bana.

Uzun lafın kısası, bence kitaplar okunmak için varlar. Okuduğumuz eserler bizi fikren yükseltmeli içimizi güzel duygularla doldurmalı. Victor Hugo’nun dediği gibi “Kitaplar soğuk ama, güvenilir dostlardır.”


(Kaan Aşkın) #25

Ülkenin berbat hatta ötesi, 3-4 yayınevi haricinin de işini hakkıyla yapmayan müsrifler olduğu kanaatini ben de paylaşıyorum, biliyorsun Hüseyin. Ama barzoluk konusunda mutabık olamayacaz. :sweat_smile:


(burakkny) #26

“Sizler gibi” diyerek genellemeyelim o zaman !
Ben 30 küsur yıllık hukukçu ve ara sıra sadece kitap ile ilgili fikirlerini yazan, devamlı okuyan bir insanım. Kullanılan bazı tabirlerin açınımını da tam olarak bilmiyorum. İtirazım insanların kitaba gösterdiği özensizlikle ilgili idi. Kim olursa olsun!
Ayrıca ülkemizin sorunlarının olması bu ülkenin “berbat” olduğu yada kitap nakliyesi ile ilgili konuşmam gözlerimin “kapalı” olduğu anlamına da gelmiyor. Tanımadığınız insanlar hakkında iddialı konuşmamanız lazım.
Ayrıca iyi kitap arıyorsanız sahaf sitelerinde dolaşın mutlaka bulursunuz.
İyi yayın evleri, iyi mütercimler eski kitaplarda fazlasıyla var.