Filme Adapte Et


#1

Sevdiğiniz oyun, kitap, kısa hikaye yani herhangi bir eseri kendi aklınızda bulunan kadro, yazar, yönetmen ve oyuncu seçimleriniz ile paylaşabilirsiniz.


#2

(Derin nefes)

Red Hood Dog Days (R Rated)

Jason Todd/Red Hood: Charlie Rowe (Red Band Society)

Oswald Cobblepoat: Geoffrey Rush (Pirates Of The Carrabian)

Sal Maroni: Shea Whigham (Boardwalk Empire)

Carmine Falcone: Charles Dance (Game Of Thrones)

James Gordon (Cameo): Ian Glein (Game Of Thrones)

Harvey Bullock: Bobby Cannavale (Boardwalk Empire)

John Doe/The Joker (Cameo/Flashback): Micheal Pitt (Seven Psyhcopaths, Boardwalk Empire)

Nightwing/Dick Grayson (Cameo): Fion Whitehead (Dunkirk)

Batman (Cameo): Micheal Fassbander

Ra’s (Cameo/Flashback): Viggo Mortensen (History Of Violance, The Lord Of The Rings)

Hikaye ilk Batman hikayesinden (The Caped Crusader) 5 yıl sonrasına yoğunlaşır. Lazarus Çukurundan kurtulan ve Gotham’a Red Hood kimliği ile dönen Jason’ın kafasında kalan tek kişi Batman’dir ve neden olduğunu bilmez. Gotham’da suç şebekeleri yok gibidir, yani en azından yukarıdan bakınca öyle görünür. Kimseye güvenemeyeceğini düşünen Jason, hiçbir maskelinin giremeyeceği yerlere girmeye karar verir. Çocuk tacirleri, uyuşturucu yuvaları ve derin mafya çatışmaları ile dolu Gotham’ın yer altına hatta Kara Şövalyenin giremediği en pis ve en saklı/korunaklı yerlerine girer. Problemleri çözme yolu ise basittir; “acımak yok”. Ona göre Batman veya süslü çocuklarıdan onu ayıran özellik budur, tetiği çekebilecek cesareti olması. İlk önce şehrin atıklarını, sonra da ona bunu yapan kişiyi bulup kaderini tamamlayacaktır. Yolda karşısına dostları çıksa bile…

Yönetmen: Park Chan-Wook (Old Boy, The Stoker)

Senarist: Aaron Guzikowski (Prisoners)

Sinematografi: Newton Thomas Sigel (Drive, Three Kings, Usual Suspects)

Bestekar: Cliff Martinez (Driver, The Knick, Neon Demon)


(Mustafa Yıldız) #3

Grim Fandango

Pixar animasyonu olsun. Seslendirme de ana karakterlerde aynı olsun en azından. Tim Schafer senarist ve tasarımcı olarak bulunsun projede. Brad Bird yönetsin bir de tamamdır benim için. Müzikler şahane zaten. aynı kalsın. Oyunun öncesi de anlatılabilir evren de genişleyebilir oyunun tamamen aynı olmasına gerek yok.

Bu konsept çalışmasını da buraya bıraktım.


(Barışcan Bozkurt) #4

Olmasın. Çünkü Pixar’ın koyamayacağı kadar karanlık ve yetişkin konuşmaları içeriyor.


(Mustafa Yıldız) #5

Pixar günümüzde en iyi animasyonları yapan şirket olduğu için o geldi aklıma açıkçası. Ama haklı olabilirsin, o tonunu biraz açarlar muhtemelen. Yine de Tim Schafer kendi eserini korur tonunda en uygun ayarlamayı yapıyorlar benim hayal dünyamda. Hatta direkt oyunu adapte etmiyorlar. Prequel yapıyorlar. Manny yeni ölmüş ve ofise atılmış. En azından işinde başarılı olmaya çalışıyor. komiklikler şakalar ama tonu bozmadan. filmin sonunda after credits var. Hector ve Domino zengin müşteriler hakkındaki hile planlarından bahsediyor.


(Barışcan Bozkurt) #6

Biraz değil baya açarlar.

Travis Knight veya Wes Anderson gibi stop-motion ile çok güzel filmler yapan insanlar da var. Böyle insanların yapması daha uygun kaçardı gibi geliyor.


#7

Del Toro’dan bir Soul Reaver filmi isterdim.


#8

Sanitarium

image
Hikayesi şöyle

Oyununla birlikte gelen kılavuzun son sayfasına bakarsak (gog versiyonunda scan’leyip koymuşlar) oyunla ilgili ilk ipucunu alıyoruz : “ Demons from the past can torment you… or set you free”. Tahmin edeceğiniz gibi oyunda sürekli geçmişe gidip sorunlarımızla yüzleşeceğiz.
Oyunun açılış videosunda arabaya binip yağmurlu bir havada yola çıkıyoruz. Çok uzun bir araştırmadan sonra çok önemli bir şey bulduğumuza dair bir telefon görüşmesi yapıyoruz. Ancak bir kaza yapıp uçurumdan aşağıya yuvarlanıyoruz ve ekran kararıyor. Gözümüzü bir yerde açıyoruz –neresi olduğunu henüz bilmiyoruz- akıl hastanesi gibi bir yer en azından etrafta akıl hastaları var. Hafıza kaydı geçirdiğimizden herhangi bir şey hatırlamıyoruz. Burada eh gene mi diyebiliriz ama o dönemler bu konu çok popüler değildi (Fight Club veya Memento çıkmamıştı daha) Morgan diye bir isimden bahsediyorlar sürekli, o doktorun yardım edebileceğinden. Bu sırada bir yangın çıkıyor buradan nasıl kurtulacağım derken yapının ortasındaki melek heykeli alıp bizi kurtarıyor ve bizi bir kasabanın ortasına bırakıyor.Geldiğimiz kasaba ilk başta oldukça normal geliyor ama sonradan gariplikleri fark ediyoruz. kasabada hiçbir yetişkin yok sadece çocuklar bulunuyor. Ancak çocukların yüzleri veya vücutları oldukça deforme olmuş bir bacağı dal olmuş, yüzü yosunlanmış veya ikinci ağzı çıkmış gibi çocuklar var ve normal kimse yok. Bütün çocuklar anne diye “bir şeyden” bahsediyor, her şeyi bilen ancak sinirlendiğinde çok kötü cezalar veren bir anneden. Bu anneye karşı merakımız artıyor tabi, çocuklardan bilgi edinmek için oyunlar oynuyoruz ve anneye ulaşmaya çalışıyoruz. Oyunlardan biri oldukça ilginç, çocuklarla saklambaç oynuyoruz, son çocuğu kilitli bir evin içinde buluyoruz. Evin içi öldürülmüş insanlarla dolu çocukta bir köşede bekliyor içeri girince beni buldun diye dışarı kaçıyor bu sırada ana karakterimiz nasıl bir çocuk böyle bir yere saklanır ki diye bağırıyor. Çocuklarla konuştukça kendi hafızamızı da parça parça geri kazanmaya başlıyoruz. İsmimiz Max, Sarah adında bir kardeşimiz var. Kardeşimizin çok hasta olduğunu hayal meyal hatırlıyoruz.
Kasabada dolaştıkça sirk posterleri gözümüze çarpıyor kasabanın son hali ile oldukça ironik bir durum oluşturuyor bu. Bir bal kabağı tarlasının sonunda annenin olduğunu öğreniyoruz. Ancak tarlada bize kargalar ve korkuluk saldırıyor. Bir şekilde onları geçtikten sonra anne ile tanışıyoruz. Anne dedikleri şey dev bir bitki aslında. Bize insanların ne kadar iğrenç yaratıklar olduğunu çocukları boş yere harcadıklarını bu yüzden bütün yetişkinleri öldürdüğünü anlatıyor. Çocukları bitki yaparak onları kurtarmak gibi bir amacı olduğunu anlatıyor. Eh böyle şey mi olur deyip bir şekilde anneyi parçalıyoruz. Etraftaki çocuklar mutlu bir şekilde dağılıyor son çocuk Max teşekkürler senin sayende kurtulduk deyip o da bir şekil portaldan geçiyor. Biz de bu portaldan geçip hastaneye geri dönüyoruz.
Oyunun başındaki hastaneye benzer bir yerdeyiz ancak bu sefer ortalık daha normal en azından etrafta doktorlar var. Doktorlarla konuşup çok kötü bir yerden geliyorum uzaylı bir yaratıktan çocukları kurtardım deyince “he he Max öyledir kesin” deyip bizi başından salıyorlar. Bu sırada bir kadın ile tanışıyoruz. Kadın çok yalnız olduğunu söylüyor eskiden bir adamın sürekli kendisini ziyaret ettiğini ancak artık gelmediğinden bahsediyor. Bunun nedeni olarak ta ortadaki havuzun boş olduğunu söylüyor önceden havuz dolu iken suyu izlerken o adam geliyormuş. Bir şekilde havuzu dolduruyoruz kadın çok mutlu bir şekilde bizden en çok neyi istediğimizi soruyor. Biz de kız kardeşimiz Sarah’ı son bir kez görmek istediğimizi söylüyoruz. Havuza bakınca bir çeşit transa geçiyoruz ve bir adada Sarah olarak uyanıyoruz.
Ada sadece bir sirkten oluşuyor çünkü adada sular yükselmiş ve sirkin bulunduğu yer hariç heryer batmış. Sirkte gezici bir sirk, son durakları burası olduğu için depresyonda olan palyaçolara sahip (palyaçoların yeterince sinir bozucu olduğu yetmezmiş gibi). Bu küçük adada hemen hiçbir şey yok sabit dürbünler var ancak buradan sadece uzaktaki bir malikane görünüyor. Adada bir çeşit su yaratığı var her gün insanları özelikle çocukları kaçırıp yiyor bu yüzden insanlar adadan kaçamıyor. Sarah ile etrafı dolaşıyoruz ve bölümün sonlarında bir oyuncak ayı buluyoruz.
Bölüm değişiyor, oyuncak ayı Max in elinde ve hasta olarak yatakta Sarah var.
Ve bu oyuncak ayıyı hasta yatağında Sarah’a verirken herşeyi anlıyoruz. Aslında oyunun bütün bölümleri Max’in kendi geçmişindeki travmalarla yüzleşmelerinin bir yansıması. Max küçükken kardeşi çok hasta (ilk bölümdeki flashback’ler) ve son olarak oyuncak ayımı görmek istiyorum diyor. Bu sırada bir sirk posteri gözümüze çarpıyor kardeşimizin sirke gitmek istediğini anlıyoruz. Ancak oyuncak ayıyı ararken Sarah ölüyor ve Max kendini kardeşinin son dileğini yapamamakla suçluyor. Kardeşi bir virüs yüzünden ölüyor bu nedenle Max doktor olmaya karar veriyor. Max araştırmalar yapıyor ve bu virüse karşı bir aşı geliştirmeye oldukça yaklaşıyor. Ancak proje lideri Morgan araştırmayı kesmek istiyor ve onla kavga ediyoruz. Bunun sonucunda Morgan projeyi görünürde kabul ediyor ancak el altından baltalamaya devam ediyor. Bu iki travma Max’in bilinçaltını şekillendiriyor.
Oyunda sürekli olarak çocukların bir güç tarafından zarar gördüğünü görüyoruz. İlk bölümde bu bir bitki yaratık idi. Sonraki bölümlerde buna benzer şeyler geliyor. Anlıyoruz ki sürekli olarak çocukları bu güçlerden kurtarıp kendi kendimizi telkin ediyoruz : “Ben çocukları kurtarabilirim.” Ama aslında Sarah’ı kurtaramadığımzdan bu şekilde kendimizi kandırmaya çalışıyoruz. Bölümlerdeki kötü karakterde Morgan’ı temsil ediyor çocuklara zarar verecek “kötü insan”. Bu döngü 2 sefer daha tekrarlanıyor. Bölümlerdeki karakterler çocukluğumuzdan geliyor. Bunlar bir çizgi roman karakteri olan Grimwall ile bir Aztek tanrısı olan Olmec. Neden bu karakterlerin yerine geçtiğimizi oyunun sonunda anlıyoruz :”Grimwall gibi güçlü, Olmec gibi cesur olamadın.”
Böylece oyunun neden amaçsız (bölümlerin geneli olarak)ve bölümlerin bu kadar birbirinden uzak olduğunu anlıyoruz. Çünkü bütün oyun bir akıl hastanesi aslında (sanitarium). Ve kendi kendimize yüzleşerek pişmanlıklarımızı kabul etmeye çalışıyoruz. Oyunun başındaki kazadan dolayı koma durumundayız ve aslında bütün oyun koma durumdaki Max’in kafasında geçiyor.
Max bu arada şu anki durumuyla da yüzleşiyor. Oyunun bazı kısımlarında Max’in karısıyla hiç ilgilenmediğini gösteriyor. Ve her bölümde illaki bir tane yalnız kalmış ilgi bekleyen bir kadınla karşılaşıyoruz. Tabi bunun anlamını çok sonradan fark ediyoruz.
Oyundaki ince detaylar inanılmaz. Örneğin ilk bölümde akıl hastanesi tarzı bir bölümde uyandığımızı söylemiştim. Burada 6 tane akıl hastası var. Oyunda da 6 bölüm var. Bu hepsi bu bölümlerle alakalı şeyler söylüyor. Çılgın bir bitkiden bahseden bir hasta var mesela. Sarah’in saçları turuncu baba ona bal kabağım diye sesleniyor. İkinci bölümde de bal kabağı tarlasından geçerken bize kargalar saldırıyor. Bir tane evlenme sahnesinde nikahı yapan pederin gözleri bağlı. Çoğu kişi bunun Max’in evliliğinin ne kadar bilinçsizce yaptığına yorumlamış.
Özellikle ilk bölümlerdeki detaylar aklımda kaldı ileri ki bölümlerde de oldukça fazla sayıda detay bulunuyor.

Bence güzel film olur oyuncularda ise aklımda biri yok ama Max’i Guy Pearce oynayabilir ve son olarak oyunun atmosferinin oluşmasında müziklerin büyük payı var onlar kalsın birkaç şarkıyı paylaşmak istiyorum



(Mustafa Yıldız) #9

Wes Anderson yapamaz bence. Filmlerini çok severim ama Grim Fandango olmaz onun çektiği bambaşka birşey olur. Travis Knight’ın sadece kuboyu izledim ve beğendim. O olabilir sanki ama adam hakkında birtek kuboyu biliyor. Böyle giderse oyunu tekrar oynayacağım.


#10

The Gunslinger

Sinopsis;

Siyahlı Adam Kuleye yaklaşıyor ve Silahşör peşinden gidiyor. Sonu olmayan bir döngünün başlangıç noktası, orta evren.

Teknik Ekip;

Yönetmen: David Michôd (The Rover)

Yazar: Dennis Lehane (Shutter Island)

Sinematografi: Adam Arkapaw (Macbeth)

Sanat Yönetmeni: Randall D. Wilkins (The Girl With the Dragon Tattoo, Oblivion)

Editör: Joe Walker (Sicario, Shame, Hunger)

Müzik: Jonny Greenwood (There Will Be Blood, You Were Never Really Here)

Oyuncular;

Roland Deschain: Clive Owen (Children Of Men)

Eddie Dean: Nick Robinson (Kings of Summer)

Susannah: Laura Harrier (BlackKKKlansman)

Jake Chambers: Kodi Smith-McPhee (The Road, Let Me In)

Siyahlı Adam: Micheal Fassbander (Shame, Hunger, Macbeth)