Gök Sahanlığı Savaşı


#1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/gok-sahanligi-savasi/



Not:Bu ay yeni bir şey denemek istiyorum. Aşağıda, bu ayki konu için yazdığım hikayeyi bulabilirsiniz. Bu hikaye benim ilk versiyonum yani son nokta konduktan sonra hiçbir düzeltme yapılmamış hali. İçinde, mantık hatalarından yazım hatalarına, karakter hatalarından olay akış sorunlarına kadar her şey var. Üstelik tüm bunların yanı sıra 1 karakter fazla, 1 karakter amaçsız ve… (DEVAMI…)


(Murat Barış Sarı) #2

Merhaba,

Öykünün başında mütevazi davranmışsınız. Bence gayet başarılı, daha önceki bazı öykülerinizle bağlantılı bir öykü yazmışsınız.

Bazen takip etmesi zor oluyor açıkçası, bildiğimiz fizik kanunları dışındaki mekaniği beynen çözmek zor olabiliyor. Ama bu tabi hayal gücünüzün de çok iyi çalıştığına bir kanıt.

Elinize sağlık…


(Kasvet Ulu) #3

Merhaba @Dipsiz Kalemine sağlık. İlk kez bir öykünü okuduğumu ve okuduğum şeyi çoğunlukla beğendiğimi söyleyebilirim. Bana hiç hitap etmeyen bir tür olmasına rağmen akıcı bir üslubun ve merak hissi uyandıran bir tarzın var. Çok görkemli, gerçeküstü bir hayal gücün var. Hak ettiğini düşündüğüm için öyküyü okuyup bitirdim. Ben bitirdim ama öykünün kendisi bitmemiş. :sweat_smile: Ben ikinci taslağa kadar öykünün tam olarak bitmediğine, yazım aşamasının sürdüğüne inanıyorum.

Kişisel bir durum olarak ben fantastik türün hardcore kısmını okuyamıyorum. Fırtınaışığı Arşivi’nin ilk kitabını üç yüz sayfa okuyup bu nedenle bırakmak zorunda kaldım. Çünkü tutunamadım, gerçekle herhangi bir bağlantı yakalayamadım. Bana çok sürreal geldi. Beğendiğim kısımlar olmasına rağmen ilgim kayboldu. Ama Buz ve Ateşin Şarkısı’nı soluksuz okudum. Çünkü ejderhalar, buz örümcekleri ve ortaçağ zombilerinin varlığına rağmen, bu kurmaca evren bana olabildiğince gerçek gelmişti. Günümüzde geçen kurgu romanlardan daha gerçekti. Belki de bu kadar tutulup sevilmesinin nedeni de budur, bilemiyorum. Bu nedenle öykünü okurken zorlandım. İlgim kayboldu. Senin öykünü Fırtınaışığı’na daha çok benzettim.

Hata olarak gördüğüm yerleri işaret ederken katkıda bulunmak isteğiyle bazı yerlerde önerilerde de bulunmak istiyorum. Ben yazım tarzım gereği karakterlere ve diyaloglara eğilmek istiyorum. Yazım hatalarını tek tek göstermeye gerek yok, ikinci bir okunuşta çözülecek şeyler. Ama önemli olan iki şeyi söylemeden edemedim: Kuvartz değil kuvars. Herkez değil herkes.

Öneriler, Eleştiriler

Öncelikle senin başka öykülerini okumadığım için lore hakkında hiçbir bilgim yok. O nedenle ilk paragrafa benim için gerek yoktu. Pek bir anlam ifade etmedi. O paragrafı okumasam da pek bir şey değişmeyecekti.

Burada neden böyle yazdığını bilmiyorum. Senin çeviri dilden etkilendiğini sanmıyorum. Ama çok suni bir kalıp. Türkçe’de böyle bir kalıp yok. Aynı şey bütün diyaloglarda devam ediyor. Tek tek göstermek istemedim. Teatral bir hava katmak için ya da sadece öyle istediğin için yapmış olabilirsin. Yerli bir metin okuyunca okur kendi kültürünün etkilerini arıyor. Benim özellikle diyaloglarda çok gözüme batıyor. Mesela bu cümleler nasıl değiştirilebilir?

Ben olsam şöyle yazardım;

Ata mı biniyorsun sen -şimdi-? Kara dumana benziyor.

Adım Gökçe, çocuk değilim ben. Eğer hem sitemli hem sevimli bir etki bırakmak istiyorsak; Adım Gökçe ama çocuk değilim ben yani!

“Olamaz!” dedi Gökçe. “Uyandı. Yanında olamadım.”

Bu çok öznel bir durum. Ama beni okurken sürekli duraksatan ve hikâyenin içine girmemi engelleyen bir durumdu bu.

Bunlar dışında bazı çok güzel cümleler de var.

Aşağıdaki kısımda da uzun bir paragrafın ardından “dedi” gelmiş. Bence burada gereksizdi, gerekli görülüyorsa da yanlış yerdeydi. Deles olduğunu belirtmek istiyorsan illa onun konuştuğunu söylememize gerek yok. Sığır derisi kemer kayışıyla oynadı Deles, diyerek onun konuştuğunu belirtebilirdik mesela. Tabii tercih de olabilir çünkü birkaç yerde daha gördüm bunu.

Tuhaf, akışı bozan ve okuması zor birkaç sözcük tespit ettim. Belki de bana tuhaf geldi ama daha güzel sözcükler bulacağına eminim.

Dünyan hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığım için karakterlerin devamlı olup olmadıklarını bilmiyorum. Ama herhangi bir karakterle empati kurmakta zorlandım. Bana herhangi bir duygu hissettiren bir karakter olmadı. Bu öykü bir şeylerin devamıysa şayet, bazı olaylar daha çok anlam kazanabilir tabii. Ama mesela Deles’in bir casus olduğunu öğrendiğimde şaşırmadım. Şaşıramadım çünkü tanımıyoruz karakteri. Bir altyapı yok. En önemli karakter Gökçe’ye bile empati duyamadım. Çünkü sıradan bir kızdan çok önemli bir şeye, bir kısa öykülük sürede dönüşüyor. Tanışmamızla tanrılaşması bir oluyor. Sonuçta bu bir kısa öykü, ben de Seçki’ye birbirini tamamlayan kısa öyküler yazdım ancak kendi içlerinde de anlam kazanmalarına, karakterleri tanıtıp motivasyonlarını okurun anlamasına özen gösterdim. Karakterler çok kağıt üstü geldi bana.

Sonsöz olarak bir öneride bulunmak istiyorum. Ben bu öyküyü hayvanat bahçesindeki bir köpekbalığına ya da file benzettim. Hayvanın görkemini ve güzelliğini o kadar ufak ve bakımsız alanda anlayamıyoruz. Ama akvaryumdaki daha ufak ve renkli balıkları ya da renkli ve ilginç papağanları daha çok beğenebiliyoruz. Filler ve köpekbalıkları en kötü halleriyle bize görünüyorlar çünkü bünyeleri kaldırmıyor. O nedenle önerim şudur: Nasıl GRRM Dunk & Egg Hikâyeleri ile daha ufak, eğlenceli, ilginç ve dünyayı yavaş yavaş anlatan hikâyeler yazdıysa, sen de daha ufak şeylerden başlayıp görkemli ve altyapı isteyen olayları romanlara bırakabilirsin. :+1:

Yazdıklarımın %95’i bir okur olarak yaptığım geri dönüşlerdi. Emeğine ve kalemine sağlık. Bu incelemeyi hak ettiğini düşündüğüm için özen gösterdim. Görüşmek üzere. :pray:


(Müge) #4

Merhaba,

Öncelikle öykünüzü, incelenmek üzere ham haliyle herkese açtığınız için teşekkür etmek istiyorum. Hem size hem de kendi adıma bana çok şey katabilecek deneysel bir okuma yaptım.
Öykünüz - yanlış saymadıysam - 4120 kelimelik bir öykü. Stephen King Yazma Sanatı adlı kitabından şöyle bir formülden bahseder: 2. Taslak = l.Taslak - %10.

Şöyle de devam eder:

“Formül’den önce, ilk müsveddede dört bin kelimelik bir öykü yazmışsam, ikinci yazışta beş bin kelimeye çıkıyordu (bazı yazarlar atıcıdır, korkarım ki ben her zaman ekleyici oldum). Formül’den sonra durum değişti. Bugün bile, birinci müsvedde dört bin kelimeyse, ikincisini üç bin altı yüz kelimeye indirmeyi hedefleri…”

Ben olsam ilk olarak bu öyküyü gereksiz kelimelerden, fazla paragraflardan, yinelenmiş anlatımlardan temizlerdim. Zaten ikinci, üçüncü okumayı yaparken yazım, noktalama gibi hatalar da ortadan kalkacaktır.

Karakterlere gelince, siz hangisini fazla buldunuz merak ediyorum. En kısa görünenler Afaret ve Erlik Han. Her ikisine de bir rol vermişsiniz. Eğer ille de biri çıkacaksa belki Erlik han olmalı, çünkü zaten öykü ondan sonra hemen sonlanıyor. Ama eğer devamı gelecekse - ya da bu bir devam öyküsüyse- kalmalı elbette.

çeşitli gizlilik büyüleri … Her hangi bir biçime ihtiyaç duymayan karanlığın … Herhangi bir taktiğe

Metninizde geçen koyu renkle belirttiğim sıfatlar, bence yazının zayıf noktaları. Betimlemelerde elimden geldiğince uzak durmaya çalıştığım kelimeler bunlar.

seni yiyerek piknik yapacağız… gökten düşen şeyin

Yine bu kelimeler, anlatımlar metnin tümüne bakıldığında zayıf kalmış.

…geçmişten bir düşünce düştü. Düşünce “ Senin tesadüf dediğin yerde ben açık bir hesap bir başlangıç bir bitiş görürüm” diyordu .

Bu son cümle birleştirilmeli. Bu yapısal bir düzenleme. Tesadüfle ilgili bakış açısı, metinde “tesadüf diye bir şey yoktur” olarak geçiyor. Geçmişe yapılan atıf yanlış anlamadıysam, bu bakış açısını aklımıza getirmek istiyor. Ama bu bağlantı çok iyi vurgulanmamış. Bu cümleyi geçmişten biri söylese ya da buna benzer bir olay yaşansa daha mı açıklayıcı olurdu acaba. yalnızca düşünüyorum.

Bu metnin bence kalbi olan aşağıdaki paragraf daha dikkatle tekrar gözden geçirilmeli.

" …ne biz yıldızları göğe yerleştirirken ne de asırlar sonra hala yıldızları taşırken bir santim dahi oynamayalım. Göğe dizeceğimiz yıldızlarımızın ışığı kazığımızın demir bedenine çarpıp parlarken, seni de beni de bir takım yıldızı zannetsinler…"

Ben sadece bir okuyucuyum, dolayısıyla bunlar tamamen kişisel gözlemlerim. Ama metniniz, düş gücünüz, yaratmaya çalıştığınız düşsel varlıklar ve hayatlar bence çok başarılı.

Hatta maden ölü doğan bir metin olduğunu düşündünüz - ki bence değil - ve deneysel olarak bizlere açtınız, belki siz dahil ilgilenen kişilerle paragraf paragraf tekrar baştan yazılabilir. Böylece, ameliyat masasından güzelleşmiş olarak kalkabilir öykünüz. Böylece farklı bir şey de denenmiş olur.

Ne dersiniz?

Kaleminize sağlık


(Elif ) #5

Merhaba @Dipsiz ,

Öykünü böyle halka açman çok tatlı. ^^

Öncelikle ilk cümlenin her türden metin için, bilimsel, biyografi, şiir ya da öykü, ne kadar önemli olduğu apaçık. Öykünün ilk cümlesi bence üç cümleye bölünebilecek kadar uzun ve yoğun. Ben ilk cümlelere öykünün vermek istediği havayı sezdiren nitelik yüklemekten yana oluyorum.

Yazım ve noktalama yanlışları konusunda epey yanlışlıklar var. Bu konudaki eksikliklerini giderirsen yazdığın şey sana da daha anlamlı gelir. Bence yazıma ve noktalamaya önem vermek yazdığın şeye karşı disiplinli bir duruştur ve bu metnin de toparlanmaya açık hale gelmesine olanak tanır. Bu konu üzerinde durmayı tercih edersen iyi olabilir. Bir metnin en acımasız editörü yazarı olabilir diye düşünüyorum. Aksi durumlar da mümkün ama öykünün hangi kelimeye ya da cümleye/paragrafa ihtiyacının olup olmadığını sen daha iyi bilirsin. Öykünde de yokluğu hissedilmeyecek yerler var. Nereler olduğunu düşündüğümü söylememeliyim. Buna sen karar vermelisin.
Bunlara rağmen, metnin taslak diyebileceğimiz hali sürükleyici, düzenlendiğinde epey iyi olabilecek bir öykü.
Tebrik ederim, beğendim ve okuduğuma mutlu oldum. :ghost: