Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Hazal Çamur) #2050

Gulyabani - Hüseyin Rahmi Gürpınar

İş Bankası Türk Edebiyatı Klasikleri’nde okuduğum ikinci kitap.

Bu eser bunca kez basılmışken bu kadar geç okuduğum için gerçekten pişmanım.

Öncelikle kitabın başındaki 2 mektup bu kurgunun temellerini adeta hikayeleştiriyor. Bir yaşanmışlık içeren, bir hayran mektubu üzerine pek de hayranın belirttiği doğrultuda olmayan (çünkü Gürpınar’ın hicvi devreye giriyor) bir kurgu bu.

Gürpınar’ın esprili dili kadar karakterlerin konuşma biçimlerindeki başarı, o halk ağzı ve hurafelere sıkı sıkıya bağlı insanlarımızı yansıtışı takdire şayan. Aradan onca zaman geçti ama dönüp bakıyoruz, değişen hiçbir şey yok.

Gürpınar gibi hurafelere karşı aklın yolunu seçmiş nice yazara ihtiyacımız var.

Ayrıca ne olur artık fantastik bu topraklara yeni girmiş gibi davranılmasın. Gulyabani dahil sayısız örnekte de gördüğümü gibi, bizim kendi dokumuzda zaten fantastik vardı ve üzerine pek çok başarılı eser verilmişti.

Arkadaşlar,

İş Bankası’nın bu serisinden sırada hangi kitabı okuyayım? Tavsiyeniz olursa çok sevinirim. Sıradaki için çok kararsızım.


(Emre ) #2051

Diğer Türk Edebiyatı klasiklerine hakimseniz bir soru soracağım lisede performans ödevi olarak okuduğum bir kitap vardı. Şimdi tam hatırlayamıyorum ama bir ressam vardı sanırım ve bu evde bir hizmetçi vardı sanırım bir süre sonra ikisi birbirine aşık oluyordu ve Paris’e felan gidiyorlardı çünkü ressam olan adam ailesiyle kavga ediyordu… Öyle bir hikayeydi adını hatırlıyor musunuz?

Sergüzeşt veya Mürebbiye diye hatırlıyorum sanki ama emin değilim.


(Hazal Çamur) #2052

Hakimim demem doğru olmaz. Sadece şu var, Mürebbiye bir Fransız kadını olan Anjel’i konu alıyordu. Evdeki tüm erkeklerin abayı yaktığı bir dadı/öğretmendi. Aile içindeki ikiyüzlülüğe dikkat çekiyordu.


(Emre ) #2053

Tamam ben de şimdi google yaptım özet felan okudum. Sergüzeşt imiş. Aklımda çok az kalmış.


(Hazal Çamur) #2054

Mürebbiye 'yi ben tavsiye etmiş olayım o halde :slight_smile: İlginizi çekerse. O da "bunca yıldır değişen bir sey yok " dedirtmişti. Özellikle sonu bir hayli tanıdık.

Sergüzeşt ise benim listeme eklensin. Teşekkürler.


(Emre ) #2055

O hissi Ahmet Hamdi Tanpınar da fazlasıyla almıştım. Şu sıralar Türk Edebiyatına merak sarmışken bir sonraki kütüphane hakkım geldiğinde edinip okuyacağım, sağolun.


(fatih çetin) #2056

Hurafeler üzerinden devam edin bence. Yani benim önerim Efsuncu Baba :slight_smile:

Bu arada biraz yoğunluğum azalsa ben de bu seride henüz okuyamadığım kitaplara geçeceğim ama bakalım neler göreceğiz.


#2057

Sadece İş Kültür Türk Klasikleri üzerinden konuşacak olursam, şu ana kadar çıkan 15 kitabı okudum ( 16. kitap bugün satışa çıkmış). Bence dizi içerisinde yayınlanan tüm kitapları alınabilir/okunabilir. Hem kitapların fiyatları uygun hem de yayınlanan kitaplar günümüz Türkçesi olduğu için rahat okunuyor.

Aynı zamanda toplum eleştirisi ve siyasal bir roman okumak istiyorsanız Turfanda mı yoksa Turfa mı kitabını okuyabilirsiniz. ( Yazarı ilk kez bu kitabın çıkışıyla duydum ve yayına hazırlayanın sunuşundan yaşadığı dönemde yazarın Namık Kemal kadar önemli bir edebiyat ve siyaset adamı olduğunu öğrendim)

Hüseyin Rahmi kitaplarında hep bir hiciv vardır o nedenle okurken diğerlerine göre biraz daha eğlenceli bir okuma yapabilirsiniz.( Zaten okumuşsunuz)

Ahmet Mithat’in diziden yayınlanan her iki kitabı aynı zamanda toplumu tenkit (Türk klasiği üzerine konuşunca :slight_smile: hem bu kelime daha güzel) eden romanlar. ( Dolaptan Temaşa )

Doğrudan diziden tek kitap önermek zor, okuyacak arkadaşlar bence dizinin tüm kitaplarını okuyabilirler.


(Metal Storm) #2058

Hüseyin Rahmi Gürpınar SF döneminde yazmasına rağmenTevik Fikret,Hüseyin Cahit gibi degildir. Ahmet Rasim ile birlikte Ahmet Mithat Efendinin yolundan gitmiştir. Teknik açıdan kusurlu romanlar yazmıstir çünkü amacı bozulan toplumu eleştirmektir. Kitaplarinda fahişelere ve buna benzer kisilere sıkça rastlanır☺

Kuyurkluyildız altında bir izdivaç kitabınında konusuda merak uyandırıcıdır @Firtinakiran.


#2059

Seri kitapları bitmeden okumama düşüncemi bu kitap için uygulamadım. Kitabın ilk duyurusu yapıldığı andan itibaren, merak ettiğim ve beklediğim bir kitap olduğu için kitap bugün geldi ve kitabı okudum.

124 sayfa olan Katilbot Günlükleri serisini 1. kitabı olan Tüm Sistemler Çöktü kısa romanı yabancı bir gezegende yeryüzü araştırması yapan bir şirketin ( kuruluşun) personelini ve onları korumak için orada bulunan kendine katilbot adını veren yarı organik android Güvbirimi etrafında şekillenen olayları anlatıyor.

Kısa bir kitap olması, hikayenin akıcılığı, kolay okunabilirlik nedeniyle kitabı kısa sürede okudum. Gözüme herhangi bir dizgi ve imla hatası çarpmadı muhtemelen kitabı yayına hazırlayan da hikayeyi sevmiş ve okurken gözünden bir şey kaçırmamış.

Bilinçli herhangi bir varlığın duygusal olabileceği, kötü düşman şirketler, yabancı gezegen faunası için sizin mangalda et olabileceğiniz veya sizi koruyanların sizi öldürebileceği gibi şeyler bir çok kitap, film ve dizide anlatıldı, anlatılıyor bu nedenle özgün bir hikaye diyemem. Yine de ben her ne kadar Patrick Rothfuss kadar gülmesem de kitabı okurken gülümsediğim ve yarı organik kendine katilbot diyen Güvbiriminin insan ilişkilerini anlamak ve uyum sağlamak için dizi ve filmlerden yardım almasını sevdim.

Hikayenin olay akışını yazmadan daha fazla kitap hakkında bir şey yazamıyorum, kitabı okudum, özgün bir hikaye olmasa da hikayeyi ve katilbot Güvbirimi sevdim.


(Hamdemit Abi) #2060

Biraz geç yazmış olacağım ancak kusura bakmayın.Eğer takip etmekte zorlanıranız Tor.com adlı site kitabı ve seriyi bölüm bölüm re-read adı altında özetlemekte.Biraz da yazarın üslubu nedeniyle kaçırabileceğiniz sonraki kitapları da etkileyecek olan pek çok ufak detayı ve atladığınız noktaları bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.
https://www.tor.com/2010/07/07/the-malazan-re-read-of-the-fallen-gardens-of-the-moon-part-1/


(Umut Özak) #2061

Yakın, Kumsalda ve Madde 22 kitaplarını okuyup fikrini belirtebilecek arkadaşlar var mı acaba? :smiley:


(Kingebu) #2062

Bu aralar Vakıf serisinden sonra Dune serisinide tamamlayıp Zaman Çarkına öyle geçerim diye düşünüyordum. Fakat Dune çocuklarının henüz 140. sayfalarında olmama rağmen beni müthiş etkiledi. Kitaptaki diyalogları anlamak için o kadae yavaş okuyorum ki, yine de birşeyler kaçırdığıma dair hisler var. Mutlaka okuduğum bölümlerin özetlerini çıkarmam lazım. An itibariyle Dune serisi gözümde bir segment daha yükseldi. Ve ithakinin bu baskısının kapaklarını bir kere daha övmek istiyorum. Çok güzeller.


#2063

Felaketzedeler Evi - Guillerme Rosales

Son zamanlarda okuduğum kitaplardan bazılarını belki başkalarının da dikkatini çeker okumak ister diye paylaşmak istedim. Bu kitapta onlarda biri, zaten kısa ve okuması oldukça kolay. Tabi metin okuma açısından kolay, anlattıklarını hayal etmek hazmedebilmek biraz zor. Gerçekleri anlattığından mıdır? Yoksa gerçekten çok farklı bir psikolojiyle yazdığından mıdır? bilemedim ama çok etkileyici bir metindi benim için. Kitabın adından anlaşılacağı üzere bakım evinde yaşanılanları anlatıyor yazar. Yazarın hayatı oldukça zorlu geçmiş 2 defa Castro rejiminden kaçarak sürgün hayatı yaşamış.

Son kısmında yazarın hayatıyla ilgili sonsöz var. Eğer dikkat edip en baştaki yazarın kısa biyografi yazısını okumayıp orayı okursanız çok büyük şok yaşarsınız. Yazar kitapta bir bölümde hayal ettiği şekilde intihar ederek hayatına son vermiş. Ayrıca intihar etmeden önce aylarca her sabah 11’e doğru arkadaşını arayıp kendini öldüreceğini söylemesi de benim için gerçekten çok üzüldüğüm bir durum oldu.

Mutlaka okunması yazılan anlatılan duyguların tecrübe edilmesi gerektiğini düşündüğüm bir kitap tavsiye ederim.

Son Tiryaki - Müfit Özdeş

Bazen anlamsız güldüğüm, bazen anlatmak istenileni günümüz ve geleceğimiz açısında sorguladığım bir kitap oldu. İlk baskısı 1996 yılında yapılmış.İkinci baskısı ise içeriği genişletilerek geçtiğimiz yıl yapılmış. İçinde bazıları kısa bazıları uzun öyküler var. Bir iki tane öyküsü hariç oldukça beğendim. Çok fazla kafa karıştırıyım ne büyük yazar desinler hallerine girilmemiş. Anlatılmak istenen gayet güzel ve eğlenceli bir şekilde anlatılmış. İki Kısa Bir Uzun, Vesvese Gazı, Son Tiryaki, Firar en beğendiğim öyküler oldu.


(Burak Kuşcu) #2064

Nevernight ın yenisi çıkana kadar Tüfek Mikrop Çelik okuyayım dedim de, bir türlü adam akıllı başına oturup hakkını veremedim 2 haftadır 100 sayfayla duruyorum hayırlısı olsun.


(Yasin) #2065

Çok Sesli Bir Ölüm-Rasim Özdenören

Yazarın daha önce Çözülme adlı öykü kitabını okumuş ve beğenmiştim. Bu kitabı ise o kadar beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Belki yoğun ve hasta olduğum bir dönemde okuduğumdan olsa gerek kitap elimde iki hafta süründü. İçinde dört öykü var. İlk üç öykü köyde geçiyor ve öyküler daha çok kahramanlarının psikolojisini anlatıyor. Son öykü ise şehirde geçiyor ve kısa bir roman uzunluğunda. Yazar yer yer şiirsel bir dil kullanıyor diyebilirim.


(Kadir) #2066


Dolaptan Temaşa bitti.

Daha önce Ahmet Mithat Efendi’nin romanlarının kusurlu olduğunu, kitaplarında kaliteden çok halkı eğitme kaygısı güttüğü ile ilgili eleştiriler okumuştum bu yüzden kitaba başlamadan önce çekincelerim vardı. Dolaptan Temaşa’yı okuduktan sonra yazar hakkındaki eleştirilerin en azından bu kitap için oldukça yersiz olduğunu gördüm.

Kitabın neredeyse tamamını dün ilk kez seyahat ettiğim Gebze-Halkalı Banliyösü’nde okudum, yolculuğuma güzel bir keyif kattı.


(Umut K.) #2067

Honore De Balzac - Gizli Başyapıt

Balzac, en ünlü yapıtlarından biri olan Gizli Başyapıt’ta, kusursuzluğu arayan ressam Frenhofer’in olağandışı öyküsünü anlatır. Başyapıtının üstünde tam on yıl çalışan bu 17. yüzyıl ressamı, resmi bitirdikten sonra iki genç hayranına gösterir. Okuru, dünya edebiyatının en çarpıcı sürprizlerinden biri beklemektedir.

Balzac’a giriş kitabım oldu; neden daha önce okumadım bilmiyorum. İlk birkaç sayfadaki betimlemeler yorsa da İhtiyar Frenhofer’in konuşmasına başlamasıyla birlikte kitap aktı gitti; aktı diyorum da zaten kitap 36 sayfa sürüyor.

Özellikle Frenhofer’in kusursuzluk arayışını dile getirdiği sözleri, kurgudışı olarak da nitelendirilebilecek seviyede önemli düşünceler. Bu fikirlerini hayran hayran okudum. Ve kitabın sonuna geldiğimde de -kitap açıklamasında söylendiği gibi sürpriz bir son bekliyordum, ama kitabın sonu beklediğimden daha da sürprizdi: Gerçekliği ararken belirsizliğin ortasında kalmak. Üzdün be Frenhofer Abi😭

36 sayfalık kitap için çok da uzatmaya gerek yok. Özetle okumanızı tavsiye ederim. Özellikle resimle uğraşıyorsanız, kesinlikle bu kitabı okuyun derim.

Bu da arka kapak yazısı:


(Boş İnsan) #2068

Hırsızlar Cumhuriyeti, Centilmen Piç Serisi, Scott Lynch

Öncelikle uzun zamandır parasızlığımdan dolayı dindiremediğim fantastik dünya açlığımı sonuna kadar dindirildiğini söylemek istiyorum. Derin bir ohh. İlk kitabı çok fazla sevmiş ve ikinci kitabın kendisini yarı yolda bıraktığını hissetmiş biri olarak üçüncü kitabı kesinlikle sevdiğimi söyleyebilirim.

Genel olarak Centilmen Piç serisinin belli bir tarzı uyguladığı basit bir metodu var. Locke bir soygun planı yapar, bu soygun planı başka bir plan tarafından bölünür, Locke bu iki planı beraber yürütmeye çalışır, sonunda da ya her şeyi batırır ya da paçayı kurtarır. Bu kitapta da her şey bu basit metoda göre gidiyor. Ama yaptığı iki planın da aynı zaman diliminde geçmesi yerine biri geçmişte biri günümüzde geçiyor. Bu da sizi ilk kitaplarda olduğu gibi yormuyor.

Centilmen Piç serisinin bir diğer özelliği ise sizi son 20 sayfaya kadar büyük bir endişenin içine gark etmesi. Locke’un işleri o kadar sarpa sarıyor ki bu sefer kurtulamayacak diye tırnaklarınızı yiyorsunuz ama son 20 sayfada Locke bütün sihrini konuşturup işin içinden sıyrılıyor. Tabi buna çoğu zaman sıyrılmak denirse…

Üçüncü kitap kesinlikle bütün bu yönlerden dolayı ikinci kitaptan çok daha iyi. Ama malesef hala Capa Barsavi, Örümcek gibi karakterlerin yokluğunu fena halde çekiyor. İlk kitabın bende oluşturduğu o tehditkar Camor atmosferini hala hiçbir şehirde oluşturamadı.

Gelelim sevmek ile sevmemek arasında kararsız kaldığım yerlere. Spoilerlı konuşmayacağım ama bir şeyler ima edeceğim. O yüzden buraları okumak istemezseniz anlayışla karşılarım.
Daha ilk kitaptan Locke’un yaşadığı dünyaya hayran kalmıştım. Atacamlar, bağlıbüyücüler, sırlar… Ama Locke’un bunların peşinde koşmayacak biri olması birazcık üzmüştü beni. Sonuçta Locke atacamların nasıl yapıldığını öğrenmeye çalışacak biri değildi ve o öğrenmezse biz de öğrenemezdik. Diğer yandan ise ilk defa bir karakterin kendi küçük dünyasında kalmasından hoşnuttum. Locke diğer fantastik hikayelerdeki akranları gibi dünyayı değiştirmiyordu. Ne Rand gibi müjdelenmiş kurtarıcı, ne Sam gibi yüzük yok edicisi ne de Kvothe gibi Kral katiliydi. O kendi çapında bir hırsızdı ve ben bundan mutluydum.

Ama bu kitap Locke’a “biri” olduğunu söyledi ve onu içinde yaşadığı dünyanın merkezine oturttu. Bundan ne kadar mutlu olduğumu ilerdeki kitaplar gösterecek. Şimdilik sadece meraklıyım diyelim.

Bir diğer konu ise eski bir düşmanın mezarından kalkıp gelmesi. Açıkçası ben Şahinci’den alınan intikam hazzından gayet memnundum onun yeniden bu şekilde karşımıza çıkıp büyük bir tehdit haline gelmesi açıkçası birazcık canımı sıkıyor. Yani aynı şeyleri bir daha yaşamak, pöff. Umarım en azından dördüncü kitapta değil de beş ya da altıncıda biz onu unutmuşken çıkar.

Size fantastik bir hikayeden duyduğum açlığı belirtmiştim değil mi? Yazdıklarıma bakarak bunu kolaylıkla anlayabilirsiniz gibi. Kitap ilk kadar olmasa da beni oldukça tatmin etti. Puanım: 8/10

HIRSIZLARI REFAHA KAVUŞTUR!


(Metal Storm) #2069

İlk kitaptaki cam dolu torba ile iskence etme sahnesi nasıldı ama,çok iyi değilmiydi ya?:slight_smile: