Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Aslı Dağlı) #2195

Heh. Parantez icindeki unlem duruma aciklik getirdi:)


(Umut K.) #2196

Bu arada Can Abimiz yerelleştirme anlamında 66. Sone ile çıtayı arşa çıkarmıştır, bunu da unutmamak gerekir.


#2197

Hazır yeni filmi gelmişken Stephen King - Hayvan Mezarlığı’nı okumaya başladım.

Sanki çocukken okumuştum diye aklımda kalmış ama o zaman bitirmişmiydim yarım mı bırakmıştım hiç hatırlamıyorum :slight_smile:

Film vesilesi ile hafızamı tazelemiş olayım :slightly_smiling_face:


(Can) #2198

Ögrencilerle kıyaslamadım sadece öyle bir durum da var dedim. Ama kiymetli bir çevirmen olabilirsin ama iyi bilmediğin dilde gidip eser çevirirsen mantıklı bir hareket yapmış olmazsın gibi geliyor bana. Illa sayın Eyüboğlu mu çevirmeli, bu Ingilizcesi iyi değerli çevirmenlerimize ayıp değil mi?


(Umut K.) #2199

Bahsettiğimiz Sabahattin Eyüboğlu 1973 senesinde ölmüş. Yani bu çeviriler 50 yıllık falan. HAY serisi de 2006 yılında başlamış. Yani örneğin; Utopia’da, Devlet’te, Hamlet’te, Macbeth’te veya Ömer Hayyam’ın Dörtlükler’inde daha iyi bir çeviriye rastladınız mı? Veya Sabahattin Eyüboğlu’nun bu çevirilerinde sıkıntılarla karşılaştınız mı? Belki de Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirilerinden daha iyi bir çeviri olmadığı için bu eserlerde onun çevirileri basılıyor ve yeni çevirilere ihtiyaç duyulmuyordur. Ayrıca sadece HAY Klasiklerinde değil, YKY’nin Kazım Taşkent Klasikleri’nde de onun İngilizce çevirisi var.

Yukarıdaki yorumlarda gördüğüm kadarıyla Sabahattin Eyüboğlu’nun biraz küçümsendiğini düşünüyorum. Bir düzine çevirisini okumuş biri olarak kendi fikrimi söylemem gerekirse, kendisi bana göre en iyi çevirmendir. Eğer bilmediği -iddia edilen- dilleri bu kadar iyi çeviriyorsa bilenler onu örnek alsın derim.

Bu arada küçük bir not:


(galeme) #2200

Haksızlığa dur mu diyeceğiz yoksa boynumuzu mu eğeceğiz? Ölmek ve yaşamak yapacağımız seçimlere göre bundan sonra gelen aşama. Ben böyle hissetmiştim.

Ama zaten ilk ve ikinci mesajımda çeviriye dair herhangi bir büyük laf etmedim. Sadece keşke bu durum daha net olsaydı şeklinde bir serzenişte bulundum.


(Umut K.) #2201

Zaten gördüğüm kadarıyla ikisi de aynı çeviri. “Olmak ya da olmamak” cümlesinin geçtiği çevirinin kitabını biliyor musunuz? Merak ettim bu farkın sebebini. Acaba o ilk cümleyi Sabahattin Eyüboğlu’ndan başka birisi mi değiştirdi?


(galeme) #2202

Hayır bilmiyorum. Düne kadar hangi oyunda geçtiğini de bilmiyordum. Fakat söze aşinalığım vardı. Hatta KPSS’de de çıkmıştı olmak ya da olmamak şeklinde. :sweat_smile:


(Can) #2203

Klasiklerde HAY ve Iletişim’den daha iyi çeviriler görmedim bu doğru. Ancak keşke Ingilizce aslından çevrilse. Belki iyi bir çeviri ama Shakespeare’i orjinal dilinden çevrilmiş okumak isterim ben. Eyüboğlu’nun 50 yıl önce Fransızca ve diğer dildeki eserlerin yardımıyla çevirdiği eseri günümüzde Ingilizce aslından en az onun kadar iyi çevirebilecek bir çevirmenin olmadığını düşünmek de çevirmenlerimize haksızlık olurdu gibi geliyor bana.


(Umut K.) #2204

E çeviriyorlar farklı yayınevlerinde. Mesela Alfa Shakespeare külliyatı yapıyor. Hamlet çıktığında da Sabahattin Eyüboğlu çevirisiyle kıyaslama yapmayı çok isterim. Dediğim gibi eğer Sanahattin Eyüboğlu’nunkinden daha iyi çeviriler olduğunu düşünüyorsanız, önerin, bilelim ve deneyelim.

Bu konuda diğer bir büyük çeviri kabul edilen ve İngilizce’den çevrilen Hamlet’in meşhur tiradı (Bülent Bozkurt çevirisi - Remzi)
Var olmak ya da olmamak, mesele bu.
Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına,
İçin için katlanmak mı daha soylu,
Yoksa, bir dertler denizine karşı silaha sarılıp
Son vermek mi onlara? Ölmek, uyumak…
Hepsi bu… ve bir uykuyla
Yürek sızısına ve bedeni bekleyen
Binlerce doğal darbeye son verdik diyebilmek.
Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi!
Ölmek, uyumak… uyumak, belki rüya görmek.
Ha! İş burda. Çünkü o ölüm uykusunda,
Şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda,
Göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez.
İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu
Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine,
Zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine?
Hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine,
Devlet görevlisinin kendini bilmezliğine;
Sabırla bekleyen erdemli kişinin,
Değersiz insanlardan gördüğü muameleye,
İnsan yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesebilecekken
Kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında
Homurdanıp terlemeye,
Ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı?
Sınırlarını bir geçenin bir daha dönmediği
O bilinmeyen ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp
Bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense,
Başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı?
İşte bunları düşündükçe
Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
Ve işte böyle kararlılığın doğal rengi,
Endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor;
Bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar
Bu yüzden yörüngesinden sapıyor
Ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları.


(Can) #2205

Ben yok demedim gerçi olup olmadığını da bilmiyorum. Ve aslına ne kadar sadık kalınmış, Eyuboğlu bile daha mı fazla sadık kalmış bunun farkına varacak donanıma sahip değilim sadece cümleler iyi mi ona bakabilirim ki zaten HAY klasiklerinde böyle bir sorun yok. Ancak kendi kişisel fikrim her şeyde olduğu gibi ölen değerlidir.


(Aslı Dağlı) #2206

Bu konuda şahsa cevap niteliğinde değil, genel bir görüş belirtmek isterim.

Eyüboğlu’nun dili su gibidir. Lakin bu, çevirisinin muhteşem olduğu anlamına gelmez. Hedef metinle kaynak metni yan yana koyup cümle cümle kıyaslamadığımız sürece “çevirisinin” ne denli iyi olduğunu net olarak bilemeyiz. Bu şu yüzden önemli: Geçen sene çok mühim bir kitabın edisyonunu yapıyordum; dil ne kadar güzel size anlatamam, su gibi gidiyor. Öyle bir noktaya geldim ki az kalsın gereksiz yanda açık durması diye orijinal metni kapatacaktım. O esnada bir gözüm takıldı ki üst üste dört cümlenin orijinali çevirisinden TAMAMEN taban tabana farklı. Onun gözümüze batmıyor olmasının nedeni ise çevirmenin Türkçesinin çok iyi olması. Bunu fark edince bütün kitabı karşılaştırmayla baştan okudum ve neredeyse müdahale etmediğim cümle kalmadı. Hal böyle olunca iyi Türkçeye sahip bir çevirmenin illa muhteşem bir çevirmen olmadığının altını çizmek isterim.

HAY serisinde Eyüboğlu çevirilerinin kullanılmaya devam edilmesinin nedeni sizin dediğiniz gibi kendisinin çevirisinden daha iyi bir çeviri olmaması olabilir. Fakat yayınevinin hazır telif parası ödenmeyen “bedava” çeviri basmak varken kitapları baştan çevirtip telif ödemek istememesinden de kaynaklanıyor olabilir.

Bunun tam aksi örneği olarak Gönül Suveren’e hakikaten kötü çevirilerinden ötürü eleştiride bulunduğumda bana, “E Altın Kitaplar 30 senedir kadının çevirilerini basıyor, hâlâ basıyor,” da diyebilirsiniz. Ama bu çevirinin ve Türkçenin kötü olduğu gerçeğini değiştirmez. Eyüboğlu kötüdür demiyorum asla, karşılaştırılmadan bilinemez olduğunu söylüyorum.

Şu ifadeye ben de katılmıyor değilim. Biraz içim buruluyor. Lakin mesela o çevirmen ben değilim. Klasiklerden haz etmediğim gibi eski İngilizceye de modernine olduğum kadar hakim değilim. Lakin muhteşem çevirilere imza atabilecek insanlar olduğunu düşünüyorum.

Kendi adıma X dilden İngilizceye, sonrasında Türkçeye çevrilmiş metinleri okumuyorum. Bir çevirmen olarak çeviride ne kadar çok şeyin kaybolduğunu bildiğimden eserin suyunun suyunu içmeyi tercih etmiyorum.


(Umut K.) #2207

Dediğim gibi, daha iyi bir çevirisi olduğunu düşünen varsa bizi aydınlatsın. Ben sadece 3 çevirisini okudum. (S. Eyüboğlu, B. Bozkurt, C. Yücel) Gerçi yanlış olmasın, Can Yücel’in sadece tirat çevirisini okumuştum. Neden çeviri olarak tercih edilmediği de belli.

Bedava çeviri derken? Eğer telif parası ödenmeyen bir çeviri varsa bunu bütün yayınevleri basmaz mı? Burayı pek anlamadım.


(Aslı Dağlı) #2208

Şu şekilde oluyor:

İki tür sözleşme vardır. Bunlardan biri telifli sözleşmedir. Kitap satışının yüzdesi üzerinden hesaplanır ve kitap sattıkça minik minik çevirmene ödeme yapmaya devam edilir.

Diğer sözleşme türü tek teliftir. Sayfa başı birim ücretiniz vardır. Diyelim ki 5 lira. Kitap da 100 sayfa olsun. Kitabı teslim ettiğinizde 5 x 100 karşılığı 500 tl hesabınıza yatar. Ama bu 500 TL karşılığında kitabın sonsuza kadar basım, yayım haklarını heeeeeeer şeyini yayınevine satmış olursunuz. Yani o kitap isterse 2982382938 adet satsın, çevirmen olarak sizin alıp alacağınız para yine o 500 liradır.

Eskiden sözleşmeler ikinci türde yapılırdı hep. Telifli sözleşme son 10 yılda daha uygulanır oldu. Haliyle yayınevi 50 yıl önce ona bir kere ödeme yapıp geçti. 50 yıldır da aynı çeviriyi kullanıyor. Çevirinin iyi olmasından ziyade maddi külfeti olmaması mesele.

Yine Gönül Suveren’e döneceğim. O eksik ve hatalı çevirileri yeni kapaklarla önümüze sürüp duruyor Altın. Neden? Çünkü düzgün ve doğru çeviri istese tekrar telif ödeyecek. Lakin 938293 yıl önce bir kere ödemiş ve şu anda da sunduğu kitapların çevirilerinin doğru olup olmaması pek mühim değil onlar için. Mühim olan bedava olması.


(Umut K.) #2209

Açıklama için teşekkürler. Bu arada bir şeyi düzelteyim. Sabahattin Eyüboğlu çevirileri başından beri İş Bankası’nda değildi. Cem, Remzi gibi yayınevlerindeydi. Herhalde çeviri haklarını HAY Klasikleri basılmaya başlandığı zaman, yani 2006-2010 yılları arasında falan aldılar. Tabii net bilmiyorum.


(Aslı Dağlı) #2210

Yine de durum pek değişmiyor. Bu arada kitaplarda olduğu gibi çevirilerde de çevirmenin ölümünün 70 yıl sonrasında çevirinin telifi düşüyor. İsteyen istediği gibi basabiliyor. Bu da minicik bir not olsun.


#2211

Uzun zaman bende Shakespeare çevirileri hangi yayınevi, hangi çevirmenden okusam diye araştırdım. benim için HAY hep bir adım önde diye aklımda HAY’dan çıkan çeviriler vardı, ALFA’dan özenli çeviri ve özenli bir baskı geleceği söylenince bekledim.

Alfa basmaya başladığında tercihim Alfa’nın baskısı oldu.

Neden?

  • Çevirmen Emine Ayhan hakkında Google’da bulabildiklerimi okudum, izledim, yetkinliği, olaylara ve dünyaya bakışı, dil ve Shakespeare konusunda ikna oldum.
  • Ciltli baskıların özenli oluşu
  • Kitaplar da sunuş yazıları, oyununun önceki bazı çevirileri hakkında bilgiler, oyunun etkileri hakkında detaylı bilgiler vb verilmesi.
  • Şu an aklıma gelmiyor ama 1-2 nedenim daha vardı.:slight_smile:

Emine Ayhan Shakespeare üzerine konuşuyor

Emine Ayhan " Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası" sunuş yazısından kısa bir alıntı:


(Hiçliğin bekçisi…) #2212

İşin garibi ben cümleyi çevirilerse hep “Var olmak ya da olmamak.” olarak okumuştum. Şimdi hangi kitaplar veya neler diyemeyeceğim çünkü kitapçılarda rastladıkça kurcalama huyum vardır. Fuarlarda da zamanında kurcaladım. Belki hepsi aynı çevirmendir bilemiyorum. “Olmak ya da olmamak.” belki de fazla popülerleşmiş olduğundan da beynimize işlemiş olabilir. Bu da onun doğru olduğunu göstermez. Zira ilk çevirinin de doğruluğu tartışılır çünkü aslından çevrilmemiş anladığım kadarıyla. Her halükarda ben dili bilmiyorum. Bilseydim belki ben de farklı bir yorumda bulunurdum. Şu an ne desem vasıfsız olacaktır.


(Umut K.) #2213

Bahsettiğiniz bu çeviri sanırım.


(Hazal Çamur) #2214

Bu arada sözümü tutmaya geldim ben asıl :slight_smile: Gökyüzümüzdü Okyanus’u bitirdim. Başta yadırgadığım o fazlaca insansılaştırılmış balinalar kitabın ilerisinde bir dengeye kavuştu. Altını çizdiğim güzel repliklere sahip sahneleri de vardı. Özellikle şu:

“Şeytanı yenmek için şeytana dönüşmek gerek belki de!”
“O zaman geriye kalan tek şey Şeytan olmaz mı?”

Sonra daha önce bahsettiğim Toby Wick mesela, sonunda yüzleştiğimiz sahne beklenmedik ve bir o kadar güzeldi. Aynı şekilde Rovina Cai’in kitap boyunca bizi yalnız bırakmayan harika çizimleri de kitabın bir diğer güzelliği.

Peki sonuçta kendi adıma ne buldum? Ness’in şaheseri değil. Kendi seviyesinin altında kaldığını düşünüyorum. Zaman zaman kimi diyaloglarla beni heyecanlandırsa da, günün sonunda içime işlemedi. Unutulmazlar kulübüme katılmadı :slight_smile: Keyif aldım, ama hatasız bir eser de diyemedim. Çünkü yazarın gerçek kapasitesini biliyorum.