Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Hiçliğin bekçisi…) #2578

Seni biraz yordum ama iyi oldu. Senin bu kitaplar hakkındaki düşüncelerini öğrenmiş oldum. Otomatik Portakal kitabını portakallı başka bir kitapla karıştırmam sonucu almıştım. :sweat_smile: En azından ne anlatıyor az-çok fikrim olmuş oldu sayende.

Dünyalar Savaşı’nın sanki filmi yapılmıştı diye anımsıyorum. Ya Tom ya da Brad oynuyordu. (Ben ikisini de sevmediğim için hep karıştırıyorum.) Yanlışım varsa düzeltin. Film aslında güzeldi. Sadece oturmayan bir şeyler vardı bunların kitapta oturmuş olduğunu düşünüyorum. Filmdeki son bence tam olmamıştı. Yani o espri yedirilmemiş gibi geldi. Bu sebeple bu kitaba biraz soğuk durdum ama bu yorumundan sonra daha erken bir şans verebilirim. Günümüze göre okumuyorum bu tip kitapları. İçimdeki benlerden o yıllarda olanına okutuyorum ve onun hislerine göre değerlendiriyorum. Artık böyle bir bakış açısı türettim yoksa hiçbir şeyi okuyamaz veya okusam bile keyif alamazdım. Kendimi sanki kitabın ilk çıktığı yıllarda yaşayan bir insan olarak düşünüyorum. Böylece çok daha vurucu olabiliyor etkisi.

Tehanu konusunda biraz üzüldüm ama şaşırmadım. Senin okuma tarzın biraz farklı olduğu için beğenme kotanın altında kalabileceği aklıma gelmişti. Neyse bırakmamış olman veya sonunda ne oluyor birisi bana söylesin demediysen başarılı olarak sayabilirim. :joy:

Efsuncu Baba konusunda biraz ikilemde kaldım. Normalde pek klasik okuyabilen birisi değilim. Yavaş yavaş kendimi hazırlıyorum. İlk sayfaları beğenmezsem bir daha soğumamak için hemen o kitaptan uzaklaşıyorum. Eğer bunda da öyle olursa aynı stratejiyi uygulayacağım. :sweat_smile:

Eline sağlık, her biri için ayrı ayrı teşekkürler.

@fatihcetin Bilgilendirme için teşekkür ederim. Yazdığın zaman da okumuştum yorumlarını. Hatta Efsuncu Baba’yı bu sebeple almıştım. Ben farklı bir okuma zevki olduğunu düşündüğümden @UfukTR’den ayrıca bir yorum istedim.

Bu başlığı genelde en sakin anıma denk getirip satır satır okuyorum ama bazen arkadaşlar kaçak güreşince yakalıyoruz böyle. :joy:


#2579

Her kitap için ayrı ayrı yarımşar saat üşenmiştim yorum yazmamaya acısı çıktı :joy:

Aaa evet ben okuduktan sonra tekrar izlemeyi unuttum onu iyi oldu hatırlatmış oldun :slight_smile: Spielberg çekmiş, Tom Cruise oynamıştı.

Bu çok iyiymiş bende deneyeyim yapabilirsem gerçekten daha çok keyif alırım diye düşünüyorum. Ben okuduğum belli bölümlerden sonra düşünür sorgularım genelde anlatılanları dönemi açısından değerlendirerek.

:joy: Evet bu aslında o kadar da çok sıkılmadan okuduğum anlamına geliyor. Yoksa son zamanlarda oldukça fazla kitabı yarım bıraktım.

  • Latife Tekin Buzdan Kılıçlar
  • Eyüp Aygin Tayşir Tuhaflıklar Fabrikası
  • John Cheever Falconer Hapishanesi
  • Sezen Ünlüönen Kıymetli Şeylerin Tanzimi
    gibi daha var hatırlamıyorum. Çoğunu yarılayıp olmayınca bıraktım.

Farklı bir kitap bana uymadı ama sen seversen de oldukça beğenirsin diye düşünüyorum.

Rica ederim :slight_smile:


(Ahmet Boyraz) #2580

Ray Bradbury’den Cadılar Bayramına dair güzel bir öykü. Hayaletlerin, büyücülerin, cadıların, mumyaların ve birçok Tanrı’nın da yer aldığı şaşırtıcı ve eğlenceli macera.

Tüm olaylar 8 çocuğun cadılar bayramı eğlencesi sırasında Balbağı adındaki arkadaşlarını kaybetmeleri sonucu başlar. Balbağı’nı bulmalarına yardımcı olacak tek kişi de gizemli ve yabancı biri olan Kefenyığını’dır. Balbağı’na tekrar kavuşmak isteyen çocuklar, Bay Kefenyığını ile geçmişe, Cadılar Bayramının öyküsüne giderler. Ayrıca çocuklar hiç unutamayacakları bir yolculuğa çıkacaklarından da bihaberdir.

Bradbury’nin tarzını ve anlatımını sevenler için harika bir kitap. Fakat, Ray’in betimlemelerini yorucu bulan okurlar için de tavsiye edebileceğim bir kitap değil ne yazık ki.


(Seray) #2581

Neil Gaiman - İskandinav Mitolojisi
Okudum bugün bitti. Ben Gaiman’ın mitolojik karakterlerle kendince uyarladığı hikayelerden oluşuyordur gibi sanıyordum kitabı fakat hiç öyle değilmiş anlatılan İskandinav Mitlerini hikayeleştirerek olabildiğince anlatmış. Dili çok akıcı rahat okunuyor ve hikaye tarzı anlatımı da sanki gece kamp yapmışsınız da ateşin çevresinde birbirinize hikayeler, mitler, doğaüstü güçler anlatıyor gibisiniz.
Ben kitabı sevdim :slight_smile:


#2582

Vakıf ve İmparatorluk

Arkadaşlar, bu çok güzel bir kitap değil miydi ya? Çok beğendim. İlkinde temellerini atan ‘gerçekte yaşanmış bir tarih hakkındaki kurguyu okuyorum’ duygusu daha bir serpildi, köklendi. Şimdiden üzülmeye başladım. Nasıl bitireceğim, nasıl bekleyeceğim ve tüm kitapların bitişinden sonra nasıl unutucağım diye. İlkine göre daha çok aynı karakterleri barındırması da güzeldi. Hikayeye daha dahil hissettirdi ve zaman atlamaları çok uzak yıllara olup durmadığı için okuması daha kolaydı. Sanki yazım kuralları gibi konularda biraz daha kötüydü sadece ama tolere ediliyor. 1-2 yerde zaman atlamasa bile karakter değiştiği halde 1 satırlık boşluk bile bırakılmadığı için kafam karıştı. Çok basit düzeltilebilir şeyler işte. Her neyse, Bence herkesin aklına bi kere de olsa gelmiştir. Katır bu olabilir mi ya diye düşünmüştür de akışına bırakmıştır. Ben sadece teori olsun diye ortaya atmıştım ama hiç derinlikli bakmamıştım olabileceğine. Sonra her şey açıklandı ve aynı Toran gibi bir ifadeye büründüm. NEEE?? Ben bu kadar salakmıymışım?? (salak mıymışım diye mi yazılıyor çok saçma oldu yazamadım şu kelime öbeğini) Yenilgileri okurken falan ya bu katır allah mı, neyin nesi diye düşünmekten tüm ayrıntıları kaçırmışım. Mis’e üzüldüm. Kafasının ve üst bedeninin uçmasına değil. Kendini harap etmeye zorlanmasına ve zaten ölecek olmasına. Hmm… Katır ortaya çıkmadan önce ne olduğunu unuttum. Aslında o kadar da sayfa var.


#2583

OTRANTO ŞATOSU

Otranto

Kitap: Otranto Şatosu
Özgün Ad: The Castle of Otranto
Yazar: Horace Walpole
Yayın: Can Sanat Yayınları
Baskı: 2018 Şubat, 3. basım, İstanbul
Çeviri: Zeynep Bilge | İngilizce
Sayfa: 136

Karakterler: Otranto Prensi Manfred • Prens Manfred’in on sekiz yaşındaki kızı Matilda • Prens Manfred’in on beş yaşındaki oğlu Conrad • Vicenza Markisi Frederic’in kızı, Conrad’ın müstakbel karısı Isabella (Conrad’ın düğün günü ölümünden dolayı evlilik gerçekleşmez) • Prens Manfred’in karısı, Matilda ile Conrad’ın annesi, Otranro Prensesi Hippolita • Manfred’in hizmetkarlarından Jacquez ile Diego • Rahip Jerome’un (aslında Falconara kontu) oğlu Theodore (başlarda adı verilmez ve Prens Manfred’in, oğlu Conrad’ın ölümünden sorumlu tutup ihanet ve büyücülükle suçladığı Genç Köylü olarak gözükür) • Matilda’nın genç başnedimesi Bianca • Hippolita’nın hayır işlerinde çalışan rahip, aslında Falconara kontu ve Theodore’nin babası olan Jerome • Vicenza markisi Frederic

Özet: Otranto prensi Manfred, hastalıklı ve zayıf oğlu Conrad‘ı düğününden hemen önce kaybeder. Conrad’ın üzerine nereden geldiği belli olmayan kocaman bir miğfer düşmüş ve ölmüştür. Manfred olayın aslını araştırırken bir köylü miğferin St. Nicholas kilisesindeki İyi yürekli Alfonso’nun heykelindeki miğfere benzediğini söyler. Prens, köylüyü büyücülükle ve oğlunu katletmekle suçlar. Genç adam miğferin altına hapsedilir. Manfred, oğlunu evlendirmek istediği Isebella’yla kendi evlenmeye karar verir. Isabella’nın seçilmesinin özel bir anlamı vardır…


İlk olarak 1765 yılında yayınlanan roman gotik yazının ilk örneği olarak kabul ediliyor. Okurken yazıldığı dönemi akılda tutmak gerek. Konuşmaların yapay bir nezaket göstermesi bununla ilgili. Hoş bir roman. Ben sevdim; ama çok şey beklemeyin…


#2584

Yabancı - Stephen King

Hemen şunu belirteyim, Yabancıyı okumayı düşünüyorsanız ve Bill Hodges üçlemesini (Bay Mercedes, Kim Bulduysa Onundur, Son Nöbet) de okuyacaksanız Yabancıyı okumadan Bill Hodges üçlemesini okuyun. Çünkü üçlemeye ilişkin bir takım sürpriz bozan şeyler var.

Kitap vahşice işlenmiş bir çocuk cinayetinin zanlısı olarak şehrin sevilen simalarından öğretmen ve aynı zamanda küçükler beyzbol takımının koçunun tutuklanmasıyla başlıyor. İlerleyen bölümlerde olaylar geliştikçe Bill Hodges üçlemesinden tanığımız karakterler de olaya dahil oluyor ve kitap bir anlamda Bill Hodges üçlemesinin devamı ya da yan hikayesi gibi de oluyor.

Hikaye bir polisiye hikayesi gibi başlıyor ve hikaye ilerledikçe korku gerilim unsurları ön plana çıkmaya başlıyor.

Ben genelde tiksinç bulduğum, rahatsız olduğum şeylerden korkarım, King bence roman ve hikayelerinde en çok bu hislerimizi harekete geçiriyor. Yabancı romanın da bunu birçok bölümde başarıyla yapıyor. Kitapta Amerikan iç siyasetine yönelik yaptığı göndermeler aslında aynı zamanda King’in politik görüşü ve tutumunu yansıtıyor

Son olarak tüm kitap boyunca mutlaka gözümden kaçan olabilir ama ben tek bir yer dışında dizgi hatası görmedim. Altın kitapların buna dikkat etmesi sevindirici.

Okuyacak olanlar: Korku gerilim romanlarını (ve hatta bence polisiye) King roman ve hikayelerini seviyorsanız kitabı kesinlikle tavsiye ederim ancak okuyacaksanız ve Bill Hodges üçlemesini henüz okumadıysanız sürpriz bozan var, bence öncelikle Bill Hodges üçlemesini okuyun sonra Yabancıyı okuyun.


Stephen King'in "Yabancı" Adlı Yeni Romanı Türkçe Olarak Bizlerle
(Pelin ) #2585

Bill Hodges üçlemesini şimdiki zaman kullanımı sebebiyle okuyamamış biri olarak direkt Yabancı’yı okursam anlayamayacağım bir yer olur mu? Sürprizbozan bu durumda sıkıntı değil, ama eğer devam kitabı gibiyse sıkıntı olur.


#2586

Hayır sıkıntı olmayacaktır, Yabancı doğrudan serinin devamı gibi değil belki yan hikaye denilebilir. Üçlemede tüm olaylar çözüldü, her şey olmuş bitmişti.

Yabancı’ya üçlemenin bazı karakterleri dahil oluyor, üçlemede olduğu gibi olmasa da ara ara üçlemeden yabancıya dahil olan karakterler hakkında kısa bilgiler ve üçlemenin sonlanmasına yönelik bazı şeyler tekrar ediliyor.

Üçlemeyi okumamış ama okuyacaklar için sürpriz bozan olur ama okumayacaksanız üçleme okunmadan Yabancı okunabilir.


(Yasin) #2587

Üçlemenin üç kitabı da şimdiki zaman anlatımıyla mı yazılmış peki?


#2588

Zaman anlatımını hatırlamıyorum, işin aslı benim rahatsız olduğum şeyler değil bunlar, bu nedenle dikkat etmemişimdir.

Kurgunun teknik kısımları ile hiç ilgilenmedim, beni aşar bunlar. Ben ortaokulda lisede kompozisyon bile yazamazdım :slight_smile: hep hikayelere dikkat ederim, hikayeleri severim, bir de yazarı az çok tanıyor ve göndermelerini de anlıyorsam benden mutlusu yok. :slight_smile:


(Yasin) #2589

Benim de dilbilgim çok iyiyken kompozisyonda hep çuvallardım. :slight_smile:

Anlatıma takılma nedenim bir romanı okurken şimdi şunu yapıyor, buraya giriyor şeklinde şimdiki zaman olunca adapte olamıyorum bir türlü. O yüzden King’in bu serisini öteleyip duruyorum.


#2590

Frank Schatzing Sürü’yü bitirdim. Aslında daha uzun yazmak isterdim ama spoiler vermemek için kendimi tuttum :slight_smile:

Kitabın kapağında yazan (aslında yazmaması gereken) The Times’ın “Dev bütçeli bir film gibi” yorumuna katılıyorum. Hikaye, modern sinemada görmeye alıştığımız “Felaket Filmleri” kategorisine dahil olan filmlerde (2012, Day After Tomorrow, Geostorm vb.) olduğu gibi, dünyanın farklı yerlerinde aynı zaman diliminde görülmeye başlanan ama ilk etapta birbirleri ile ilişkilendirilemeyen anomalilerin ortaya çıkması ile başlıyor ve Holywood filmlerindeki birçok klişeyi barındırıyor. Bu hiyadedeki başlangıç noktamız derin okyanuslar…

Karınca duası gibi yazılmış 850 sayfanın içinde, film tadında gelişen küresel felaket senaryolarına ek olarak bol bol deniz biyolojisi, jeoloji, jeokimya, topoloji, nöroloji ve mikrobiyoloji terimleri ve ilgili bazı bilimsel konuların açıklamalarını okuyoruz. Bu bilimsel açıklamalar hiç bilmeyen birine -hatta bir çocuğa- anlatılır gibi çok basit ve sade bir biçimde anlatıldığı için okuma ve anlama konusunda benim hiçbir sıkıntım olmadı. Verilen bu bilgilerin -hepsi olmasada çoğu- ana hikayeden kopuk olmadığı için önemsiz değiller. Ana hikayeyi pekiştirmede ve olaylara önem yüklemede rol oynuyorlar.

Okurken yaşadığım en büyük sıkıntı karekterler konusundaydı. Yazar malesef karekter yaratma ve yönetme konusunda başarılı olamamış ki hikayede az buz değil 50’ye yakın karekter var. Hikayedeki insanların oturmuş bir karekterlerinin olmaması, yeteri kadar insani duygu ve duruş barındırmamaları, buna bağlı olarak büyük olaylar karşısında oldukça tepkisiz kalmaları ve yer yer mantık dışı hareket etmeleri, hikaye içindeki karekterler ile bağ kurmamı engelledi. Birkaç yerde -özellikle kitabın sonlarında- mantıksız bulduğum, fazla uzatıldığını ve gereksiz yere işin derinlikerine inip açıklama yapılmaya çalışıldığını düşündüğüm kısımlar da oldu.

Orijinal metin Almanca fakat çeviri İngilizceden yapılmış. Buna rağmen birbirine bağlanmayan veya bir anlam ifade etmeyen cümleler ile nerdeyse karşılaşmadım diyebilirim. Harf ve yazım hataları yok denecek kadar az. Kısaca çeviriden yana içiniz rahat olsun.

Toparlarsam genele bakıldığında benim okurken sıkıldığım “Aman bitsin yeter artık” dediğim bir kitap olmadı, aksine kitap çoğunlukla ilgimi üstünde tutmayı başardı. Derin okyanuslara ve küresel felaket senaryolarına ilginiz varsa, uzun bir kitap olmasına rağmen benim gibi sıkılmadan okuyabileceğinizi düşünüyorum. Sadece bahsettiğim gibi yazı puntosunun normalden küçük olduğunu göz önünde tutmanızda fayda var. Sürü, bir yakın okuma gözlüğü edinene kadar, uzun bir süre boyunca kitaplıkta okunmayı bekledi :slight_smile:

Ayrıca Game Of Thrones’un yapımcısı Frank Doelger’dan bir mini dizi uyarlaması geliyormuş.


(Tansel Diplikaya) #2591

Ben daha çok tutarlılığa bakıyorum. Aynı şekilde yazıldığı zaman alışıyorum ve akıp gidiyor ama biraz şimdiki zaman biraz geçmiş zaman ve farklı anlatımlar girince dikkatim dağılıyor.


(m) #2592

Modern klasikler dizisinden Oz Büyücüsü’nü az önce bitirdim. Kısacık, hikayesi anlamlı, anlatımı akıcı, cümleleri anlaşılır mis gibi bir kitaptı bence. Bir süredir bende hasıl olan ‘okuyamama’ durumuma da iyi geldi :cherry_blossom:


(∆) #2593

Kumsalsa - Nevil Shute
Kitabı çok beğendiğimi ve beni derinden etkilediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Doğrusu Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde bu kadar etkileneceğim bir kitabın olacağını sanmıyordum, benim için hoş bir sürpriz oldu. Kitap genel anlamda yoğun bilimkurgu öğeleri içermiyor hatta kitaptaki tek bilimkurgu öğesi nükleer savaş sonrasını anlatması ancak kitapta ön planda olan tema bilimkurgu değil bizzat insanın kendisi. Çaresizlik oldukça başarılı bir şekilde işlenmiş. İnsanın son ana kadar ölümü kabullenmek istemeyişini çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Tüm insanlığın bir-iki kendini bilmez devlet başkanının aptalca kararıyla yok olabileceğini tokat gibi insanın yüzüne çarpıyor. Bu kitapta anlatılanların gerçekleşme ihtimali o kadar yüksek ki, bence bu kitap mükemmel bir savaş karşıtı propaganda görevi görüyor. Savaşın ne kadar korkunç bir şey olduğunu, savaşın onun bir parçası olmayan insanlar üzerindeki etkisiyle göstermek gibi bir başarısı da var. Son derece beğendim ve herkese tavsiye ederim.

5/5


(m) #2594

Sıradaki kitabımız da belli oldu :grinning:


(Berkan Tonguç) #2595

Herkese merhaba. Benim en son okuduğum kitap “Jimi Hendrix - Sıfırdan Başlamak : Benim Hikayem”. Kitap , Jimi Hendix’in kendi tuttuğu notlardan oluşuyor. Ölümünden sonra tutmuş olduğu bu notlar kitap haline getirilmiş. Güzel bir kitap, biyografi kitabı sevenlere önerebilirim.


(fatih çetin) #2596

Güzel bir inceleme olmuş. Son 80 sayfam kaldı. Bugün gün içinde bitirmeyi planlıyorum.


#2597

Casus - Joseph Conrad

Okumaya başlamadan önce amansız,sürpriz sonlu bir casusluk serüveni okuyacağımı düşünürken, daha çok betimleme ve karakter odaklı bir roman buldum. Kitabın başı karmaşık gelebilir, karakterleri oturtmada zorlanılabilir ancak sonra akıp gidiyor. Romanın konu akışı yavaş ilerliyor. Londra’da meydana gelen bir terör teşebbüsü ile ilgili karakterler etrafında dönüyor. Karakterlerin iç dünyaları ve birbirleriyle olan etkileşimleri üzerine yoğunlaşıyoruz. Okurken zaman zaman Stefan Zweig mı yazdı bu kitabı diye düşündüğüm anlarda oldu bu yüzden.

Dahi Diktatör - Celal Şengör

Kitap, Celal Şengör’ün gözünden Atatürk ve milli mücadeleyi anlatıyor.Kitap iki kısımdan ibaret. Birinci kısım, Celal Şengör’ün Deniz Kuvvetleri’nde yaptığı bir bildiri. Atatürk’ün düşünce sistematiği üzerine felsefi bir yazı. Oldukça ilgi çekiciydi, Atatürk’le ilgili genel bilgiler dışına çıkmış bir yazı. İkinci kısım ise Atatürk’ün milli mücadeleden, devrimlerine dek belli olayları anlatıyor. Okurken, Celal Şengör’ün sesi kulaklarınıza geliyor bir şekilde. Kitabın ilk kısmında anlatılan Atatürk’ün düşünce sistematiğini, yaşamı boyunca nasıl uyguladığını ikinci kısımdaki olaylar üzerinde görüyoruz. Atatürk hakkında basmakalıp yazılardan ayrılmış, yeni bir bakış açısı kazandıran bir kitap oldu.Kitap, Atatürk’ün dehasını ve bu ülke için büyük bir şans olduğunu da bir kez daha gösteriyor.