Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


#2822

Bende “iyi” Sabahattin Ali’ciyim. Hatta aynı kitapların farklı baskılarını toplayacak kadar. Öykülerinde insanın içini acıtan gerçekler var. Toplumcu - Gerçekçi yazarların en öne çıkan özelliğidir bu. Öykülerin bu kadar etkileyici olmasında bir önemli etken de bugün hala o öykülerde iç acıtan gerçeklerin devam ediyor olması. Yarın da devam edecek gibi gözükmesi. Hala yoksulluk var, hala baskı var, hala çaresizlik ve ezilmişlik var ve hala umut var.

Sabahattin Ali denilince bir çok okurun aklına Kürk Mantolu Madonna dışında bir şey gelmiyor. Diğer iki romanı da öyküleri ve şiirleri de hatta nasıl bir ruh halinde olduğu ve yaşadığı sıkıntılar, sevinçler, umutları, korkuları vb için mektuplarını, şiirlerini okumak yazarı daha yakından tanımamızı sağlıyor.


#2823

Yukarıda sormuştum ama bir kere daha sorayım. Bu hikayeleri kumaca mıdır yoksa yaşanmış, dinlenmiş anılar mıdır? Bence bire bir olmasa da o dönemi yansıtan olaylardır. Özellikle Komik-i şehir beni çok etkilemişti…


#2824

Bence karakterler büyük ölçüde kurmacadır ama esinlenilmiş birileri de olabilir. Olaylar dün ya da bugün bir şekilde hayatın gerçekliği içerisinde var.

Gerçek hayatta yaptığı eylemlerin neden ve sonuçlarını düşünen, bir mantık arayan Raskalnikov göremeyiz ama zengin yaşlı kadınları öldüren ve hırsızlık yapanlar var.


#2825

Size kısman katılıyorum ama isimleri ve yerleri değiştirerek yayınlanmış gerçek öyküler olmaları bence daha olası… Veya o kadar gerçekçiler ki…


#2826

BOŞA GEÇİRECEK VAKİT YOK - URSULA K. LE GUİN

Ursula K. Le Guin’in son kitabı Boşa Geçirecek Vakit Yok kitabı 4 bölümden oluşuyor. K. Le Guin’in 80 yıllık yaşamından damıttığı ve bizimle paylaştığı düşünceleri ve fikirlerini okumak kurgularını okumak kadar güzeldi ve benim için aynı zaman da öğreticiydi.

Kitabın giriş bölümünde neden bu denemeleri yazdığını anlattığı bölümde bu denemelerin, yazdığı bu kişisel yazıların özgürlük hissi verdiğini ve bu denemeleri yazmayı Jose Saramago’nın 85 ve 86 yaşında yazdığı ve sonradan Defterler olarak basılan kitaplarında olan yazılarından etkilendiğini ve “ben de deneyebilir miyim?” diyerek yazmaya karar verdiğini anlatıyor. Tanıtım yazılarında denildiği gibi bu denemeler bir iç döküş.

Ursula K. Le Guin’in dünyaya nasıl baktığını, kelimelerin taşıdığı anlamları, çocuklar, kediler, arkadaşlar, çevre kirliliği, Amerikan siyaseti, yayıncılık dünyası, Kadın erkek ilişkileri, feminizm, erkek egemen toplum, sanat gibi birçok farklı konuda düşüncelerini anlatıyor.

Denemelerinde Amerikan Bilimkurgu Yazarları Derneğinin verdiği Nebula ödülünü bir keresinde reddettiğini Soğuk Savaş yanlısı olarak nitelendiği derneğin Stanislaw Lem’i derneğin onursal üyeliğinden çıkardıklarını ve buna tepki olarak ödülü reddettiğini, bunun üzerine ödülün Asimov’a verildiğini, Asimov’un da ödülü kabul ettiğini yazmış. Sadece bu bile Ursula K. Le Guin’in sadece bir Fantastik, bilimkurgu yazarı olmadığını Temel hak ve özgürlüklere sahip çıkan bir düşünce yapısı olduğunu da göstermekte.

Kurgularını severek okuduğum, az çok düşünce yapısını bildiğim ve saygı duyduğum Ursula K. Le Guin’in kurguları dışında yazdıklarını da okumak benim için hem öğretici hem de birçok defa olayları ve olguları başka bir şekilde yorumlayabileceğimin, başka bir gözle değerlendirmek gerektiği konusunda bilgilendirici de olmuştur.

Son olarak kitapta gözüme bir dizgi hatası çarpmadı. Yayın evinin kitabın kapak ve kapak içi görsel seçiminin Sonbahar çağrışımı yapmasını yazarın 80 yaşında bu denemeleri yazması nedeniyle bir anlamda Ursula K. Le Guin’in ömrünün Sonbaharında yazdıklarına gönderme olduğunu düşünüyorum.
Yazarın kurgularını seviyorsanız, denemelerini ve Kedisi Pard’ı da sevecekseniz. Okumanızı öneririm.

Gerçekliği doğrudan sorgulayamayız; bunun için yapılacak şey geleneklerimiz, inancımızı, tutucu taraflarımızı, gerçeklik inşamızı sorgulamaktır. Galileo’nun da Darwin’in de söylediği tek şey şuydu: “ Düşündüğümüz şekilde olmak zorunda değil .(Sayfa 91) "

Forum üyesi olan kitabın çevirmeni @DamlaGol 'ün galiba Ursula K. Le Guin’in “Boşa Geçirecek Vakit Yok” kitabı, Sözcüklerdir Bütün Derdim ve Dümeni Yaratıcılığa Kırmak ile birlikte 3. Ursula K. Le Kitabı oldu.


(Damla Göl) #2827

Sevdiğinize çok sevindim. :krs:

Evet, ne mutlu ki öyle! :slight_smile: Umarım onun sesini hakkıyla yansıtabilmişimdir.


(Kadir) #2828

Cicero’nun Yasalar Üzerine kitabı bitti. Kitap Sokrates’in Diyalog Tekniği’yle yazılmış ama yazar Sokrates gibi anlatmak istediğini Diyaloglara başarıyla yedirmeyi başaramamış. Ayrıca yazar Platon’dan fazlasıyla etkilenmiş ve eserinde sürekli olarak Platon’dan alıntı yapmış ama bu durum eserin özgünlüğüne büyük oranda zarar vermiş. Kitapta evrensel konular yerine daha çok yerel konular ele alındığı için kitap büyük oranda güncelliğini yitirmiş. Roma Hukuku ve Roma Devlet Yapısı ile ilgilenenler dışındakilerin okumasını tavsiye etmiyorum.


#2829

Ölüm Labirenti - PKD

20 . yy. da yaşayıp bunları yazabiliyorsa, 21. yy. da yaşasaydı neler yazardı, düşünemiyorum. Bence kafası kendi yaşadığı zamanı da geçtim, günümüzün bile çok çok ötesinde :slight_smile:

Kitap Delmark adındaki gezegene koloni kurmak için gönderilen, daha önce birbirini tanımayan 14 kişinin bu tehlikeli ve tuhaf gezegendeki hikayesini anlatıyor. Karakterlerimizin hepsi farklı bir mesleğe sahip kendileri de gezegen kadar tuhaf kişilikler. (Bu yazdığım kitabın arkasında yazıyor, ama bilmeden okursanız daha çok zevk alırsınız. Okumadıysanız ve yakın zamanda okuyacaksanız, bakmayın.) Ölümlerin başlamasıyla işler iyice karışıyor, gizem oldukça artıyor.

Kitabın başlarında gezegene gidecek olan iki karakteri tanıyarak maceraya başlıyoruz. Yaklaşık 50-60 sayfa sabırlı olmak PKD’nin kurduğu evreni ve karakterleri tanımak gerek, zaten sonrasında kitap oldukça akıcı bir şekilde ilerliyor. Sonlara kadar güzel ama diğer kitaplar kadar değilmiş diyerek geldim. Son kısımlarda öyle olaylarla karşılaştım ki, gerçekten yazara bir kez daha hayran kaldım.

Din konusu da kitapta oldukça geçiyor, bazı yerlerde eleştirmek ve kendi düşüncelerini söylemek için PKD önsözde baştan uyarmış.

Benim oldukça beğendiğim bir kitap oldu. Pek anlamam ve dikkat etmem ama çeviri yada dizgi hatası gözüme çarpmadı. Ayrıca şunuda ekleyeyim ama spoiler olabilir :slight_smile: Kitap bana On Küçük Zenci’nin bilim kurgu versiyonunu okuyormuş gibi hissettirdi. Farklı bir evren arayanlara tavsiye ederim.


(Ahmet Boyraz) #2830

PKD, farklı bir evren arayanların başvuracağı en iyi yazarlardan birisidir. Çoğu kitabını hala okumadım. Hemen bitirip yokluk çekmeyeyim diye. :smiley:


(Opsiyonel münhasır) #2831

Kimi değerlendirmeler ve incelemeler nedeni ile uzun zamandır beklettiğim Kuzgunun Gölgesi serisini bu hafta bitirdim. İlk söyleyeceğim şey (genel itibari ile) böyle bir seri nasıl olurda hak ettiği değeri göremez. Dili, kurgusu, akıcılığı ve evreni ile kendi içinde inanılmaz bütünleşik bir seri, orijinal ve en önemlisi doğal. Eksiklikleri var mı? Tabiki… Birazdan değineceğim. Ama hak ettiği yeri bulamaması üzücü.

Vaelin Al Sorna… Sparhawk ve Kaladin’le beraber okuduğum en kahraman, kahraman.

Reva, sanırım bugüne kadar en sevdiğim kadın karakter oldu, inanılmaz bir gelişim hikayesi… Reva bölümleri gelince gözlerim ışıldıyordu resmen.

Frentis, hani filmi çekilse, kimi oynatırlar bilemedim.

34, kısa süreler almış, yanın yanı bir karakter ama çok keyif aldım onu okumaktan.

Larken, Caenis, Lyrna, Suretler… Evet evet Suretler, hele ki Graelin… Tendris offfff…

Gelelim eksilere…
Kitaplar arasında çeviri farkları var, onun için bazı yerlerde kavram kargaşaları oluyor.
İkinci ve üçüncü kitapta öyle bir isim bombardımanına tutuluyorsunuzki, sanırım insanların sevmemesinin en önemli nedenlerinden biri bu.
İkinci kitapta o kadar çok şey oluyor, o kadar soru kalıyor ki, üçüncü kitapta yazar bunları toparlayabilmek için cevval bir süreç ve anlatım hazırlamış ama keşke kitap daha uzun olupta, daha çerçeveli yanıtlar alabilseydik.
En kötü kısım ise, öyle bir sonla bitiyorki… Buraya kadar getir getir getir, sonra bu kadar (basit değil ama anlatacak başka sözcük bulamadım) basit bitir. Tamam bir ucu açıklık iyidir ama keşke bu kadar gözümüze sokmasaydı.

Ama… Yazık yahu adama, bir çok çoksatanı cebinden çıkarır ama herhalde yayıncısı bizim Akılçelen gibi, aklıma bir tek bu geldi…
Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. İlk kitabı bir yerde bulursanız bana da haber ediverin lütfen.


(Kayra Ulukayın) #2832

İlk kitabı ilk çıktığı zamanlar alıp okuyup çok beğenmiştim, sonra bir şekilde kitap elimden çıktı. Yıllar içinde üçleme tamamlandı ama bu sefer de birinci kitabın satışı yok. İthaki en son yeni bir kapakla tekrar basacağını söylemişti ama bu cevabın üzerinden aylar geçti, bekliyoruz bakalım. Birinci kitap çıktığı an üçlemeyi alıp bir an önce okumayı planlıyorum. Ben de ilk kitap özelinde Türkçe’de okuduğumuz en kaliteli fantastik kurgulardan biri olduğunu söyleyebilirim.


#2833

Kuzgunun Gölgesi ve yine biz de aynı dönemlerde yayınlanan Barut Büyücüsü serisinin hak ettiği ilgiyi görmediği düşüncesindeyim ben de.


(Opsiyonel münhasır) #2834

Ah kesinlikle… Barut Büyücüsü… Her şey bir yana baba-oğul arasındaki ilişkinin açmazları için bile okunur.


(Mustafa Utku GÖKER) #2835

Ben Kızılay Dost Kitabevinde görünce şok olmuştum birinci kitabı. Öyle duruyordu rafta. Kaptım hemen:)


(Mustafa Utku GÖKER) #2836

Kesinlikle katılıyorum. İkisi de çok başarılı seriler bence.


#2837

Elinde Edgar Allan Poe 'un bütün öyküleri( İthaki Yayınları) olan var mı?


(Hüseyin gök) #2838

Bende var dediğiniz kitap.Hikayeler diye geçiyor kitap ama.


#2839

Rica etsem içerisinden birkaç fotoğraf paylaşabilir misiniz müsaitseniz?


(Hüseyin gök) #2840

Güzel bir baskıya sahip kitap.:slight_smile:


#2841

Teşekkür ederim. :blush: 2 Kitap arasında kaldım da hangisini alsam diye düşünüyordum.