Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Fahrettin Levent) #271

:grin::smiley: @Firtinakiran senden farklı olarak ben Zelazny’ye farklı kitapla başladım. Işık Tanrısı konusunda haklısın, ben büyük bir hevesle başlayıp zorlanarak bitirmiştim. Burada ne diyor acaba diye kaç kez. Biraz Amber Yıllıkları ve Corey fanı sayılırım :joy::joy: ondan karıştım.
Bana kalsa tek tek yeniden basarım sırayla seriyi


(Bülent Özgün) #273

Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura - Ayfer Tunç

Ayfer Tunç’u ve Murat Gülsoy’u yazar olarak tanısam da onlara duyduğum saygı “Diyaloglar” serisiyle ortaya çıktı. O konuşmalardan o kadar çok şey öğrendim ki…

Şimdiye dek Murat Gülsoy’dan bir kaç öykü ve bir yaratıcı yazarlık kitabı okudum.

Ayfer Tunç’un ise iki kitabını okudum ama yarım bıraktım. Sevmediğim için değil, yere batasıca yarım bırakma huyum yüzünden. En sevdiğim kitabı bile yarım bırakabilirim.

Bitirmeye kararlı olduğum bir kitap Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura. O berbat kapağına rağmen hevesle okuyorum. Roman kişilerini, romanın dilini ve yapısını sevdim. Tek derdim yazarın sesinin satır aralarından fazla sızması. Roman kişileri Ayfer Tunç’un dünya ile derdini bize taşımak için varlar sanki. Gönül istiyor ki kişiler konuşunca kendi karakterlerinin gerektirdiği dertleri ortaya koysunlar.


(görkem) #274

Kudret = Ann Leckie

Radch İmparatorluğu serisinin 2. kitabını nihayete erdirmiş bulunuyorum. 3 kitap takım halinde zamanında satın almış ve ilk kitabı hiç beğenmemiştim. Başladığım seriyi bitirme kuralımdan ötürü okuma azmimi biraz toparladıktan sonra 2. kitaba başladım ve uzun bir okuma süresinden sonra bitirdim.

Yorumum, tek kelime ile ‘‘Bayıldım’’. Bayıldım derken gerçek anlamda bayıldım, bu kitabı okurken kaç kere uyuyakaldığımı hesap edemedim. Her defasında gözümü açıp elimden düşen kitabı yerlerden topluyordum.

Öncelikle 2. kitap ilk kitaba göre daha eli yüzü düzgün, ortamlar daha anlaşılır ve karakterlerin içi daha fazla doldurulmuş fakat gel gör ki öyle monoton bir olay örgüsü var ki devamını okumak için kitap sizde hiç bir motivasyon yaratmıyor.

Bazı kitaplar vardır 800 sayfa ve yazıları küçük puntoludur,2-3 günde içercesine bitirirsiniz ya hani, işte bu kitap o kitaplardan kesinlikle değil.

ilk kitabı olduğu gibi bu kitabı da tavsiye etmiyorum. Yine araya bir kaç okuma azmi kazandırıcı kitap soktuktan sonra sonuncu kitabı da okuyarak bu seriden kurtulmanın kıvancını yaşamayı planlıyorum.


(Barışcan Bozkurt) #275

Sonsuzluğun Sonu’nu bitirdim. Bugün bile çok iyi bir bilim kurgu romanı olma özelliğini koruyor. Zamanda yolculuk olayını, pek rastlamadığım bir bakış açısı ile işlemiş. Aslında taklit edilememiş bir bakış açısı bile diyebilirim. Bu yüzden filmlerde Donnie Darko’yu nasıl ayrı bir yere koyuyorsam bu kitabı da bilim kurgu romanları arasında ayrı bir yere koyarım. Asimov’a bir kez daha saygı duydum. Ama konu karakter ilişkileri olduğu zaman -üstelik bu aşk ise- ne yazık ki beğenmiyorum, diğer romanlarında da beğenmediğim gibi.


(Beren) #276

İkinci Vakıf - Isaac Asimov

Serinin ilk üç kitabını bitirdim. Devam kitapları 30 sene sonra yazıldığı için İkinci Vakıf’ı bir final kitabı olarak düşünüyorum. Bu açıdan baktığımda merak ettiğim her şeyin cevabını aldım, İkinci Vakıf nerede, amaçları ne, Katır’a ne olacak, Birinci Vakıf bundan sonra ne yapmayı hedefliyor vs. Asimov bir tarih anlatmayı istemiş ve bunu da çok güzel yapmış lakin kurguya bu kadar geniş ölçekten bakmak okur için biraz sıkıntılı. Tabi ki öyle sayfalarca betimleme bekliyor değilim ama gezegenlerin politikası, sosyal ve ekolojik unsurları okura yansıtılabilirdi. Seriyle ilgili en beğendiğim taraf ise Asimov’un tüm bu politik sorunları akılcı bir tutumla çözümlemesiydi ve bunu yaparken de okuru sürekli ters köşeye yatırmayı başarıyor. Özellikle bu akıl oyunlarından çok keyif alıyorum. Neyse efendim, sonuç olarak kitabı çok beğendim ve 4/5 veriyorum, seriye puanım da bu şekilde. Şimdi kitabın sonuyla ilgili aklıma takılan bir şey var onu da yazayım. Bundan sonrası spoiler.

Kitabın sonuyla artık Vakıf’ın önünde İkinci İmparatorluğun kurulması için hiçbir engel kalmadı. Ben bunu biraz düşündüm. Galakside şuan gezegenler kendi hallerindeler ve tekrar birliği nasıl sağlayacaklar? Katır’ı bunun için çok gerekli görüyordum mesela. Hiç savaş olmadan tüm gezegenleri avucunun içine almıştı. Yine aynı şekilde birliği sağlayabilirdi. Fakat Katır öldükten sonra bu işi kim yapacak? Savaş olmadan yapılabilir mi? İmparatorluktan bahsederken bir imparator olması gerektiği fikrinden ayrı düşünemiyorum sanırım. Belki de yanılıyorumdur.


(Stormfather) #277

Şu anda Şah ve Sultanı okuyorum aslında Dikenlikler prensi yada Kralların yolunu alıp onları okuyacaktım ama gözüm daha önce almış olduğum Şah&Sultan kitabına takıldı ve ilk 25 sayfasını okudum gayet güzel ve akıcı beklediğimden daha iyiydi yerli yazarlarımızın bu kadar iyi kitap yapabildiğini bilmiyordum.


(fatih çetin) #278

Türkiye Polisiye Yazarları Birliğinin çıkarmış Kanlakarışık adlı kitabı okuyorum. 20 farklı öykü, 20 farklı heyecan. öyküler kısa (10 sayfa civarı) 2-3 öykü biraz fazla yer kaplıyor. Çoğu tanıdık polisiye yazarının kitapta öyküsü var. Alın okuyun derim. 1 günde neredeyse 250 sayfasını okudum.


(kimyager _ferhat gürdoğan) #279

Kafes’i okudum.Konu kurgu güzeldi.Baya iyiydi.Akıcı ,sıkmayan,sürükleyici ve merak uyandıran bir kitap. :+1:t6::books::books:


#280

İyi Akşamlar:
Geçen ay mağazanın indirim bölümünden aldığım iki Reha Çamuroğlu kitabından söz etmek istiyorum. Birincisi İsmail. Şah İsmailin hayatına farklı bir bakış açısı olduğunu gördüm. Zaman zaman sıkıcı olsa da tarihe meraklı onalar için tavsiye edebileceğim bir kitap. Sanki tarihin roman hali. Özellikle Alevilik ve Alevilik ritüelleri hakkında bilgi vermesi açısından iyi bir kitap. Meraklıları için tavsiye ederim. Eskiden beridir neden bizim tarihimiz geniş ve derin tarihimizden bu kadar uzağız diye merak ederdim. Bu yönüyle hayli faydalı olduğunu düşünüyorum.
İkinci okuduğum ve az önce bitirdiğim kitabıysa “Son Yeniçeri” Yeniçerilik kurumu her yönüyle anlatılmış. Tabii "Vakayi Hayriye"den bahsettiğini söylemeliyim. Yine arada Yeniçerilerden bahsedilirken dini törenlerinden de sıklıkla bahsediliyor. Dedim ya tarihe meraklıysanız tavsiye ederim…


(Deepreader) #281

Kocaeli fuarından birkaç çizgi roman almıştım. Bitirince Hava Uyanıyor’a başlayayım dedim ama üslubu hiç sarmadı. Orjinal bir kurguya yazılan hayran hikayelerine benziyor. Keşke kalemi kuvvetli bir yazarın elinden çıksaydı…


(görkem) #282

Ağrı Dağı = Christopher Golden

Öncelikle şunu belirteyim : ‘‘Klişeden ölen var’’

Geleyim incelememe; kitabın arka kapağında şöyle diyor. ‘‘Lovecraft ve The Thing filminin birleşimi gibi’’… (bu ana fikri biraz daha süslü yazıyor tabi) Hakikaten son derece yerinde bir tespit.Ama yandan çarklısı…

Lovecraft ismini duyunca balıklama daldım kitaba ama maalesef kitap yeni hiçbir şey sunmuyor. Daha önce 50 kez izlediğimiz senaryonun kitaba geçmiş hali. Bir grup dallama Ağrı Dağı’na, Nuh’un Gemisi’ni araştırmaya gider, dağda bir iblis bunlara dadanır, içlerine girmek sureti ile kontrollerini ele geçirip ekipteki kişileri bir bir azaltır.

Bu temada 100 tane korku filmi zaten çekildi. 101. yi okumaya bana sorsanız hiç gerek yoktu. Karakter derinliği de fazla olmadığı için kim öldü, kim kaldı açıkçası pek umursamadan okuyorsunuz.

Buna rağmen akıcılık konusunda verimli buldum. Aslında tam bir plaj kitabı kendisi, derinlik aramam güneşlenirken de muhabbetle giden sabun köpüğü gibi bir şeyler okuyayım diyen bünye memnun kalır. Benim gibi zaten Lovecraft külliyatını okumuş, The Thing ve kopyası bol miktarda film izlemiş kişi ise anca ‘‘meeh’’ der.

Yaratıcılık emaresi görmediğim için 5,5/10 veriyorum kendisine. Bram Stoker en iyi korku romanı ödülü almış birde. Bu da korku edebiyatının bu aralar ne kadar içler acısı bir halde olduğunu görmemi sağlamış oldu.


(fatih çetin) #283

Bilimkurgu Kulübünün çıkardığı Yeryüzü Müzesini okuyorum. 18 öyküden oluşuyor, 12 öyküyü okudum şu ana kadar. 3-4 tanesi hariç fazla beğendiğim olmadı ama okunmayacak kadar da kötü değil. Bilimkurgu ülkemizde gelişsin ve daha iyi yazılar yazılsın diye destek olalım.


(görkem) #284

Köpek Kalbi = Mihail Bulgakov

Bu kitap için 2018 yılında eleştiri yapmak yersiz olur kanaatindeyim. Yaptığı hicivler 1925 yılına ait ve o zamanın politik durumları ve yaşam biçimine dair eleştiriler mevcut.

Şu an için güncelliğini kaybetmiş bir yapıt olsa da zevkle okunabilirliği olan bir kitap. İçinde bol miktarda absürt ve tutarsız durum, mantık hataları mevcut olsa da şu vakit eleştirmek yersiz ve anlamsız olur.

Okurken eğlendim hoşça vakit geçirdim diyeyim.


#286

Dün H.P. Lovecraft - Innsmouth Üzerindeki Gölge kitabına başladım, iftardan önce bitti. Dili akıcı size zorluk çıkarmıyor. Oralar hep gözünüzde canlanıyor. Bir de Howard Amca’ nın ırkçı olduğunu bilerek okuyunca… Onlar hep tiksindirici iğrenç yaratıklar. :slight_smile:


#287

Allah Zihin Açıklığı versin…Amin…


(kimyager _ferhat gürdoğan) #288

Gökteki Göz’ü okudum.Yine süperdi PKD.PKD’nin kitaplarını okurken acaba bu sefer kendimi nasıl bir dünya içerisinde bulacağım diyorum.Kurgu ve olaylar güzeldi.Bir dizi evren ve kurtulmak için verilen savaş…


#289

John Scalzi - Yaşlı Adamın Savaşı.

Okuduğum en güzel bilimkurgu romanlarından biriydi kesinlikle. John Perry en sevdiğim kitap kahramanlarından biri oldu. Yer yer gülmekten kitabı okuyamadım. :joy: Devam kitaplarını hemen sipariş edicem.


(fatih çetin) #290

İthaki bilimkurgu klasiklerinden Frankenstein’ı okuyorum. İlk baştaki mektuplu kısımlar biraz zorladı beni kitaba girme açısından ama asıl olay başlayınca sayfaları arka arkaya çevirmeye başladım. Çeviriyi de gayet güzel buldum. Fazla yorum yapmaya gerek yok, okunması gereken güzel bir kitap.


(Duygu) #291

Bin Damla Gözyaşı

Kitabı şimdi bitirdim ve söyleyeceklerimi unutmadan yazmak istiyorum.

Öncelikle çevirmenden bahsetmek istiyorum. Doktor Ümmühan Çiftçi yakınları ve tıp öğrencilerinin de desteği sayesinde bu eserle bizi buluşturmuştur. Çünkü hasta çocukların sıkıntılarına yakından şahit oldukları için bu kitabın çevrilerek dilimize kazandırılmasında ve geniş kitlelere ulaşmasında katkıda bulunmak istemişlerdir. Hepsine teşekkürlerimi sunuyorum.

Kitap, omurilik soğanı dejenerasyonuna yakalanan Aya Kito adlı genç kızın doktorunun tavsiyesi üzerine tuttuğu günlüklerinin birleştirilmiş halinden oluşmaktadır. Ayrıca kitabın sonunda, hastalığının ilerleyen safhalarında kendisi yazamaz hale geldiği için annesi ve doktorunun paylaşımları da yer almaktadır.

İçeriğe değinecek olursam Aya’ nın hayatı hastalığın belirtileri ortaya çıktığında değişmeye başlar. Bir şeylerin ters gittiğinin farkındadır ama bunu neye yoracağını bilemez. Hareketleri, konuşması, yemesi kısıtlanırken o geleceği hakkında kaygı duymaya başlar.

Yürümek denen şey gerçekten zor bir eylem…

Annemle aynı yaşta (kırk iki) olacağım zamanki kendimi düşünemiyorum.

Bu gibi cümleler karamsarlığını yansıtsa da hep umut dolu olmaya çalıştı ve gerçekten çok çabaladı iyileşebilme umuduyla. Onun azmini okudukça ne kadar boş şeylere üzüldüğümüzü hemen hayal kırıklığına kapıldığımızı düşündüm.

En sonunda bu da söylenmişti.
"…chan, eğer sen de uslu bir çocuk olmazsan, o abla gibi olursun bak."

Burada bir kadının çocuğuna söylediği bu cümle Aya’ yı ne kadar yaralamıştır düşünün. O hasta olsa da diğer insanların kendisini yadırgamamasını istiyordu. Ve o kadar düşünceli biriydi ki başta ailesi olmak üzere herkese zahmet verdiğini düşünüp sürekli suçluluk duyuyordu.

Her zaman dik durmaya çalışan ve ona destek olan annesi, sevenleri sayesinde her şeye rağmen hayatı dolu dolu yaşamaya çalıştı, pes etmedi. Aya Kito’ yu ilk olarak 1 Litre Gözyaşı adlı dizide tanıdım. Aya’ nın hayatını anlatan dizide bazı farklılıklar vardı. Gerçek hayatta hiç aşkı bulamamış hatta doktoruna “ben evlenebilecek miyim?” diye bir soru yöneltmişti. Bu sebepten ki Aya’ nın annesi en azından dizide sevdiği birinin olmasını istemiştir. O yüzden kitap ve dizi arasındaki bu fark da burukluk hissetmeme neden olmuştur.

Bin Damla Gözyaşı herkesin okumasını ve her sayfasında durup düşünerek ilerlemesini isteyeceğim bir kitap.


(Eren Diakotra) #292

Hatimin hatimini indirdim çok gururluyum :smiley: