Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Kadir) #2882

Serinin ilk iki kitabını okudum, üçüncü kitabına ise elim bir türlü gitmedi ama serideki Zaknafein ile Drizzt arasındaki ilişki çok hoşuma gitmişti.


(∆) #2883

Siz yazdıktan sonra kontrol ettim kitapların baskısı bulunuyor eğer kitapyurdundan bakıyorsanız orası alfa yayınlarının kitaplarını satmıyor artık.


(mert) #2884

Bilmiyordum bunu teşekkürler. Sebebi nedir acaba?


(Hiçliğin bekçisi…) #2885

Hö?.. :flushed:


(Buyici) #2886

Kurutma olacak o. Düzelttim şimdi. :sweat_smile::thinking:


(Hiçliğin bekçisi…) #2887

Ayrıca Menzoberranzan da olmayacak mıydı?

Düzenleme: Neyse efendim, denetmen iş başında. :eyes:


(Pelin ) #2888

Carlo Collodi/Pinokyo

Pinokyo bir çocuk masalı olmanın ötesinde -sonsözde de belirtildiği gibi- dönemin Floransa’sındaki zengin beyleri, adalet sistemini eleştiren bir eser. Collodi’nin tanımıyla çocuklar için değil, “çocukça bir yazı”. Ama yaklaşık yüz elli yıldır hâlâ çocukları cezbetmekte, onlara masal olarak okunmakta. Kitabı zamanının ötesinde eleştirmek doğru olmasa da, bir önceki cümlede belirttiğim sebepten ötürü birkaç şey söylemek istiyorum.

Kitabın ana fikri (Bu cümle aynen geçiyor): “Kendilerinden daha çok şey bilenlerin sözlerini dinlemeyen çocukların başına her zaman kötü bir şey gelmiştir.” Pinokyo babasının, öğretmeninin ve annesi olarak kabul ettiği İyi Peri’nin sözünden her çıktığında başına gerçekten kötü şeyler geliyor; ama öyle böyle değil: Asılıyor, satılıyor, kızartılma tehlikesiyle karşılaşıyor, dövülüyor, canavarlar tarafından yutuluyor… Bütün bunlar çocukları adeta iyi olmak için teşvik değil, tehdit ediyor. Korku ve felaket her an, Pinokyo okulu tek bir sefer asmak gibi çok masum bir şey yaptığında dahi kuklanın ve okurun ensesinde kendini hissettiriyor.

Nasıl olabilirdi? Mesela Pinokyo okulu ilk kez astığında değil de, birkaç kez bunu yapıp alışkanlık haline getirdiğinde başına kötü şeyler gelebilirdi. Sonuçta hepimiz az da olsa okul asmışızdır, hiçbirimiz kötü çocuklar değiliz :woman_shrugging: Gerçi Pinokyo da defalarca okulu asıyor, ama her asışında kendini bir felaket zincirinin ortasında buluyor.

Bundan daha da önemlisi, kitap çocuklara anne-babalarının ve öğretmenlerinin asla yanılmayacağını ve onların sözünden çıkmamaları gerektiğini öğretiyor. Bu basit kural bebeklik ve okul öncesi çağda işe yarayabilir, sonuçta çocuklar ne kadar küçükse güvenmeye ve kandırılmaya o kadar müsait oluyor. Ama altı-yedi yaşlarından itibaren, yani hem hafızaları hem de kişilikleri oturmaya başlarken hâlâ büyüklerinin yanılmayacağını sanmalarının doğru olmadığını düşünüyorum. Böyle yetişen bir çocuk ileride hem bu insanların hatalarını fark ettiğinde çok büyük hayal kırıklığına uğrar ve güvenini yitirir, hem de bu durum karakterine yerleşirse yetişkinlik çağında dahi anne-babasının sözünden çıkamayan, yarım bir birey olur. Herkes hata yapar. Bence çocuklara küçüklükten itibaren herkesi ve her şeyi sorgulamak öğretilmeli. Fakat dediğim gibi, belli bir yaştan sonra. Üç yaşında bir çocuğun annesine güvenmeyip yabancı birine güvenmeyi tercih etmesinin bir mantığı yok.

Peki o zaman çocuklar yalnızca altı yaşlarına kadar mı bu masalı okumalı? Ama o kadar küçük bir çocuğun, annesinin sözünden ilk çıkışında asılıp ölüme terk edileceğini düşünmesi doğru mu? Bence değil, özellikle Ömer Seyfettin’le büyümüş neslin bir ferdi olarak bu tarz şiddet içerikli yazıların çocuklara hiçbir faydası olmayacağını düşünüyorum.

Velhasıl günümüzde Pinokyo’yu yetişkinler okumalı gibi geliyor bana :woman_shrugging:


(∆) #2889

Çalışma tarzımız uymuyor diye açıklama yapmıştı Alfa diye hatırlıyorum.


(Kadir) #2890

image

İbn Fadlan Seyahatnamesi bitti. Seyahatname türünde okuduğum ilk kitap oldu.

İbn Fadlan müslüman olan İtil Bulgar Devleti’ne Halife Muktedir tarafından gönderilen Abbasi elçilik heyetinde yer alıyor ve seyahatinin sadece gidiş kısmında gördüklerini anlatıyor, dönüş kısmından ise bahsetmiyor. Eser Araplar gözünden Türkleri anlatıldığı için daha ırkçı bir yaklaşım bekliyordum ama beklediğim kadar ırkçılık yoktu. Yine de Türkler’e karşı bir tepeden bakma yok değil. Kitapta bahsedilen konuların bir kısmını daha önce duymuş olsamda ilk defa bu kitapta okuduğum da çok fazla şey vardı. Kitapta bazı mübalağalara yer verilsede kitabı genel olarak başarılı buldum.

Kitapta sevmediğim konu ise İbn Fadlan’dan sonra yaşamış bazı seyyahların da eserlerinden Türkler ile ilgili kısımlarına yer verilmiş, ben bu eklemeleri çok gereksiz buldum.


#2891

İbn Fadlan zamanında Türkler (elbette batıda olanları) müslüman olmaya başladıkları için, Araplar’ın Türkler hakkındaki görüşlerinde yumuşama görülür. Ama daha önceki dönemlerde Araplar’ın Türkler’e karşı nefretleri belirgindir…


(Kadir) #2892

Türkler ile Araplar arasındaki ilişki üç dönemde incelenir: Mücadele, Hizmet ve Hakimiyet. Mücadele dönemi Hz. Osman’dan başlayıp Emevilerin sonuna kadar sürer, bu dönemde aralıklarla aralarında savaşalar yapıldı. Abbasilerin yönetimi ele geçirmesiyle ve Talas Savaşı’ndan itibaren Türkler yavaş yavaş Abbasilerin hizmetine girmeye başladılar. İlk başta daha mütevazı olarak özel muhafız birliklerinde yer alan Türkler, Halife Memun zamanında ordunun bel kemiği haline geldiler. Memun’dan sonra ise hem askeri hem de idari kadroların büyük kısmı Türklerin eline geçti ve istedikleri kişiyi halife yapabilecek kadar güçlendiler. Halifeler düştükleri hatanın farkına geç vardılar ve ömürlerini Türklerin nüfuzunu kırmaya adadılar, sonunda başardılar ama bu nüfuz mücadelesi sonunda hem Abbasiler hem de Türkler zayıf duruma düştüler. Halife Muktedir döneminde ise Türkler siyasi güçlerini kaybetmişlerdi ama Türklerin askeri güçleri hala vardı. Yani demem o ki, İbn Fadlan’ın eserini kaleme aldığı dönemde Araplar arasındaki Türk düşmanlığı yumuşama dönemine girmek yerine, Emeviler Dönemi’ndekinden bile daha fazla olması gerekiyor.


(Hazal Çamur) #2893

Tüm Sistemler Çöktü

Keyifle okudum, ama özgün bulmadım. Kısa olması büyük avantajıydı açıkçası. Ana kurgu oldukça bilindik ve basit (tamamen kendi adıma) olmasına karşın asosyal, dizi bağımlısı bir katil robot fikrini kesinlikle takdir ediyorum.

Sanıyorum ana kurgudaki basitlik ileriki kitaplarda derinleşecek. Devam kitaplarının arka kapaklarını okuyunca öyle bir izlenim edindim. Devamını getirebilirim.

Çeviri konusunda “hub” kelimesinin yer yer çevrilmeden bırakılmış olması dışında hiçbir sıkıntım yok. Çeviri ve editörlük gayet güzeldi. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Tertemiz bir eserdi.


(Duygu Korkmaz) #2894

En son Dr. Bruce Perry’nin travma yaşamış çocuklarla yaptığı çalışmaları aktardığı Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk kitabını okudum ve çok etkilendim. Sanırım bundan sonra sokakta gördüğüm çocukların yüzüne daha dikkatli bakacağım.


(Ezgi ) #2895

Yaşamak - Yu Hua

Memlekete gittiğimde yanıma aldığım kitaplardan biriydi. Güzel olmasını bekliyordum ama beklediğimden daha fazlası çıktı. Hele bir gün içinde 200 sayfa okumak uzun zamandır yapabildiğim bir şey değildi, bu kitabı okurken kendi benliğimi unuttum resmen, ben Fugui’ydim ve yaşamak bitene kadar ben ben değildim. En sevdiğim serilerde bile kitabı ara sıra elimden bırakabilen biriyim yazımdaki o akıcılık, tasvir içine çekildim. Neyse ki okurken ağlamadım :smile:

Acı Mevsim - Tami Hoag

Polisiyeye dönüş kitabım. Aradığım tadı buldum diyebilirim. Sade bir yazım, iyi yazılmış diyaloglar -biraz hollywood filmi gibi ama kitap zaten günümüz Amerikasında geçiyor o yüzden garipsemedim- ve okuduğum kadarıyla gayet karmaşık bir kurgu. Yazarın kadın olması sebebiyle feminizm taşıyan bir kitap. Ama sözde feminizm değil, kadınlar gerçekten zeki ve güçlü, mantıksız kararlar almıyorlar. Başkararakterler Sam Kovac ve Nikki Liska’ya ayrı ayrı bayıldım. Diğer karakterler de çok yönlü ve iyi oluşturulmuş Ve psikoloji: polis psikolojisi ve suçlu psikolojisine değiniliyor. Psikoloji önemli bir olgu olarak gösteriliyor bu yüzden bile kitabı sevebilirim.


#2896

Ben de Tami Hoag’ın Acı Mevsim ve Soğuk Kalp kitaplarını aldım, şu an Soğuk Kalp’i okuyorum, bitince sıra Acı Mevsim’e gelecek. Tarzını sevdim Hoag’ın…


(fatih çetin) #2897

Yakın ( Octavia E. Butler) kitabını okudum.

Kitaba başlayalı aslında 1 aydan fazla süre oldu. Uzun sürede bitirmemin nedeni sıkıcı vs. bir roman oluşundan değil, vaktimin olmamasından kaynaklandı. Kitap ile izlenimim gayet güzel. Yazarı çok beğendim. Son çıkan İthaki eserlerindeki çeviri konusunda bazı eksiklikleri var ama çok kötü değildi. Yine son çıkan İthaki eserlerindeki kitap dağılma sorunu yoktu. Sapasağlam çıktı elimden.

Kitabın bilimkurgu kategorisine girmesi sadece zaman yolculuğu olarak kabul edilebilir. Başka bir aksiyon olmadı ama yazarın yaşamından izler taşıması gerçekçi kılıyor. O kölelik ortamını hissedebiliyorsunuz. Gergin bir şekilde okudum romanı. Bitiş kısmı çok ters köşe oldu bana. Bir başka yazarın son sözü ise kitabı daha anlamlı kılıyor. Okunmasını önerdiğim güzel bir eser. Puanım 9/10.


(Ezgi ) #2898

Ben de sonra Soğuk Kalp’i alacağım. Yorumunu merak ediyorum yine de. İlk başta Acı Mevsim’i sonra almayı düşünüyordum ama galiba fiyat yüzünden fikrimi değiştirmiştim. :sweat_smile:
Tarzı çok güzel ya Tami Hoag’ın geç kalmışız. Kitaplarının bazıları yeni basımı yok ama


#2899

Tami Hoag atmosfer yaratmayı iyi biliyor. Sanki polisiye gerilim filmi izliyormuş hissine kapılıyorsunuz. Dili de gayet akıcı. Kitabın yarısındayım, hikayeyi nasıl bitirecek henüz bilmiyorum ve çok merak ediyorum. Bilirsiniz bazı polisiyeler gayet iyi ilerler ama yazar sonunu bağlayamaz. Umarım hayal kırıklığı olmaz.
Bu arada, evet eski kitaplarını bulamıyorum ben de. Umarım Koridor hepsini basar :slight_smile:


#2900

@Agape duy bunları :joy:


(Hiçliğin bekçisi…) #2901


Narnia - Büyücünün Yeğeni ve Aslan, Cadı, Dolap - C.S.Lewis

Kapaktan başlamak istiyorum. Hiç güzel değiller. Bulanık, bir acayip nedense dandik duruyor. Korsan olmadığını bilmesem korsan derdim. Sevemedim. Neyse sayfalara gelelim… Sayfalar neredeyse şeffaf. Az sert davransanız yırtılıp gidecek gibi. Bunu da sevmedim. Sanırım ilk kez bir kitap yorumuna bu cümlelerle başladım. :confused:

Yazarın önerdiği okuma sırasına göre gidiyorum. Bu yüzden ilk olarak Büyücünün Yeğeni ile başladım. Aslında güzeldi ama çok da etkileyeci bulmadım. Okunuşu gayet akıcıydı. Günlerdir onlarca kitabı elime aldım ve birkaç sayfa bile zor ilerledim derken Narnia’ya bakayım dedim. Bir oturuşta ilk kitap bitmiş. Zaten az sayfası var. Anlatım tarzı olarak anlatıcı tercih edilmiş. Yani yazar anlatan kişi. Sürekli araya girip hatırlatmalar, fikirler belirtiyor. Bu açıdan masal kitabına benziyor. Sanırım beni bu yönüyle yakaladı. Genel kurgu olarak hoş. Beni en çok uyuz eden Tanrı ve Allah arasındaki karmaşa oldu. Böyle bir kitapta ister istemez daha da fazla dikkatini çekiyor insanın.

İlk kitap için konuşacak olursam eğer Narnia’nın yaratılışından bahsediyor. Aslan bir şarkı mırıldanıyor ve yerden ağaçlar bitiyor, nehirler gürlüyor, hayvanlar oluşuyor filan. Bilinen bir Tanrı-Evren yaratım süreci. Sonra bir de Adem-Havva-Elma üçlemesi var kitapta. Bu açıdan bu konuda titiz olanların çocuklarına okumak isteyeceği türden bir kitap mı düşünmeleri gerekebilir. Büyücünün yeğeni rolündeki karaktere pek ısınamadım. Nedense yerine oturmayan bazı şeyler vardı. Hareketleri anlaşılabilir ama konuşma tarzı bir çocuğa göre fazla sert ve olgun geldi.

İkinci kitaba filmden aşinayız zaten. Ufak tefek değişiklikler vardı sanki ama benim hafızamın bir balıkla yarıştığı düşünülürse olmayabilir de. :sweat_smile: Nitekim bu kitapta da beni çok tatmin eden şeyler bulamadım. Kapak ve kağıt kalitesi yine aynıydı. Bence kötü. Daha çok sevdiğim seriler var genç-çocuk kategorisinde. Narnia’yı okuyup bitireceğim ama bir daha okumam sanırım. Oturmamış bazı şeyler var gibi geldi. Pek de elektiriğimiz tutmadı galiba. Sadece akıcı ve sıkmayan bir okunuşa sahip. İlk kitap ikinciye göre nispeten daha ilgi çekiciydi. Ortalama bir eser şu an bana göre. Daha önce de okusam yine aynı şeyleri düşünürdüm. Nedense yavan geldi.

Tek cilt düşünenler için de çeviri konusunda bir kez daha düşünmelerini öneririm. Kitabın yarısında Tanrı, yarısında Allah denilmiş. Çevirmenle editör sanırım bu noktada ayrılık yaşamışlar. (Belki de son okuyucuydu. Bilemiyorum…)Ufak tefek yazım hataları da vardı. Diğer açıdan Aslan da bir Tanrı. Yazar kendi inanışına göre şekillendirmiş her şeyi. Noel Baba olsun, yaratım süreci olsun her şeyiyle Hristiyanlığa uygundu. Eğer çok takıntılıysanız bence önce siz okuyun sonra çocuklara okutun. Bana kalırsa çocuklar o yaşlarda buna pek takılmayabilir ama Tanrı-Allah ikilemi biraz kafa karıştırabilir.

Üçüncü kitaba başladım. Sanki hikaye olarak bana daha hoş göründü. Bilemiyorum belki de girişi hoşuma gittiğinden böyle düşünüyorum. İlla bir puan vermem gerekirse 7/10 veririm. 6.5 bile olabilir. Bana göre ortalama bir eserdi her ikisi de.

Son olarak üstü kapalı da olsa çocuklara alkol verilmesini doğru bulmadım. Biraz akıllı olan bir çocuk bunu anlayacaktır ve çocuklar merak eder böyle şeyleri. Hiç olmasa daha iyi olurmuş bence. Çocuklara acı bir sey verdi ve çocuklar şöyle böyle gibi anlamsız cümleler kurdular ve içleri ısındı sonra hemen uykuya daldılar gibisinden bir kısım var. Gereksiz bir ayrıntı olmuş bence çünkü çocuklar zaten çok yorgundu. Hemencecik uykuya dalabilirlerdi.