Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


#3052


(Hazal Çamur) #3053

Fazla kafeinden uykusuz geçen bir pazartesi sabahlamasının meyvesi:

Gecegezen Kızlar - Tomris Uyar

90 sayfalık bir öykü kitabıydı. Kahvenin bünyeme olan etkisine yine yenik düştüm ve akşamüzeri içtiğim kahve ile haftanın ilk gününe hiç uyumadan vardım.

Ne yapacaktım uykusuz? Kitaba başlayıp aynı gece bitirecektim elbette :slight_smile:

Gecegezen Kızlar, Tomris Uyar’ın masal kahramanlarını dünyevi sorunlar, dünyevi karakterler ve hayatlar biçtiği öykü kitabı. Girişte 1.5 sayfalık bir anlatıda esin kaynağını ve sırasıyla kitapta geçen öykülerin hangi masaldan esinlenildiği belirtilmiş. Bu da oldukça hoşuma gitti. Ama kitaba beklediğim kadar aşık olmadım maalesef.

Masallardan esinlenerek kaleme alınmış bu eserde gönlüm daha masalsı tınılardan yanaydı. Evet, her öykünün ilgili masala nereden ve nasıl bağlanacağını merak edip dikkatle okudum. Bu da kitabın bir güzelliğiydi. Define avı gibiydi. Ama tamamına baktığımda edindiğim izlenimi tam karşılamadı. Dedim ya, daha masalsı bir tını arzuluyordum.

Kitaba adını veren Gecegezen Kızlar bu dediklerimden tamamen ayrıdır. Onu bağrıma bastım. Sonrasında Sue Ellen ile Recep’in Kaçınılmaz Karşılaşması’nın mizahi tonu oldukça güzeldi. Kitabın açılışındaki Sonuncu Belki ise görmeyi umduğum masalsılıkla dirsek temasında değildi, ama Hansel ile Gretel’e bağlanışı çok hoşuma gitti.

Sonuç olarak, öykü kitaplarında sık yaşadığım bir durumu yaşadım. Bazılarını çok sevdim, bir kısmına ısınamadım. Her ne olursa olsun, edebiyatımızdan böyle bir eseri okumuş olmaktan mutluyum.


#3054

Un Lun Dun - China Mieville okuyorum. Okumaya çalışıyorum desem daha doğru olur aslında. 200. sayfayı geçtim ama roman bana ‘‘keşke okumasaydım’’ dedirtecek gibime geliyor.


#3055

Tam almayı düşünüyordum. Neden beğenmediniz?


#3056

Olay kurgusu okuduğum kadarıyla çok zayıf. Absürdlüklerle dolu bir dünyası var ve bir yerden sonra her şey size olabilir gibi geliyor. Yani olayın tam sıkıştığı noktada ‘‘dev bir iguana geldi ve kahramanlarımızı yalayarak kurtardı’’ diye bir cümle okusam hiç şaşırmadan kitaba devam ederim. Her şeyin olabilir olması heyecan duygusunu tamamen öldürüyor. Dünyanın ilginçliğine de alışıyorsunuz. Sonuç olarak absürdlükleri absürdlük olarak algılayamadığımız, yere basamayan -basmaya da çalışmayan- bir metin ortaya çıkıyor. Bana aşırı anlamsız geldi her şey.


#3057

Balzac’tan yine hoş bir roman okudum. Kitap; sessizlik ve durgunluk içinde, zenginlik ve bir o kadar da bencilik arasında yaşayan genç bir kadının bir anda hayatına giren soylu aşktı anlatıyor. Yazar, bunu anlatırken kent - taşra ayrımından, saf duygular ve çıkarların yönettiği bencil insanlar ekseninden yararlanıyor. Elbette kaçırdığım başka düşünceler olabilir.

Asil aşkın yerini para aşkının yer alışını tedirginlikle tanık oldum. Dünyanın toz pembe bir oyun parkı olmadığının herkes farkındadır fakat bütün bu pislikten haberi olmayan bir insanının üzerinden bunlara şahit olmak, insanı etkileyebiliyor. Bazen de kendime “Tıpkı şövalye romanlarında olduğu gibi insanlar birbirlerine bu denli bağlanıyorlar mıydı bir zamanlar?” diye sormama sebep oldu. Sonuçta tüketim çılgınlığının ve değişip durmadan ilerlemenin, eskinin bir iki sene içinde antikalaştığı bir dönemde yaşıyoruz.

Bazı insanları yorduğu kadar, betimlemeci anlatımı beni yormuyor Balzac’ın. Evet, mekan betimlemeleri yirmi sayfaya çıkabiliyor lakin ben çevreden ziyade o çevredeki karakterlere bir tık daha odaklandığımdan ötürü, sanki bir film ya da dizi metni okurmuşçasına keyif alarak okuyorum. Betimleme konusuna değinmişken, en çok acının ve aşkın yapıldığı betimlemeleri yazarın hoşuma gidiyor. Tam yerinde ve zamanında hissiyatı uyandırıyor bende, bir anlık nefes alıp “Acaba ne düşünüyor, ne yapıyor, nasıl görünüyor?” diye karakterlere sorduğum soruların cevabını alıyorum.

Bitmesin istedim ama yapacak bir şey yok. Kütüphanemde Vadideki Zambak bekliyor.


(Kadir) #3058

Balzac hiç okumadım, tavsiye verebilir misiniz? Fransız İhtilali veya Napolyon arka planlı olursa tavsiyeniz daha iyi olur.


#3059

Çok sıkı bir okur olmasam da sanırım istediğiniz kitap Vadideki Zambak olabilir. Fransız İhtilali sonrası anlatılıyormuş, dediğim gibi henüz okumadım.Napolyonla pek ilgisi olmasa da Goriot Baba’yı önerebilirim, o meşhur Rastignac bu kitabın kahramanı, onun dışında Paris’in yüksek sosyetesinin ve sosyal yaşamının kirli çamaşırlarını ortaya seriyor.

Tabii, gerek olay örgüsü, gerek karakter sayısı olarak Eugenie Grandet hafif bir giriş kitabı olabilir. Benden daha bilgili arkadaşlar vardır elbette.


(Kadir) #3060

Yine de teşekkürler. Vadideki Zambak ile başlarım heralde.


(Sadece Emre ) #3061

Zaman Makinesi’ni okuyacaksanız önsözü atlamanızı ve kitabın sonuna bırakmanızı tavsiye ederim. Kitabın kendisi size büyük ölçüde bir merak katacak ve önsözünde yoğun bir analiz var. Önsözü okuyarak bu merakı ve bu merakı sayesinde edineceğiniz bilgi-birikim bağlamını baltalamamak için sona bırakmanızı tavsiye ederim. Önsözü de kitap kadar mükemmel hazırlanmış ve boşlukta kalan okuyucu boşluktan çekip alarak, karanlıkta yakılan bir kibrit gibi aydınlığa ulaştırıyor. Patrick Parrinder (önsözü yazan) bu konuda iyi iş çıkarmış.

Kitabı okumaya motive eden şey: beni aslında —utanç verici bir şekilde- Dark dizisinde görmemdi bu da beni büyük meraka; incelemeye ve fikir edinmeye sürüklemişti. Açıkcası iyi ki de sürüklemiş. Bilimkurgu Klasikleri’nden henüz çok az kitap okuyabildim fakat her okuduğumda iyi ki okumuşum diyerek kaderime teşekkür ediyorum. On üzerinden on.


#3062

Pazartesi Cumartesiden Başlar - Arkadi ve Boris Strugatski

Bilim kurgu ve fantastik öğelerle dolu bir kitap, hatta kitabın fantastik yanı daha baskın diyebilirim. Daha önce kardeşlerden Kıyamete Bir Milyar Yıl kitabını okumuş ve okuması anlaması zor bir kitap olsa da çok sevmiştim. Ama bu kitabı sevemedim.

Başlarda her şey güzel başladı, konusu çok güzel keyifli bir okuma bekliyor diyordum. Sonra işler karıştı, konuya bir türlü dahil olamadım, kitap beni çok zorladı. Tabi bu benimle, okuma zevklerimle ilgili de olabilir. Fantastik öğelerin bolca bulunduğu, büyü ve mizahla dolu kitapları sevenler denemeli.

Kitabın kendine has çok farklı bir tarzı var. Privalov’un arabaya aldığı iki otostopçunun ona iş teklif etmesiyle başlıyor her şey. (Buradan sonrasını spoiler yemek istemeyenlere tavsiye etmiyorum, eğer kitabı okuyacaksanız önsözünü de okumayın. Bundan sonra yazdıklarım önsözde de anlatılıyor.) Sonra konuşan hayvanlar, aynalar, rüyaları yorumlayabilen divan, harcadıkça geri gelen madeni para, dilekleri gerçekleştiren turna balığı, ağaçtaki denizkızı, hikayelerin sadece başını hatırlayan kedi, sihirli motosiklet ve daha bir sürü fantastik unsur sizleri bekliyor.


#3063

Son 11 günde okuduklarım.


Yazarın 7 kitabını da okudum. Ari çokona’ nın çevirileri gayet iyi ama Azra Erhat’ ın Elektra çevirisi için aynı şsyi söyleyemeyeceğim. Aynı çevirmemnin ilyada ve odyssiea çevirdiğini görmem biraz üzdü. Kitaplar konularını mitolojiden alıyor. İçerik hakkında daha fazla bilgi vermeyeyim. İlyada ve odyseia yı okumadan benim gibi okumayın. Çokça atıf var. Birde Ari Çokona sonnotlar yerine dipnot kullansaymış daha iyiymiş. Okurken 5 satırda bir sonnota gitmek hoş olmuyor.

Arada eğlencelik bir kitap olsun diye okudum.

Shakespeare’ r bu kitaplarla başladım. Abartılıyor sanıyordum ama edebi olarak fena değiller. Çevirileri de gayet iyi.

Bu da son kitap. Yazarın yazdığı tarihi öğrendiğimde şaşırmıştım. Hayal gücü gayet iyiymiş. Filmi izlemeden önce okusaymışım daha iyi olurmuş.


(ilhan) #3064

Oliver Bowden - Assasins’s Creed - Sırlar
Sanırım serinin 4.kitabı. Ben Gizli Seferden başladım. Güzel bir kitaptı ama oyununu hiç oynamamış olsanız bile bir oyun senaryosu içinde olduğunuzu çok hissettiriyordu. Gizli Sefer’de ise bu his hiç yok. Çok güzel bir anlatım. Daha 1/4 ünü ancak okusamda çok beğendim kitabı.


(Mehmet Turan) #3065

Ah o kitabın 2. Kısmı olmasa…

Ben de çok hızlı başlayıp 2. Kısımda süründükten sonra son kısmı beğenerek bitirdim.

Özellikle sonundaki çözülen ana olayı beğendim…


#3066

Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok Anlatıyor

1910 yılından başlayıp Atatürk’ün ölümüne kadar yanında ve yakınında bulunan Salih Bozok’un, yaşananları ve içinde bulunulan durumu anlattığı çok güzel bir kitap olmuş.

Kitap her olayı anlatmıyor yani öyle bir tarih kitabı falan değil, ama anlattığı kısımlar gerçekten çok düzgün güzel bir şekilde anlatılmış. Atatürk’ün ilk tarih sahnesine çıkışı, çektiği sıkıntılar, Annesi Zübeyde hanım ve Latife hanımla olan mektuplaşmaları, yakın arkadaşlarıyla olan sohbetleri, ölüm sürecini, öldükten sonra Salih Bozok’un içine düştüğü durumu çok iyi anlatmış, keyif alarak okudum. Sürekli duyduğunuz, okuduğunuz bu döneme ait bazı olayları farklı bir gözle ve daha önce hiç duymadığınız farklı anektodlarla okumak isterseniz tavsiye ederim.

İçerik hakkında fikir sahibi olmak isteyenler için görsel ekliyorum.


#3067

Dracula bitince, kitaplıkta okuyacak kitabım kalmamıştı ama ben öyle sanıyormuşum. Biraz kurcalayınca 4 sene önce aldığım Trendeki Kız’ı buldum, 20 sayfa bile okumadan yerine geri koydum. Bu kitap nasıl haftalarca bir numara olarak kalmış anlam veremedim açıkçası. (Tavsiye etmem) Yine kitaplıkta daha önce okumadığım bi yazar buldum Tess Gerritsen… Polisiye olduğunu görünce tamamdır deyip okumaya başladım. Kitabın adı Cerrah idi,
Klasik bir polisiye kitabı gibi cinayet mahallinde başlıyor her şey. Katilimiz sadece kadınlara saldırıyor ve sapıkça bir güdü ile maktülün rahmini alıp gidiyor. İşleri çözmek zor çünkü 2 yıl önce aynı şekilde 5 cinayet daha işlenmiş ve katil son girdiği evde öldürülmüştür… Kitabı aynı gün bitirdim rahat ve sürükleyiciydi. Sonunu da tahmin edemediğimden beğendim.

Yine aynı yazarın Buz Gibi Soğuk kitabını da okudum fakat kitabın daha yarısında kafamda kurguladığım son doğru çıktı. Okunabilir fakat ortalama bir polisiyeden fazlası değildi benim için…

Ekleme: Yazarın tıp mezunu olması sebebiyle insan anatomisine olan hakimiyeti kitapların cinayet üzerine yapılan betimlemelerini daha da iğrençleştiriyor.


(Harun Pekdemir) #3068

Son Eşik’i okumaya başladım fakat kitabı okurken sanki başka bir yazarın kitabını okuyormuşum gibi hissediyorum. Salvatore her zaman akıcı yazan, kolay okunan bir yazar olmuştur benim gözümde. Serinin önceki kitaplarını defalarca okumuş biri olarak kitabın çevirisini (şimdilik) pek başarılı bulamadım. Bu kadar yıl bekledikten sonra müşkülpesentlik yapmaya niyetim yok lakin aklıma takıldı. İlk defa İthaki baskısı bir Salvatore okuyorum. Eski baskılarını da okuyanlardan diğer kitaplarda böyle hisseden oldu mu acaba?


R.A.Salvatore Drizzt Efsanesi Serisi (İthaki Yayınları)
(Kadir) #3069

image

Neil Gaiman’ın Yokyer kitabını okudum. Neil Gaiman benim bir türlü sevip sevmediğime karar veremediğim bir yazar, yazarın bir kitabını beğenip öbür kitabını beğenmeyebiliyorum. Elimde okunmamış 2 kitabı olmasına rağmen kitaplarını satışa koymuştum ama Good Omens dizisinden sonra yazara bir şans daha vermeye karar vermiştim. Bu yüzden Yokyer’i okumaya karar verdim ve okudum.

Yokyer araştırdığım kadarıyla yazarın yazdığı ilk romanmış. Yazar daha önce çizgi roman yazarlığı yaptığı için bu kitap biraz çizgi roman ile normal roman arasındaki geçiş dönemi veya bir çeşit ara form olduğu hissini verdi bana. Konusu çok iyi olmasına rağmen kitaptaki yazım tarzı yazarın kendi yazım standartının altında kaldığını düşünüyorum. Tüm bunlara rağmen kitabı genel olarak beğendim ama kitap benim için bir başyapıt değil.

Kitabı bitirdikten sonra bu kitabın bir serinin başlangıcı olduğunu hissetmiştim ve Goodreads’te kontrol edince yazarın bu evrenle ilgili iki tane ara kitap çıkardığını ve bu sene serinin 2. kitabının çıkacağını öğrenince hiç şaşırmadım.

Elimde okunmamış Amerikan Tanrıları ve Sandman 1 var, bu kitapları da okuduktan sonra Neil Gaiman kitaplarını satıştan kaldırıp kaldırmamaya kesin karar vereceğim.


(Buyici) #3070

Drizzt Efsanesi- Göç

Her hafta birer kitabını okuduğum Drizzt efsanesinin ilk üçlemesinide böylece bitirdim. Her kitabı ayri sevdim. Bu kitap için karanlikaltinin kasvetinden çıkmak gayet tadında oldu. Her kitap için eklenen yan karakterler ve hikaye çizgisi çok doyurucu. Hiçbir sayfasında sıkıldığımı hatırlamıyorum. Drizzt ile seviniyor, onun ile üzülüyoruz. Karanlıktan çıkıp kendini aydınlığa kabul ettirmeye çalışması gerçekten heyecan verici. Karakter ve ırk bolluğu, mekan tasvirleri Drizztin çelişkileri, kara panterimiz ve daha nice dostluklar. Aksiyonun ve şiddetin bolluğu, bir o kadar da duygusallık… Bu seride her okuyucuya birşeyler var. Kimsenin okuyupta " Aaa ne b#k bir seri" diyeceğini sanmıyorum. Bu kitap içinde puanim 9/10. Sanırım Drizzt efsanesi serisinin büyük bir fanı olacağım.
Zaman çarkı ilk 3 ciltinden sonra, 4.cilti bulana kadar ki bir aylık süreçte Drizzt üçlemesini bitirdim ve nihayetinde Zaman çarkı 4.cilte kavuştum. Bugün itibari ile Zaman çarkına geri dönüyorum. Elimde 4,5 ve 6.cilt var. Kurban bayramına kadar en az 2 cilti bitirmek istiyorum. Zaman çarkı içinde 3 5 birşey söylemek isterim. Başlarda çok kıyaslama yaparak ve çok şikayet ederek okudum. 3.cilt ile kitap beni kendine bağladı. Özellikle 4.cilti bulmak isterken ki geçen 1 ay beni o dünyaya hasret bıraktı. Kendimi küçükken Harry Potter okurken ki 2 kitap arasında beklediğim zamanlar gibi hissettim. O zamanlar da yeni bir Hp kitabı ile Hogwartsa girişim ve o dünyaya gitme isteğim çok fazlaydı. Her seferinde aynı heyecanı yaşardım. Şimdide Zç de aynı heyecanı yaşıyorum. Bir an önce bu seriyi bitirmek ve taze taze hazmetmek istiyorum. Bana iyi okumalar. :sweat_smile:


(42. Mehmet) #3071

Gözün aydın :grin: nereden temin ettin. :wink: