Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Tansel Diplikaya) #3192

Aynı anda 28 (Yirmisekiz) kitap mı okuyorsun :scream:


#3193

Yok, Mahşer’i okuduğum 1 aylık süreçte toplamda 28 kitap okudum demek istedim :slight_smile:


(Erdal) #3194

Londra’nın sular altında kaldığı bir çevre felaketi. Evsiz insanlar, kaos, açlık, sefalet. Anlatıcımız isimsiz bir kadın. Kocası R. be yeni doğan oğlu Z. ile birlikte. Olay akışı içinde isimsiz ya da harflerle simgelenmiş başka karakterler. İnsanlar kaostan uzak güvenli bir yer bulma amacıyla seyahatler ediyor. Kadının kocası bir süre sonra ruhsal bunalımıyla tükeniyor ve alıp başını gidiyor. Anne herşeye göğüs gerip çocuğunu yaşatıyor ve umudunu hiç yitirmiyor. Hayatta tutuyor.

Anlatımı biraz farklı bir kitap. Bütünlüğü olan bir kurgudan ziyade bazen günlük gibi, yer yer kopuk cümleler ve paragraflardan oluşmuş. Nihayetinde güzel bir kitaptı. Ben sevdim.


(Hiçliğin bekçisi…) #3195

Gulyabani - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Kitabın düzeltisi filan gayet güzeldi. Bazı alt bilgiler olmasaymış olurmuş ama aşina olmayanlar için gerekli olabilir. Benim için biraz fazla geldi.

Kitabın başlangıcı hemen beni yakalamadı fakat perili, cinli eve geçtikten sonrası çok keyifliydi. :smiley: Yani aslında ürkütücü olması gerekirdi ama tekerlemeler filan öyle komik ve tumturaklıydı ki insan eğlenmeden edemiyor. Yani en azından benim için öyleydi. Evin hanımının hali ruhiyesi beni benden aldı. Keyif alarak birkaç saatte okudum. Şıp diye bitiverdi. Sonunu zaten tahmin etmemek imkansız.

Özellikle kitabın başındaki okur mektubu çok hoşuma gitti. Orada Hüseyin Rahmi beni kazandı. Okuruna kitabın başında yanıt vermesi çok güzeldi. O zamanlardaki bu mektuplaşmayı bir kez daha özledim. Şimdilerde aklımıza ne gelirse bir çırpıda yazıyoruz ama elimize bir kalem alıp mektup yazacak olsak muhtemelen kırk kere düşünürüz. Bu hissi kaybetmiş olduğumuzu ve sistemin bizi tükettiğini düşündürdü. Şimdilerde hafif ünlenen bir yazara bir şey yazdığınızda geri dönüp dönmeyeceği bile meçhul… Dönse yazacakları da çok düz şeyler olacakmış gibi bir hava var. Tabii aynı şey biz okurlar için de geçerli.

Bana güzel bir yolculuk yaptırdı bu kitap. Herkese hitap eder mi bilmiyorum ama bana hitap etti. :slight_smile:


(Başar Baştaş) #3196

Asi Gezegen Tyrran - Isaac Asimov
Uzayda geçen bilim kurgu edebiyatından ilk okuduğum tüm bilim kurgu türleri dahil edilirse okuduğum üçüncü kitap. Fantastiği daha sevdiğimden dolayı hep ertelemiştim bilim kurgu okumayı ama geç olsun güç olmasın değil mi ? (Sadece 16 yaşında olduğum göz önüne alınırsa aslında geç de sayılmaz.) Neyse kitap hakkındaki eleştirim ise şu: Güzel çerezlik bir kitap bilim kurgu unsurları aşırı hoşuma gitti (Uzayda yolculuk yapma sistemleri, gezegen tespit etme teknikleri vs.) kitabın bence tek bir sorunu var o da 240 sayfa olması o yüzden olaylar hep olgunlaşmadan gerçekleşiyor. Ekşi Sözlükte sonuna dair saçma, kötü olduğunu söyleyenler vardı katılmıyorum bence gayet de iyi bir sona sahip. Çeviride dönemine göre gayet iyi ama Yabancı özel adların yazılışları sürekli değişik şekillerde yazılmış. Ayrıca Tyrranlıların hükümdarlarının unvanı Hakan eğer bir çevirmen tercihi değilse hoş bir ayrıntı -ki değil gibi duruyor diğer unvanlara dokunulmamış-.

Notum: 7.5/10

Kara Prizma - Brent Weeks
Değişik bir fantastik kitap, şiirsel bir üslûp aramıyorsanız gayet tavsiye edilecek sonlara doğru daha açılan ortalama/ortalama üstü bir fantastik kitap. Büyü biçimi oldukça ilgi çekici, ana karakterlerin çoğu ilgi çekici değil ama kötü yazılmış da değiller. İlerleyen kitapların daha iyi olacağını düşünüyorum çünkü serinin oldukça potansiyeli var.

Notum: 6.5/10


(Harun Pekdemir) #3197

Kitabın tam metnini okumamış olabilirsiniz. Ben de hem sizin okuduğunuz hem de Altın Kitaplar - Sonsuzun Tohumları var ve kalınlık olarak ciddi fark var aralarında. Uzun zaman ara ile okudum ama Tyrann büyük bir ihtimalle kısaltılmış bir metne sahip.
Ayrıca İthaki yeni çeviri ile bastı kitabı.
Galaktik İmparatorluk Serisi 1 - Toz Gibi Yıldızlar


(Başar Baştaş) #3198

İthakinin baskısında kitap 272 sayfa benimkindeyse 240 sayfa, punto farkı da vardır. Eksik metin olduğunu sanmıyorum.


(Harun Pekdemir) #3199

Yarın akşam eve gidince kıyaslar size net yanıt veririm.


(Hiçliğin bekçisi…) #3200

0000000352571-1

Düşkaçıran - Cemil Kavukçu

İmla ve noktalama konusunda bir sorun göremedim. Bu açıdan gayet normaldi.

İçerik kısmı pek hoşuma gitmedi. Öncelikle yazarın durumları ve karakterleri anlatma becerisini beğendim. İç sesler ve düşünceler gayet güzel anlatılıyor. Hoşuma gitti ama kitap bir bütün olmadığı gibi yarım da değil. Bu hoşuma gitmedi. İlk öyküyü okuduktan sonra bir durum anlatısı sandım. İkinci öyküde durum değil de kişiler arasındaki bağ anlatılıyor sandım. Sonra zaman sıçraması oldu. Bir anda çok ileri gittik derken hop gerisin geri döndü. Her şey kopuk kopuk kesitlerden ibaretti. Sonunda güzel bağlayacak diye düşündüm ama hem karakterler hem de olaylar değişti. Durum betimlemelerine geçti yine ve ansızın bitti. Yarımlık hissi oldukça ağır basıyor bu sebeple.

Bazı noktalardaki tekinsizlik detayları hoşuma gitti. Hayal mi, gerçek mi, rüya mı? Bu üçünü iç içe sokarak bir belirsizlik yaratmış yazar. Buralar güzeldi. Tercih okuyucuya bırakılmış. Ya üç seçeneği seçecek ya da adam şizofren filan diyeceksiniz. Tercih sizlerin…

Daha önce yazarı hiç bilmiyordum. İnternette epey övgü gördüm okuduktan sonra ama ben genel olarak beğenemedim. Sanırım bana hitap etmedi. Fazla dağınık buldum. Anlatım tarzı da sürekli değişiyordu. Bu hoşuma gitmedi. Sadece karakter analizleri ve durum anlatısı, iç dünya sesleri olarak başarılıydı.


#3201

Basılmış kitaba denetmenlik yapmak. :thinking: Bu rıhtım çok yordu seni @Agape :grin:


(Hiçliğin bekçisi…) #3202

Her kitapta buna dikkat ederim. Türkçe bile olsa yampirik yumpirik olmamalı. Hatta özellikle Türkçe eserlerin neredeyse kusursuz olmasını beklerim. Zaten çeviri eserlerdeki tercihler insanların kafasını tarhana çorbasına çeviriyor bir de kendi dilimizde verilen eserlerin hatalı olması çok gereksiz. Dilimizin birçok kısmını okuma yaparak öğreniyoruz. Adam gidip oraya sürekli “Dışarda, içerde, gidicem, gelicem, okucam, okuyum…” filan yazarsa vay halimize. Beynimiz bunları böyle görmeye alıştıkça doğrusunu kabullenmekte zorlanır. Her kitap için belirtmem bu sebepten. Öyle kitaplar var ki noktalama işaretleri süs olarak kullanılıyor. Yazarın ne anlattığı bile belli olmuyor. Vurgu yok, bir şey yok, anlatma kabiliyeti yok ama kitabı var.


#3203

Bir daha denemek istersen bu kitabı tavsiye ederim, ben sevmiştim.

https://m.kitapyurdu.com/index.php?route=products/productdetail&product_id=433416


(Hiçliğin bekçisi…) #3204

Teşekkür ederim ama bana hitap etmiyor. Ben bu tür edebiyattan hoşlanmıyorum. :slight_smile: Yazardan bağımsız bir durum bu yanlış anlaşılmasın. Bu tarz beni bunaltıyor kim olursa olsun.


(Kadir) #3205

image

Sabahattin Ali’nin Yeni Dünya adlı öykü kitabını bitirdim. Kitaptaki öykülerin hepsini beğenmesemde bazı öyküler çok acıklı bazı öyküler de komik olduğu için kitabı genel olarak beğendim. Kitaba ismini veren Yeni Dünya hikayesinin beklediğimden çok farklı olması dışımda kitapta bir olumsuzluk göremedim. Kitabın eleştirel yönü Sırça Köşk’ten biraz daha geride kalsada yinede eleştirimiktarı kabul edebileceğim bir seviyedeydi.


(A. Kemal Aydın) #3206

select

Orhan Pamuk’un okumadığım son iki romanından birisi Kar. Öncelikle söyleyebilirim ki Pamuk, diliyle bizi Kars’ın içinde dolaştırmasını, çayhanelerde bizzat Ka yerine çay içmemizi, birtakım cemaat şeyhleriyle oturup konuşmamızı sağlamış. Türkiye’deki askeri düzenlerin, halkın umursamazlığının, gençlerin kitle psikolojilerinin ve savrulmanın anlatımını güzel yapmış fakat ben, bazı karakterleri biraz bayağı buldum. (Kadife ve Necip gibi.)

Tamamını okuyunca daha iyi bir şeyler yazabilirim. Herkese öneriyorum.


#3207

Epic Fantasy’nin babalarından David Gemmell’i de denemiş oldum. Kitap aynı zamanda Military Fantasy türünde, bir kaleyi savunmak için tekrar göreve çağrılan yaşlı efsane Druss’u ve yolları bu savaşta kesişen başka karakterleri konu alıyor. Onurlu savaşçılar ve maskülinite dolu bir kitap. Öyle inanılmaz bir kurgusu olmasa da akıcı ve keyifliydi.

11 kitaplık bir seri ve farklı zamanlarda geçen tekli, ikili ve üçlü hikayelerden oluşuyor. Büyük seriler arasına serpiştirerek okunulabilir. Artesim yayınları sadece bu ilk kitabını çevirmiş.


(Hiçliğin bekçisi…) #3208

Diskdünya -Mort / Terry Pratchett

Bir Diskdünya kitabı da geride kaldı. Ne iyi geldi anlatamam. İnsanın kafasını uçuran cinstendi. :sweat_smile: Öncelikle -daha önce söyledim mi bilmiyorum ama- Niran Hanım’ı gerçekten tebrik etmek gerek. Aralardaki o terimler o kadar hoş seçilmiş ki… İnsan denk geldikçe hayran oluyor.

Mort, Ölüm serisinin ilk kitabıymış. Köşeden bize göz kırpan Rincewind’e rastlamak ve onun şaşkınlıklarını okumak keyif vericiydi. Ölüm’ün kafa karışıklıkları ve Mort’un karakteri gerçekten eğlenceliydi. Karakterleri tanıdıkça Diskdünya daha da keyif vermeye başlıyor. İyi ki Terry Pratchett diye birisi varmış ve Diskdünya’yı yazmış. En darlandığım anlarda imdadıma koşan böyle koca bir seri olduğu için çok şanslıyım/z.

Bu dünyadaki her karakteri ayrı ayrı seviyorum. İyisiyle kötüsüyle… Neyse efendim, bir Diskdünya imrendirmesinin de sonuna geldik. Tekrar görüşmek üzere… Kumlarınız daim olsun. :buyucu:


#3209

Postacı - David Brin

resim

Teknolojinin çok gelişmesiyle birlikte kullanılan elektromanyetik silahlar ve hidrojen bombası sonucu uygarlıkların sona erdiği bir dünya var karşınızda. Konusu itibariyle son zamanlarda okuduğum Kumsalda (her iki kitabı da çok beğendim, ikisinde de üstün olan farklı yanlar vardı, kıyaslama olarak anlaşılmasın) kitabına benziyor fakat anlatılanlar oldukça farklı, ikisi de savaşın yıkıcılığından bahsederken Postacı yıkımdan sonrasını yeni düzenin kurulmaya çalışılmasını çok iyi anlatmış.

Kıyamet sonrası dünyasında, dağ başında çaresizliğin en uçlarında yaşayan kahramanımız Gordon ile maceraya başlıyoruz. Gordon tamamen tesadüfler ve başlarda biraz da kendi çıkarları için söylediği bir yalan sonucu, kendini büyük bir sorumluluk altında postacı olarak bulur. Dünya hükümet ve profesyonel orduların olmadığı, kasabalarda birbirinden habersiz yaşayan insanlardan oluşmaktadır ve bu insanların umuda ihtiyacı vardır…

Kitap beklentimin aksine oldukça akıcı ve hareketli ilerledi. Kolay anlaşılabilir ve okunabilir bir kitaptı. Hikaye de beklemediğim kadar sürprizlerle doluydu. En sevdiğim kısımlar Gordon’un iç hesaplaşmalarını okuduğumuz yerlerdi. Kahramanımızın içindeki korku ile cesaretin çekişmesi, erdemli olmanın çok güzel işlendiğini düşünüyorum. Savaş sonrası düzen, çaresizlik, insanların içine düştüğü durumun duygusu çok iyi yansıtılmıştı. Alıntıyla noktalıyorum.

‘’… on yıldan fazladır ilk kez, çalışan bir elektrik ışığı görmüş ve yörenin ileri gelenleri onu karşılamaya geldiklerinde hemen izinlerini istemek zorunda kalmıştı. Kendini toparlayıncaya dek bir tuvalete sığınmıştı. Titreşen birkaç ampul karşısında alenen gözyaşlarına boğulmak…’’


(A. Kemal Aydın) #3210

Romanı bitirmiş bulunuyorum. Okunmasını tekrardan önermekle birlikte Orhan Pamuk, keşke daha fazla virgül kullansaydın diyorum. Kars, sokaklar, insanlar epey güzel anlatılmış fakat üstte belirttiğim gibi bazı karakterlere ısınamadım. Aşağıda daha detaylı yazdım fakat spoiler belirtiyor.

Öncelikle Kadife, İpek ve Lacivert karakterlerinden hiç hoşlanmadım. Lacivert gibi siyasal İslamcı, Müslüman olmayan herkesi düşman olarak gören birisinin iyi gösterilmesinden de olabilir bu. İpek ve Kadife’nin kalkıp bu adama aşık olmasından da hiç hoşlanmadım. Anakarakter Ka’ya epey üzüldüm.
Ka gibi bir ateist (ateist demek tam doğru değil zira Ka, epey kararsız) birisinin gidip şeyhe ağlamasını da saçma buldum.
Ka’nın neden öldürüldüğü tam olarak anlatılsaydı daha iyi olabilirdi.


(Hiçliğin bekçisi…) #3211

Güzel ve Esrarengiz - Kenan Hulisi Koray

Yazım yanlışı oldukça fazlaydı. Bu beni rahatsız etti fakat yeni bir yayınevi olduğu için şimdilik gözardı ediyorum.

Ben genel olarak pek beğenemedim. Beğenmeye zorladım kendimi ama olmadı. İçinde irili ufaklı öyküler var. Birkaç tanesi iyiydi gerisi çok düz geldi. İnce olduğu için çabuk bitti. Eski dil terimlerin olması hoşuma gitti ama dipnotlar biraz eksik kalmıştı. Ayrıca dipnotların bazısının ekleriyle birlikte yazılması durumu vardı.

Kısa öykülere gelince karanlık tarafları vardı fakat bana çok yüzeysel geldi bazıları. Daha tekinsiz olsaydılar daha çok hoşuma giderdi. Fazla da söyleyecek bir şey yok aslında okurken çok fazla keyif almadım.