Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz

Asimov okuma rehberinde yanlış hatırlamıyorsam Robot Serisi baştaydı. Ben yine de serileri okumaya Vakıf ile başladım. Hata mı ettim bilmiyorum. Bunu geriye kalan Robot Serisi ve İmparatorluk Serisini bitirdikten sonra öğrenirim artık. Siz de Robot Serisinden başlayın bakalım. :slight_smile:

İlk üçlemeyi Robot’tan önce okumanız yanlış değil. Aksine doğru bir karar direkt Robot Serisi’nden başlasaydınız seriyi sevmeme ihtimaliniz çok yüksekti. Şimdi üçlemeden sonra Robot Serisi’ne başlayınca acaba aralarında nasıl bir bağlantı var deyip merakla okuyacaksınız seriyi.

2 Likes

Yarın okumaya başlayacağım serinin ilk kitabını. Bakalım dediğiniz gibi mi olacak. :slight_smile:

1 Like


Babalar ve Oğullar bitti. Böylece Turgenyev’in ilk defa bir kitabını okumuş oldum.

Kitap okuduğum en akıcı Rus Klasikler’inden birisiydi. Kitapta kuşak çatışması çok başarılı bir şekilde aktarılmış. Rus romanlarından az da olsa aşina olduğumuz Nihilizm’e bolca yer vererek beni bu konuda aydınlattı aynı zamanda.

Karakterlere gelecek olursam Bazarov dışında etkileyici bir karakter yoktu kitapta, belki kısmen Pavel Petroviç’i de sayabiliriz ama karakterler genel olarak bir Rus romanına göre daha düşük kalitedeydi.

Kurgunun akışına gelecek olursam olayların çoğu tahmin edilmesi güç bir şekilde ilerledi, kitabın sonunda da okuyucuyu şaşırtmak için farklı bir son yazmasaydı kurguyu beğenebilirdim ama bu haliyle yetersiz buldum.

Kitabın sonu biraz farklı olsaydı kitap yine de en sevdiğim kitaplar arasına girebilirdi ama maalesef en sevdiklerim arasına giremesede saygı duyduğum kitaplardan birisi oldu.

6 Likes

Ahmet Ümit en sevdiğim yazar 9-10 tane kitabını okumuşumdur ve hiç beğenmediğim olmadı. Kendisiyle kısa bir sohbet edip imza da almıştım. Bence Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri ve herkes bir kitabını da olsa okumalı.

2 Likes

Yakın zamanda bitirdiklerim:

Gitmeliydin - Daniel Kehlmann

Uzun hikaye. 72 sayfa.

Alman Edebiyatı’nı seviyorum, en çok da o doğrudanlığını.

Gitmeliydin, kısacık yapısına rağmen The Shining’i oldukça andıran bir uzun öyküydü. Senaryosunu yazabilmek ve “yoksa ikinci film için başkasını buluruz” imalarındaki prodüktörünü susturmak için AirBNB’den bir dağ evi kiralayan kahramanımız, buraya eşi ve 4 yaşındaki kızıyla taşınır.

Kasabaya sadece araçla ulaşım sağlanabilmekte ve yakın başka hiç kimse bulunmamaktadır. Bir yanda çiftin sorunlu evliliği, diğer yanda 4 yaşındaki çocuğun yarattığı yük ve sorumluluklar… Başkarakterimiz senarist baba bu ortamda senaryosuna hiçbir şekilde odaklanamamakta, ama kitap sık sık yazılan senaryoya dair karakterin aklına gelen sahnelerle kesilmekte. Neden mi? Çünkü başkarakter çevresindeki her şeyi ama her şeyi defterine not ediyor. Senaryoyu yazamadığı için yaşadıklarını not ediyor.

Gelelim işin daha da The Shining olduğu kısma: Evin kendisi tekin değil. Kiraladıkları evin bir “öncesi” var. Kendi mitine sahip bir ev bu ve senaristin yazma cehenneminde okuru umulmadık anda geren bazı şeyler yapabiliyor.

Gitmeliydin, araya sık sık giren senaryonun ve stres yüklü başkarakterinin sık sık bölünen düşünceleri ile yarım bırakmış cümleleri nedeniyle okuması zor bir kitap. The Shining’e benzemesi ise itici gelmedi.

Beğendiğim, yazarını takdir ettiğim bir eser oldu. Evet, kurgu aman aman özgün değil, fakat anlatı ve gerektiğinde gerilimi, gerektiğinde karakterin kendi iç sıkıntısını veriş şekli oldukça başarılı.

Son olarak, eserin sonunda yapılan seçim de adeta evin psikanalizi olmuş.

Bilinmeyen Sular - Mevsim Yenice

Tekme Tokatlı Şehir Rehberi adlı ilk eseriyle tanıştığım yazarın ikinci kitabı. Epeydir kendisinden yeni bir şeyler okumayı bekliyordum.

Everest’ten Can Yayınları’na geçmiş yazarımız, kendisi adına oldukça mutlu oldum. Ancak yarattığı karakterler itibariyle Tekme Tokatlı Şehir Rehberi’ni daha çok benimsemiştim. Oradaki karakterlerin kusurlu yapılarının ardındaki özgünlükleri epey hoşuma gitmişti.
Bilinmeyen Sular’da ise bir hayli bilinen karakterlerin modern çağdaki tökezlemelerini okuyoruz.

Eser gayet başarılı. İster bir günde bitirin, isterseniz öykülerin tadına vara vara okuyun. Benim bu kıyası yapmamdaki tek nedenim şahsi zevkim. Diyorum ya, ilk eserindeki karakterler bana daha çok hitap ediyordu :slight_smile:

Yazarın ileriki eserlerini de aynı merakla bekleyeceğim.

Şu anda okuduğum:

Su Kürü - Sophie Mackintosh

Man Booker finalisti distopya. Üstelik Can Yayınları’ndan Begüm Kovulmaz’ın çevirisiyle çıktı.

Kitap ilk olarak çevirmeni ile dikkatimi çekti bu arada :slight_smile:

Anlatısı oldukça farklı. Yazarı genç. Konu ilginç. Kızların yetiştiriliş yöntemi yer yer iğrenç.

Erkeklerden izole biçimde bir adada büyütülen ve erkekler karşısında dezavantajlı konumda bulunan fiziksel özelliklerine karşı akla hayale gelmez şekillerde eğitim gören üç kız kardeşin hikayesini okuyoruz. Bunları yapan ve kararı alan ise anne babalarından başkası değil.

Kitapta üç kız kardeşten ikisi dönüşümlü olarak anlatıya katılıyor. Her bölümün başında anlatıcının adı yazıyor. Bir de üç kız kardeşin birlikte anlatımı mevcut.

Sonra ne oluyor? Kaza sonucu adaya 3 erkek düşüyor.

Şimdilik güzel gidiyor. Kitabı öven de var yerden yere vuran da. Şu ana dek seven taraftayım.

14 Likes

Yky’nin bastığı “Genç Olmak, 80 Yazar 80 Öykü” adlı öykü derlemesini okuyan var mı? Yazarlara baktığımda çok ilgimi çekti ama YKY’nin sitesinde kitap 13-14 yaş aralığı için tavsiye edilmiş.

image

Kreutzer Sonat bitti. Kitap çok akıcıydı ve Tolstoy’un bugüne kadar en rahat okuduğum kitabı olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim. Tolstoy’un kadın-erkek arasındaki ilişki ve aile kavramına olan bakış açısını anlamamız bakımından kıymetli bir eser olduğunu düşünüyorum. İnsan Ne ile Yaşar ile birlikte Tolstoy’a başlamak için ideal kitaplardan birisi aynı zamanda. Çevirisi de çok iyiydi, okurken hiç zorlanmadım.

6 Likes

THE WISE MEN’S FEAR(KINGKILLER CHRONICLES 2)

İlk kitabın “para ara > Denna’yı ara > para ara” döngüsünden çıkıp yol maceraları havasına bürünmesine çok sevindim. Üniversitedeki Elodin ve Auri ile diyalogları, Severen’deki saray entrikaları ve Ademre eğitimi en zevkli kısımlardı. Felurian kısımları ve Ademrelerin insan üremesinden bihaber olması gibi detaylar beni kitabın atmosferinden çıkardı.

Üçüncü kitabı çıkarsa alıp okurum ama o güne kadar da durup durup “KKC acaba nasıl bitecek” diye düşünmem veya teoriler üretmem. Acaba Rothfuss’un kendisi biliyor mu hikayenin nasıl biteceğini? Biliyorsa niye ilerlemiyor, bilmiyorsa bu iki kitaptaki detaylar üzerine düşünüp geleceği tahmin etmeye çalışmak ne kadar anlamlı?

Benim için hikaye bir yemek gibi, piştiğini izlemek güzel, pişerken ki kokusu güzel ama sonunda oturup yiyemeyeceksem ne anladım o işten.Tamamlanmış veya düzenli çıkan o kadar güzel seri varken 10 senedir ilerlemeyen bir hikayenin benim gözümde hak ettiği bu kadar.

10 Likes

Krizalitler - John Wyndham

Kitap mutasyon ya da resesif genlerin bir araya gelmesi sonucu oluşan kusurları bulunan insanların mutant, sapkın, anormal, şeytanın yolundan giden olarak adlandırıldığı ve çeşitli cezalara çarptırıldığı hatta öldürüldüğü bir hikayeyi anlatıyor. Sadece insanlar değil bitkilerde de aynı durum söz konusu, arı döle sahip olmayan mahsül yakılarak yok ediliyor.

İnsanların yanlış inanç ve düşüncelere saplanınca ne kadar canavarlaşabileceği, gerçeklere karşı nasıl bu kadar kör olabileceğini çok güzel bir şekilde anlatılmış. David isimli karakterin gözünden okuyoruz kitabı, David’in yaşadığı topluluk en ufak bir farklılığı kabul etmeyen Waknuk köyünde yaşıyor. Tabi değişik yerleşim yerleri ve burada yaşayan insanlarda var. Kitap çok akıcı ilerliyor sadece düşünceler değil aksiyonu da olan bir macera okuyoruz. Ama tam olaylar olgunlaşmış keyifle okumaya başlarken bitti gibi geldi bana. Sanki devamı olabilirmiş gibi hissettim.

Özellikle ilk başlardaki saplantılı düşünceleri okurken aklıma Atatürk’ün şu sözü geldi.

Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümlerin geldiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur.

Mustafa Kemal Atatürk

25 Likes

IMG_20190711_190419
İki arkadaşı okudum. Gerçekten belli bir yaş sınırının okuması gereken (+13 gibi) şiddet, ölüm ve vahşet içermekte. Toplam 211 masal bulunmakta. Ancak bazı masallar tekrar etmekte sadece başlık değişmektedir. Bunun sebebide büyük ihtimalle bu masalların halk ağzından dinlenerek derlenmesidir. Neyse masalları güzeldi ve akıcılık anlaminda ufak tefek yazım hataları dışında bir sıkıntı yoktu. ( Pinhan yayıncılık’ dan almıştım.Ve kitap ciltli gerçekten cok güzel) iyi okumalar

11 Likes

Burası gerçekten ilgi çekici ve iştah açıcı.

Peki çok fazla tekrar eden masal var mı ve bu masallar neredeyse birebir mi yoksa farklı versiyonları mı ?

Birebir aynı olanlarda var, farklı versiyonu olanda ama o kadar çok değil. Ayrıca bu masallar ardı sıra geldiğinden okuyucu sıkmıyor.

1 Like

Teşekkürler cevap için :grinning: listeme ekledim fakat liste o kadar çok kabarık ki sıra ne zaman bunlara gelir, bilmiyorum.

2 Likes

Acaba Grimm Masalları’nın YKY baskısını okumuş olan var mı? İçerik olarak arada fark var mı -sansür vs gibi? Ona göre almayı planlıyorum da.

Biraz klansman dışı olacak; Joseph von Hammer - Osmanlı Tarihi

Kitap, Osmanlı tarihi için ciddi bir kaynak olarak kabul ediliyor. Hammer, dönemin oryantalist görüşlerinden sıyrılmayı ve tarafsız bir inceleme yapmayı başarmış. Şu sıralar ilk cildini okuyorum. Osmanlı’nın kuruluş hikâyesini anlatıyor ve bunu bir roman akıcılığında yapıyor.

4 Likes

Kitap: Kralkatili Güncesi: 1. Gün - Rüzgarın Adı
Özgün Ad: The Kingkiller Chronicle: Day One - The Name of the Wind
Yazar: Patrick Rothfuss
Yayın: İthaki
Baskı: 2018 Aralık, 10. basım
Çeviri: Cihan Karamancı
Sayfa: 736
Özgün Basım: 2007 Mart, ABD

Kitabı geçenlerde bitirdim. İlk izlenimlerimi şurada yazmıştım. İlk başlardaki yüksek beğenim sayfalar ilerledikçe bir miktar azaldı. Çünkü kitabın ortalarında tempo düşmeye başlıyor. Özellikle son bölümlerde, Kvothe ile Denna’nın ejderus’la olan çekişmelerinde sıkıldım. Kitabın sonu biraz havada bitiyor ama bunu bin küsür sayfalık devamını göz önüne alarak önemsememek gerek. Bütün bu yazdıklarımdan kitabı beğenmediğimi sanmayın, tam tersine beğendim; yalnızca -kendime göre- eksik gördüğüm yanlarını belirtmek istedim.

Bilen biliyor ama yine de konusuna -sürprizbozan katmamaya çaba göstererek- biraz değineyim… Öykümüz Newarre kasabasında Yoltaşı adlı bir han işletmekte olan Kote’yi tanımamızla başlıyor. Kote, esas oğlanımız Kvote’nin bu kasabada kullandığı ad. En yakın yoldaşı da, aynı zamanda öğrencisi olan, Bast adında biri. Kasabaya asıl adı Devan Lochees olan ama kitap boyunca “Tarihçi” olarak anılan biri geliyor ve Kvothe’nin ağzından onun öyküsünü yazmaya başlıyor; böylece serüveni okumaya başlıyoruz.

Tarihçi, Kovothe’nin anlattıklarını yazdıkça kahramanımızın çocuk yaşlardayken bir kumpanyada (gezgin sanatçılar topluluğu ki böyle kişilere Edema Ruh deniyor) yaşadıklarını, Tarbean kentinde tek başına çektiği güçlükleri, bir Gizemci olmak için Üniversite’ye girişini, Üniversite’de yaşadığı olayları, İmre kentindeki Eolian adlı tavernada sahneye çıkıp lavtasıyla müzik yapışını öğreniyoruz vs…

Bir de gözüme şu hata çarptı: Kvothe, Trebon kasabasına giderken İmre kentinde bir “kısrak” satın alıyor. Ama kısrağa “oğlum” diye hitab ediyor. Kısrakların dişi olduğunu bilmeyen yazar mı, çevirmen mi, yoksa düzeltiyi yapan mı? Patrick Rothfuss’un böyle bir hataya düşeceğine pek ihtimal vermiyorum. Ama hem çevirmenin, hem de düzeltiyi yapanın gözünden kaçması düşündürücü…

Kitabı okurken yer yer fantastik bir zamanda değil de ortaçağda, bazen de daha ileriki zamanlarda geçermiş gibi izlenimlere kapıldığım anlar oldu. Belki de Rothfuss’un yapmak istediği de budur. Zaten kitabın başındaki harita da Avrupa’ya epey benziyor.

Sonuç olarak “Rüzgarın Adı” beğendiğim, kitaplığımda kalıcı yer edinmeye hak kazanan bir kitap oldu… Devamı olan "Bilge Adamın Korkusu"nu ise ileride okumayı düşünüyorum…

11 Likes

Mule(katır) diye hatırlıyorum ben orijinalinde.

Edit: Khershaen atını diyorsun sanırım, kitapta erkek o. Neden kısrak yazmışlar ben de anlamadım.

2 Likes

O zaman çevirmene neden “kısrak” olarak çevirdin diye sormak gerek… Ayrıca kitapta anlatılan koşuşu, katır gibi değil, at gibi…

Khershaen atını diyorsun sanırım, kitapta erkek o. Neden kısrak yazmışlar ben de anlamadım.

1 Like