Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Wifhty Zet) #3232

WITCHER 3 ELFLERİN KANI #1

Baya vakit oldu okuyalı ama bahsetmek istedim şimdi.

Öncelikle kitap orjinal witcher efsanesinin ilk kitabi ama pegasus once ilk 2 hikaye kitabını bastığı için Türkçe’de 3. kitap olarak geçmiş.

Kitap kendi içinde bir sonuca varmıyor, bitmiyor devamı geleceği belli çünkü her şey havada kalıyor. Anlatılanlar fırtına öncesi sessizlik gibi hiçbir şey gerçekleşmiyor ama tabii sonrası yani devam kitapları için gereksiz bir kitap olduğunu söylemiyorum.

Önümüzdeki hafta 4. kitabı okuyacağım inşallah ondan da bahsetmek isterim ama diğer 3 kitabı nasıl okurum bilmiyorum çok pahalılar.


(ilhan) #3233

Kesinlikle değiştirecek. Bu güne kadar okuduğum (açık ara farkla) en güzel kitap Bilge Adamın Korkusu. Ayrıca sizin yerinizde olmayı çok isterdim. Kitap hakkında tüm bildiklerimi unutup yeniden başlamak harika olurdu. :grin:


#3234

Kumandanı Öldürmek - Haruki Murakami

Haruki Murakami son derece beğendiğim ve kitaplarını büyük keyifle okuduğum bir yazar. Öyleki 1Q84 en beğendiğim romandır diyebilirim ama Murakami “Kumandanı Öldürmek” ile bambaşka bir şey yapmış. Murakami’yi diğer yazarlardan ayıran en büyük özelliği bir hikaye anlatmıyor sanat yapıyor olması bence ve bu kitap onun sanatının zirvesi olmuş diyebilirim. Murakami edebiyatı yeniden yeniden tanımlıyor ve bunun canlı şahidi olma şansı yakaladığım için çok heyecanlıyım!

Goodreads puanım 5/5

Çocukluğun Sonu - Arthur C. Clarke

Tek kelimeyle mükemmel. Arthur C. Clarke ile bu kitapla tanıştım ve aşık oldum diyebilirim. Şimdiye kadar neden okumamışım diye hayıflanmakla birlikte yazarın hayal gücüne hayran olmamak elde değil. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.

Goodreads puanım 5/5


(Muhammet Topcu) #3235

Değiştirmeyebilir de. Ben ilk kitabı daha çok sevmiştim şahsen ^^


(Hazal Çamur) #3236

Pegasus doğru sırayla bastı aslında. Önce o iki hikaye kitabı basılmalıydı ki Blood of Elves bir mana kazansın. Mesela Sword of Destiny’i basmayan Gollanz İngiliz hayranlarının okuma zevkine feci bir ket vurmuştu.

Pegasus bu hatayı yapar diye çok korkmuştuk. Yapmadı, mutlu etti :slight_smile:

Serinin devamında olaylar, olaylar. Öte yandan daha uyguna almak için n11’de yayınevinin kendi satıcısından (direkt pegasusyayinlari diye geçiyor) bakabilirsiniz. Ama bütçenizi bilmiyorum tabii.

Umarım en yakın sürede karşınıza büyük bir indirim fırsatı çıkar :slight_smile:


#3237

Ahmet Ümit Kavim kitabını az önce bitirdim. Yine bir Başkomiser Nevzat macerasıydı.Başlığa sadece kitabın sonunda olan kaynakçaları paylaşmak için yazıyorum. Bir kurgu kitabında göremeyeceğimiz şekilde Ahmet Ümit kitabının sonunda kurguyu oluştururken faydalandığı kitapları kaynakça olarak belirtmiş.

Polisiye ve gizem kurgularını sevenlere Başkomiser Nevzat’ı ve Ahmet Ümit’in kitaplarını okumasını tavsiye ederim.


#3238

Ahmet Ümit…Yüz akımız. Ben de şu an Kar Kokusu’nu okuyorum. Bence politik polisiye diyebileceğim bir tür.


#3239

Evet Kar Kokusu politik polisiye. Olaylar, karakterler vb değil ama çevre ve detaylar Ahmet Ümit’in kendi deneyimleri. Sovyetler dağılmadan giden son dönem öğrencilerden birisi Ahmet Ümit,


(Ahmet Boyraz) #3240

ikinci-vakif

Verdiğim kısa bir aradan sonra serinin üçüncü kitabını da bitirmiş oldum.

İkinci kitapta Katır ve onun tüm galaksiyi fethetme çabalarını soluksuz okuduktan sonra üçüncü kitapta da Katır’ın İkinci Vakıf’ı arayışını ve daha nice sürprizlerle dolu gelişen olayları pür dikkat bir halde okudum diyebilirim. Özellikle son 100 sayfası nefes kesiciydi. Kitabın finali ise beni beynimden vurdu açıkçası.

Harika bir son, mükemmel bir anlatıcılık…

Sırada 4. kitap var diyemiyorum. Neden mi? Çünkü, forumdaki bazı arkadaşların önerisiyle robot serisine başlamayı düşünüyorum. Güneşin Tanrıları kitabını henüz bulamadım. Umarım en kısa sürede bulur seriyi bitiririm.


(Wifhty Zet) #3241

Okumak için çok sabırsızlandığım bir seri ama önce robot serisini bitir dediler, sonbaharda okul kütüphanesinden robotu okumayı planlıyorum.


(Ahmet Boyraz) #3242

Asimov okuma rehberinde yanlış hatırlamıyorsam Robot Serisi baştaydı. Ben yine de serileri okumaya Vakıf ile başladım. Hata mı ettim bilmiyorum. Bunu geriye kalan Robot Serisi ve İmparatorluk Serisini bitirdikten sonra öğrenirim artık. Siz de Robot Serisinden başlayın bakalım. :slight_smile:


(Kadir) #3243

İlk üçlemeyi Robot’tan önce okumanız yanlış değil. Aksine doğru bir karar direkt Robot Serisi’nden başlasaydınız seriyi sevmeme ihtimaliniz çok yüksekti. Şimdi üçlemeden sonra Robot Serisi’ne başlayınca acaba aralarında nasıl bir bağlantı var deyip merakla okuyacaksınız seriyi.


(Ahmet Boyraz) #3244

Yarın okumaya başlayacağım serinin ilk kitabını. Bakalım dediğiniz gibi mi olacak. :slight_smile:


(Kadir) #3245


Babalar ve Oğullar bitti. Böylece Turgenyev’in ilk defa bir kitabını okumuş oldum.

Kitap okuduğum en akıcı Rus Klasikler’inden birisiydi. Kitapta kuşak çatışması çok başarılı bir şekilde aktarılmış. Rus romanlarından az da olsa aşina olduğumuz Nihilizm’e bolca yer vererek beni bu konuda aydınlattı aynı zamanda.

Karakterlere gelecek olursam Bazarov dışında etkileyici bir karakter yoktu kitapta, belki kısmen Pavel Petroviç’i de sayabiliriz ama karakterler genel olarak bir Rus romanına göre daha düşük kalitedeydi.

Kurgunun akışına gelecek olursam olayların çoğu tahmin edilmesi güç bir şekilde ilerledi, kitabın sonunda da okuyucuyu şaşırtmak için farklı bir son yazmasaydı kurguyu beğenebilirdim ama bu haliyle yetersiz buldum.

Kitabın sonu biraz farklı olsaydı kitap yine de en sevdiğim kitaplar arasına girebilirdi ama maalesef en sevdiklerim arasına giremesede saygı duyduğum kitaplardan birisi oldu.


(Lanfear ) #3246

Ahmet Ümit en sevdiğim yazar 9-10 tane kitabını okumuşumdur ve hiç beğenmediğim olmadı. Kendisiyle kısa bir sohbet edip imza da almıştım. Bence Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri ve herkes bir kitabını da olsa okumalı.


(Hazal Çamur) #3247

Yakın zamanda bitirdiklerim:

Gitmeliydin - Daniel Kehlmann

Uzun hikaye. 72 sayfa.

Alman Edebiyatı’nı seviyorum, en çok da o doğrudanlığını.

Gitmeliydin, kısacık yapısına rağmen The Shining’i oldukça andıran bir uzun öyküydü. Senaryosunu yazabilmek ve “yoksa ikinci film için başkasını buluruz” imalarındaki prodüktörünü susturmak için AirBNB’den bir dağ evi kiralayan kahramanımız, buraya eşi ve 4 yaşındaki kızıyla taşınır.

Kasabaya sadece araçla ulaşım sağlanabilmekte ve yakın başka hiç kimse bulunmamaktadır. Bir yanda çiftin sorunlu evliliği, diğer yanda 4 yaşındaki çocuğun yarattığı yük ve sorumluluklar… Başkarakterimiz senarist baba bu ortamda senaryosuna hiçbir şekilde odaklanamamakta, ama kitap sık sık yazılan senaryoya dair karakterin aklına gelen sahnelerle kesilmekte. Neden mi? Çünkü başkarakter çevresindeki her şeyi ama her şeyi defterine not ediyor. Senaryoyu yazamadığı için yaşadıklarını not ediyor.

Gelelim işin daha da The Shining olduğu kısma: Evin kendisi tekin değil. Kiraladıkları evin bir “öncesi” var. Kendi mitine sahip bir ev bu ve senaristin yazma cehenneminde okuru umulmadık anda geren bazı şeyler yapabiliyor.

Gitmeliydin, araya sık sık giren senaryonun ve stres yüklü başkarakterinin sık sık bölünen düşünceleri ile yarım bırakmış cümleleri nedeniyle okuması zor bir kitap. The Shining’e benzemesi ise itici gelmedi.

Beğendiğim, yazarını takdir ettiğim bir eser oldu. Evet, kurgu aman aman özgün değil, fakat anlatı ve gerektiğinde gerilimi, gerektiğinde karakterin kendi iç sıkıntısını veriş şekli oldukça başarılı.

Son olarak, eserin sonunda yapılan seçim de adeta evin psikanalizi olmuş.

Bilinmeyen Sular - Mevsim Yenice

Tekme Tokatlı Şehir Rehberi adlı ilk eseriyle tanıştığım yazarın ikinci kitabı. Epeydir kendisinden yeni bir şeyler okumayı bekliyordum.

Everest’ten Can Yayınları’na geçmiş yazarımız, kendisi adına oldukça mutlu oldum. Ancak yarattığı karakterler itibariyle Tekme Tokatlı Şehir Rehberi’ni daha çok benimsemiştim. Oradaki karakterlerin kusurlu yapılarının ardındaki özgünlükleri epey hoşuma gitmişti.
Bilinmeyen Sular’da ise bir hayli bilinen karakterlerin modern çağdaki tökezlemelerini okuyoruz.

Eser gayet başarılı. İster bir günde bitirin, isterseniz öykülerin tadına vara vara okuyun. Benim bu kıyası yapmamdaki tek nedenim şahsi zevkim. Diyorum ya, ilk eserindeki karakterler bana daha çok hitap ediyordu :slight_smile:

Yazarın ileriki eserlerini de aynı merakla bekleyeceğim.

Şu anda okuduğum:

Su Kürü - Sophie Mackintosh

Man Booker finalisti distopya. Üstelik Can Yayınları’ndan Begüm Kovulmaz’ın çevirisiyle çıktı.

Kitap ilk olarak çevirmeni ile dikkatimi çekti bu arada :slight_smile:

Anlatısı oldukça farklı. Yazarı genç. Konu ilginç. Kızların yetiştiriliş yöntemi yer yer iğrenç.

Erkeklerden izole biçimde bir adada büyütülen ve erkekler karşısında dezavantajlı konumda bulunan fiziksel özelliklerine karşı akla hayale gelmez şekillerde eğitim gören üç kız kardeşin hikayesini okuyoruz. Bunları yapan ve kararı alan ise anne babalarından başkası değil.

Kitapta üç kız kardeşten ikisi dönüşümlü olarak anlatıya katılıyor. Her bölümün başında anlatıcının adı yazıyor. Bir de üç kız kardeşin birlikte anlatımı mevcut.

Sonra ne oluyor? Kaza sonucu adaya 3 erkek düşüyor.

Şimdilik güzel gidiyor. Kitabı öven de var yerden yere vuran da. Şu ana dek seven taraftayım.


#3248

Yky’nin bastığı “Genç Olmak, 80 Yazar 80 Öykü” adlı öykü derlemesini okuyan var mı? Yazarlara baktığımda çok ilgimi çekti ama YKY’nin sitesinde kitap 13-14 yaş aralığı için tavsiye edilmiş.


(Kadir) #3249

image

Kreutzer Sonat bitti. Kitap çok akıcıydı ve Tolstoy’un bugüne kadar en rahat okuduğum kitabı olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim. Tolstoy’un kadın-erkek arasındaki ilişki ve aile kavramına olan bakış açısını anlamamız bakımından kıymetli bir eser olduğunu düşünüyorum. İnsan Ne ile Yaşar ile birlikte Tolstoy’a başlamak için ideal kitaplardan birisi aynı zamanda. Çevirisi de çok iyiydi, okurken hiç zorlanmadım.


#3250

İlk kitabın “para ara > Denna’yı ara > para ara” döngüsünden çıkıp yol maceraları havasına bürünmesine çok sevindim. Üniversitedeki Elodin ve Auri ile diyalogları, Severen’deki saray entrikaları ve Ademre eğitimi en zevkli kısımlardı. Felurian kısımları ve Ademrelerin insan üremesinden bihaber olması gibi detaylar beni kitabın atmosferinden çıkardı.

Üçüncü kitabı çıkarsa alıp okurum ama o güne kadar da durup durup “KKC acaba nasıl bitecek” diye düşünmem veya teoriler üretmem. Acaba Rothfuss’un kendisi biliyor mu hikayenin nasıl biteceğini? Biliyorsa niye ilerlemiyor, bilmiyorsa bu iki kitaptaki detaylar üzerine düşünüp geleceği tahmin etmeye çalışmak ne kadar anlamlı?

Benim için hikaye bir yemek gibi, piştiğini izlemek güzel, pişerken ki kokusu güzel ama sonunda oturup yiyemeyeceksem ne anladım o işten.Tamamlanmış veya düzenli çıkan o kadar güzel seri varken 10 senedir ilerlemeyen bir hikayenin benim gözümde hak ettiği bu kadar.


#3251

Krizalitler - John Wyndham

Kitap mutasyon ya da resesif genlerin bir araya gelmesi sonucu oluşan kusurları bulunan insanların mutant, sapkın, anormal, şeytanın yolundan giden olarak adlandırıldığı ve çeşitli cezalara çarptırıldığı hatta öldürüldüğü bir hikayeyi anlatıyor. Sadece insanlar değil bitkilerde de aynı durum söz konusu, arı döle sahip olmayan mahsül yakılarak yok ediliyor.

İnsanların yanlış inanç ve düşüncelere saplanınca ne kadar canavarlaşabileceği, gerçeklere karşı nasıl bu kadar kör olabileceğini çok güzel bir şekilde anlatılmış. David isimli karakterin gözünden okuyoruz kitabı, David’in yaşadığı topluluk en ufak bir farklılığı kabul etmeyen Waknuk köyünde yaşıyor. Tabi değişik yerleşim yerleri ve burada yaşayan insanlarda var. Kitap çok akıcı ilerliyor sadece düşünceler değil aksiyonu da olan bir macera okuyoruz. Ama tam olaylar olgunlaşmış keyifle okumaya başlarken bitti gibi geldi bana. Sanki devamı olabilirmiş gibi hissettim.

Özellikle ilk başlardaki saplantılı düşünceleri okurken aklıma Atatürk’ün şu sözü geldi.

Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümlerin geldiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur.

Mustafa Kemal Atatürk