Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


#3317

İlk bölümlerde “acaba bu adam ne anlatmak istiyor?” duygusunu ben de yaşadım :smiley: ama hikayeyi ucundan bir yakalayınca gerisi geldi.


(Sadece Emre ) #3318

Yok canım ne ironisi :d Gerçekten iyi yani hayran kalmamak elde değil hani Rusça bilsem daha iyi anlatabilirdim ama bilmiyorum maalesef, bana öyle geliyor. Daha önce hiçbir çeviriyi bu şekilde okumamıştım.


#3319


Bıçağın Kendisi - Joe Abercrombie
Kitap serinin ilk kitabı olduğu için ağır ilerliyor doğal olarak, 350 sf okudum ve hâlâ karakterlerin ne iş göreceği belli olmadı. Bu kitabın sıkıcı olduğu anlamına gelmiyor tabii ki yazar okuyucuyu elinde tutmak için kitaba bol miktarda aksiyon (cıngar) yedirmiş, karakterler oldukça vahşi ve gizemli. Arka kapakta “iyi ve kötü sınırı bıçak kadar keskin” yazıyor ama ben öyle bir şeye rastlamadım. Zaman Çarkı’nın “lanet olasıca” hafif hakaretlerinden sonra bu kitabın sansürsüz küfürleriyle karşılaşmak çok iyi oldu, küfürler gırla gidiyor. Kendilerine iyi diyen karakterler çocuk dahi öldürebiliyorlar. Şöyle ki;

Yanisi ben beğendim puanım şimdilik 4/5


(Ömer A.) #3320

Gri tonlarda karakterler var demek. Güzellll :drooling_face:


(Loriana Oprian) #3321

Brandon Sanderson’dan Kralların Yollarını okumayı bitirdim.

Öncelikle bundan önce Sissoyluyu okumuş biri olarak Sanderson’unun yazımını oluşturduğu zekice , yaratıcı büyü mekanizmalarına oldukça alışkınım ki bu romanında da en çok takdir ettiğim yine yaratıcı şekilde oluşturulmuş bu mekanizması oldu. İlk başta o Zaman Çarkı’nın vermiş olduğu yavaşlık bu romanda da bulunuyor. Ama bunun için kimseyi tam olarak suçlayamam burada başka kelimelere dayalı farklı bir dünya anlatmaya çalışıyorsun. İlk başta sana o adrenalini ya da zevki vermek baya zor , bu yüzden bu yavaşlık beni rahatsız etmedi. Hatta zevkli bir yanı olduğunu da bile düşündüm. Roman tempolu , bazen temposuz bir şekilde ilerliyor bunun sebebi çoğunlukla başka karakterden başka karaktere atlayışımız ama bu tempoların iniş çıkışları yerli yerindeydi insanı ne tam olarak yoruyor ne de tam olarak sıkıcı bir kurguya dönüştürdü. Kitapta geçen kelimelerin bazıları oldukça yaratıcı hatta neden ben düşünemedim diye kafanıza vuracağınız cinsten - kitabı okuduğunuzda beni daha iyi anlayacaksınız.- Karakterler üzerine yoğunlaşmak isterim. Karakterler bana göre bu kitabın en zayıf halkasıydı evet biliyorum. Daha ilk kitap çıktı , daha sonraları düzelebilme şansı yüksek bunun yüzde yüz farkındayım ama benim demek istediğim karakterlerin bir miktar klişe ve özenti kokan özellikleri olmasıydı. Onun dışında kurguda oldukça başarılı şekilde yedirilmiş yerleri olsa da hayır benim hoşuma gitmeyen yerleri oldu. Tam olarak şuan parmak basamıyorum. Daha taze bitmesinden dolayı kafamda canlandıramadığımdan olsa gerek. Karakterler dışında kurgu merak uyandırıcı ve yaratıcı diyebileceğimiz bir yolda ilerlerdi. Kitabın diyalogları betimlemelerden daha çok düşünülmüş kafa yorulmuş yerleri vardı. O diyalogları takdir ettiğim söylemem gerekir.

Eğer bu kitaba on üzerinden bir sayıyla ölçmek durumunda kalsaydım. Bu dokuz olurdu herhalde , şimdi bakalım ikinci kitap bana ne vaat edebilecek.


(Buyici) #3322

Karekterleri iyidir ya. İnceden klişe kokusu var ama heyecan katıyorlar.


(Kaan Aşkın) #3323

Ben de İngilizcesi ile beraber okumuştum Işık Tanrısı’nı. Yığınla dizgi hatası var maalesef. Her zamanki İthaki, n’aparsın. Ama orijinal dilinde cidden daha açık ve sade. Bir klasik dizisi yapıyorsun ve mühim cümleleri jdjdjdm şeklinde yarım bırakıyorsun. Olacak iş mi yahu!?


(Carai an Caldazar!) #3324

Kaladinin geçmişini okurken duygulandın mi? Ben çok duygulanmıştım.


#3325

Fırtınaışığı Arşivi’nde bölümlerdeki olayların bitmeden bölümün sonlanması çok rahatsız ediciydi. Şöyle ki; başrolde Kaladin olan bir bölümü okuyoruz, sonlara doğru heyecanlanmaya başlıyoruz tam olay sonuçlanacak hop bölüm bitiyor Shallan bölümüne başlıyoruz.


#3326

images%20(1)

Bitti. Anayurt Oteli ile tanıştığım Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitabını okudum.

Kitap, kalabalık arasında yalnız kalmış bir aylak aydını anlatıyor. Aylakın üzerinden modern kent ilişkilerindeki ikiyüzlülüğü ve yapaylığı da ayrıca ele alıyor, bir bakıma yenileşen ve betonların arasında kaybolan bir toplum tablosu ortaya çıkarıyor.

“Alafranga züppe tipi” dediğimiz, Tanzimat yazarlarının da bolca bahsettiği tipten oldukça farklı bir karakter C. Aylaklığının bilincindedir, mirasını babasından öc almak için yer. Çevresine duyarlı olduğu kadar kendi de duyarlıdır, toplumun işleyişine duyarlıdır. Yalnız kalmasının yegane nedeni “sorgulamaktır” sadece. Sistemin çarklarından biri olmayı reddeder, bu sisteme ruhsuz bir dişli olmayı reddeder. Bu sorgulamadan ötürü bir tür çıkmazdadır. Ekonomik açıdan rahat olsa dahi ruhsal açıdan bir çöküntü içindedir. Yazmaya çalışır, biraz yazar, sonra onda aksayan toplumu görür, yırtar atar. Hareketsizce durarak bir sanat eserine, bir resme dönüşmeye (resim öğrencileri tarafından arada sırada resmi çizilmektedir.) çalışır ve sanat, tekrar gelen ve her gelişlerinde yüzlerin farklı olduğu ressem öğrenciler seansında bir alışkanlığa dönüşür. Ondan da bıkar. Kendisi alışkanlığın düşmanıdır: Monotonluk ve kölelik onun nezdinde aynı kavramlara gelir. Alışkanlık ayrıca bir derece de yapaylık gerektirir. Tiksinir bunlardan.

C.'nin en büyük hedefi, hayallerindeki kadına ulaşmaktır. Hayallerindeki kadın, ona koşulsuz sevgiyle bağlı bir kişidir; hatta bir kişiden çok bir fikirdir. Kendisine zamanında bakmış olan Zehra teyzesini örnek alarak yapar bu arayışı. Aylak dolaştığı sokaklarda kadınların peşlerine düşer, özellikle bir kadınla birden çok kez karşılaşsa da bir hamlede bulunmaz. Bu buhran, C.'nin sorgulama halidir. Durmadan arar, didinir. Hayalindeki kadın, işte bu sorgulama halinin bitişine dalalet eder. Koşulsuz sevgi, bir tür uyuşma halidir, “sevişmedir.” Sevişen bir kadın olmalıdır. Kim bilir, belki de aramızda hala dolaşıyordur.

Kent panaroması arasında dertli kadınlar da vardır. C. üzerinden Türk toplumunun tabu konularını (özellikle tensel yakınlaşma) ortaya döker yazar. Anayurt Oteli’nde bu cinsellik durumu daha farklı olsa da yazar, bu durumu karakterlerinin ruhsal durumlarını bir nevi tarumar yaratan olaylar olarak aktarır. 15 dakika yaşayan “yeni aylak”, arka localarında öpüşülen ve etek altlarının yoklandığı sinemalardan çıkar.

Anladıklarım bunlar, mutlaka kaçırdığım yerler vardır.

Önerir miyim? Öneririm. Okuyan olur mu? Bilmem, çok olmaz herhalde. Şahsen birçok “Siz Yaşayasanız Diye” alındığını gördüm burada, yakın zamanda ben de edineceğim. Umarım alanlar, kendisine küçük de olsa şans verirler.


(Erdem Atik) #3327

Kumsalda kitabını okumuş olup kitap hakkında yorum yapabilecek olan var mı? :smile:


(Hiçliğin bekçisi…) #3328

Yorumlar var aslında. Sağ üstteki arama kutucuğuna “Kumsalda” yazıp bu konuda ara kutucuğunu işaretlerseniz cevaplara hemen ulaşabilirsiniz. :slight_smile:




(Atakan) #3329

Anayurt Otelini nasıl buldunuz? Ben filmini memleketimde -Nazilli’de- çekildiği için izlemiştim. Kitabını da merak etmekteyim.

Not: 35 yıldır filmdeki Nazilli ile şimdiki Nazilli hala aynı :smiley: . Ayakkabıcılar Sokağı, Şekerci, Uğur Mumcu Parkı, Berber, Serttaş Kuruyemiş, Palas Otel (Şimdiki adıyla Etnografya Müzesi, filmde Anayurt Oteli), İstasyon Meydanı yerli yerinde ve hiç değişmemiş. Sadece çarşıdaki hâl binası yıkılıp, kafeler falan yapılmış o kadar :smiley: .


#3330

Her şeyden önce çok kolay bir dili yok, farklı bir dil kullanılmış. Şahsen diline ısınmanız için Aylak Adam’ı önce okumanızı öneririm. Ama bodoslama girmek istiyorsanız eğer bu sizin tercihiniz.

Beni Yusuf Atılgan’a bağlayan kitap oldu. Yalnızlık ve toplumdan kopma temalarını işliyor. Cinsellikle ilgili bölümler var, biraz da sert yazılmışlar, sizi rahatsız eder mi etmez mi bilmem. Cinselliği daha çok “kurtuluş yolu, ruhsal rahatlama, topluma boyun eğme” gibi kısımlara dayanarak veriyor yazar.

Öneririm. Yusuf Atılgan dışında insan ruhuna böyle inen bir Oğuz Atay, bir de Ahmet Hamdi Tanpınar var. Başkaları varsa ve atladıysam üzgünüm. Bence yazarı tanımıyorsanız bir tanıyın.


(Erdem Atik) #3331

Kusura bakmayın, teşekkür ederim :slight_smile:


(Loriana Oprian) #3332

Farklı karakterler beklerim kaleminden bu Brandon Sanderson’la ilgili büyük bir sorun çünkü tüm o yaratıcı evrenlerinde o klişe karakter durumu var. Ya da ben çok kitap okuduğum için klişeymiş gibi geliyor , bilemiyorum.

@Muhammed_Deger Kaladin okumayı sevdiğim karakterlerden birisi oldu. Duygulandım ama ben pek duygusal bir insan olmadığım için pek üzüntüsüne ortak olamadım.

@Overlord Bir sürü karakteri başka türlü harman edemezdin zaten. Hem temponun çok yüksek olduğu bölümden yavaş olan bölüme geçtiğimde hızla okuyup öbürüne geçerken romana kendimi daha çok kaptırdığımı hissettim. Tabi herkese aynı hissiyatı vermemiş olabilir.


(Hiçliğin bekçisi…) #3335

Sevgili @Learina lütfen peş peşe mesajlara cevap vererek konuda kabarmaya sebep olmayalım. :blush: Cevap vermek istediğiniz kişileri @ işareti ve kullanıcı adı yazarak bir mesaj içinde toplayabilirsiniz veya aynı mesaj içinde alıntı yaparak herkese tek tek cevap verebilirsiniz. Kullanıcı adını bu şekilde andığınız kişilere bildirim gidecektir. İyi forumlar dilerim.


(Hazal Çamur) #3336

Bu kitapla ilgili benim gözümde skandal olan bir şey söylemek istiyorum. Çeviri Begüm Kovulmaz’a yaraşır cinsten, ama imla hataları Can Yayınları standartından çok uzak.

İlk yazım hatası 14. sayfada karşıma çıktı ve sonrasında da devam etti. Karakter adının yanlış yazıldığı yer bile var.

Şaşkınım. Man Booker finalisti bir kitap bir de. İlginç.

Bıçağın Kendisi

Öncelikle @irbis 'e bizi Şiddetin Tohumu gibi saçma bir adla karşımıza çıkmış versiyonunda kurtardığı için teşekkür ederim.

Yazım hataları var, ancak çeviri açısından sorun yaşamıyorum. Mesela Krallar’ın Yolu’ndaki “oğlu-oğlu” gibi bir şey söz konusu değil :slight_smile:

Epeydir fantastik okumuyordum. Sıkılmıştım. Grimdark alt türü aradığımı verebilir diye düşündüm.

Keyifle okuyorum. Favorim ise kesinlikle Sand dan Glokta. Logen ile Jezal karakterlerini şu ana dek klişe karakterler olarak görüyorum. Onların bölümlerini daha hızlı okuyor ve Glokta ile devam ediyorum.

2 sene işkence gör, sonra gel işkencecilerden biri ol… Güzel :slight_smile: Mecuslar’dan bakalım neler çıkacak. Henüz 70 sayfa okudum.


#3337

Tür: High Fantasy, Military Fantasy

KONUSU

Bin yıl boyunca, Alera halkı dünyayı paylaştıkları yabani ırklara karşı birlik oldu. Bunu yaparken Fury denilen toprak, hava, ateş, su ve metal gibi elementlerin ruhlarıyla bağlandılar. Ama artık Alera’nın İlk Lordu Gaius Sextus yaşlı ve varissiz. Diyarın hırslı lordları arasında yerini kimin alacağına dair büyük bir çekişme var.

Başkentin siyasetinden uzakta Calderon Vadisi’nde genç Tavi hala kendisine bağlayacağı bir Fury bulamadı. 15 yaşında ve hala ne onu uçuracak bir Rüzgar’ı var ne de lambasını yakacak bir Alev’i. Aleralıların en vahşi düşmanı Maratların vadiye dönmesiyle hayatı değişecek.

DÜŞÜNCELERİM

Öncelikle kitap beklediğimden çok daha güzel çıktı, geriye kalan beşi de böyleyse favori serimlerimden biri olabilir. Seriye başlamadan önce internette “Roma İmparatorluğu + Pokemon” diye okumuştum ve gerçekten de öyle ama çok güzel işlemiş. Roma’nın askeri yönü, entrikaları ile pokemonun büyülü savaşlarını harmanlamış. Tabi pokemon diyorum diye çocuk romanı anlamayın ölüm, işkence, yamyamlık, tecavüz vs. var ama grimdark derecesinde değil daha çok Robin Hobb’un eserlerine yakın.

Aksiyon sahneleri, gerek büyük savaşlar olsun gerek birebir büyülü dövüşler, serinin en çekici yönü. Aksiyon neredeyse hiç dinmiyor kitapta. Detaylar güzel, taktikler güzel, büyü sistemi güzel(Pokemon ile Avatar arası)… Karakter sayısı bol ve ana karakterlerin bazıları fazla yalın olsa da sorun oluşturacak derecede değil.

Türden tüm beklentilerinizi alt üst edecek, klişeleri yıkacak bir kitap değil ama bu tropeları güzel işleyen akıcı ve zevkli bir kitap.


#3338

Kitap hakkında olumsuz bir şey yazmak istemediğim için İthaki Yayınları Soru Hattı’na bu konuda bir şey yazmadım ama 20-30 arası yazım hatası var benim fark ettiğim. Daha fazla bile olabilir. Emre Bey’in bu seriye ilgisini forumdan bildiğim için bu konuda daha kusursuz bir kitap bekliyordum, maalesef İthaki’nin kronik sorunu devam ediyor. Senelerdir bu durumu nasıl düzeltemiyorlar, inanamıyorum.

Sand dan Glokta ikinci kitapta daha da iyi. Sadece onun için bile seri okunmaya değer.