Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Eren Diakotra) #474

Anlatımı çok abartı ve özenti gibi ana karakter hep kasiniyor sanki boş bir çaba içinde sonuna zor dayandim.


(Hazal Çamur) #475

Bir başka hater olarak da ben katılayım.

Eski forumda şöyle bir yorum yapmıştım kitap için. Dilerim yardımcı olur.

                                                        ***

Kitap için çok yerde sert olduğuna dair yorumlar görmüştüm. Bir kısmı bundan rahatsızdı, bir kısmıysa bu yanına bayılmıştı. Ben o bayılan kısımdan olmak istiyordum, fakat okuyunca düşüncem şu oldu: Bu mudur sert?

Başkarakteri kötü denebilecek bir kitap bu. Ancak beklentimi karşılamadı. Çünkü Jorg, bir Alex değil. Otomatik Portakal’daki o “kötü” olmayı burada göremedim. Dahası, Jorg’un yaptıkları insanı rahatsız edecek şekilde anlatılmamıştı benim için. Düşünüyorum da, Kurma Kız’ı okuduktan sonra 3 gün etkisinden çıkamamıştım. Başkarakter(ler) kötü değildi üstelik. Bir kısmı gri, bir kısmı hayata tutunmak için çabalayan cinstendi. Sonrasında Alex’in yaptıklarını dehşetli bir büyülenmeyle izlemiştim. Ya Elric? Elric için de “kötü” diyemem belki ama söz konusu karanlık fantastikse hala rakipsiz. Falan filan.

Dikenlikler Prensi bende hayal kırıklığı oldu. Karanlık fantastik kurguya olan açlığımı havada bırakması beni oldukça üzdü. Tahmin edilebilir bir kurgu, bazı sahnelerin aşırı hızlı geçilmesi, Jorg’un ne sevilesi ne de nefret edilesi oluşu gibi etmenler nedeniyle kitabı başarılı bulmadım. Benim için ortalama bir kitaptı doğrusu. Ne iyiydi, ne de kötü. Tıpkı Jorg gibi. O da benim için ortalama bir karakter. Herhangi bir ayrıksılığı yok.

Güzel yanlarına bakacak olursak, aslında Orta Çağ ile bezenmiş olsa da gelecekteki dünyamızda geçtiğini görüyoruz. En tepeye çıkmış ve oradan hızla aşağıya düşmüş bir dünyada yeniden Orta Çağ ve feodal düzen hakim. Bu fikri oldukça sevdim. İşleniş de buna uygundu. Bazı eski icatları gördükçe hafifçe gülümsedim. Tabii bir de dünyamızın ünlü isimlerinin (Sun Tzu, Sokrates, Öklit vs.) halan daha öğretiler arasında yer alması da beni mutlu eden bir diğer etmendi. Bu kısım güzel düşünülmüş.

Yazara dair birkaç şey demek istiyorum. Mark Lawrence bazı yerlerde gerçekten acemilik etmiş. Mesela 398 sayfalık kitapta, Jorg’un 1.80 boya sahip olduğunu ta 260. sayfada öğrenmemiz gibi. 13. yaşındayken başlıyoruz kitaba ve 14’üne girişiyle devam ediyoruz. Jorg kendisinden iri ve yaşlı insanlara liderlik ediyor, yeri geldiğinde onları aşağılıyor, vuruyor vs. Ben de bir okur olarak onu yaşından ötürü daha ufak düşündüm durdum ve bu durum bana çok absürd gelmişti. Sonra ta 260.sayfada öğreniyorum ki kendisi 1.80 boyunda, boylu poslu bir delikanlı. 260.sayfaya kadar “kıvırcık siyah saçları” dışında ona dair hiçbir şey bilmiyorduk oysa ki.

Dahası, bazı hayati sahneleri koştur koştur atladık kitapta. Keşke öyle olmasaydı. En heyecanlı olabilecek kısımlar, sanki kitap uzamasın istenir gibi, hop diye atlandı.

Dikenlikler Prensi okuduğum yorumlarla örtüşmeyen bir kitap oldu. Sert bekliyordum, değildi. Heyecan bekliyordum, tüm kitabı “hmm” gibi bir tepkiyle okudum. Dünya beklediğim kadar özgün değildi. Betimlemeler de ortalamaydı bence.

Özetle, Dikenlikler Prensi ortalama bir kitap oldu kendi adıma.

Son olarak, çeviriden yana şikayetim var! Çeviri, motomot bir çeviyidi ve bu durum okurken sizi çok yoruyor. İngilizce cümle yapısını olduğu gibi Türkçeye çevirince ortaya aşağıdaki gibi cümleler çıkıyor ve bu da okuyucuyu sürekli tökezletiyor.

Sayfa 85:

“Bazı adamlar vardır ki bir boğayı gözünden mıhlar, bin adımdan.”

Sayfa 90:

Alnımın ortasındaki hafif ağrı paslı bir çiviye dönüştü, ta derine saplanan

Bir de “öte yandan” sözünü “beri yandan” diye sık sık kullanılırken görmek can sıkıcıydı yahu :/. "Öte yandan"ın nesi kötü? “Beri yandan” cümle içinde inanılmaz sırıtıyor -_-.


Fantastik türde kitap önerileri
(Stormfather) #476

Çok çok teşekkürle @Firtinakiran


(Mustafa Güngören) #477

Mürebbiye - Hüseyin Rahmi Gürpınar
Yine döktürmüş üstat. Zevkle okuyorum. Karakterler çok iyi oluşturulmuş. Merakla bekliyorum sonunda ne olacağını. Okurken sanki güzel bir dizi izliyor gibiyim. Hatta dizisi çekilse güzel bir uyarlama olur gibi geliyor bana; bunca saçma vıcık vıcık yaz dizisi arasında. :slight_smile:


(Alican Doğan) #478

Amerikan Tanrıları
Neil Gaiman’ın okuduğum 3.kitabı. Öncesinde Sandman ile Yokyer’i okumuştum. Yokyer’e göre biraz daha az akıcı ama yine zengin hayal dünyası ile döktürmüş yazar. Ben beğendim.


(Cem) #479

Üstat o kitapta “Efendi” karakteri için yoğun bir şekilde mantar bilimi araştırmış. Fransız edebiyatı üzerine donanımına girmiyorum bile.


#480

Shirley Jackson - Tepedeki Ev

Çoktandır okumak istiyordum nihayet başlayabildim. Bu arada Siren yayınlarının köşesi yırtılmış gibi duran kapak tasarımını çok beğendim :heart_eyes:


(Mustafa Güngören) #481

Kesinlikle öyle. Her kitabındaki bilgisi, görgüsü açıkçası beni utandırıyor. O zamanki bilgiye ulaşma yolları düşünülürse çok iyi bir araştırmacı kendisi; üstelik her alanda. Biz ise şu zamanda H. R. G. kadar donanımlı değiliz açıkçası.


(Ahmet Boyraz) #482

Su Adamı’na başladım. Beklediğimden daha iyi bir başlangıç buldum karşımda. :slight_smile:


(Halil Oğulcan Karamağara) #483

Fahrenheit 451 yeni bitti. Okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Düşüncelerimi oldukça güzel yansıtan ve beni kendine bağlayan bir kitaptı. Öyle süprizli ya da çok şaşırtıcı değildi aslında, ama oldukça iyi işlenmişti.


(Hazal Çamur) #484

Kısa süre önce bitirdiklerim:

Son Okur - Ricardo Piglia

Yeni bitirdim.

Kitap harika bilgilerle dolu olduğu gibi, “okumak” kavramından önce “okur” kavramının düşündüğümüz kadar edilgen olmayışını güzel biçimde ele alıyor. Zaten sırf bu konusu yüzünden kitap çıkar çıkmaz üzerine atlamıştım.

Okumak için biraz beklemesi gerekti, fakat sonunda hızlıca başladım ve bitirdim. Yalnız şöyle bir sorun yaşadım: Adının verdiği heyecanı kitaba beklediğim kadar yayamamıştı. Ben daha “okur” ağırlığı bekliyorken yazarların okur kimliği (buna kabulüm) ve okur beklentisi üzerine eğilen denemeler ağırlıktaydı. Daha çok kendimi okumak istiyordum ben oysa :slight_smile:

Başlarını büyük bir heyecanla yalayıp yuttuğum, sonlarındaysa bir parça hayal kırıklığı yaşadığım bir eser oldu.

Ölü Dalgıcın Sonbaharı - Onur Selamet

Çağdaş Türk Edebiyatı’nın Y kuşağı yazarlarına bayılıyorum. Dilde yarattıkları esneklik, mahalle kültürünü de, internetin altın çağını da yaşadığımız için içine düştüğümüz bu şenliği kalemlerine yansıtıyorlar.

Onur da beni bu bakımdan üzmedi. Böylece konuşan dev mantarlar ile sarıklı salyangozlar arasında bir LCD kafası yaşadım. Tuhaflı kitap :slight_smile: Tam benlik.

Şu anda okuduğum:

Gevişgetirenler Zamanı - Jose J. Veiga

Brezilyalı yazarın dilimize çevrilen ilk kitabı.

Delidolu’nun her zamanki kendine has kapak tasarımı, minik ciltli baskısı ve temiz çevirisiyle mutlu eden bir kitap.

Yazarın yazarlığa 44 yaşında başlaması bana çok ilginç gelmişti. Bir de belirttiğim eserin ilk basım tarihinin 60’larda olması ve yazarın ilk kez çevrilmesi daha da ilgimi çeken nokta oldu.

Eser kendini hızlı okutan sade bir dile sahip. Öte yandan arka kapakta söylediğine göre bu karanlık bir hikayeymiş.

Konu ise şöyle: Küçük bir kasabanın yakınına yerleşen bir grup insan, küçük yerlerdeki o bilindik dev merakın yarattığı ve yönü sürekli değişen dedikodular, yeni gelenlerin hiçbir şekilde kasabayla iletişim kurmaması ve bununla birlikte iyice artan merak… Okurun da merakı aynı oranda artıyor tabii :smiley: Özellikle kasabalıların en küçük şeyi kendilerine yorarak, yabancıları bir iyi, bir şeytan ilan edişleri ve bunun hızı bana oldukça gerçekçi geldi.

Şimdilik beni çeken bir yapıda ilerliyor. Merak ettiğim bir kitaptı. Henüz pişman olmadım.


#485

Memduh Şevket Esendal’ın “Ayaşlı ve Kiracıları” kitabını okuyorum. Ortalarındayım, çok güzel gidiyor. Dokuz ayrı odada yaşayan insanların yeri geldiğinde aile olabilmeleri ve her birinin farklı hikayeleri çok güzel, etkileyici. Anlatım sade ve akıcı. Ne ara yarıladım bilmiyorum.


#486

Vakıf serisinin ilk 3 kitabı:

Çok sıkıcı ilerleyen, dilini ve anlatım tarzını beğenmediğim ama her kitabın özellikle son 30-40 sayfasında “Vay be” dedirten gelişmelerle sonraki kitabı merak ettiren bir kurguya sahip olan bir kitap.


(Emre ) #487

vakıf hakkındaki görüşlerimden vazgeçtim. 3. kitabı okuyunca ilk başta düşündüğüm şeylerden sıyrıldım. zaten yazarın etkilenerek yazdığı ilk kitap da ipucu veriyor aslında. ben daha çok bilimkurgu havası içeren bir şey beklentisine girdiğim için kitabın anlatmaya çalıştığını anlayamamıştım ilk kitapta.


(Medet Kadak) #488

Önce Vakif’ı mı okumalıyım yoksa Galaktik İmparatorluk’u mu?


#489

Yuval Noah Harari - Homo Deus

Yeni kitabını okumada önce bunu okuyup bitiriyim istedim. Öngörülerinin ve savlarının altını tarihsel gerçekliklere dayanarak doldurmuş. Hiçbiri havada kalmamış. Çokça popüler kültürden örneklere yer vermiş. İlk kitap gibi eğlenceli ve sıkmadan kendini okutturuyor.

Harari’nin youtube’dan röportajlarını ve konuşmalarını da takip ediyorum. İtici akademisyen egosu olmayan, çok sempatik bir adam :slightly_smiling_face:


(Emre ) #490

galaktik imparatorluk derken? “vakıf ve imparatorluk” mu? okuma sırası var forumda:

1- Vakıf
2- Vakıf ve İmparatorluk
3- İkinci Vakıf


(Ahmet Boyraz) #491

Su Adamı bitti harikaydı. Okuduğum türün dışına çıkarak Kırmızı Pazartesi’ye başlamış bulunuyorum. Kitap hakkındaki okumuş olduğum yorumlara dayanarak umarım yarıda bırakmam diyorum. :slight_smile:


(fatih çetin) #492

Bugün benim için çok verimli geçti. Şehir genelinde tüm gün elektrikler olmadığı için 2 kitap bitirdim ve 1 kitabı da yarıladım. Sıra sıra yorumları yazacağım.

Korku Vadisi (Sir Arthur Conan Doyle)

Kitap, 2 perdelik bir tiyatro oyunu gibi yazılmış. Birinci bölümde Sherlock Holmes ve Dr. Watson, Birlstone bölgesindeki bir malikanede cinayeti araştırmaya giderler ve kısa sürede Sherlock Holmes cinayeti çözer. Cinayet aslında çok ikircikli bir durumdur. İkinci bölümde ise bu olaydan biraz eskiye giderek kitaba ismini veren Korku Vadisinde olan olaylar anlatılır, tabii ki birinci bölümdeki cinayetle alakalıdır bu olaylar. James Moriarty’den ve bağlı olduğu örgütten bahsediliyor ayrıca. Kitabın son sözü ise doğrudan James Moriarty ile alakalıdır. Tavsiye ettiğim, kafanızı yormadan okunacak güzel bir kitap.


Altıncı Koğuş (Anton Çehov)

Rusya’da bir akıl hastanesindeki Doktor Andrey Yefimıç ile akıl hastası gibi görünen ama aslında hayatı herkesten güzel analiz eden hasta İvan Dimitriç arasında geçen 68 sayfalık bir novella. Kitap beni öylesine etkiledi ki sanki o koğuşun içinde bende varım gibi geldi. Koğuşun ve akıl hastalarının tasvirleri muhteşemdi. Kitap 68 sayfada felsefe, psikoloji, sosyoloji ve din konularını çok güzel bir biçimde işlemiş. Okumanızı tavsiye ettiğim güzel bir eser.


(Kenan Ulusoy) #493

Kitabı okudunuz mu acaba?Bu konu altında yazmamışsınız.