Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Cem) #534

Ölü Dalgıcın Sonbaharı

Öykülerin sonuna gelindiği zaman “biraz daha!” hissi çok güçlü. Büyüleyici bir akışkanlıkla okunuyor.

Kitapla aynı adı taşıyan ilk öyküden bir alıntı:

“Kabulleniş anları. En çok onları severim. Dünyanın rengi hafifçe solar, yeryüzünden dalga dalga anlayış yükselir. Bulutlar onaylayarak titreşir. Kabullendiğimde daha olgun hissederim.”

Öyküde soğanın özü sanırım burası. En azından ben böyle hissettim.


(Y. Ezgi Erdoğan) #535

Bir Mars Destanı

Öyküler tek kelimeyle muazzam. Bilimkurgunun her alanından kısa bir şölen gibi. Keşke Weinbaum daha fazla yaşasaydı da roman yazabilseydi.


(Yasin) #536

Dediklerinize harfiyen katılıyorum. Muhteşem öyküler yazmış Weinbaum.


(fatih çetin) #537

Lyon’da Düğün (Stefan Zweig) kitabını okudum.

3 güzel öyküden oluşan bir kitap. Yine Zweig insanın ruh hallerini güzel yansıtmış. Öykülere gelecek olursak;

  1. Lyon’da Düğün : Kanlı Fransız devriminin gerçekleştiği yıllarda anlatılan bir olay. Lyon şehri yakıp yıkılmakta, insanlar giyotin yerine toplu şekilde silahlarla öldürülmektedir. Nişanlısını kurşuna dizdikleri söylenince genç kızda askerlerle münaşaka edip o da zindana düşüyor. Zindanda ise nişanlısını buluyor. Papaz sayesinde evlilikleri gerçekleşiyor. Gerisi biraz mutsuz ama çok güzel bir hikaye olmuş. 13 sayfada sanki bir sezonluk dizi izlemişim gibi geldi bana.

  2. İki Yalnız İnsan : Ayağı topallayan bir fabrika işçisinin fabrika çıkışı ağlayan bir kızın yanına gitmesiyle olay başlıyor. Bu kız fabrikada çalışan Çirkin Jula dedikleri kızdır. İki genç kendilerine bile itiraf edemediklerini birbirlerine söylüyor. Güzel ve mutlu sonlu bir hikaye.

  3. Wondrak : Yüz şekli yüzünden Kurukafa diye alay edilen bir kadının uğradığı tecavüz sonucu doğurduğu bebeğin hikayesinin anlatıldığı olay. Kadın, askerlik yaşına gelen oğlunu devletten kaçırır ama işler istediği gibi gitmez. Bu kitap bana yakın zamanda okuduğum Mecburiyet’i hatırlattı ama burada oğlan çocuğu olduğu için bir vatan görevi değil de hep annesinin sözünü dinliyor.


(Emre ) #538

Zweig’in hikayeleri öyle sanki aynı karakterleri kullanıyormuş gibi. Bağlantı varmış gibi hissettiriyor.


(galeme) #539

Doğu Ekspresinde Cinayet

İnanılmaz sürükleyici bir kitap oldu benim açımdan ve ne yalan diyeyim sonunun hiçbir şekilde böyle olacağını düşünmedim.

İki şeye kafam takıldı.

Birincisi, iki kişinin ifadeleri arasında ufak bir uyuşmazlık vardı. Polisiye bir kitap olduğu için bu uyuşmazlığı hemen fark edip kesin ileride karşıma çıkar diye attım kafaya fakat Hercule Poirot amca bu uyuşmazlığı fark etmedi veya fark ettiyse de önem vermedi.

İkincisi ise Hercule Poirot amcanın olayı iki şekilde çözümlediği yazıyor arka kapakta fakat tek bir şekilde çözümledi olayı. İkinci bir çözüm göremedim ben.
Düzenleme: Katili iki farklı teori ile bulacak şeklinde yorumlamıştım ben. Bu kısım göz ardı edilebilir.

Ekleme: Adamı, uyku ilacı verdikten sonra öldürdülerse Hercule’ün duyduğu çığlık sesi neydi? Sırf kafa karıştırmak için birisinin onun odasına girerek çığlık atması ve sonra odadan ayrılması şeklinde yorumladım fakat yine de böyle olduğunu belirten bir şey yok.

Bu iki şey dışında okuması keyifli güzel bir kitaptı.


#540

Stephen King - 22/11/63

King’in sadece korku gerilim yazarı olmadığının en büyük kanıtlarından biri. Kalınlık olarak Mahşer’den veya O’dan kalır yanı yok 800 küsür sayfa :slight_smile: Güzel ilerliyor.


(fatih çetin) #541

Dizisi de muhteşemdi.


(Erman Akman) #542

800 küsür sayfayı gerçekten çok hızlı okumuştum kitap insanı alıp götürüyor


(Cemalettin Sipahioğlu) #543

Anılar, Düşler, Düşünceler - Carl Gustav Jung

Jungçu psikolojinin temellerini kabataslak öğrenince, Jungçu psikolojiye nereden başlarım diye düşündüm. Hayat deneyimleri ile geliştirdiği psikoloji ekolü arasındaki güçlü etkileşim dolayısıyla yaşam öyküsünü okumaya karar verdim. Bingo! Anılarını, analitik psikolojiye göre tahlillerde bulunarak aktarmayı seçmiş. Analitik psikolojiye hayat vermiş hikâyeleri okuyorum, şu sıra.


#544

İşte İnsan’ı okuduktan sonra Jung ilgimi çekmeye başladı.


#545

Alıp almamakta karar verebilmek için onlarca yüzlerce yorum okuyup, tavsiye ve eleştirileri tek tek düşünüp almaya karar vermiştim ve dün siparişini de verdim :grinning: keşke bu yazıyı daha erken yazsaymışsınız, düşünmeden alırdım :sweat_smile:


(Cemalettin Sipahioğlu) #546

@midousuji ve @Sindella

Vallahi Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nu ve Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın etkisiyke Jung ilgimi çekiyordu, ama hep erteliyordum. Mitoloji ve hikâye tahlili gibi konulara özellikle eğilebilirsem okumayı planlıyordum, çünkü. Ertele ertele nereye kadar, diyerek başladım, ben de Jung’a :sweat_smile:


(m) #547

Bu Ölümsüz
Işık Tanrısı’nı okurken çok sıkılmıştım bir türlü ilerlemek bilmedi kitap. Bu kitapla bunu yıkacağımı düşündüm ve büyük hevesle Bu Ölümsüz’e başladım. Yaklaşık 3’te 1’ini okudum korkarım ki aynı yolda ilerliyor :persevere:


#548

Lou Andreas-Salome - Arayışlar

Bayılarak okuyorum şu an. “Bir erkeğe karşı kayıtsız şartsız teslim olmakla, ondan bütünüyle bağımsızlaşma arasında gidip gelen bir kadının hikayesini anlatır.” diye kitap arkası yazısından alıntı yapayım. Bir de küçük alıntı:


(Bird of Hermes) #549

Salome ablamız bizleri de anlatmış sanki bu sözlerle. :roll_eyes:


(Emre ) #550

Ben de bu adamı çok merak ettim ya, şuan yurtdışındayım herkes elinde kitaplarla geziyor felan, metroda kitaplar okuyor. Sürekli meraklı gözlerle bakıyorlar. Nerde alık alık gezen, fotoğraf peşinde koşan birilerini görürsem Türk olduğunu anlıyorum. Hatta bugün yanlışlıjla tanıştım onlarla ve kötü bir deneyim oldu.

Ayrıca Umberto Eco şöyle demiş;
“sokakta yürürken kulaklarına ipod takan veya trende gazete okuyarak veya manzaraya bakarak bir saat oturamayan, hemen telefon açıp, yolculuğun ilk kısmında “ yola çıktım”, ikinci kısmında da “ varmak üzereyim” demekten kendini alamayan gerizekalılar kimdir? bunlar artık gürültü olmadan yaşayamayan insanlardır. bundan dolayıdır ki, müşterilerinden dolayı zaten gürültülü olan restoranlar bazen iki televizyon ekranı, bazen de müzik aracılığıyla daha fazla gürültü sunar; televizyonu kapatmalarını isterseniz de size deliymiş gibi bakarlar. bu gürültü ihtiyacı, uyuşturucu görevi görür ve asıl önemli olan şeylere odaklanmayı engeller.”


(fatih çetin) #551

Bir Çöküşün Öyküsü’nü (Stefan Zweig) okudum.

Stefan Zweig’ın yine insan (özellikle kadınların) psikolojisini bu kadar güzel işlediği bir kitabı daha bitirdim. Korku kitabında olduğu gibi yine bir kadının hikayesi işlenmiş kitapta.

Konusu; Paris’ten köy gibi bir yere sürgün edilen Madame de Prie’nin bu yerde yaşadığı iç bunalımları, sosyeteye geri döneceği inancı ama daha sonradan öğreneceği üzerine kalıcı olduğunu öğrenmesi anlatılıyor. Burada kendine vakit geçirecek aktiviteler bulmaya başlıyor (küçük kaçamaklar) Daha sonra Paris yönetiminin haberi olur diye lüks eğlenceler ile halkı o köye getiriyor (Buradaki baloda Osmanlı etkileri görülüyor) ama yine Paris yönetiminin umrunda olmuyor. Kendi sonunu hazırlayarak bu dünyadan göçüyor.


(İbrahim Şahin) #552

İkinci Vakıf, yani Vakıf serisinin üçüncü kitabını da okudum. Tam olarak ikinci kitapta aradığım tadı bu kitapta buldum, uykum geldiği halde gözümü sayfalardan alamadım, sona doğru yaklaştıkça olaylar sürekli bir o yana bir bu yana gitti. İlk kitap kadar akıcıydı, ilgi çekiciydi. Bir an önce dördüncü kitaba geçmek istiyorum ama malum İthaki her zamanki gibi serileri yavaştan alıyor. Herhalde 2019 başlarında dördüncü kitabı piyasaya sürerler. Umarım İthaki dördüncü kitabı piyasaya sürene kadar serinin detayları unutmam.


(Doğan Can Urul) #553

Murat Gülsoy’dan Binbir Gece Mektupları’nı okudum. 3/5
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitap toplam on öyküden oluşuyor. İlk altı tanesini oldukça beğensem de, kalan dört öykü öncekilerin baya altında kalıyor. Son iki öykü ise kitabı bir an önce bitirme isteği uyandırıyor. “Madam Anna’nın Ortaya Çıkışı” oldukça eğlenceli, “Trajikomiks” ise gerçekten duygulandırıcıydı. “Elden ele” ise farklı bakış açısı ile oldukça keyif vericiydi. 3 puan verme sebebim kesinlikle beğenmediğimden değil. Çok güzel başlayıp ortalama bitmesi beni biraz üzdü.