Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Bird of Hermes) #42

Neil Gaiman’den Amerikan Tanrıları’nı okuyorum. Gaiman okumaya Yokyer ile başlamıştım ve oldukça hoş bir kitaptı özellikle atmosferiyle ve sunduğu yeni, olasılıklarla dolu dünya nedeniyle fakat Gölge’ye oldukça ısınmış olmama rağmen Amerikan Tanrıları’ndan şimdiye kadar aynı tadı alamadım. Bunda daha kitabın erken safhalarında olmamın etkisi olduğunu düşünerek yola devam ediyorum.


#43

Çocuk Eğitimi El Kitabı- Haluk Yavuzer

Anne babaların çocuğu yetiştirirken yaptığı hataları, almaları gereken önlemleri, çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiğini resimlerle anlatan güzel bir kitap. Çoğu zaman insanlar hayatın akışına kendisini öyle kaptırıyor ki çocukla iletişimde farkında olmadan önemli hatalar yapıyor. Belki okuyan kişilere bazı örnekler basit gelecek ama küçük detaylar benim çok hoşuma gitti. Ve kitaptaki her tavsiye uygulanabilecek nitelikte. İleride tekrar tekrar okuyabileceğimi düşünüyorum.


(Burak Mermer) #44

Matt Haig’in İnsanlar’ını bitirdim. Başlarken de tahmin ettiğim gibi beğendim kitabı. Açıkçası dünyaya gelip insan türüyle ilk kez karşılaşan uzaylı fikri pek de yaratıcı değil ancak Haig’in olaya yaklaşım şekli ve kullanmakta hiç de cimri davranmadığı İngiliz mizahı okuru bir şekilde kitaba bağlıyor. Kitap beni neredeyse hiç şaşırtmadı, olaylar aşağı yukarı tahmin ettiğim gibi ilerledi. Okurken “işte bu, ne kadar da güzel yazmış adam” dediğim falan da olmadı. Yine de kitap boyunca güldüm, üzüldüm, sevindim. Özellikle başkarakterle empati kurabildim ki bu bana göre kitabın hedeflediği temel noktalardan biriydi ve başarılı da oldu. Sonuç olarak aklımda hoş bir yeri olacak bu romanın.

Daha sonra Kraliçenin ölüm haberiyle elime aldığım İçdeniz Balıkçısı’nı okudum. Her eserine bu kadar büyük beklentiyle başlayıp her seferinde de tatmin olarak bitirdiğim bir başka yazar yoktur herhalde. Bütün öyküleri çok güzeldi. Özellikle “Newton’un Uykusu” -bir Black Mirror bölümü dahi çıkar bu öyküden- ve “Bir Başka Masal ya da İçdeniz Balıkçısı” -Omelas ile beraber okuduğum en iyi Le Guin öyküsü- isimli öyküler şimdiye kadar okuduğum öyküler içerisinde en iyiler listesine rahatlıkla girerler. Ursula K. Le Guin fiziksel anlamda aramızdan ayrılmış olabilir ama benim ona olan hayranlığım okuduğum her eseriyle beraber katlanarak artıyor.

Şimdi ise John Fowles’ın Büyücü’süne başlamayı planlıyorum. Bu biraz uzun sürecek gibi, araya başka kitaplar da almam olası o yüzden.


(Ezgi ) #45

Ben de yakın zamanda İthaki’den çıkan Frankenstein’ı okudum ama çeviri ve editörlük zayıf gibi gelmedi bana :hushed: Bu konuda pek bilgili sayılmam ama çok kötü olsa fark ederdim diye düşünüyorum.


(Barışcan Bozkurt) #46

Değiştirilmiş Karbon

Patrick Rothfuss bu kitap için özgün evren, muazzam karakterler ve eşsiz gizem gibi övgülerde bulunmuş ama hiçbirini bulamadım. Hayatınızda hiçbir cyberpunk eser görmediyseniz ancak böyle bulabilirsiniz diyeceğim ama kitap gizem konusunda da yüzlerce defa işlenmiş bir tema üzerinden ilerlediğinden gizem konusunda da klişe kalıyor. Ne Asimov’un Robot serisindeki gibi bilim kurgu ve polisiyeyi iyi bir şekilde harmanlayabiliyor, ne de Neuromancer’daki gibi özgün bir evren inşa ediyor. Biraz oradan, biraz buradan bir şeyler alınıp harmanlanmış hissi veriyor. Görünüşte birçok yeni bilim kurgu ifadesi var ama işlevsellik olarak hiçbiri yeni değil. Ara sıra ilginç kılınabiliyor fakat hepsi bu kadar. Kitabın olayı kısacası bu; bildiklerimizi sıkıcı olmadan vermek.

Ek olarak ana karaktere de hiç ısınamadım. Sürekli bir şeylere gülen, gördüğü her kadından tahrik olan, davranışları tutarsız bir karakter. Bu tutarsızlığın bir sebebi var fakat benim karakterle empati kurmama ciddi engel oldu.


#47

Başlangıç’ı okuyorum. Yarısına geldim, halen sıkıcılığı sürüyor. Nerede o Kayıp Sembol ve Dijital Kale kitaplarındaki sürükleyicilik… Bu kitap bir sipariş üzerine yazılmış gibi. Kitabı okurken de mucit’i Elon musk diye hayal etmekten kendimi alamadım.


#48

Otoyomegatari (Young Bride’s Story) - Kaoru Mori

Bu eseri Favori Manganız başlığında gördüm, beğendim ve okumaya karar verdim. (Demek ki böyle başlıklar çok faydalı olabiliyor.) Dün gece serinin 6. kitabı bitti, okunacak iki kitap daha var ve bildiğim kadarıyla devamı da gelecek.

Eser, 19.yy’da Hazar Denizi yakınlarında küçük köy ve şehirlerde yaşayan sıradan insanların gündelik yaşamlarını anlatıyor. Çiftlerin tanışması, evlilik, düğün, yeni gelinin hayatı gibi temalar ön planda olsa da boy çekişmeleri, savaşları gibi kaçınılmaz bazı durumlara da yer veriliyor.

Benim ilgimi çeken asıl nokta ise dönemin atmosferinin ve geleneksel sanatın aktarılabilmesi için gösterilen çaba oldu. Kaoru Mori belli ki ciddi bir araştırma yapmış ve edindiği bilgileri okurla paylaşabilmeyi hikayenin önünde tutmuş. Öğretici yanı çok güçlü, tam olarak gençlere hediye etmelik bir seri diyebilirim.

Hikaye, 20 yaşındaki Amira’nın 12 yaşındaki Karluk’un evine gelin olarak gelişiyle başlıyor. Günümüz bakış açısıyla bunun son derece rahatsız edici olduğunu biliyorum ama o dönemin şartlarına göre değerlendirmek gerekir. Bebek ölüm oranı yüksek olduğu için kadınların mümkün olduğunca erken evlenmeleri ve fazla sayıda çocuk sahibi olmaları beklenirmiş eskiden. Dolayısıyla evlilikler genelde 12, 13 yaşlarındaki gençler(?) arasında olurmuş.

Amira evlilik için biraz geç kalmış bir gelin aslında. Buna karşın damadın ailesi tarafından son derece seviliyor ve benimseniyor. İyi yürekli olmasının yanında becerikli ve bu becerilerini ailesinin kültürel farklılıklarına borçlu. Çok iyi bir binici, ok ve yay kullanmasını iyi biliyor, iyi bir avcı… Aynı zamanda öğrenmeye ve öğretmeye hevesli, çalışkan, çevik, sıcakkanlı…

Karluk’un geniş bir ailesi var. Yanlarında bir de Mr Smith adında İngiliz bir gezgin kalıyor. İlk kitapta karakterler genel olarak tanıtılıyor, sonraki kitaplarda ise Amira ve Karluk’un aileleri arasındaki çekişme ile Ankara’ya doğru yola çıkan Mr Smith’in başından geçenler anlatılıyor. 7. kitaba geldim ama Smith hala Ankara’ya ulaşamadı, büyük bir coşkuyla Ankara sahnelerini beklemekteyim.

Daha fazla fikir sahibi olmak isteyenler için kitapların içeriğinin özeti:

1. Kitap

  • Amira’nın yeni evindeki hayatı
  • Okçuluk, ahşap oymacılığı ve mimari, göçebe hayatı gibi konularda bilgi

2. Kitap

  • Gelin ve damadın aileleri arasındaki sorunlar
  • Ekmek pişirme/süsleme, dikiş nakış gibi konularda bilgi

3. Kitap

  • Mr Smith’in yaşadığı aşk
  • Şehir pazarı ve yemek kültürü hakkında bilgi

4. Kitap

  • Mr Smith’in yolculuğu sırasında tanıştığı ikizler
  • Balıkçılık, çeyiz hazırlama konularında bilgi

5. Kitap

  • İkizlerin düğünü
  • Düğün seremonisi ve yemek kültürüne dair bilgi

6. Kitap

  • Politik çekişmeler ve silahlı çatışma

Devamını okudukça güncelleyeceğim burayı.

Serinin 4. ve 5. kitabı bana hiç tat vermedi, diğer kitaplara ise bayıldım. Türk ve İran kültürüne ilgi duyanlara mutlaka tavsiye ederim.


(Aziz Varlık) #49

Sonsuzluğun Sonu’nu Okuyorum. Asimov der susarım. :sunglasses:


(kimyager_ferhat gürdoğan) #50

Yürüyen Kentler kitabını okuyorum 3. Kitaptayım güzel aksiyonu bol bir kitap


(Cem) #51

Şu an Ben, Robot adlı Asimov kitabını okuyorum. Bir öncesi Vakıf serisinin ilk kitabını okudum ve oradaki üsluba kıyasla okuduğum kadarını düşünerek söylersem Ben, Robot’taki dilin çok daha basit olduğunu düşünüyorum. Asimov karakterleri konuşmayı seviyor anladığım kadarıyla. İlk hikaye bir çocuğun robot üretimindeki ilk örneklerinden birisi olan Robbie ile olan ilişkisini anlatıyor. Neredeyse inandırıcı olamayacak denli naif diyaloglar var hikayede. Ancak diğer hikâyeleri okuduktan sonra daha doğru eleştiriler getirilebilir.


(Onur Uslu) #52

Kara Kule serisinin dördüncü kitabı Büyücü ve Cam Küresi’ni okuyorum ama içindeki aşk hikayesi bütün okuma isteğimi bitirdiği için 6 aydır bitmiyor. Bu yüzden bu kitaba eşlik eden başka kitaplar okuyorum diğer yandan. Bugün Metro serisine temelli başlayacağım.


#54

Silmarillion’ u okuyorum. Gayet akıcı, beğendim lakin çok karmaşık. Muhtemelen külliyatı bitirince hepsi kafama yerleşecektir.


(Hatice Dırmıkcı) #55

Değiştirilmiş Karbon

Bilim kurguyla çok haşır neşir değilim ancak 120. sayfaya zorla geldim. Kitap gitmiyor. Bir türlü havasına giremedim, karakterlere ve terimlere ısınamadım. Sorun bende mi acaba, diye düşünmeye başlamıştım. İçim rahatladı. :slight_smile:


#57

Rainer Maria Rilke-Bütün Hikayeleri

Şair temelli biri olması nedeniyle cümleleri ağdalı ancak pek bir sorun doğurmuyor. Hikayeler kısa ve öz. Özellikle finallerdeki vuruculuk şahane. Sayfa sayısı fazla ve hikayeler kısa olunca fazlaca öykü barındırıyor kitap. Ve tabi ki karşı konulamaz Alman isimleri…

İlk başlarda okuyup sonra ara verip tekrar elime aldığımı söylemeliyim. Bazı yerler insanı boğan bir yapıya sahip ancak her hikaye başka birinin dünyası gibi. Şimdiye kadar vurucu beş veya altı öyküyle karşılaşmışımdır.


(görkem) #58

Kara Kule Vi – Susannah’ın şarkısını okuyorum.

Valla ne diyebilirim ki saçmalık tam gaz devam ediyor. Başladık seriye bir kere diyip bunuda okumak durumunda hissediyorum kendimi.

eleştiri olarak … hmmm… Kara Kule evrenini saçma buluyorum, Hikayenin gidişatını saçma buluyorum , zaten beklentim dip düzeyde olduğu için kitap beni tatmin ediyor açıkçası.

Özet: Stephen King’in 450 sayfalık ticari goygoyu


(görkem) #59

Dostum yol yakınken kaç kurtar kendini o seriden.


(Onur Uslu) #60

Orjinal kitap almayacağım artık o garanti =) Diğer serilere ağırlık vermeye başladım zaten ama diğer yandan bu seriyi çok önemsemeden keyfi bir şekilde okumayı sürdürmeyi düşünüyorum. Günde 10 sayfa falan. Elimi kaptırdım bir kere ne yapalım =) Herkes sonu harikaydı falan diye söyleyince ödülümü almak niyetindeyim.


(kimyager_ferhat gürdoğan) #61

Yürüyen Kentler Karanlık Düzlük son kitaptayım ben sevdim açıkcası okuyucuyu yormuyor.Güzel bir seri Madmax severler kesinlikle okumalı :+1:t6:


(Cemalettin Sipahioğlu) #62

Kısmet olursa 2019 olmadan okuyacağım :rofl: Hoş, bu sene bayağı bir kitabı okuyacağım diye kendi kendimi fişeklemeye çalışıyorum. Hadi hayırlısı bakalım. Hedefin ne kadarını tutturacağım artık :man_shrugging:?

Büyümek Diye Bir Şey Yok - Sarah Andersen

Eğlenceli geldi-de… Bir çırpıda bitiverdi :neutral_face: Bir çırpıda derken şaka yapmıyorum, harbi bir çırpıda bitti. Tek şikayetim budur :disappointed_relieved:

Kadınlara mahsus bazı yönler hariç, kadın-erkek fark etmeksizin nokta atışlı, tatlı tespitleri var. Lakin Sarah Andersen’ın Netflix’ten ücret alıp almadığını merak ediyorum. Üç yerde Netflix vardı. Aslında bu şüphem yersiz, biliyorum. Uber ve Apple gibi o da gündelik hayatın içine işlediğinden edebiyat ve sinemada karşılaşılabilinecek bir marka. Şey, en azından bildiğim kadarıyla Amerika’da öyleymiş.

Son olarak: Sarah Andersen’ çocuk isteyip istememe konusunda kararsız olduğunu fark ettim. Bir karikatürde "Aman! Çocuk istemez!"cilik yapıyor, bir başkasında torunla geçmişi yâd ettiriyor karakterine. Bence bir tür Cem Yılmaz durumu yaşıyor :thinking:


#63

Bu kitabı gerçekten beğendin mi? Scribd’ten okuyayım dedim ama ancak bir kısmını okuyabildim çünkü bana göre çok yavan bir kitap. Çizim ve hikâye namına zaten bir şey yok. Çıkarımları bile çok sıradan bence. Yani tamam ben de güldüm bazı yerlerde ama koca bir kitaba tahammül edemedim. Hatta okurken o kadar sıkıldım ki bir yerden sonra aklıma bağlantılı şeyler getirip gülüyordum. Bir kısımda özellikle Mülayim Sert ağabeyin “bu herifi de hiç sevmem” lafı tam oturuyordu. Goodreads üzerinde de beğenen çok ama beğenmeyen aklı başında yorumlar da var.