Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


#596

Bende 1 ay önce okudum. Balzac okumamıştım hiç ve kütüphanemde vardı. Hadi okuyayım dedim. Betimlemeler sıkıcı geldi. Genel olarak sevmedim. Ben de bitirmiş olmak için bitirdim


#597

Bayağı uzun bir süre önce bu kitabı bulmaya çalışmış ama bir türlü başaramamıştım :frowning: Hatta Azra Erhat’ın başka kitaplarıyla da yaşamıştım aynı durumu. Şimdi en azından bir tanesinin yeniden basıldığını duymak beni sevindirdi :slight_smile: En yakın zamanda almaya çalışacağım.


(fatih çetin) #598

Deliliğin Dağlarında’yı (H.P. Lovecraft) okudum.

Antarktika’ya jeolojik kazılar yapmak üzere giden William Dyer ve ekibinin başına gelenleri konu alıyor. Jeolog William Dyer kadim uygarlıkları ve milyon yıllık canlıları araştırmaya giden ve geri dönemeyen ekibe neler olduğunu anlamak için bölgeye gider ve olaylar gelişir.

H.P. Lovecraft’tan okuduğum ilk eser oldu. Belki yanlış bir kitapla başladım bilemiyorum ama fazla biyoloji terimi olduğu için bir ara sıkıldım ama kitap efsaneydi. İliklerinize kadar korkuyu hissediyorsunuz. Cthulhu mitosundan çok örnekler olduğu için yakın zamanda Cthulhu’nun Çağrısı kitabını okuyacağım.

Bilimkurgu, fantastik ve korku ögelerini birden barındırdığı için bu türleri seven okurların mutlaka okuması gereken bir kitap bence.

Son olarak yazarın, kitabıyla ilgli son taslağının bir görüntüsü ile konuyu kapatayım.


#599

Yılmaz Özdil - Mustafa Kemal’i bitirdim. Ben Yine salya sümük :face_with_hand_over_mouth:

Kitap hakkında ne yazsam bilemiyorum. Çok güzeldi. Özellikle kitapta bahsi geçen notların, mektupların, telgrafların ve röportajların olduğu, kaynakça’lı daha geniş bir basımı yapılsa çok daha güzel olur.

Bu akşam, Daniel Keyes - Algernon’a Çiçekler kitabına başlamak niyetindeyim


#600

Patrick Süskind - Koku
Kitaplarını okuduğum yazarlar arasında ilk defa kendi romanının başkarakterini bu kadar aşağılayan bir yazarla karşılaştım. Yazarın böyle bir yol seçmiş olması romana farklı bir tat vermiş. Beni de alıştığım tarzın dışına iterek yeni bir ufuğa sürükledi. Aynı zamanda bu roman; bazı romanlardaki karakterler ne kadar zorluk yaşasa ve aşağılansa da onların yanında duran bir anlatıcı olduğunu farketmemi sağladı. Romanı okurken yazar başkarakterini aşağılarken sanki kahramanın yanında bir tek ben duruyor, onu anlamaya ve savunmaya çalışıyormuşum gibi hissettim. Bunun dışında roman dilini oldukça akıcı bulmama rağmen yazarın betimlemelerinde bazı noktaları hiç beğenmedim. Bazı yerlerde betimlemeye çalıştığı mekana dair birkaç örnek yetecekken yazar sanki hayal ettiği her şeyi yazmak zorundaymış gibi betimlemeleri uzattıkça uzatıyor, örnekleri gereksizce artırıyor. Paris sokağını anlatırken sokakta bulunan her dükkanın ismini sayıyor ve uzun bir paragraf sırf o sokaktaki dükkan isimlerinden oluşuyor. Parfümcüdeki malzemelere konu geliyor, yazar upuzun bir paragrafı adını ilk defa duyduğum bir yığın malzeme ismiyle dolduruyor. Bu sebeple okumadan geçtiğim birsürü paragraf oldu. Neden böyle bir betimleme tarzı seçti gerçekten merak ediyorum fakat yine de kitap oldukça güzel. Pek önemsemediğim koku duyuma yönelik ilgim arttı. Romanı beğendim ve okumak için ayırdığım zamana kesinlikle değdi.


(Bülent Özgün) #601

O kadar ilginç ve önemli bir noktaya değinmişsiniz ki. Yazarların çoğunun kullandığı tanrı-anlatıcı konumuna dair hep duyumsadığımız ama adını koyamadığımız bir noktayı tanımlamışsınız.


(kimyager _ferhat gürdoğan) #602

Sissoylu Çağların Kahramanı kitabını okudum. Muhteşemdi. Seriye başlamak için kararsız olan varsa hiç beklemesin. Muhteşem bir kurgu. Kitapları arka arkaya okuyun derim. Olaylar kaldığı yerden devam ediyor çünkü. Olaylar öyle yere varıyor ki yok artık diyeceksiniz.


#603

Kuyrukluyıldız Altında Bir izdivaç bitti. Üstat Hüseyin Rahmi’yi seviyorum. Kahramanımızın rüyasını anlattığı bölümlerde o zamana göre çok iyi bilgiler verilmiş. Sanırım Jules Verne etkisinde kalınmış. Yazarı halkın severek okuduğunu düşünürseniz bilgilendirici olmuş. Doksan yıl önce ülkemiz nasıldı o zamanlar yaşayanlar neler yapıyor nelere ağlıyor nelere gülüyordu derseniz çok iyi bir kitap. Karakterler iyi, tespitler yerinde.


(Babür Karbey Vina) #604

Michio Kaku’nun “Zihnin Geleceği” kitabına başladım.

Henüz ilk sayfalardayım ama yazar karmaşık bir konuyu sadeleştirmeyi ve hiç hakim olmayan okuyucuya sunmayı başarmış. Çeviri konusunda da şimdilik bir şikayetim yok.


(fatih çetin) #605

Cthulhu’nun Çağrısı’nı okudum.

Bu kitabı okumadan önce sırf Cthulhu ve onun mitosu hakkında olacağını sanıyordum ama yanılmışım. 7 adet öyküden oluşan bir derlemeymiş. Son öyküsü kitaba ismini veren öykü.

Tabii ki bu yanılma çok kötü bir durum oluşturmadı benim açımdan. Bütün öyküleri beğenerek okudum. Özellikle Herbert West ve Duvardaki Fareler öyküleri çok hoşuma gitti. Duvardaki Fareler öyküsünü daha önce Gotik Öyküler kitabında okumuştu. Bu kitabın içinde de görünce şevkle tekrardan okudum.

Korku severlerin okuması gereken güzel bir eser. Tavsiye ederim.


(Bahri Doğukan Şahin) #606

İthaki eski baskısında Innsmouth Üzerindeki Gölge de vardı. O da Cthulhu mitosuna ait bir öyküydü. Sonra onu ayrıca bastıkları için bu kitaptan çıkarmışlar yeni baskıda. Ki bence kitabın en iyisiydi o öykü. Okumadıysan özellikle onu tavsiye ederim. Muhtemelen yakında Karanlık Kitaplık’a eklerler.


(fatih çetin) #607

Şu an Karanlık Kitaplık serisinden çıkan bütün kitaplar mevcut. Sadece Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana ve Melezler kitaplarını yarıda bıraktım. Şimdi de Yürek Burgusu’na başlayacağım.

Dediğiniz öykü karanlık kitapta çıkarsa alıp okurum tabii ki. Bilgi için de teşekkür ederim.


(Ufuk) #608

Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana’yı okuyorum. Konuya bi türlü giremedi. Neden bıraktınız benimde bırakmama ramak kaldı


(Ahmet Boyraz) #609

Dune Mesihini okuyorum. Seri yapılan övgüleri sonuna kadar hakediyor. İlk kitaptaki gibi devam ediyor her şey.


(fatih çetin) #610

3-4 sayfada bir bölüm bitiyor ve o bölümde neler oluyor bir türlü sindirip okuyamadım. 50. sayfadaydım sanırım, bıraktım artık. İleride geri dönerim belki bilemem.

Melezler ise bana göre wattpad kitabı gibi olmuş. Kurtadam öykülerini genelde zaten beğenmezdim ama İthaki seriye eklemiş, güzel diye başladım. Kitapta kimin konuştuğunu, ne dediğini bir türlü anlayamadım.


(Erdal Hellaçoğlu) #611

Daniel Defoe - Veba Yılı Günlüğü

Kitap adı gibi bir günlük havasında 1600 yıllarda 100 binlerce insanın öldüğü veba salgınını çok detaylı anlatmış yazar. Anlatımı çok akıcı ama biraz fazla kendini tekrar ediyor. Yine de çok güzel gidiyor kitap.


(Mael isain moridin, mia allantir! ) #612

Robert J. Sawyer- İnsansılar

Neandertal’ların yok olmayıp hayatta kaldığı, buna paralel olarak ise Homo Sapienlerin yok olduğu, bizden teknolojik ve kültürel olarak daha gelişmiş paralel bir evrende bilim insanı olan Neandertal Ponter Boddit kazara kendi evreninden bizim evrenimize geçiyor ve Homo sapienler ile iletişim kuruyor. Bir yandan Ponter’in dünyamızda ki macerasını okurken öbür yandan kendi dünyasında onu öldürmekle suçlanan Ponter’in erkekeşi Adikor Held’in ve kızının onu bulma çabasını okuyoruz.

The Neanderthal Parallax adlı üçlemenin bu ilk kitabında yazar din ve ahlak ilişkisi üzerinden eksik olduğunu düşündüğüm bazı karşılaştırmalarda bulunmuş. Bana göre bu eksiklik; Din kavramı olmayan Neandertal medeniyeti kurgulanırken kültürel gelişim aşamalarının, davranışlara ve bunların gelişimine sebebiyet veren duyguların tamamen göz önünde bulundurulmaması. Din ahlakın gelişimi ile mi yoksa tam tersi olarak mı ortaya çıkmış bir kavram tartışması üzerinde hiç durulmamış. Bu da kitabın din-ahlak ilişkisi üzerinde durması nedeniyle doğal olarak bazı tutarsızlıklara sebebiyet veriyor.

Her ne kadar kaçaklarda olsa, toplum içinde yaşayan Neandertal’ler hayatlarının her anını kaydeden Yerleşik Eşlikçi adlı cihazlarla yaşıyor ve bunun mucidine veya bunun kullanımını zorunlu kılan kişiye (tam olarak belirtilmemiş) büyük kurtarıcı diye hitap ediyorlar. Kişisel hırsları olan bir türün kurduğu bu medeniyette Ponter’in iddiasına göre bu kayıtlar hiçbir kötü amaçla kullanılmıyor. Ayrıca konuşmalardan anlaşıldığı üzere, kıskançlık ve sahiplenme duygusunun olduğu olduğu bir türde mahremiyet kavramının olmaması ise din kavramının gelişmemiş olmasına yoruluyor ki bu da ayrı bir yanlış. Şiddet suçlarının çok az işlendiği bir toplum olan Neandertal toplumu, suç işlenmesinin önüne geçmek için ceza olarak suçluyu ve onun yüzde elli genini taşıyan akrabalarını kimyasal hadım yöntemi ile kısırlaştırıyor, bütün mal varlığını davacıya veriyor, bütün makamlarını elinden alıyor ve bunun hiç bir zaman yanlış kişiye olmadığı iddia ediliyor ancak Eşlikçinin hacklenip bilgilerin değişebileceği gerçeği ise göz ardı ediliyor. Ayrıca bu kimyasal hadım fikrinin ileri bir toplum’un bedeli olarak savunulması ve bütün korkunç suçların sadece erkekler tarafından işlenildiği iddiası midemi bulandırdı. Altta kitapta ki ilgili kısım var.

Karnında kelebekler uçuyordu adeta. Belki de esas problem, Ponter’ın
halkının kaçındığı karmaşık durum şuydu: çok fazla şüpheli, karmaşıklık,
suçlunun kim olduğunun bilinmeyişi, çok fazla zalim ve saldırgan… erkeğin
oluşu. Erkekler. Onun kuşağındaki tüm öğretim görevlileri, cinsiyet ayrımı
gözetmeyen bir dil konusunda hassastılar. Ama korkunç suçların hepsi
erkekler tarafından işleniyordu.
Ve buna rağmen tüm hayatını, iyi ve doğru düzgün adamların arasında
geçirmişti. Babası, erkek kardeşleri, ona destek olan meslektaşları, Peder
Caldicott ve ondan önce Peder Belfontaine, bir sürü iyi arkadaş ve sevgili.
Erkeklerin yüzde kaçı problemliydi? Kaç tanesi saldırgan ve öfkeliydi,
duygularını kontrol edemiyor ya da dürtülerine engel olamıyorlardı? Bu gen
havuzundan kuşaklar önce ‘temizlenemeyecek’ -Ponter’ın kullandığı bu
kelime cesaret ve ümit verici bir kelimeydi- kadar büyük bir grup muydu?
Saldırgan erkeklerin nüfusu ne kadar az ya da çok olursa olsun, diye
düşündü Mary, yine de onlardan çok fazla vardı. Böylesi tek bir canavar bile
çok fazla demekti ve -
Ve işte burada durmuş Ponter’ın halkı gibi düşünüyordu. Evet, gen
havuzunda iyi bir temizlik, sağlığa yararlı bir arıtma yapılabilirdi.
Evet, kesinlikle yapılabilirdi.

Kitapta kötü diyebileceğimiz tek karakterin (Neandertal) ise motivasyonu çok zayıf.
İnsan davranışlarının gözleminde psikolojik faktörler göz önüne alınmadan “anlamsız” olarak nitelendirilmiş. Ve çeviriden mi benden mi kaynaklıdır bilemedim bazı konuşmalar anlamsız geldi bana.

Ben kitabın kapağında belirttiği “Hugo Ödüllü” yazısını hak ettiğini (tam olarak verilme kriterlerini bilmesem de) yada herhangi bir ödülü hak ettiğini düşünmüyorum.


(kimyager _ferhat gürdoğan) #613

Karin Tidbeck-Amatka’yı okudum. Güzeldi beğendim. Dili sade ve akıcı hiç sıkmıyor hemen bitti zaten. Kitabın arkasını konusunu hiç okumadım. Distopya olduğu için arka yazıyı okumam genelde. İyikide okumamışım. Kitapla ilgili çok spoiler var bence. İlk bölümlerde acaba ne olacak nasıl bir hal alacak diyordum. Yavaş yavaş öğrenincese güzel oldu.


(fatih çetin) #614

Yürek Burgusu’nu okudum.

Yıllar sonra ilk defa sayfaları tekrar tekrar okumama rağmen bir şey anlamadığım ve okurken biraz zorlandığım bir eser oldu. Kitabın içeriğinde hayalet unsurları var ama okurken beni korkutmadı açıkcası. Kitap, çocuklara bakan mürebbiye’nin psikolojik durumunu anlatan bir kitap olmuş.

Ayrıca çeviri biraz kötü olmuş hissi verdi bana. Orijinali ve ya başka yayınevinden çıkan kitabı nasıl bilemem ama benim hoşuma gitmedi. Yine de okunabilir bir kitap.


(Ufuk) #615

Karanlık kitaplardan 4 kitap okudum şimdiye kadar 1ini beğendim. Uykulu kuytu söylencesi beğendiğim tek kitap oldu okuduklarım arasında. Seri umarım en azından benim açımdan güzel gitmeye başlar.