Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Cemalettin Sipahioğlu) #64

“Tabii ya…!”, “Elbette…!”, “Gerçekten de…!” gibi hislere dayalı bir mizah anlayışı var. Belirttiğiniz gibi çok ama çok karmaşık espriler yok. Benim tepkiler genel olarak “Hımm!” “Tabii ki.” tarzı katılmacılıkta oldu.
Kahkaha atmadım; daha çok tebessüm edip, durumlara hak vererek okudum. Kendimden anlar bulduklarıma ya da durumu kendime uyarladıklarımda eğlence seviyem daha çok artış gösterdi. Mesela birinde, topluluk önünde konuşamamanın aynısın yaşadığım için “Doğru ya!” katılımıyla güldüm. Sizin “bağlantılı şeyler getirip gülme” hadisesinin farklı bir versiyonun deneyimlediğim de oldu. Karikatür olduğu için bunu sorun etmedim. Kitap, gazetede olsa günlük olarak takip edeceğim bantların topluca sunulmuşu gibisinden.

Belki öncesinden, tarzını ve ne vadettiğini bildiğimden dolayı memnun kaldım. Bu tarz şeyleri çok tüketen biri olsaydım, görüşlerim daha farklı olurdu muhtemelen.


#65

Bilmiyorum ama bence günlük hayatta karikatür veya mizah dergilerini düzenli takip edenlerin bu kitaptan etkilenmelerine imkân yok gibi. Az çok tespit veya çıkarıma alışmış bir bünye için bu kitapta özel şey çok az, çok çok az. Bence sırf bir Alpay Erdem köşesini okumak bile bu kitabın tamamını okumaktan daha ferahlatıcı. Bir de videolarda falan oluyor ya hani birisi ötekine laf sokuyor sonra gözlüğü takıyor o arada da saçma bir müzik giriyor (o kadar yabancısıyım ki adını bile hatırlayamadım bu şeyin) işte çoğu insanın güldüğü bu ucuz sözde mizah bu kitapta da var. Son karede hep bir gözlüğü takıp müziği alabilme isteği var. Bence günümüzde tüketim çok kolay diye insanların beğeni algısı da değişmiş durumda. Özellikle de sosyal medyadaki kıymetsiz şeylerden sonra ortalama bir şey bile beğeniliyor sanırım. Bir çeşit hale etkisi de bunda etkili bence, ki bu kitabın Goodreads üzerinde kendi kategorisinde ilk sırayı alması da daha okunmadan beğenilmesine yol açmış olabilir; ödülü almışsa iyidir anlayışı. Bir de bizdeki ortalama insanın, bizleri vasat eserin aslında iyi olduğu ama çok da iyi olmadığına inandırma çabasına büründüğü ve bu uğraşında bizleri ikna edebilme uğruna sarf ettiği o büyüleyici cümle de bir o kadar suçlu: “Ama hiç olmazsa kötünün iyisi.” Benim anlayışıma göre sanatta bir şey ya iyidir ya yeterince iyi değildir ya da kötüdür. Bu ‘kötünün iyisi’ olma durumu ise sıradan okurun ilgilendiği şeyi özümseyememesinin, okuduğunun duygudaşlığına varamamasının kolay bir bahanesidir. Sırf böylesi bir zihniyetten dolayı yazarın esas eserinden ziyade aforizma kitapları alınır oldu. Hatta böyle kolay eserlerin çok sevilmesinin bir sebebi de farklı bir şeyin olmaması. Sen de belirttin ya topluluk önünde konuşamama durumunu, bende de aynı şeyler oldu okurken. İşin kötü yanı ise kitabın tamamı bu. Kolaycı insanlar zaten bir kitapta kendinden bir şeyler buldu mu tamamdır. Bulamadı mı eyvah.

Birkaç kişiye daha sordum ama bir tek senden samimi yanıt aldım. Çoğu insan bu esere kötü diyemediğinden dolayı iyi diyor maalesef, en azından benim denk geldiklerim öyle. Senin son paragrafını anlıyor ve hak veriyorum. Yukarıdaki eleştirim ise sana değil, senin o gruba ait olduğunu düşünmüyorum.


(Cemalettin Sipahioğlu) #66

:thinking: Merkezinde hafif asosyal ve kendi keyfinde takılan kadın karakter var; dışarıdan basit gözüken ama içinde yaşayınca farkına varılmayan dertlerden muzdarip. Mizahta, ondan çıkartılabilecek ne kadar malzeme vardıysa ondan çıkartılıyor gene. Ana materyal ile karikatür sanatının olanakları karşılaştırılınca, evet, içerik fazla aşinalıklarla dolu. Zaten o da, anlatım tarzı ve basitliğiyle kendi sınırlarında sunabileceği eğlenceyi sunuyor.

Dilbert ya da Snoopy değil. Biri iş dünyasından diğeri çocukluğun cehenneminden çıkma öykülerle sahipti. Ve bu yüzden onlarla BDBY’u karşılaştırılmam haksızlık olur. Hem de her yönden. Çünkü kaynakları, hedefleri ve amaçları gereği üçü de kendi çizdikleri sınırlara sahip ve ona göre kulvarlarda ilerliyor. Değerleri de kökleri ve hedefleri arasındaki mesafeye göre.

Birinin beşlik sistemde Dilbert’a ya da Snoopy’ye vereceği beş yıldızla, Büyümek Diye Bir Şey Yok’a vereceği beş yıldızın sebepleri aynı değilmiş gibime geliyor. Yani benzer puanlar almaları, çoğu şeyde olduğu gibi, benzer köklere ve tatlara sahip olduğunun kanıtı değil.

Örneğin, ZAZ ekolü mizahı yine ZAZ tarzına göre değerlendiririm. Monty Python işi mizahıysa yine Monty Python mizahının sınırları içerisinde değerlendirebilirim.

Sanırım yine dönüp dolaşıp, genel fikir edindirmek için kullanılan derecelendirmenin lanetiyle karşı karşıyayız :expressionless: Hızlı fikirler edindirmek adına farklı işleri aynı derecelendirmeye tabii tutmak pratik. Lakin sonuçları ortada; kendi özelinde de farklı kategorilere ayrılan işler, aldıkları ortak dereceden ötürü yersiz yere kıyaslanıyor :frowning_face: Yorumlarda bu lanetten etkileniyor anlaşılan :expressionless:


#67

Bunun bir adı olmalı. Arada bir böyle kitaplara denk geliyorum. Yaşamdan kesit sunan kadın temalı çizgi roman? Belki…

Benzer kitaplar:

61QuBPkVhqL97839431435159416317

Siz üzerine uzun uzun konuşunca merak ettim, aldım okudum bu akşam. Reklamın iyisi kötüsü olmuyor. :slightly_smiling_face: Güldürmedi ama karakteri sevimli buldum ve dolayısıyla beğendim.


(Enis Enisoğlu) #68

İstasyon Onbir

Kitabı bilimkurgu beklentisi ile okumaya başlamıştım. Ha şimdi oldu ha şimdi olacak derken kitabı bitirdim. Bilimkurgu olarak değerlendirmek yanlışmış fakat kitap cidden çok güzel başımıza benzer birşey gelse neler yaşardım diye çokça hayal kurdurdu. Tek kötü yanı tahmin edilebilir yerleri biraz fazlaydı ama yine de 8/10


(Cemalettin Sipahioğlu) #69

Ancak siz örnekler verince aklıma geldi: Japon anime/manga kültüründe bunun karşılığı aşağı yukarı joseiye denk düşüyor. Biraz Wiki’den, biraz sağdan soldan toparlama tanımı:

Genellikle kadınlar tarafından çizilen ve 18 yaş üstü genç ve yetişkin kadın izleyici/okuyucu kitlesini hedef alan manga ve anime serisidir. Genellikle gündelik yaşamla alakalı, baş karakterleri olan bayanların etrafında dönen hikayelere sahiptir. Romantizm, kadın erkek ilişkileri ve gündelik problemleri konu alır.

Kadın bakış açısıyla kadın dünyasına dair bir tür. Sanırım Batı’da aradığımız tanımı Doğu’da bulduk :slight_smile: Ya da yaklaştık mı demeli? Görüşünüz?


(Aziz Varlık) #70

Güz Cumhuriyeti - Barut Büyücüsü 3. Cilt


#71

Amber Yıllıkları’nın sekizinci kitabını, Kaos İmgesi’ni okuyorum. Birbirini tekrar eden fantastik kurgulardan sıkılanlar için Amber Yıllıkları’nı tavsiye ederim. Ben oldukça özgün buldum. Akıcı da.


(Cem) #72

Selahattin Özkan tarafından çevrilen Viking Mitolojisi’ni (Nesir Edda) okuyorum. Yüzyıllar önce geleceğe taşınması için Snorri Sturluson önderliğinde? (tek mi yazdığı, belli bir ekiple birlikte mi yazdığı tartışılıyor) yazıya geçirilen Viking Mitolojisi. Nesir Edda dışında, Genç Edda da deniyor, çünkü çok daha eski tarihlerde yazılan Manzum Edda’ya göre daha yakın dönemde olduğu için.

Sinema,dizi, edebiyat vb. birçok yerde viking mitolojisine ait şeylerle karşılaşıyoruz. Hepsinin temelini aldığı, esinlendiği şu an bu mitolojiye dair konuşabiliyor, hatırlıyor olmamızı sağlayan bu kitap. Temel kaynak.

Türkçeye yanılmıyorsam ilk defa çevriliyor. Bu yüzden altına girilen sorumluluk çok büyük ve kolay bir iş değil. Çünkü bu kadim metinin çok fazla versiyonu var ve tahmin edeceğiniz üzere dili çok karışık ve eski. O yüzden dilimize ilk defa kazandırılan birçok yeni kavram görüyoruz. Kitapta da söz edildiği gibi sorumluluğu ağır bir olay. Ancak çeviri konusunda emek verilmiş, bir sonraki baskılarda da daha gelişecektir. Zaten birden fazla kaynaktan yararlanılmış, kitapta detaylı bir şekilde bu aşamalar anlatılıyor.

İyi güzel, ancak editörlük konusunda gelişmeye daha çok ihtiyacı var. Hatalara çok rastlıyoruz ve metinlerin okumasını güçleştiriyor. Biraz daha emek ve özen gösterilseymiş hoş olurmuş. Bu arada şu haliyle emek sarf edilmediğini iddia etmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Sadece en başından elde zor bir eser var ve bunu iyi bir şekilde sunmak, ekstra emek istiyor. Gelecekte daha çok geliştireceklerine eminim, ne olursa olsun böyle bir eserin dilimize kazandırılması harika bir iş.


(xxxxxxxxxxxx) #73

Hep Kitap’tan çıkan Yüzüncü Kraliçe’yi okuyorum. Şu anlık beğendim mi? Doğruyu söylemek gerekirse bilmiyorum, biraz garip bir kurgusu var, yer yer rahatsız ediyor, yer yer sizi heyecanlandırıp bölümleri ardı ardına okutturuyor. Kitap son olarak nereye varacak merak ediyorum doğrusu.


(Misafir) #74

Sel yayıncılıktan çıkan Toplumsal Cinsiyet Yanılsaması adlı kitabı okuyorum. İlk başta biraz sıkıldım çünkü kitabı yazan kişi psikiyatr ve terminolojik terimler kullanmış haliyle ama o kelimelerin sözlük anlamını bulup kitaba not ettikçe ve öğrendikçe daha da keyif almaya başladım. Toplumsal tabuları olabildiğince cesurca sorgulayan bir kitap olmasının yanı sıra bilimsel araştırmaları da içeriyor meraklısına tavsiye edebilirim.


#75

Kralın Dönüşü daha bitmeden Silmarillion’a başlamıştım ancak şu an boşluktayım… Kitaba devam edeceğim ancak göğsüm sıkışıyor. Bir haftada koca Yüzüklerin Efendisi’ni bitirdim. Bu gerçeği kabullenir kabullenmez devam edeceğim.


#76

Josei, ilk kez duyduğum bir tür. Açıklamanıza ek olarak biraz da internette araştırdım ama bildiklerim hala çok yüzeysel.

Yüzeysel bilgime göre kesinlikle haklısınız. Josei, tanım olarak Büyümek Diye Bir Şey Yok gibi kitapları da çok güzel karşılıyor. Yine de bu kitapları josei mangalarla bir tutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Çizimlerin basitliği, olay örgüsünün olmayışı, tek bir karakterin ön planda olması gibi konularda ayrılıyorlar.


(Ufuk ) #77

1984’ü bitirdim ve ufak bir inceleme yazısı ile birlikte altını çizdiğim yerleri ve notlarımı blogumda paylaştım. Okuduğum her kitap için bunu yapmaya çalışıyorum. Forum keyfinizi bozmamak için buraya yapıştırmıyorum. Arzu edenler aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirler.

Kitaba gelirsek, 1948 yılında çıkmış bir roman için nokta atışı tespitler ve öngörüler barındırıyor. İnsanoğlunun pek de sürprizler içermediğini düşünmemi sağladı. İç karartıcı ve boğucu anları vardı. Umut köreltici bir eser.


(Cemalettin Sipahioğlu) #78

:thinking: Bir tutulamazlar elbette. Öne çıkan başlıca özelliklerinden (Kadın merkezli, gündelik yaşam meseleleri.) dolayı bu türün alt kategorilerinden birinde değerlendirilebilir, belki. Neyse, son kararı otoriteler verecek. Tabii önce bir otorite bulmak gerek :sweat_smile:


(Mustafa Güngören) #79

John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar

Oldukça akıcı bir kitap; zaten kısa, bir oturuşta bitirilebilir fakat biraz yayarak okumak istiyorum anlamını yitirmesin diye. Karakterler muazzam: George ve Lennie arasındaki ilişki çok da uzak olmadığımız insan tipleri diye düşünüyorum. Özellikle Lennie’nin konuştuğu kısımlar öyle gerçekçi yazılmış ki sanki yanımdaymış gibi hissediyorum ve öyle biriyle tanışmışım gibi geliyor.
Olumsuz bir eleştiri ise yazarın aynı cümleleri birkaç paragraf ya da cümle sonra tekrarlaması… Akışı bozuyor açıkçası biraz. Onun haricinde gayet hoş gidiyor.


(Hakan Tunç) #80

Yarım Dünya - Hiromi Goto

Açıkçası kapağı ve yazarın ana vatanı yüzünden uzun süredir merak ettiğim ama okumaya bir türlü fırsat bulamadığım eserlerdendi. Geçenlerde Haftanın Kitabı da seçilince dedim ben buna başlayayım artık.

Öncelikle o beklediğim özgünlüğü ve akıcılığı bulamadığımı belirtmem gerekiyor. Bilmiyorum, belki beklentilerimi bunca yıldır fazlaca yükseltmiş olabilirim ama klasik çocuk kahraman tiplemesi üzerine bir şey koyduğunu söyleyemem. Açıkçası Yarım Dünya’da geçen zaman ve ardında yaşananlar pek de heyecan verici gelmedi. Hatta bir ara kullanılan dil ve cümle yapısı yüzünden kapakta da yazısı bulunan Neil Gaiman’ın kitabı mı diye düşünmedim değil hani.

Akıcılığı bulamadım dediysem yanlış anlamayın sakın. Ben “beklentim” olan akıcılığı bulamadım. Yoksa kitap kendini her şekilde okutuyor. Kısa sürede bitiyor. Yine de bundan yıllar sonra içeriğini hatırlayacağım veya özgün bir kitap olarak addedeceğim bir şey yoktu içinde. Japonya’da doğan ama Kanada’da büyüyen yazar, bazı Japon mitlerini kitaba yedirmeye ve sanki çok önemli bir şeymiş gibi göstermeye çalışsa da, eminim bu yazdıkları Japon çocukları arasında bile o kadar ilginç gelecek şeyler değildir.

Allahım gömmeyeyim gömmeyeyim diyorum ve fakat gittikçe olumsuz yorum yapmaya devam ediyorum.

Neyse efendim, kısaca şöyle söyeyebilirim: Damadığınızda tatlı bir tat bırakan ve kısa sürede okunan, zamanınız varsa ve bu tarz çocuksu maceraları seviyorsanız alıp okuyabileceğiniz bir eser. Fazlası değil.


Haftanın Kitabı #77 – Yarım Dünya
(Cansu ünal) #81

Lisedeyken başlamıştım sonra ne oldu bilmiyorum bi aksilik oldu o seri öylece kaldı. Şimdi de bi daha toplamaya üşeniyorum :frowning: Arkadaşımdan alıp okumuştum 2’den sonrasını sanırım ama yarıda kesilmişti


(Cansu ünal) #83

Şimdi elime H.G. WELLS - Zaman Makinesi kitabını aldım. İnşallah biter bugün.


(Yaprak Onur) #84

Stanislaw Lem - Yenilmez

Kitapta bir türlü ilerleyemiyorum, iki ileri bir geri şeklinde okuyorum. En son Fahrenheit 451’i okurken böyle zorlanmıştım…
Ben de mi bir sorun var yoksa çeviride mi çözemedim. :confused: