Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Mustafa Erdem) #1061

Yirmi sene önce fantastik kurguya Hobbit ile başlayıp Yüzüklerin Efendisi ile devam ettim. Bu aralar tekrar okumayı düşünüyorum. Kalitesi tartışılmaz benim için. Gayet zevkle okuyacağınıza eminim. Betimlemeleri yer yer uzun ve ağır olabilir ama kendinizi kaptırdığınızda soluksuz okunur.


(Demet ) #1062

Dostoyevski-Yeraltından Notlar’ı bitirdim. Müthiş bir eserdi, hayatta en azından bir kere okunması gerektiğini düşünüyorum. Dostoyevski’ye boşuna usta denilmiyor. O kadar güzel anlatıyor ki insanın iç dünyasını, hayran kalmamak elde değil.


(Mustafa Güngören) #1063

Kesinlikle okunması gerek. Bazı yerlerde sıkıntı yaşayabilirsiniz okurken ama okuduğunuza değecektir mutlaka. Sadece hayal gücünüze bağlı. Örneğin ilk kitabın başlarında Yüzüktayfları’ndan kaçtıkları bölüm çok canlı anlatılmıştı. Ayrıca Tom Bombadil ile olan sahneleri… Gayet hoştu okuması. Ama Miğferdibi’ni tasvir ederken yazar, aklıma filmdeki sahneler geliyordu, kitap burada beni zorlamıştı; bunun gibi şeyler. Yoksa her fantastik sevenin okuması lazım diye düşünüyorum Yüzüklerin Efendisi’ni.


#1064

Devam ettiğim 3 seri kitap şu anda hangini okuyacağıma karar veremedim


(Hüseyin gök) #1065

Önce zaman çarkını okumuş isen üstüne bilimkurguya geç bence yani duneye. Üst üste karışık fantastik dünya okuyupta karman çorman etme kendini :slight_smile:


#1066

Bilge adamın korkusunu okumayı çok istiyorum ama son kitabı çıkmadığı için hep erteliyorum gözüm içine balıyormuş gibi geliyor bana “beni oku” der gibi :joy:


#1067

Shirley Jackson’ın bu romanıda Tepedeki Ev kadar güzelmiş. Kitabın ilk sayfasında yazarın paranoya ve agorafobiden (açık alana çıkma ve sosyalleşme korkusu) muzdarip iken yazdığı son romanı olarak belirtilmiş.

Karekterlerin insan içine çıkma korkuları ve içinde bulundukları bu psikoloji çok etkili bir şekilde anlatılmış. Öyle ki, kitabın ilk sayfasında yazarın durumu hakkında herhangi bir bilgi verilmeseydi bile okuduktan sonra “bunu ancak agorafobisi olan biri yazabilir” derdim.

Tepedeki Ev’i sevdiyseniz (dizisini değil kitabını) bunada bir şans verebilirsiniz. Zaten çok uzun değil, 180 sayfalık bir kitap.


(Demet ) #1068

Tolstoy - İvan İlyiç’in Ölümü.
Bayıldım bu kitaba. Hele son 20 sayfası o kadar muhteşem ki. Kitap hakkında “Sıradan bir adamın, sıradan ölümünün kendi gözünden tasviri” demiş Tolstoy bir mektubunda. İyi ki okumuşum. Tekrar tekrar okuyacağım bir kitap.


(Damla) #1069

Bu seriyi almayı ben de düşünüyorum ama kuşkularım vardı. Güzele benziyor.


(Damla) #1070

Fırtınadan Önce Fırtınadan Sonra Roma İmparatorluğu’nun Sonu ve Başlangıcı kitabını okuyorum. En son Usta ile Margarita’dan vazgeçip buna başladım. Daha otuzuncu sayfadayım ama gayet akıcı gidiyor.


(Hüseyin gök) #1071

Çizimler güzel kitabın baskısı da çok iyi. Hikayeye gelirsek bagımsız bir çizgi roman için idare eder. Konusu haçlı seferleri döneminde geçtiği için hoş olmuş.


(Emre ) #1072

Şimdi en basit örneği olarak ele alalım:Tolstoy ve Dostoyevski. Bu adamlar bunları yazarken depresyonda mı şimdi? Bunları yazdıkları için mi depresif gözüküyorlar? Depresif olduklarını kim karar veriyor? Depresif oldukları için mi karakter tahlillerinde bu kadar başarılılar?


(Demet ) #1073

Yetenek ve psikolojik rahatsızlıklar etken diyorum ben. İnsan duygularını, düşüncelerini bu kadar iyi çözümleyip, üstüne bu kadar güzel bir şekilde anlatmalarını en mantıklı o şekilde açıklayabiliyorum kafamda. Yetenek olmadan zaten böyle etkileyici yazamazlar, “insan”ı bu kadar iyi anlatmalarını da içinde bulundukları psikolojik durumlara bağlıyorum. Çünkü esasında kendilerini de anlatıyorlar. Kendim de biraz depresif bir kişilik olduğum için ekstra etkileniyorum sanırım bu ustalardan :pleading_face:


(Emre ) #1074

O zaman bu sonradan uydurulmuş bir hastalık olabilir mi? Yani “farkındalığın” adını depresyon koymuşlar.


(Demet ) #1075

Hiç bu açıdan düşünmemiştim, mantıklı geldi. Bizzat onları tanımak vardı da, şans işte yanlış yüzyıldayız…


(Emre ) #1076

Tamamen bakış açısı bence. Schrödinger’in Kedisi deneyi bence bu tanı için uygulunabilir, her ne kadar fizikle alakalı bir deney olsa da.

Sağlıklı bir kediyi hava alabilen bir kutu içine koyalım. Kutuda zehirli bir gaz şişesi bulunsun ve bu gazın şişeden salınmasını sağlayacak mekanizma, bozunma yarı ömrü 1 saat olan bir radyoaktif parçacık ile kontrol edilsin. Bu mikroskobik parçacığın davranışını ancak kuantum mekaniği ile ifade edebiliriz, fakat şimdi makroskobik bir sistem olan kedinin kaderi de artık parçacığın davranışına bağlanmış oluyor. Schrödinger’in iddiasına göre 1 saat sonunda kedinin canlı ve ölü olma olasılıkları eşit. Dalga fonksiyonunun anlamı ya bozunma oldu ve kedi öldü ya da olmadı ve kedi hayatta gibi uç iki olasılığı anlatmaktan ibaret değil. Schrödinger’in analizi doğru ise kuantum kuramı, (birisi bakıp durumu bu iki seçenekten birine indirgeyene kadar) kedinin iki durumunun yan yana bulunduğunu söylüyor.Yarı ölü-yarı diri. Schrödinger, bu kadar mantığa zıt bir kuramın düzeltilmeye muhtaç olduğu sonucuna varıyor. Buna karşılık birçok fizikçi (Hawking, Gell-Mann ve başkaları) bu problemin yapay olduğu görüşündeler.


(Demet ) #1077

Bunun için ayrı bir başlık açmak gerekiyor bence. Tolstoy vs Dostoyevski ya da Tolstoy ve Dostoyevski’yi anlamak. Forumda böyle bir eksiklik var :grin:


(m) #1078

Başıma birşey gelmeyecekse eğer bir iki kelam edip gideceğim😬
Suç ve Ceza okuyorum. Daha doğrusu okumaya çalışıyorum. Baş karakterin psikolojik durumu, eserin edebi yönü vs. bunlara değinme gereği duymuyorum. Ama şunu sormadan da edemiyorum; bu kadar uzatmaya gerek var mıydı? Bitmiyor :fearful:


(Demet ) #1079

@mtears İlk defa mı okuyorsunuz yoksa daha önce başka kitaplarından okumuş muydunuz?
Klasik kitaplarda uzatma alışkanlığı var gerçekten. Sizin soruyu ben de soruyorum bazen kendi kendime :sweat_smile:

Şimdi de Ben Robot’a başlıyorum. Beklentim çok büyük bu kitaptan. Asimov’dan okuyacağım ilk kitap. Evet, biraz geç kaldım…


(Mustafa Erdem) #1080

Dostoyevski kelime başına para aldığı için kitapları gereksiz uzamış. Öyle hissetmeniz normal.