Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Yasin) #1312

Son zamanlarda okuduğum kitaplar hakkında kısa kısa…

Oblomov-İvan Gonçarov

Ne zamandır büyük bir klasik okumamıştım. Kitap yıllardır okuma listemdeydi ve sonunda okudum. Oblomov’un rüyası bölümü hariç romanın kalan kısmı kusursuzdu diyebilirim. Oblomov’un Rüyası kısmının tek sorunu ise biraz fazla uzun olmasıydı. Kitabın dili, ironisi, mizahı çok çok iyiydi. Zaman zaman kendimde de Oblomovluk başgösterdiğinden kitap beni fazlasıyla etkiledi. Her ne kadar benim Oblomovluğumun sebebi Oblomov’unkinden farklı olsada.

Başka Dünyalar Mümkün

Varlık yayınlarından çıkan bu kitap bir bilimkurgu derlemesi. İçinde ütopya üzerine yazılar, İsaac Asimov ve J.G. Ballard gibi yazarlarla söyleşiler ve Philipp K. Dick’in çok güzel bir yazısı var.

En Yakın Arkadaşımın Şeytan Çıkarma Ayini-Grady Hendrix

Öncelikle kitabın diline bayıldığımı söyleyebilirim. Su gibi akan hafif bir dili var kitabın. Korku öğeleri az fakat bazı sahnelerde midem kalktı. Okuyanlar hangi sahneleri kastettiğimi bilir. Okumayanlara sürprizbozan vermeyeyim şimdi. Korku dozu çok düşük seviyedeydi. Ayrıca sonuna doğru hafif bir hayal kırıklığı yaratsa da kitap bitip üzerine düşündüğümde çok hoş bir roman okuduğumu kabul ettim. İyi bir dostluk öyküsü.

Lucky Strike-Kim Stanley Robinson

Bu seride okuduğum diğer üç kitap gibi bunu da beğendim. Oldukça güzel bir öykü Luck Strike. Alternatif bir İkinci Dünya Savaşı hikayesi. Söyleşi kısmı da çok güzeldi. Ayrıntı iki aydır yeni kitap çıkarmıyor bu seriden. Umarım devamı gelir.

Çağlayanlar-Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Milliyetçilik duygusuyla yazılmış bir klasiğimiz. Dönemine göre değerlendirildiğinde oldukça güzel lakin bugün biraz vasat geliyor. Ayrıca Kapı Yayınları baskısını okudum. Çok kötü Türkçeleştirmişler. Bir sürü yazım yanlışı var. Okuyacaklar başka bir baskıdan okusun. Özellikle gençlere tavsiye ederim.


(Hiçliğin bekçisi…) #1313

Diskdünya Serisi 1 - Büyünün Rengi

Geç olsun ama güç olmasın diyerek bu kahkahalar tufanı kitaba dair bir şeyler yazmak istedim. Aslında tek kitap için bile söylenebilecek çok şey var fakat molalarda yazacağım için muhtemelen birçoğunu unutacağım ama olsun.

Uzak, elden düşme bir boyutta, düz olsun diye tasarlanmamış bir astral düzlemde, kıvrım kıvrım yıldız sisleri dalgalandı ve aralandı…

Bak…

Büyük Kaplumbağa A’Tuin geliyor: Hantal bacakları hidrojen kırağısı kaplı, devasa ihtiyar kabuğu meteor kraterleri ile delik deşik; yıldızlararası boşlukta ağır ağır yüzüyor. Asteroid tozu ve çapakla kabuk bağlamış deniz büyüklüğündeki gözleri, Hedef’e kilitlenmiş.

Bir şehirden daha büyük beyni, jeolojik bir yavaşlıkla, Yük’ü düşünüyor yalnızca.

Yük’ün büyük kısmını elbette, A’Tuin’in kabuğundaki dört adet fil oluşturuyor. Berilla, Tubul, Büyük T’Phon ve Jerakeen. Bu dört fil, yıldız ışığı altında bronzlaşmış geniş sırtlarında, yüksek çağlayanların kuşattığı, süt mavisi gökkubbenin taçlandırdığı Disdünya’yı taşıyor.

Fillerin ne düşündüğünü, astropsikoloji henüz keşfedemedi.

İşte böyle başlıyor Diskdünya macerası. Fillerin ne düşündüğü daha bilinmeyen, Ankh-Morpork’da turistlere “gerizekalı” denilen; yedinden büyük ama dokuzdan küçük, dördün iki katının söylenmemesi gereken; içindeki altınlara göz dikmeden önce bin kere düşünmeniz gereken bir sandık ile turist İkiçiçek ve Rincewind ile tekinsiz ama eğlenceli bir macera.

İkiçiçek yaşadığı yerde memurluk yapmaktadır fakat bir gün Diskdünya’nın başka yerlerini gezip hayallerinin peşinden koşmaya karar verir. Bu karar onu Ankh-Morportk’a kadar getirir fakat dilini pek bilmediği ve para için her türlü dalavereyi çevirecek bir topluma, koca bir sandık dolusu altınla adım atmıştır. Tabii bu bakış açısı halkın bakış açısıdır. İkiçiçek’e göre yanına üç kuruş para almıştır ve baktığı her yerde macera, heyecan ve eğlence görmektedir. İşte bu yolculuğunun hemen hemen başlarında onun dilinden anlayan birisi ortaya çıkar: Rincewind. Kendisi aslen bir büyücü olmasına rağmen yaptığı bir hata sonucunda okuldan atılmıştır.Aşırı panik, sürekli endişe duyan ve talihsiz talihli bir büyücüdür kendileri.

Sanırım bu kadarı seriye başlamak için yeterince merak unsuru içeriyor. İçermiyor mu? Eh, o zaman şunları da ekleyeyim:

  • Ankh-Morpork nasıl yandı?
  • İkiçiçek’e ne oldu?
  • Rincewind Ölüm’den bu kez kaçabilecek mi? (Aaa, bakınız burayı nasıl da unutmuşum. O köşe başında veya şu köşe başında, yüzü ister istemez gülümseyen, elinde tırpanıyla Ölüm sizce nerededir?)

Tüm bunları eminim merak etmişsinizdir. Diyelim ki hâlâ ilginizi çekmiyor o zaman size şunu diyorum: Kafanız mı bozuk, canınız mı sıkkın o zaman Diskdünya size iyi gelecek. Alın, okuyun, kafanız dağılsın. Terry Pratchett’in espri anlayışı gerçekten keyif veriyor. Özellikle öyle bir Tanrı kavramı var ki her aklıma geldiğinde gülesim geliyor.

Bu kadar övdükten sonra yok mudur bu kitabın da eksi yönleri? Elbette var. Öncelikle bölüm geçişleri bir anda ve kısa olduğu için başlarda biraz kafa karışıklığı yaratıyor. Paragraftan paragrafa geçerken bir bakmışsınız başka bir olaya çevirmişsiniz gözlerinizi. Bu biraz ilk etapta zorluk yaratıyor. Bu paragraflar arasına boşluk yerine minik bir işaret koyulsa daha hoş olabilirdi. İkincisi ise Dikdünya’nın kendine has yön isimlerine alışmak oldukça zor. Şahsım adına buna pek alışamadım. Kafamın içinde örümcek ağına döndüğü için bunu es geçmeye karar verdim. Belki okudukça daha rahat benimseyebilirim.

Unutmadan bu kitabın arkasında güzel bir harita da var. Son sayfaya ayrıca eklenmiş. Diskdünya ilk basıldığında bu harita yokmuş. Hatta bir de not düşülmüş “Harita filan yok. Espri anlayışını haritalarla gösteremezsin,” diye. Delidolu ise (tahminen) daha sonraları Terry Practchett ve Stephen Briggs tarafından hazırlanmış haritayı eklemeyi ihmal etmemiş.

Arka Kapak Yazısı:

Pratchett’ın, yolculuk ve turizm temasını oldukça derinlikli bir şekilde işlediği serinin ilk kitabı Büyünün Rengi’nde tanıştığımız İkiçiçek karakteri, DiskDünya’nın en büyük şehri Ankh-Morpark’a ayak basan ilk turist oluyor. Burada çevresine adeta para saçarak garip davranışlar sergileyen DiskDünya’nın ilk turistine yol göstermesi için bir rehber gerekiyor. İkiçiçek’in imdadına Rincewind adında, heyecanlı tavırlarıyla dikkat çeken, ama okuldan bile atılmasına sebep olabilecek kadar başarısız sayılabilecek bir sihirbaz yetişiyor. Kısa sürede kaynaşan(!) iki yoldaş, ilerleyen zamanlarda tehlikelerle dolu bir maceraya sürükleniyor.

Olaylar sarpa sarmışken, DiskDünya’daki filozoflar Büyük A’Tuin adlı kaplumbağanın nereye gittiği ya da çiftleşip yeni diskdünyalar yaratıp yaratmayacağı üzerine kafa yormakla meşgul görünüyor. Geleceği değiştirmek isteyen ve Rincewind’in peşine düşmek için oldukça geçerli bir sebebi olan sihirbazların varlığı ise ortama tuz biber ekiyor…


(Sedat ) #1314

Arkadaşlar ben ejderha mızrağı serisini okuyorum. Yeni bir çağın doğuşu kitabına geldi sıra ama kitabı bulamıyorum. Elinde olan varsa bana satabilirmi acaba?


(Ahmet Boyraz) #1315

Resimli Adam bitti sonunda. Aslında çok daha önce bitirmem gereken bir eserdi. Fakat araya giren işlerden dolayı pek fırsat bulamadım okumaya.

Birbirinden güzel öyküleriyle Ray Bradbury sizi bilimkurgunun fantastik dünyasında dolaştırmaktan hiç geri durmamış bu eserinde. Gerek sade dili gerekse öykülerini dallanıp budaklandırmadan kısa tutması okuru kitaba daha çok bağlıyor.

Tilki ve Orman ile Sürgünler adlı öykülerin Yakma Zevki adlı kitapta da yer aldığını belirtmek isterim. 18 öykü fakat hepsi birbirinden ayrı değil. Özellikle Sürgünler adlı öykünün devamı olan Bu Şehir gerçekten çok iyiydi.

Kısacası keyifle okunacak bir bilimkurgu kitabı. Öykülerin konusu ve derinlemesine verilen mesajları ile yapılan tüm övgüleri hak ediyor bence Brabdbury.

Sırada ne mi var?
Geroge R.R. Martin - Gece Kuşları. :slight_smile:


(Bülent Özgün) #1316

Gece Kanatları - Robert Silverberg

İlginç bir dünya tasviri:
Değişkenler, uçucular ve envai çeşit uzaylılar var.
İzleyiciler, koruyucular, hacılar, anımsayıcılar, uşaklar vb. gibi meslek grupları ve bunların bağlı olduğu loncalar var.
Meslek grupları ve ırkların birbirleriyle ilişkileri kanunla sınırlı, bir kast sistemi var.
Bu mesleklerin dünyaya hizmetleri işlevsel olmaktan çok ruhani.
İrade dedikleri tanrısal bir güce inanıyorlar, zaman zaman ona bağlandıklarını düşünüyorlar.
Teknoloji bazen üst düzey bazen çok ilkel.

Tüm bu curcuna içinde sürükleniyorsunuz, sürekli ilginç bir kişiyle, olayla ya da nesneyle karşılaşıyorsunuz. Çoğu temelsiz, pat diye ortaya çıkıyor. Boyutkesesi mesela ya da Gerçeğin Ağzı. Halılar, kilimler, perdeler, ışıklar canlı; zaman zaman acı çekiyorlar. Diğer yandan limuzinvari araçlar var. İletişim için ölü insanların çıkarılmış beyinleri kullanılıyor. Rengarenk bir dünya içinde şaşkınlıkla ilerliyorsunuz.

Ama tüm bu çeşitlilik tutarlı bir düzen içinde ortaya çıkmıyor. İnançla ilgili, teknolojiyle ilgili, toplumsal düzenle ilgili çelişkilerle dolu bir dünya tasviri.

Roman kişilerinin hikayeye girişleri mesnetsiz, çıkışları amaçsız. Hiç kimse özdeşlik kurabileceğiniz kadar yakından anlatılmıyor. Varsa yoksa loncalar, kurallar: O bununla birlikte olamaz, o şununla yola çıkamaz, bu şunun ismini asla öğrenemez. Geçmişleri yok, gelecekleri merak uyandırmıyor. Hisleri olan tek kişi Roum Prensi sanırım: Acısı, arzusu, gururu, nefreti var. Diğerleri kağıttan, sürekli mesleklerine ve ırklarına vurgu yapılıyor. Tabi bunda seçilen bakış açısının da payı var, her şeyi yaşlı bir İzleyici’nin gözünden izliyoruz. Anlatıcı bize dünya hakkında bilgi vermeye öyle istekli ki roman kişilerinin ruh dünyaları es geçiliyor.

Hikayenin hükmü yok. Bir yolculuk hikayesi mi, karakter gelişim hikayesi mi, gizem mi belli değil. Olayların sebepleri, kişilerin eylemleri inandırıcı değil. Hikayeye hizmet etmeyen sahneler, kişiler var. Örneğin hikayenin sonuna doğru bir hac yolculuğu başlıyor ve kafileye böceksi bir uzaylı katılıyor ve bir kaç sayfa sonra anlamsız bir şekilde ölüyor.

Irkçılık eleştiriliyor ama yoğun değil, teğet geçiliyor. İnanç eleştiriliyor ama kitabın bu konuda kafası karışık: Tanrısal inanç ve kadercilik tamamen dışlanmıyor, insan merkezci bakış biraz destekleniyor. Aşk var ama yarım yamalak garip bir cinsellik vurgusu ile zayıflıyor.

Hikaye bir peri masalı gibi gökten hepimizi birer elma bağışlayarak sıkıcı bir öğreticilikle bitiyor. Sırf ara sıra parlayan bazı fikirler ve icatlar için “sevdim” diyebilirim.

Not: Öğrendim ki Silverberg aynı dünyada geçen üç novella yazmış ve çok sonra bu novellaları ufacık değişikliklerle birleştirip bu romanı oluşturmuş. Tutarsızlıkların sebebi belli oldu.


(Emre ) #1317

Dune’den sonra okuyacak kitaba ihtiyacım var arkadaşlar. 2-3 aydır adam akıllı kitap okuyamıyordum. Sonunda tesadüfen enerjim bu kitapla buluştu ve şuan bu kitaptan sonra hangi kitabı okuyabileceğimi düşünürken bile kalp atışlarım hızlanıyor. Bene Gesserit eğitimlerim sayesinde nefeslerimi kontrol edebiliyorum fakat pranam yeterince güçlü değil ve gaflete düşüyorum. Baharatım da azalmak üzere. Lütfen kumullar hafif hafif kımıldamaya başlamadan bana yardım edin.

Ek: Kitaba başladığımdan beri beynimi yiyip kemiren “Heisenberg Belirsizlik İlkesi” kitabın ortasında referans gösterildi bir anda aydınlandım. Acaba bunu ben düşündüm diye mi kitapta var yoksa Frank Herbert yazdığı için mi? -belirsizlik mode off


(Ahmet Boyraz) #1318

Dune serisi bitti mi?


(Emre ) #1319

İkinciye geçiyorum yavaştan.


(Ahmet Boyraz) #1320

Ben 2.yi bitiremedim henüz. İlki harikaydı ikincisi de bitmek üzereyken sonlarda kaldı öylece. Araya başka kitaplar girdi. İlk kitaba göre fazla durağan. Umarım siz de aynı duruma düşmezsiniz. :slight_smile:


(galeme) #1321

Otostopçu güme mi gitti yoksa? :smiley:


#1322

Elveda Gülsarı Cengiz Aytmatov

Dün gece bir solukta Cengiz Aytmatov’un Elveda Gülsarı romanını okudum. Yine bir Aytmatov romanı biterken hüzünlendirdi beni ve Aytmatov’u neden bu kadar geç okudum diye sordum kendime.

Elveda Gülsarı romanı toplumsal bir hayalin, aydınlık bir düşün bürokrasinin, yaltakçılar ve adam sendeciler elinde kabusa dönebileceğinin romanı. Sistem ne kadar değişirse değişsin uygulayanların elinde sistemin ve canlıların “iğdiş” edildiği güzel düşlerin hayal kırıklıklarıyla son bulmasının romanı.

Sürpriz bozan olmadan daha fazla bir şey yazamıyorum, İnsanın içine işleyen karakterler, tasvirler ve betimlemelerle yine bir Aytmatov romanını bir solukta okudum, tüm Aytmatov romanları gibi Elveda Gülsarı romanını da tavsiye ederim.


#1323

Hiç Sanderson okudun mu dostum


(Emre ) #1324

Birinciyi bitirdikten sonra ara verdim ertelemeye alındı tekrar :d

@Waxillium Yok ama okuyacağım umarım.


(Metal Storm) #1325

Sisoyluuüuuuu diye bagirmak istiyorum.


(Hazal Çamur) #1326

Muhalefet olmaya geldim.

Sanderson’ın yarattığı dünyalara saygı duyuyorum, ama bir Vakıf, bir Dune ağırlığı taşıması benim için söz konusu değil. Ben ikisini aynı çatı altına sokamam.

Elbette okuyup kendiniz görün. Bunlar öznel seyler.

İmza: Vakıf ve Dune’a hayranlık besleyen, Sanderson da okumuş bir okur.


(Can) #1327

Zaman Çarkı veya Sanderson şiddetle önerilir. Fırtınaışığı Arşivi benim için şimdiden klasikleşmiş bir seridir ki daha özgün bir evrenle karşılaşmadım daha önce.


(fatih çetin) #1328
  1. sayfaya geldim. Hamilesin, alev alev yanacaksın ama hala kocam yanımda olsa diyorsun. Kanser olmamak elde değil :slight_smile:

#1329

Asıl kanser Carol ve Allie. Harper onların yanında hiçbir şey göreceksin.


(fatih çetin) #1330

Dur bakalım neler olacak? Çıldırmadan bitmeyecek galiba.


(Emre ) #1331

Ben de öyle düşünmeye başladım ama belki de düşünmek için daha erkendir. Bakalım bunları yavaş yavaş bitireyim de onlara da sıra gelir elbet.

Dune ve Vakıf efsaneler olarak aklıma kazındı. Gerçi Vakıf’ı efsane olarak kazımam için Dune’yi okumam gerekiyormuş yoksa onun hakkında o kadar tutkulu hislerim yoktu.