Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(fatih çetin) #1332

Dokudünya ve İtfaiyeci kitaplarını 200. sayfalarında bıraktım maalesef. İtfaiyeci kitabı kadın baş karakteri beni kanser etti. Daha fazla devam edemedim. Dokudünya’da ise kitap özgün bir konu seçilmiş ama çok farklı farklı alanlara geçiş yapınca içine girmekte zorlandım. Bir konuya giriyor, bir yeni karakter çıkıyor, ben nasıl geldim buraya gibi çok tepki verdim. Bu kitapları bir arkadaş ile takaslamıştım zaten. Yeni okuyacak kitaplara bir bakayım dedim.

Şimdi ise son çıkan bilimkurgu eseri Tanrıların Tohumu’na başladım. 3 güne bitiririm gibi geliyor.


#1333

Alfa yayınlarından çıkan kitap Hawking’in ölümünden sonra Stephen Hawking Vakfı tarafından derlenmiş.
Kitap Hawking’in 10 büyük soruya verdiği cevaplardan oluşuyor.

1- Tanrı var mı?
2- Her şey nasıl başladı?
3- Evrende bizden başka akıllı yaşam var mı?
4- Geleceği öngörebilir miyiz?
5- Bir kara deliğin içinde ne var?
6- Zamanda yolculuk mümkün mü?
7- Dünyada hayatta kalmayı sürdürebilecek miyiz?
8- Uzayda Kolonileşmeli miyiz?
9- Yapay zeka bize üstün gelecek mi?
10- Geleceği nasıl şekillendiriyoruz?

“Gerçek bilim, bilimkurgudan çok daha tuhaf ve tatmin edici olabilir” diyor Hawking, Bilim / Popüler bilim kitapları okurken birçok kez bilim kurgu okuduğum hissiyatına kapıldığım olur.

Hawking ikna edici ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek cevaplar veriyor. Hatta yıllar önce “Felsefe öldü” diyen Hawking bu sorulara cevap verirken ara ara felsefe de yapıyor, insanlığı da sorguluyor. Örneğin Bilgisayar virüslerini bir yaşam formatı olarak kabul etmemiz gerektiğini, insanlar tarafından yaratılan bu tek yaşam formatının yıkıcılığını ve insanlığın bugüne kadar yarattığı tek yaşam formatı olan virüslerin yıkıcı olması nedeniyle insan doğasının da yıkıcılığını sorguluyor.

Okuması kolay, anlamakta okuyanı zorlamayacak 10 büyük soruya bir bilim insanının, bilimin yanıtlarını merak ediyorsanız kitabı okumanızı öneririm.


(Serkan) #1334

Aynı düşüncedeyim. Sissoylu serisi için düşüncelerim;

En önemli sebebi karakterlerin klişe olması ve derinliklerinin, geçmişlerinin olmaması. Karakterler hikayeyi şekillendirmiyor zaten hali hazırdaki temel hikaye (kaçınılmaz sona giden) bu karakterlerin ne yapması gerektiğini söylüyor. Ayrıca bu karakterler kimdir, geçmişi nedir öğrenemedim dolayısıyla da ısınamadım. Aksiyon filmlerinden fırlama, her sorunu çözen havalı karakterlerle dolu. Bunun doğal sonucu olarak da bu karakterler arasında geçen diyaloglar da bir o kadar derinliği olmayan ve klişelerle dolu.

Yaratılan dünyanın bana göre coğrafya olarak başarısız tanıtılması ve hikayeye etkisinin olmaması. Örneğin bir kitap boyunca (600 sayfalık dev bir kitaptan bahsediyorum) sadece başkentin ismi geçer ancak hoop diğer kitapta bir şehir (önemli bir şehirmiş meğersem) tepeden inme tanıtılıp kitaba girer ve hatta bu yer, halk vs hakkında hiç bir şey öğrenemeyiz.

Büyü sistemi ise iyi hoş ama bana göre bir filmde bir video oyunda olsa heyecanla karşılayacağım ancak bütün serinin temelini oluşturması… Hikayenin temeli değil destekleyicisi olması gerekiyordu. Başta öğrenmesi zevkliydi ama sonrasında sürekli aynı elementlerle aksiyon yaşatılması ve bununda zar zor hayalimde canlandırmak beni bir süre sonra sıktı.

Seri vasat demiyorum (2. kitap hariç, çok zorlama yazılmış) ancak bir Dune, Buz ve Ateşin Şarkısı, Witcher, Farseer, Vakıf, Gedik Savaşları gibi serilere göre zayıf.


(Okan Akıncı) #1335

Yakın zamanda Cixin Liu’nun Karanlık Orman’ını bitirdim. Onun üzerine yeni bir kitaba hâlâ başlayabilmiş değilim. Karanlık Orman da Üç Cisim Problemi gibi çok iyi bir kitap. Bazı mantık hataları ve ufak tefek yazım hataları pek sorun olmadı. Bu kez sadece karakterlere alışmakta zorlandım. Sıra dışı fikirler yine aklımı başımdan aldı.

Üçüncü kitabı beklerken nasıl sabredeceğimi bilmiyorum.


#1336

Keşke seri adı da verseydiniz :blush: mesela Sissoylu benim için orta şekerli iken fırtınaışığı arşivi mükemmeldir. Sanderson’ı beğenmemin sebebi fantastik evrenin klişe argümanlarını az kullanıyor oluşu, her yerinden kalkan hikayesine "Elf, cüce, goblin yerleştiriyor. Ayrıca bir taraf epik fantastik iken beriki bilimkurgu ve arkadaşın Vakıf Serisi’nin halihazırdaki kitaplarını okuduğunu bildiğimden bu seriyi önermedim. Hikayenin kaçınılmaz sona gittiğini söylemişsiniz Seldon’un binlerce yıllık planı tıkır tıkır ilerliyor Katır istisnası hariç ki onu bile şakkadanak çözdüler, işin gizemli tarafı 2.vakıf’takiler. Sissoylu’yu ele alacak olursak ilk kitap öylesine Kelsier üzerine yüklenmiş ki ana karakterin o olduğu sanılıyor ve bam Kelsier daha ilk kitapta ölüyor, düşmanı okuyucuya Lord İmparator olarak yedirilmesine ne demeli ve ilk kitapta onun da ölmesi de klişe mi acaba?Büyülü sözler mırıldanılmadan, asa kullanılmadan havai fişek benzeri tılsım yansımaları olmadan büyü kullanılıyor işte daha n’olsun? (Ayrıca adam öyle bir şekilde yedirmiş ki bunları hikayesine, sihir diyemiyorsun.) Ana serinin sonunda Sazed’ın tanrılaşması? İkinci seride bir Kandra’nın insana olan aşkı Sanderson elbette ki Asimov yada Herbert değildir ama klişe hiç değildir.


(Y. Ezgi Erdoğan) #1337

İlk kitabı okumama rağmen Karanlık Ormanı almakta acele etmememin en önemli sebebi bu ne doğru karar vermişim üçüncü kitabın haberi gelene kadar da almam herhalde. Yazık size :smile:
Tek sorum var ilk kitaptaki karakterlerle devam ediyor mu yoksa tamamen yeni kişiler mi?


(Okan Akıncı) #1338

Çoğunlukla yeni kişilerle devam ediyor.


#1339

Philip K. Dick - Sizi İnşa Edebiliriz

Kitapla ilgili çok da ne yazacağımı bilmiyorum diğer PKD kitaplarında olduğu gibi uzun iç konuşmalar, tasvirler yok, kurgu diyaloglarla hızlı bir akışla ilerliyor. PKD’nin kitapların da olan bu hızlı akış bazen olayın başını ortasını kaçırmanıza da neden olabiliyor.

Muhtemelen PKD kitaplarında bu kadar çok psikolojik sorun yaşayan karakterlerin olması PKD’nin kendi gerçekliği içerisinde yaşadığı sıkıntılarla alakalı.

Her insanın kendi gerçekleriyle gerçek dünyayı eğip bükmesine bildiğimiz fizik yasalarının mümkün kıldığı gerçeklik dışında bir veya birçok gerçeklik olabileceği fikrine sıcak bakıyor oluşum PKD’nin kitapların da devamlı bir gerçeklik arayışı onun kurgularını sevmeme etken olabilir.

Kitabı okuyacak olanlar için sürpriz bozan olmak istemiyorum bu nedenle konusu için sadece arka kapak tanıtım yazısını ekleyeceğim.

Yıl 1982. Orgeon’da elektronik org üreten başarısız firmanın iki ortağı Louis Rosen ve Maury Rock, bir gün İç Savaş döneminde yaşamış gerçek kişilerin simulakrasını yapmaya karar verirler. İlk prototipleri Edwin Stanton olur, ardından Abraham Lincoln gelir. Karanlık amaçları olan bir işadamı Lincoln’u kendi amaçlarına alet etmek isterken; Rosen, ortağının on sekiz yaşındaki kızı Pris’e âşık olur. Ne var ki Pris geçmişte şizofreni tedavisi görmüştür ve çok geçmeden Rosen’i de kendi karanlık dünyasına çeker. Rosen’in Pris’e olan saplantısı büyüdükçe akıl sağlığıyla ilgili sorunları da artar. Prozac’tan ve antidepresanlardan önce, karanlık ve psikolojik bir aşk hikâyesi, insandan daha insan simulakra, akıl hastalıklarıyla boğuşan bir ülke, android ve insan, gerçeklik ve delilik. PKD’nin zihnine eşsiz bir bakış.
(Tanıtım Bülteninden)


(Serkan) #1340

Benim hatam, ordaki yazdıklarım Sissoylu serisi içindi. Düzelttim. Ayrıca benim içinde vasat bir seri olmamasına rağmen gördüğüm kadarıyla abartıldığını düşünmekteyim. Fırtınaışığı Arşivi serisi için okumasam da Sissoylu ile kıyaslandığında yorumlardan bir kaç gömlek üstün olduğunu görebiliyorum. Zaten okuma listemde, eminim seveceğim bir seri olacaktır.

Elf, Goblin vs bana göre klişe kavramlar değil ya da firball büyüsü atmak. Bunları iyi kullanan yazarlar hala ortaya çok iyi hazırlanmış hikaye ve dünya yaratımı çıkarabiliyor. Buna en güzel örnek Warhammer Fantasy dünyasından örnek verilebilir. Orada da elf, cüce, insan, goblin, vampir vs ırklar mevcut ama ırksal özellikleri ve hikayeleriyle diğer bu ögeleri kullanan eserlerden ayrılıyorlar. Ya da Witcher örneğinde olduğu gibi.

Ben epik fantasy de iyi yaratılmış bir dünya ve birden fazla yere yolculuk yapıp, birden fazla kültür tanımış olmak isterim. Karakterler klişe ki ilk kitaptan Kelsier den net anlaşılıyor. Diyaloglar Amerikanvari, büyü sistemi orijinal ama bir süre sonra aynı temel değişmeden ve pek az yenilik eklenerek sürekli aksiyon beni sıktı. Ters köşeye yatırma olayı da zaten kitabı ayakta tutan en büyük şey. O da olmasa cidden vasat olacaktı.

Siz klişe lafını hikaye olarak algıladınız, ya da büyü sistemi. Ben ise karakterlerin ve diyalogların klişeliğinden bahsettim ve binlerce sayfalık bir seride yaratılan bu dünya hakkında dönüp baktığımda hiç bir şey bilmediğimi çünkü anlatılmadığını fark ettim. Ayrıca seride Kandralar en sevdiğim bölümlerden.


(Hiçliğin bekçisi…) #1341

Bu yazarı hiç okumadım ve merak etmeye başladım. Forumda herkes alıyor fakat incelemeler çok az geliyor ya da ben kaçırıyorum. Yazar ne yazıyor, ne anlatıyor hiçbir fikrim yok. Bilimkurgu ağırlıklı olduğunu biliyorum sadece. Bundan evvel zaman önce 6.45 yayınlarının fosil bir baskısı var elimde “Marsta Zaman Kayması” diye. Tee ne zaman okudumsa da hiçbir kelimesini hatırlamıyorum. Gerçi malum yayınevinin çevirisinden ötürü bir şey anlamamış da olabilirim. Müsait bir zamanda alıp deneyimlemek istiyorum kendisini ama birçok kitabı var hangisinden başlamalı?


(Can) #1342

Herkes “Androidler elektrikli koyun düşler mi?” kitabını öneriyor ama yine de sen bilirsin.


#1343

Benim PKD ile tanışmam yıllar önce Yüksek Şatodaki Adam kitabıyla oldu. Alternatif gerçeklik/ alternatif tarih her zaman ilgimi çekmiştir. 6.45’in PKD ve diğer bastığı kitapları ne halde yayına verdiği herkesin malumu, 6.45 baskılarını okumamın üzerinden epeyce zaman geçtiği için çok net bir şey ifade edemem

ALFA’dan ise şu ana kadar okuduğum PKD kitapların da azda olsa dizgi hataları ve bir kaç yerde çevirmenin dalgınlığı ile karşılaştım ama genel anlamda okumakta bir sıkıntı yaşamadım…

PKD okumaya nereden başlamalı, bence külliyat okuyacaksanız ya yazarın yazdığı kronolojik sırayla okumalı ya da Alfa yayın evinin kitapları yayınlama sırasına göre

6.45 baskılarını saymazsak ben ALFA’nın yayımlama sırasına göre okuyorum. Toplu Öykülerin olduğu kitaplarını henüz okumaya başlamadım ama genelde öyküleri geniş bir zaman yayarak günde 1-2 öykü okuduğum için bu sıralamaya dahil etmeden okuyacağım…

Nereden başlamalı, Hiç okumadıysanız yazarla tanışmak için Toplu öykülerle başlamak daha iyi bir tercih olabilir.

PKD’nin ALFA’dan çıkan kitapları


(Hiçliğin bekçisi…) #1344

Sanırım dediğin kitap daha Alfa’dan çıkmamış. Çıkacak mı onu da bilmiyorum gerçi ama bir yerde hepsini basacaklarını okuduğumu anımsıyorum.

@alper Bilgilendirme için teşekkür ederim. Zamansızlığımı da göz önüne alarak öyküler daha mantıklı göründü gözüme. Gece yatmadan bir tane okuyarak bir adım atabilirim ama tabi önce almak gerek. Tekrar teşekkürler.


(Ufuk) #1345

Cilt olan öyküler kitabı fiyat olarak sevmeme ihtimalinize göre pahalı, Elektrikli Düşler kitabıda öykülerden oluşmakta onunla başlayabilirsiniz.


(Hiçliğin bekçisi…) #1346

O zaman ilk alışverişimde Elektirikli Düşler’i alacağım. Teşekkürler yardım için.


(Can) #1347

Sanderson’un büyük yazarlarla kıyaslanamayacağı düşüncesi iki gündür kafamı kurcalıyor o yüzden yazmadan edemeyeceğim. Bilim-kurgu yazarlarıyla, kitaplarıyla kıyaslanmasını hiç mantıklı bulmadığım gibi epik fantazya yazarlarıyla kıyaslanabilecek ağırlıkta olduğunu kendi adıma rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü Sanderson okumayı düşünen ama bu yorumları okuduktan sonra vazgececek birileri olabilir. Bence vazgeçmesinler. Yukarıda bahsi geçen yazarlar kadar iyi bir yazar hatta bir çoğundan daha iyi diyebilirim.


(Ahmet Boyraz) #1348

d%C3%BCnyal%C4%B1lar%C4%B1n-geli%C5%9Fi

2 gün önce sıradaki kitabı Gece Kuşları olarak belirtmiştim ama fikrimi değiştirip Dünyalılarn
Gelişi adlı bilimkurgu derlemesini okumaya başladım. Neredeyse 150 sayfadan oluşan incecik ama dolu dolu bir kitap. Isaac Asimov, Ray Bradbury, Rober Sheckley, George O. Smith, Murray Leinster ve Frederik Pohl’un da yer aldığı derlemede toplam 7 öykü bulunuyor.

Şimdilik ilk 3 öyküyü okudum. Bunlar; Uzaydan Gelen Canavarlar, Törenzede Tanrılar ve Harla öyküleri. Farklı ve güzel öykülerdi. Özellikle Törenzede Tanrılar adlı öyküye hayran kaldım. İlginç bir konusu vardı.

Bakalım diğer 4 öykü nasıl merak ediyorum. Henüz Asimov ve Bradbury’nin öykülerine gelmedim.


(İbrahim Şahin) #1349


-Tanrılardan Krallara Vikingler-
Geçen hafta alıp almama konusunda tereddüt etmiştim, kitabın başlığında sorduğumda da yazarın bir başka kitabını inceleyen @Nemo adlı yardımcı oldu. İskandinav Mitolojisine ilgim olduğundan ötürü de almaya karar verdim. Bundan bir önceki okuduğum kitap Neil Gaiman’ın İskandinav Mitolojisi’ydi. Çok büyük umutlarla elime aldığım kitap bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Çünkü daha önce okuduğum Kevin Crossley-Holland’dan çıkma İskandinav Mitolojisiyle pek bir farkı yoktu. Ben Neil Gaiman’ın konuyu biraz daha derin, biraz daha farklı işlemesini beklemiştim ama neredeyse her konuda aynıydı.

Bu kitabı elime aldıktan sonra yazarın bir nevi İskandinav Mitolojisi’nin Homeros’u olduğunu fark ettim. Snorri Sturluson’un Prose Edda’sı okuduğum kitapların ana kaynağıymış. Bugün bu bilgilere ulaşabilmemizin yegane sebebi Snorri Sturluson’un tarihi kayıt altında tutmak istemesiymiş, kilisedeki gücünü kullanarak bu bilgileri toplamış. Kitabın yazarından çok yazanıymış, kitabı sadece Sturluson’a değil tüm kuzey toplumlarına atfediyorlar. Bende müthiş bir aydınlanma oldu, uzun süredir ilgimi çeken bir konuda ufkum açıldı. Beni uzun zamandır böyle mutlu eden bir kitap hatırlamıyorum, bir an önce yazarın diğer eseri olan Viking Mitolojisi’ni de okumak istiyorum. Eğer sizin de İskandinav mitolojisine, tarihine ilginiz varsa kesinlikle bu kitabı öneriyorum.

Bu arada yazar’a göre Odin’in Tyrkland’da büyük mülkleri varmış. Tyrkland diyerek bahsettiği yer Anadolu.


(Ufuk) #1351

Hemen hemen aynı olaylar bende de oldu. Ben Gaiman’ın kitabını sevdim onun üzerine bu yazarın diğer kitabını aldım. Ama henüz okuyamadım bu kitabıda alıcam yakın zamanda.


(Cansu) #1352

Merhaba, şu an Zafer Avşar’ın Dabbe romanını okuyorum ve son derece heyecanlı gidiyor. İlk sayfadan beri bitmeyen bir aksiyon var ve oldukça korkutucu. Saçma sapan Dabbe filmleri ile de alakası yok. Bitirince tam yorumumu da yaparım.