Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Hazal Çamur) #1741

Şu anda okuduğum kitap, aynı zamanda İş Bankası Türk Edebiyatı Klasikleri’nde okuduğum ilk kitaptır.

Refet - Fatma Aliye

Öncelikle İş Bankası’nı tebrik etmek gerek. Günümüz Türkçesine yapılan çeviri (geçiş?) oldukça güzel. Zaten çevirmen kitabın başında açıklamış: günümüz Türkçesine çevrilen kelimeler şu an hayatımızda olmayan, gündelik dilde yer almayan kelimelerden oluşuyor. Yani hepsini alıp çevirmemişler. Hal böyle olunca kitabın geçtiği dönem de dilin modernize edilmesiyle kaybolmamış.

Fatma Aliye, uzun zamandır merak ettiğim bir yazarımızdı. Hanımlara Mahsus Gazete’de kaleme aldığı yazılar ve önemi ile sonrasında nasıl Halide Edip Adıvar’ın gölgesinde kaldığı gibi konuları okumuştum, ancak yazarın eserlerini hiç okumamıştım. Yani tarihçesini biliyordum, ama kalemini bizzat şahit olmamıştım.

İş Bankası ile Refet daha ulaşılabilir, daha okunabilir bir hal aldı. Bana da okumak kaldı.

Refet, geçtiği dönem çerçevesinde değerlendirilmeli. O dönem için oldukça ilerici, kadın hareketinin de neferlerinden biri. Zaten Fatma Aliye’nin daha en başından çizdiği gerçekçi tablo, Refet’in öyle güzel ve iyi huylu olmayışı, yer yer ukala hatta küstah hareketleriyle destekleniyor.

Okurken hayatın çok içinden şeyler görüyoruz. Hatta daha da önemlisi, bazı şeylerin değişmediğini de görüyoruz.

Zaman zaman Güntekin’in Çalıkuşu’nda Refet’ten esinlendiğini düşünmeden edemiyorum. Hatta çevirmen Senem Timuroğlu da buna değinmiş ki gözden kaçacak gibi değil.

Refet, günümüz şartlarına göre değerlendirildiğinde bazı tartışmalı fikirlere sahip. Mesela ev hanımlığı, bir hanımefendinin nasıl olması gerektiği gibi alaturka tanımlar. Ama dönemi çerçevesinde değerlendirilmesi en doğru olanı.

Fatma Aliye, ortaya bir kadınlar dayanışması koyduğu kadar kimi kadınların nasıl da öngörüsüz ve gözünün önündekini göremeyerek, kafasını kullanmayarak ne gibi kaoslara neden olabildiğine de değiniyor. İğneyi batırdığı kadar çuvaldızı da kendimize batırmayı ihmal etmiyor.

Cesur bir kitap Refet. Tıpkı karakterin kendisi gibi. Tıpkı yazarının dili gibi.


(Muhammet Topcu) #1742

Kitabı bügün itibari ile bitirmiş bulunmaktayım. Öncelikle kitabı nedense Jim Butcher’ın Dresden Dosyaları’na epey benzettiğimi söylemeliyim. Mizah unsurundan dolayı mı, dilinin sadeliğinden dolayı mı yoksa okumasının kolay oluşundan dolayı mı emin değilim, lakin benziyorlar. Dresden-sever biriyseniz kitabı seversiniz kanaatindeyim.

İlk olarak şunu belirteyim, kitaptan bir Vakıf Serisi ya da Dune Serisi ağırlığı beklemeyin. Kitaptan sonra yorumlara şöyle bir göz attım, kimi insanlar yanlış beklentinin kurbanı olmuş. Yaşlı Adamın Savaşı, herkesin rahatça okuyabilmesi için yazılmış bir kitap. Sizleri arşa çıkaracak, ufkunuzu genişletecek, yemeden içmeden kesecek bir eser beklentisiyle başlarsanız hayal kırıklığına uğrarsınız.

Önceki iletimde bahsettiğim özelliklerinin yanı sıra; Kitapta kan var, vahşet var. Çeşitli uzaylı ırkları ve onların türlü türlü adetleri, düşünceleri, dinleri var. Ayaklar altında ezilen uzaylılar, spor niyetine savaş yapan kavimler var. Kitap epey ilginç şeylerle dolu.

Ayrıca şunu belirteyim, Scalzi hikaye anlatıcılığının orta yolunu bulmuş bu kitapta. Geçiş bölümü diye tabir ettiğimiz kısımlarda bile sizlere sıkılmadan okuyabileceğiniz bir malzeme veriyor. Kimi yerde duygulanıyor, kimi yerde gülüyor, kimi yerde savaş meydanlarında siper arar durumda kalıyorsunuz.

Kitabı okumanızı tavsiye ediyorum, keyifli bir okumaydı. Sorularınız varsa yanıtlamaya çalışayım,
Hayalet Tugay’a da dikkat edin. ^^
(@Ishamael)


(Gülçin Akın) #1743

Burada el sürçmesi olmuş sanırım. :slight_smile:

İş Bankası Türk Edebiyatı klasiklerinde de çok iyi iş çıkarıyor gerçekten. Yorumunuzla Refet’i okuma listemde daha öne çekiyorum.


(Hazal Çamur) #1744

Ahahah, Gürler Günler birbirine karışmış.


(Hiçliğin bekçisi…) #1745

Engin Türkgeldi’nin Orada Bir Yerde kitabı da bitti. Genel olarak beğendim. Yeni kitapları çıkarsa mutlaka şans veririm. Öyküleri biraz hastalıklı, tekinsiz ve değişik. Tek tek her öyküyü güzel sonlara bağlamış. İçinde bir tane bile sıkıcı öykü yoktu. Sanırım bunun en büyük nedeni sonlarını güzel bağlaması. Bazıları çok tiksinçti gerçekten. Çok rahatsız edici öyküleri vardı bana göre. İlk birkaç öyküyü okuduktan sonra tarzına alışıyorsunuz ve kafanızda hep şu merak ve soru beliriyor: acaba sonunu nasıl bağlayacak? Güzeldi gerçekten… Daha detaylısını sanırım Kitap Kulübü’nde yazarım.

Goodreads’a göre yıl hedefime ulaşmak için beş günde bir kitap bitirmem lazımmış. :smiley: Denk geldikçe gülüyorum. Kafadan bir sayı atınca çok güzel oluyor. Yapamayacağımı bilmek nedense bana keyif veriyor. Ha bir mucize olur da geçersem o da keyif verir. :smiley:

Sanırım şimdi şok etkisi yaratması için Charles Dickens’in Sinyalci kitabını okuyacağım. Zaten minicik bir şey muhtemelen bir saat bile sürmez. Bundan sonra da biraz fantastiğe dönmek istiyorum. Ne okuyacağımı seçmem bile beş gün sürer ya neyse. :smiley:


#1746

Strugatskylerin Uzayda Piknik kitabını okudum.

İlginç duygular içerisindeyim. Kardeşlerden okuduğum ilk kitap. Üslubuna alışmak için bundan sonra tekrar okumayı düşünüyorum.

Kitabın konusu çok güzel özetlenmiş: Akraba ve çoluk çocuk bir araya geliyorsunuz, arabalara doluşuyor ve pikniğe gidiyorsunuz. Umduğunuz yeşili bulunca çekiyorsunuz arabanızı sağa, mangalın ve eğlenceli sohbetlerin keyfini sürüyorsunuz. Uzaktan sizi izleyen hayvanların endişeli bakışları aklınıza bile gelmiyor. Neyse, uzunca dinlendikten sonra o alanı terk ediyorsunuz. Bunu gören o çevrenin sahibi hayvanlar, oldukları yerden ürkekçe de olsa başlarını çıkarıyorlar. Şaşkın gözlerle, arkanızda bıraktığınız, sizin için hiçbir değeri olmayan o çöplere bakıyorlar. Hayvanları insanlarla, insanları uzaylılarla değiştirin. İşte Uzayda Piknik.

Uzaylılar, Ziyaret’i gerçekleştiriyor ve geride dünyanın dört bir yanına yayılmış çöplerini bırakıyorlar. Bu çöpler bir araya gelerek Bölgeleri oluşturuyor. Hikayemiz tam da bu anda başlıyor. Bölge’nin çöplerini yani “zamazingolarını” yasadışı yollarla alarak karaborsada satan bir "stalker"in gözünden tanık oluyoruz kurguya. Önceleri laborant olarak çalışan stalkerimiz Redrick Schuhart, daha fazla para kazanmak için bu işe bulaşıyor. Geriye kalanı okumayı size bırakıyorum.

“Zamazingo” sözcüğü ilk anda gözünüze batabilir. Merak etmeyin, okudukça alışıyorsunuz. Bölge’de bulunan bu yüksek yerçekimli alanların, kavurucu sıcaklık çemberlerinin, dokunduğunuz zaman kalp krizi geçirmenize neden olan jeller, durmadan yıldırım düşen yerlerin İngilizce aslı “artifact” tir.

Kitabın birçok yerinde isimler birbirine karışıyor. Redrick’in lakabı bazı yerlerde Red, bazı yerlerde Kızıl oluyor. Bazı yerlerde Dick diye seslendiğimiz adam, karşımıa bir anda Noonan olarak çıkıyor. Karıştırmamak için oldukça dikkatli okumaya çalıştım. Üstüne bir de stalkerlerin takma adları da eklenince hikayede kaybolabiliyorsunuz.

Ziyaret’e üç ana taraftan bakıyoruz: Bilim insanları, bürokrasi ve stalkerler. Hepsinin kendilerine ait motivasyonları var. Stalkerlar kendilerini temsil ettikleri gibi halk tabanının bilinmeze karşı tutumunu da temsil ediyorlar. Bana okunması kolay bir kitap gibi gelmedi bu yüzden.

Ayrıca kitap, Tarkovsky’nin “Stalker” adlı filmine ve S.T.A.L.K.E.R oyun serisine ilham olmuş. Filmin screenplayini bizim kardeşler yazmış. Oyun ise hikayeden ayrı olarak Chernobyl’de geçiyor.

Sizler de okuyasınız diye daha fazla detaya inmek istemiyorum. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.

S.T.A.L.K.E.R serisine hakim olduğumdan bu kitabı okumaya karar vermiştim. Sonuna kadar aklımda şu söz yankılandı:

“Get out of here, stalker.”


(Ezgi ) #1747

Bilimkurgu klasiklerini çok özlemiştim ama aynı zamanda hemen bitirebileceğim bir kitap gerekiyordu, Tiptree imdadıma yetişti. Kitap 70 sayfa ama sanki 170 sayfa okumuşum gibi beynim yanıyor hala içeriği baya baya doluydu.

Le Guin’in önsözüyle başlıyor kitap. Ki öyle bir yazmış ki Ursula kitaba merakım çok arttı okumaya başlayınca anladım ki eksik bile söylemiş. Sheldon’ınıki gibi bir üslupla daha önce hiç karşılaşmamıştım. Sanki karşısında oturduğu biriyim ve bana öykü anlatıyor metinde ara sıra öyle mi sandın gibi ifadeler geçmesi böyle hissetirmişti. Daha fazla yazmak istemiyorum bu konuda çünkü resmen dumur oldum. Tiptree’nin askerleriyiz!!!

Kitabın konusundan bahsetmezsem olmaz. Her zaman reklamlardan midem bulanır ve bence reklamcılık çok şeytani birşey. Hedef kitle olan insan manipüle ediliyor. Gelecekte reklamları yasaklayan bir yasa çıksa bu kitaptaki gibi hiç üzülmem. Tabii ürün üreten şirketlerin de bunu aşmak için çözümleri var - popüler ikonlar gibi evet şimdiki sosyal medya fenomenlerini gözünüzde canlandırabilirsiniz. Bir ürünü birkaç ikon birden kullanır ve hop - o ürün dışındaki diğerlerine hiçbir rağbet olmaz. Bu ikonlar ve teknoloji aracılığıyla toplum ayarlanıyor. Teknoloji de çok ileride Tiptree’nin hayal gücü önünde saygıyla eğiliyorum bunların olacağını çoğu kişi biliyor ama şuanda bile bu şekilde yazıma dökebilmek, vurucu ve karanlık bir hikaye olarak yazabilmek her yiğidin harcı değil.


#1748

Son Krallık-Bernard Cornwell
Kitabın 50 sayfasını okudum henüz. Dili sade ve akıcı. İngiltere ve Vikingler arasındaki mücadeleyi ele alıyor. Vikings dizisini izleyenler kitapta sırf Rangar’ı okumak için bile başlayabilir diye düşünüyorum. Kendimi orada hissettim diyebilirim. Betimlemeler tatmin edici. Henüz tam bir savaş sahnesine rastlamadım fakat merakla devamını bekliyorum. Meraklısına önerilir.


(Mustafa Erdem) #1749

Bernard Cornwell’in kitaplarını çok severim, en basit konuyu işlerken bile insanı sıkmayan bir üslubu var. Fakat ülkemizde pek tutulmadı seri şimdilik devamı çıkmayacak ne yazık ki. Geçen ay yayınevine mesaj attığımda olumsuz yanıt vermişlerdi. İnşallah devamını basarlar.

Serinin devam kitaplarını okuyamasak bile konunun en azından dizisinden takip edilebilmesi bir nebze olsun merakı alıyor.

Bu arada yanlış bilmiyorsam kitapta geçen Ragnar, Vikings dizisinde tanıdığımız Ragnar’ın torunu.


#1750

Hangi Ragnar olduğu konusunda açıkçası pek bilgim yok. İlerledikçe anlaşılır. Fakat serinin devam etmemesi beni hayal kırıklığına uğrattı.


(Mustafa Erdem) #1751

Ülkemizde hak ettiği değeri görmeyen yazarlardan. Sharp serisini de merak ediyorum ama haklarını başka yayınevi almadıkça okuyamayacağız gibi görünüyor.

Kitapla aynı isimli dizisini seyrettiniz mi?


(Can) #1752

Yıllar yıllar önce Şeytanın Atlılarını okuyayım demiştim. Cornwell’in tutulmamasının sebebini o kitaplarda anlamıştım gerçi o zamanlar kitap yeni çıkmıştı.


(Mustafa Erdem) #1753

Heretic serisinin ilk kitabıydı galiba. Okuyalı uzun zaman oldu ama onu da begenmiştim. Ufak değişiklikler hariç gerçekte yaşanmış savaşları anlatıyordu. Yazar kurgu olan yerleri kitabın sonunda yazıyordu.

Biraz reklamsızlıktan dolayı çok tutulmadı bence.


(Can) #1754

Bence anlaşılması zor dili yüzünden tutulmadı. Aklımda kalan birkaç şeyden biri komik mantık hatalarının olduğuydu.


(Mustafa Erdem) #1755

Çeviriden kaynaklı bir sorun mu yoksa orjinalinde mi var bilemiyorum. Örnek cümle olmadan üzerinde konuşmak yanlış olur.


#1756

Zaman Çarkı V, Göğün Ateşleri

Kitabı yeni bitirmişken sıcağı sıcağına yazıyorum. Beklediğimden daha uzun sürede okudum. Kitap kaynaklı bir şey değil. Sadece biraz yavaş davrandım.

Okudukça insanı güzel olaylar karşılıyor yine, şaşırtıyor da. Aslında her kitapta şaşırttı. Ne olacağını bilememek, tahminlerin de yanlış çıkması, heyecan ve merak unsurunu hep devreye sokuyor.

Karakterlere her bir kitapla daha çok ısındım. Son kitaba epey var ve buna seviniyorum çünkü bu dünyayı iyice tanımış olacağım.

Savaşlar, entrikalar, kime güveneceğini bilememe hissi. Tüm bunlar ürpertici. Rand değişti. Doğrusu kitaptaki herkes değişti.

Aieller iyiler hoşlar ama adetleri bir tuhaf. Ve sonlara doğru Lanfear’in delirdiği kısım hoştu diyebilirim. Sadece Moiraine’e üzüldüm, ona ne olduğuna dair bir şüphe kaldı içimde… Mat Cauthon, onunla olan bölümler keyifliydi, arada farkında olmadan kadim lisandan konuşmasını, kahramanlık yapmaya hiç gönüllü olmamasını seviyorum. Kitap bitti ama merakta bırakarak bitti. Asmodeon’un tam yaşama sıkı sıkı tutunmaktan bahsedip oracıkta ölmesi. Sahi üzücü geldi bana.


(galeme) #1757

Abdullah Çavuş beni güldürdü ya sürekli. :sweat_smile: Nolur yani sevsen, kıyamet mi kopar?

Bu seride şimdiye kadar okuduğum en güzel kitaptı Vatan Yahut Silistre. Romeo ve Juliet’ten güzel bir aşk öyküsü.


(Yasin) #1758

Cehennemlik-Hüseyin Rahmi Gürpınar

Bu, yazardan okuduğum ikinci kitap. Bu kitapla yazara olan sevgim arttı. Yazar bu kitapta da yine toplumun aksayan yönlerinden biri olan , en azından o dönemdeki toplumda bir sıkıntı olan yaşlı adamlarla genç kızların evlendirilmesini öyle güzel ve çarpıcı biçimde işlemiş ki etkilenmemek elde değil. Yazarın dili akıcı, sıcak, samimi ve yer yer konu gereği müstehcen.

Yazarın roman tekniğinin zayıf olduğu ve genelde bir mesaj vermek, toplumsal bir yaraya parmak basmak için yazdığı söylenir. Doğrudur. Buna ek olarak şunu diyebilirim, roman tekniği zayıf olsa dahi, romanları kesinlikle zayıf değil. Çok güzel. Kurguları yeterli düzeyde. Akıp gidiyor cümleler. Kısacası Hüseyin Rahmi Gürpınar okuyun, okutturun.

Uğurböceği-D.H. Lawrence

İngiliz edebiyatının klasik yazarlarından sayılan Lawrence’ın okuduğum ikinci kitabı oldu Uğurböceği. Kitap 96 sayfalık bir novella. Kavis Kitap’tan çıkan baskısını okudum. Çevirisi de oldukça güzeldi. Hikaye özelde bir aşk hikayesi. 1. Dünya Savaşı döneminde geçen novella bir solukta okunan bir kitap oldu benim için. Bunun dışında söyleyecek pek birşey yok kitaba dair. Savaşın ruhlarda yarattığı yıkıcılığı da hissettiriyor kitap.


(Yasin) #1759

Vahşetin Çağrısı-Jack London

Çocukken Beyaz Diş’i okuyup okumadığımı unuttuğum için bu kitap yazardan okuduğum ilk kitap diyebilirim. Yıllardır aklımda olup da okuyamadığım bir yazardı Jack London. Kitap Beyaz Diş gibi bir köpek hikayesi. Güney’in sıcak topraklarından kuzeyin vahşi ve soğuk doğasına sürüklenen Buck adlı köpeğin hikayesini okuyoruz kitapta. Yazarın dili, betimlemelerini beğendim. Kitap bitince yazarın bir sürü kitabını daha listeme ekledim.

Gelelim kitabı okuduğum baskıya. Yabancı Yayınları’nın ciltli baskısından okudum bu kitabı. Cildin hem kalitesi hem kapak resmine bayıldım. Çevirisi de yeterliydi. Üç dört yazım yanlışı/eksik-fazla kelime dışında bir hataya da rastlamadım. Okumayanlar bu baskıyı edinebilirler.


(Umut K.) #1760

Dante - İlahi Komedya(Cehennem)
Dante’nin en büyük eseri ve dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birinin ilk cildini bitirmiş bulunmaktayım. Bunun üzerine de birkaç söz söyleyeyim dedim.

Konu: Bu destan Dante’nin Vergilius rehberliğinde cehennemden geçmesini konu edinir. Cehennem dokuz daireden oluşur ve her sonraki daire bir öncekinden daha dardır ve daha büyük günahkarları barındırır. Cehennem yolcuğu birinci daireden başlar.(Ki burası İsa’dan önce yaşamış ve vaftizsiz olan, değerli insanların yeridir. Burada Homeros, Platon, Aristoteles, Sokrates vb. değerli bilginlerle karşılaşırlar.)
Ve bu yolculuk dokuzuncu dairenin dördüncü bölmesinden geçilmesiyle son bulur.(Ki burada Lucifer(Şeytan) yaşar ve en büyük günahkarlar, yani kendisine iyilik edenlere ihanet eden insanlar burada cezasını çeker, üç başlı şeytanın ağızlarında.)

Çeviri: Bendeki Oğlak Yayıncılık’a ait olan Rekin Teksoy çevirili baskısı. Daha önce sinema bölümü okuduğumdan dolayı adını çokça duymuş ve sinema alanındaki kitaplarına biraz göz gezdirmiştim. Ve buna güvenerek onun çevirisini aldım.
Çeviri konusunda başarılı diyebilirim. Tabii ki aşırı akıcı değil veya bir kere okuduğunuzda her şeyi anlayabileceğiniz bir metin yok ortada. Ama bunun sebebi Dante’den ve dilinden ve de eserin düzyazı olmamasından kaynaklı. Yani ortada kaliteli bir iş var diyebiliriz.
Metnin diline örnek vermek gerekirse, Homeros destanlarındaki gibi bir dili olduğunu söyleyebilirim.

Bu yolculukta dinlerden, tarihten, mitolojiden vs. tanıdığımız kişiler ve varlıklarla, cehennemin değişik dairelerinde karşılaşmak ayrı bir güzeldi. Şu anda bu eserin güzelliğini övecek kelimeler bulmak istiyorum, lakin pek bir şey söyleyemiyorum. Neredeyse 1000 yıl önce yazılmış bu eserde, bilginin ve hayalgücünün bu derece muhteşem harmanlanmasını hangi kelimelerle övebilirim ki! Ancak diyebilirim ki okuyun. Yani okuyun. Gerçekten okuyun. OKUYUN.

Notlar:

  • Her kantonun sonlarında o kantoyla ilgili şahane bir resim bulunuyor. Görsel anlamda da yolculuğa dahil oluyorsunuz.
  • Her sayfanın altında şöyle notlar mevcut.

    Mümkünse ilk önce kantoyu okuyun.(Her kanto 8 sayfa civarı sürüyor.) Sonra dönüp notları okuyun. Eğer çok sevdiyseniz notları okuduktan sonra tekrar kantoyu okuyun. Her cümlenin altında başka bir anlam yattığı için, bu anlamları bilip de destanı okumak ayrı bir haz verir.
  • En son daire olan ve en büyük günahkarların bulunduğu dokuzuncu dairede hoşunuza gitmeyecek şeylerle karşılaşabilirsiniz.