Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Pelin ) #1927

Dostoyevski-Suç ve Ceza

Pek çok kişi bu kitap hakkında yorumda bulunmuş, o yüzden tekrara düşmemeye gayret ederek birkaç şey söyleyeceğim.

Dostoyevski’nin çok akıcı ve açık bir anlatımı var, fakat yer yer fazlasıyla uzayan paragrafları (bu kitap için rekor dört buçuk sayfa), okumayı biraz güçleştiriyor.

Bir de karışan isim mevzusu var ki bu durum ona özgü değil, Rus yazarların kitaplarının hepsinde bu sorun malum. Karakterlerin birbirine çok benzeyen iki adı, bir soyadı ve bir de lakabı oluyor ve bu üç farklı ismin aynı kişiye ait olduğunun farkında olmak bir süre sonra tam bir meydan okumaya dönüşüyor.

Gelelim hepsinden öte, benim için asıl soruna: Şu ana kadar Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar, Karamazov Kardeşler, Kumarbaz ve son olarak da Suç ve Ceza kitaplarını okudum. Bu kitapların tamamında, kahramanların karakterleri birbirinin ya aynısı, ya da çok benzeriydi.

Açıklamak gerekirse: Kahraman yarı delidir, kendisi için kötü olan ne varsa onu yapmaya meyillidir ve neden kendine böyle bir kötülük yaptığının mantıklı bir cevabını da veremez. Bir suç işler ama bunun için geçerli ciddi bir motivasyonu yoktur; cebindeki son parayı, kendisinin de çok ihtiyacı olmasına rağmen başkalarına verir; sevdiği kadın ayağına gelip onu sevdiğini söyler ama o, kadını aşağılar ve gönderir. Bu ve bunun benzeri pek çok şey yapar baş karakter. Ve dediğim gibi, neden yaptığını kendisi de bilmez.

Kitapları okurken sanki aynı insanı başka isimlerle anlatıyor gibi hissediyorum. Kim bilir, belki bu deli adam yazarın bizzat kendisidir ve hep de kendini anlatmıştır.

Dostoyevski’nin dilini, kitaplarında değindiği toplumsal sorunları okumayı (her ne kadar bazen kitabı gereksiz yere uzattığını düşünsem de) çok seviyorum. Ama eğer diğer kitaplarında da aynı "geçici delilik nöbeti"ne tutulmuş karakteri okuyacaksam, artık Dostoyevski’den alacağımı aldığımı düşünüyorum ve daha fazla okumayacağım.


(Yasin) #1928

İnci-John Steinbeck

Kitabı daha çok beğeneceğimi düşünüyordum açıkçası. Steinbeck’ten okuduğum 4. kitap. Yazacak çok birşey bulamıyorum bu kitapla ilgili. Steinbeck okuyacaklar öncelikli olarak yazarın başka kitaplarına baksınlar.


(∆) #1929

Ursula K. Le Guin’in hikaye anlatıcılığını çok beğendim, cümleler birbirine o kadar güzel bağlanıyor ki şiir okuyor hissine kapılmamak elde değil.Edebi ve kaliteli bir eser okuduğunuzu hissediyorsunuz.
Yolculuk temalı bir hikaye olmasına rağmen farklı mekanlar ve beklenmedik olaylar, süprizler olay akışını zenginleştiriyor, sıradan olmaktan kurtuluyor.
Metis yayınlarını çeviri ve metin düzenlemesi konusunda tebrik etmek gerekiyor, mükemmel bir çeviri ve noktalama işaretlerinin bu kadar başarılı kullanılması taktire şayan bir durum.Yaptıkları işin hakkını vermişler doğrusu.

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve dilini, kurgudaki başarısını çok beğendim.Mutlaka diğer kitaplarını da okuyacağım.


(Aslı Dağlı) #1930

Instagram icin yazdigim yorumun ve haliyle uslubun burada siritmayacagini (ve haliyle kafama anne terligi atmayacaginizi) umarak aynen alintiliyorum:)

Esasen @isbankasikulturyayinlari’nin genclik serisinden cikmis olan alti kitaplik bir serinin ilk kitabiydi Simyaci. Bir kere konunun icine girildiginde her sey fazla sinemamsi, fazla tahmin edilebilirdi. Muhtemelen genclik dizisinden cikmis olmasinin nedeni de bu. Amma velakin… kitap referans dolu. Dunya uzerinden gelmis gecmis her kulture, her mitolojiye, her efsaneye, her masala, her inanisa bir referans var. Genclik dizisi olmasinin getirdigi yas grubunun anlayamayacagi referanslar. Bunlari anlayabilen bir yetiskin olarak bu kitabi okumak tam olarak bu nedenden oturu cok ama cok keyifliydi. Esasinda Simyaci tam bir ebeveyn-cocuk okumasina donusebilir. 13-14 yaslarindaki cocugunuz maceranin tadini cikarirken siz de bahsettigim referanslarin tadini surebilirsiniz. Esasinda kitabi tam uc oturusta bitirdim. Ikinci oturusumla ucuncu arasinda tam bir ay olmasi mevzumuz disi:)

Ceviri temiz ve guzeldi. Edisyon biraz sorunluydu. Son bir kez daha okunup duzeltilse iyi olurmus. Duzelti sirasinda eklemeler yapilirken silinmesi gereken yerler unutulmus falan. Olumune takintili degilseniz cok rahatsiz edecek turden degiller.

Velhasili… tahminimden bir tik daha cocuk kitabimsi cikmis olmasina ragmen okumaktan asla pisman olmayacagim ve yil icinde de geri kalan 5 kitabi muhakkak bitirecegim bir seri olmus. Tavsiye ederim. :heart:


#1931

Lucky Strike -Kim Stanley Robinson

Kitap benim için hayal kırıklığı oldu. Peki neden derseniz şöyle açıklayayım. Kitap bildiğiniz gibi Ayrıntı yayınlarının Bilimkurgu serisinden çıkmakta. Doğal olarak insanın bilimkurgu beklentisi oluşuyor ancak kitapta bilimkurguya dair hiç birşey bulamadım. O olmadı en azından eskiden Baskan Yayınlarının Savaş kitapları dizisinden okuduğum 633. filo tarzı bir kitap olsa dedim ki o da olmadı. Kısacası benim bildiğim bilimkurgu bu değil, bu da benim bilmediğim bilimkurgu heralde diyeceğim (ve yine de bilimkurgu olarak kabul etmeyeceğim).

Peki bu kitap ne anlatıyor derseniz, kitap için alternatif tarih, tarihi kurgu tarzı şeyler söylenebilir sanırım. Dönem olarak 2. dünya savaşındayız, Amerika-Japonya arası sıcak savaş var ve Amerikan birlikleri atom bombası atacak. Gerçekte yaşandığı gibi yani. Yazarımızsa konuyu buradan alıp tarihi bazı olay değişiklikleri yapıyor ve buna bağlı olarak sonucun nasıl değişebileceğini gösteriyor. Kitap 3 bölümden oluşuyor; 1. kısım öykü, 2. kısım alternatif tarih kurguları üzerine yazarın bir makalesi, 3. kısım yazarla röportaj. Ben kızgınlıktan 3. kısımı okumadım. Çünkü bana göre beklenti her şeydir. Beğenimizi tamamen şekillendiren beklentilerimizken Ayrıntı’nın kitabı bilimkurgu olarak satması benim beklentilerimle kitabın vadettiğinin tamamen farklı rotalarda olmasını sağladı.

Yalnız bir şey ekleyeyim ben bilimkurgu uzmanı değilim sonuçta. Belki gerçekten de bilimkurguya giriyordur kitap. Sadece bilimkurgu denilince benim düşündüğüm bu değil. Sırf bu yüzden Ayrıntı’nın Bilimkurgu dizisine artık soğuğum. Diğer kitaplar nasıl acaba?

Şimdi kitaba geri dönecek olursak bence güzel bir savaş karşıtı hikaye var ortada. İçeriğinde dolu dolu sözler ve kelebek etkisi üzerine yaşanmış durumlar var. Bunlar kitabın beğenilmesini sağlayabilir. Sadece benim gibi beklentilerle okumazsanız kitap kötü değil aslında.

Bir de bilimkurgu bu değil demiş miydim?


(Tansel Diplikaya) #1932

Ursula Guin’in Vahşi Kızları’da bu seriden çıkmıştı, bilim-kurgudan çok fantastik bir kitaptı. O da farklı bir toplum yapısı oluşturduğu için bilim-kurgu kategorisine konulmuş. Sosyoloji de bir bilim dalı diyerek her alternatif gerçekliğe bilim-kurgu denmesi saçma geliyor bana. Bu açıdan bakıldığında bizim yaşadığımız dünya ve gerçeklikte geçmeyen bütün kurgular bilim-kurgu sınıfına girer. Benim için bir öykünün bilim-kurgu olabilmesi için bilim-kurgu ögesinin hikayenin merkezinde olması ve doğrudan etkiliyor olması lazım. Yıldızlar arası bir uzay gemisinin içinde ilişkilerini düzene koymaya çalışan bir çiftin hikayesine uzayda bulunmanın ilişkiye etkileri irdelenmiyorsa bilim-kurgu denemez, psikolojik bir roman olur.


(Tansel Diplikaya) #1933

Kitaplık - Lydia Pyne
Konu başlığı ve içeriğindeki vaad ettiği bilgiler ilgimi çekmişti, Kayıp Rıhtım’ın incelemesine rağmen bir şans vermek istedim ama vermesem de olurmuş. Romalı şair Cicero ile başlayıp oradan zincirli kütüphanelere oradan hereketli ve modern kütüphanelere geçiyor, biraz kütüphane mimarisinden bahsedip modern çağda kişisel kütüphanelerin psikolij etkisine girer gibi yapıp aynı şeyleri tekar ediyor. Genelde küçük bilgieri gereksiz uzatarak ve tekrar ederek pek iyi olmayan bil dille anlatmış yazar.

Son zamanlarda okuduğum en kötü ve gereksiz kitaptı diyebilirim.

Sırada: Jack London - Macera (Bordo-Siyah)


(yasin yıldız) #1934

Isaac Asimov’un Galaktik İmparatorluk Serisi’nin ikinci kitabı olan Tanrılar ve İmparatorlar’ı okuyorum.


(Hiçliğin bekçisi…) #1935

Kafa dağıtmak için okuduğum harika gençlik serilerinden birisidir. Üçüncü kitaptayım aylardır. :smiley: Belki de gençlere önerilecek en güzel serilerden bir tanesi. Özellikle Nicholas Flamel, Dr Dee ve tüm o Atalar beni benden alıyor. İçindeki büyüler filan gerçekten çok hoşuma gidiyor. Fantastik yazmayı sevenler için oldukça iyi bir hayalgücü kaynağı da diyebilirim. Seriyi sevmemdeki en büyük etken Atalar ve fantastik mekanlar.

Tek şikayetçi olduğum nokta düzeltisi. Gerçekten ikinci kitapta belki düzelmiştir diyorsunuz ama düzelmiyor. Aynı özensizlikle devam ediyor. Üçüncü kitapta düzelir diyorsunuz ama hayır, yine devam ediyor. Düzeltiyi yapan kişiyi binlerce defa kınıyorum… Yine de bu denli takıntılı biri olmama rağmen içerikteki o denge o kadar hoşuma gidiyor ki göz ardı edebiliyorum. Üçüncü kitabı aldığımda yayınevi fuarda bana devam etmeyecek, satılmıyor filan demişti ben de bırakmıştım okumayı. Her sene mutlaka bir kitabını okuduğum bir seriydi. Biraz ara verdim. Bu sırada yayınevi de ara verdi ama sonra bir u dönüşü yaparak hepsini bastılar. Ben de aldım. Şimdi keyifle yavaş yavaş okuyorum. En azından bitti.

Bu seriyi bundan on-on beş sene önce filan Facebook’ta fantastik seriler aramalarımda bulmuştum ve çok hoşuma gitmişti. Bir yere not alıp beklemiştim. İş Bankası basınca da çok sevinmiştim ama düzelti konusunda hayal kırıklığı yaşattılar. :frowning:

Harry Potter sevdiyseniz bu seriyi de seversiniz ama ikisini çarpıştırmak gibi bir hataya düşmeyin. Nicholas Flamel’in büyüleri, Codex kitabı, ikizlerin yaşadığı olaylar, dünyadaki bir sürü şehre olan yolculuk ve bu yolculukta eski mitlerden alınan Atalar’ın kendi mekanları filan okurken çok keyif veriyor.


#1936

Sürekli gözüme çarpan ancak uzak kaldığım bir seri idi. Fikir değiştirmiş oldum. :slight_smile:


(galeme) #1937

Benim çok sevdiğim bir kitap olmuştu. Ben de bilimkurgu uzmanı değilim ama tarihteki çok önemli bir noktayı değiştirip alternatif bir gelecek yazmak bilimkurgu adına muazzam bir seçim bence.


#1938

Kitabın ikinci bölümü olan “Başlangıç Koşullarına Duyarlı Bağlılık” bölümünü okusanız, bu hikayenin neden bilim kurgu olduğu anlaşılır olacak.

Bilim kurgu uzak, yakın gelecekte veya uzay gemilerinin uçuştuğu hikayelerden oluşmuyor. Bilim kurgu hikayeleri çoğunlukla bilinen gerçekliğin alternatif kurgulanmasıdır. Eğer bilim kurgu tanımlaması uzak gelecek, uzay araçları vb olursa örnegin J.G Ballard bilim kurgu yazmıyor. Ballard’ın Gökdelen kitabı bilim kurgu değil,

Alternatif tarih Bilim Kurgu’nun alt türlerindendir. Örnegin PKD’nin Yüksek Şatodaki Adam kitabı da bir alternatif gerçekliktir. Lucy Strike kuantum gerçekliğini temel alması nedeniyle Bilim kurgudur, tür olarak tam yeri de alternatif tarihsel bilim kurgu hikayesi.

Bilim kurguyu uzayda, uzay araçlarında arayanlara Ballard şöyle seslenir;

Bilimkurgu uzayda değil insanın kendi içindedir, gelecekte değil bugünde aranmalıdır


(Aslı Dağlı) #1939

Bence bu kitabi bilgi verici niteliginden oturu Harry Potter’la degil de Percy Jackson ve Olimposlular serisiyle ayni kefeye koymak daha mumkun. Percy’ye kadar senelerdir kurgu disi mitoloji okudum. Hala kim kimin anasi, kim kimi nerede ne yapmis karistirir dururdum. Mesela gecen gun Bugun Ne Ogrendim basliginda bir arkadasimizin yeni ogrendigi Gorgonlar ve Medusa meselesini ben milletin cocuk kitabi diye burun kivirdigi Percy’den ogrenmistim. O.N.F.S da bende ayni etkiyi yapiyor. Ya mitolojik seyler ogretiyor ya da bildiklerimin altini ciziyor.


(Hiçliğin bekçisi…) #1940

Ben mitolojiyi hâlâ doğrultamıyorum. :smiley: Kafam o kadar tanrıyı/tanrıçayı alamıyor maalesef ama dediğin gibi daha oturaklı bir anlatım var. Çorba olmuyor en azından. Ben bir de Nicholas ile diğer Ataların arasındaki tatlı husumetleri de seviyorum. :smiley: Hatta bu husumetlere husumet ekleyecek talihsizlikleri de seviyorum ama ilk kitaptaki o Ağaç’a çok üzülmüştüm yahu.


#1941

Yazımda söylediğim gibi 2. bölümü okudum. Bilimkurgu denilince de aklıma uzay gemileri gelmez. Benim için bilimkurgu çok basit bir şekilde bilim ve kurgudur. Alternatif tarihi bilim üzerine bir kurgu olarak göremiyorum. Dediğim gibi ben işin uzmanı değilim teknik olarak illa ki doğrudur yoksa ne yurtdışında ne de burada bilimkurgu olrak yayınlanmazdı. Ben sadece bu tekniği kabul etmiyorum. Alternatif tarih kurguları farklı bir kategori olmalı, herşeyi bilimkurgu altına tıkıştırmak zorlama geliyor bana. Olur da alternatif tarih oluştururken bilim ile alakalı bir konuyu ele alırsın o da kabulumdür elbette.


(Aslı Dağlı) #1942

Percy Jackson ve Olimposlulara bir sans ver. Ayni husumetler orada da var:) En nihayetinde Atalar’in Antik Yunan doneminde Tanri da olduklari dusunulunce…

Gozunun yagini yiyem Rick Riordan’a bir sans ver. Bak o kadar ki yan yana duruyorlar:)


(Hiçliğin bekçisi…) #1943

Ahahaha. Ben bu seriyi toplayamadım daha. Sadece sanırım iki kitap var ama aradan dereden. Sevmiyorum demiyorum sadece bunları kafamda tutamıyorum. :stuck_out_tongue: Hatta kitaplardan birisini de bir arkadaşa verdim galiba o da elimde yok denilebilir. :smiley: Genelde sahaftan ucuza toplamaya çalıştığım bir seri bu. Zamanla olacak inşallah. :smiley: Yoksa okumamak gibi bir niyetim yok.


(Yusuf Ziya) #1944

Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss

Henüz sadece ilk kitabı okudum. Arada spoiler sayılabilecek şeyler çıkabilir baştan uyarayım.

Genel olarak başkalarının kahramanlıklarını anlatan ozandan vazgeçip, kendisi bir kahraman olan ozanı dinlemeyi çok sevdim. Kvothe’nin karizmasının büyük bir kısmını bu sağlıyor. Sadece kahramanlık yapmıyor, kahramanlıklarını da ballandıra ballandıra anlatabiliyor.

Romanda en çok hoşuma giden şey efsanelerin iç içe geçmesi oldu. Rothfuss bir ozanı yazmanın hakkını vermiş. Kvothe’nin gittiği her yerde efsaneler anlatılıyor, bazen kendisi şarkılar söylüyor. Bu efsaneler birbirleriyle etkileşim içerisinde ve bazen gerçek hayatta karşılaşılan şeyleri anlamanın yolu bir efsaneden ya da şarkıdan geçiyor. Çocuk şarkıları, halk söylentileri, ozanların deyişleri iç içe geçiyor ve okurken onları birleştirmenin yollarını arar hale geliyoruz. Bir de aşk meselesi var tabii ki.

Kvothe ile Denna’nın hikayesi çok tatlı değil mi? Gerçeklerden en uzak, ama okuyunca en çok hoşumuza giden hikaye türlerinden. Bence kitabın en güçlü tarafı buydu. Kitap fantastik olarak da güzel elbette, ancak bir insan hikayesi anlatmadığı sürece bir edebiyat türünün başarılı olması pek mümkün değil. Rüzgarın Adı bu insan hikayesini bir aşk hikayesi olarak anlatıyor ve bunu çok başarılı bir şekilde yapıyor. Bir yandan da bu ilişki Forrest Gump ile Jenna aşkına model olarak birebir uyuyor. Kvothe, Gump’ın tamamen tersi. Fazla zeki olmaktan kaynaklı bir kenarda kalma durumu var. Denna ise Jenna’ya birebir uyuyor neredeyse. İsimleri arasında sadece bir harf fark olması bundan mı acaba?

Canımı sıkan tek şey Kvothe’nin gereğinden fazla mükemmel olması. Bir noktada sıkıcı olmaya başlıyor. Kvothe tanıştığı bütün kadınları etkileyebiliyor, sebepsiz yere ona düşmanlık besleyenler haricinde herkese kendisini sevdirebiliyor. Düşmanı olmayı seçenlere hem diliyle, hem zekasıyla çok sağlam dersler veriyor. Harika bir yalancı, hikaye anlatmayı çok iyi biliyor, atletik, hırsızlık yapabiliyor, zeki. O kadar zeki ki her şeyi çok hızlı bir şekilde kavrayıp diğer herkesten daha iyi yapabiliyor.

Tabi serinin ikinci kitabında işler tamamen değişebilir. Bana Kvothe, kadınların favorisi olup hala aklının bir köşesinde Denna’yı tutmaya devam edecekmiş gibi geliyor. Göreceğim.


#1945

G.R.R Martin’ in Buz Ejderhası’ nı okudum. Kitabın fiziksel güzelliği kadar etkileyici bir hikaye olduğunu düşünmedim. Hikaye boyunca sağlam şeyler bekledim ama olmadı. Okunur bir kitap orası ayrı. Alırsın en fazla bir saatte bitirirsin, koyarsın aldığın yere. :smiley:


(Ayberk Şentürk) #1946

Çevirisi nasıl peki? Güzel mi?