Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


#2010

Paylaşılan görsellerden Ülkü Tamer’in olan çeviri sanki daha şiirsel.


(Umut K.) #2011

Zaten en iyi çeviri ona ait, bunu tartışmaya bile gerek yok. Oldukça keskin ve coşku dolu bir çeviri. Ama ne yazık ki onun kitabı yok. Belki Ülkü Tamer için ileride, Can Yücel’de olduğu gibi çeviri şiirlerinin bir araya toplandığı bir derleme yaparlar.


(galeme) #2012

Aklıma harika bir fikir geldi. Kitapta çeviri ve orijinal metin arasında hazır boşluk bırakmışlar. Ülkü Tamer’in çevirisini de biz yazarız oraya. :hugs: Harika fikir ben öyle yapacağım.


(Hilâl) #2013

Zweig’ın Korku’sunu bitirdim yenice. Kitabı beğendim, görünürde hiçbir sıkıntı yok. Buna rağmen o “mükemmellik” hissinden uzak bir okumaydı. Öyle bir etkilenmedim. :smiley: Sanırım yazarlara alışınca da olmuyor ya.


(Emre ) #2014

İlk başta Zweig “üstad” gibi geliyor insana, sonra bir bakmışsın ne üstadlar var be. -Genel de kitap okumaya yeni başlayanlar için oluyor yani bana olmuştu.- Sonra anlıyorsun daha okunacak binlerce kitap varmış, okuyamadığımız milyonlarca.


(Hilâl) #2015

İşin tuhafı, ben ona da hiç “üstad” demedim. İyi bir yazar ama insanların artık biraz aidiyet hissiyle fazla tepki verdiğini düşünüyorum. Ki gerçekten üslubu bana birçok klasik niyetine vs. okuduğum kitaptan fazla keyif veriyor. Öyle bir şey. Sanırım hala arıyorum o “üstadı”. :slight_smile:


#2016

Ben Zweig’ı çok geç okumaya başladım fakat devam edemedim aşırı hafif ve yavan geldi, böyle çerez niyetine oku-unut gibiydi benim için, dediğiniz gibi belli bir seviyeye geldiğim için mi böyle hissettim bilmiyorum? Sanki Türkiye’de aşırı şişirilmiş bir yazar, ya da telif hakkı dolduğu için binbir türlü yayınevinden çıktığı için böyle geliyordur bana…


(Ezgi ) #2017

Bence Zweig baya iyi bir yazar ama abartılacak ölçüde değil. Tek okuduğum kitabı Olağanüstü Bir Gece ve kitabın aşırı iyi olduğunu düşünüyorum ama okuyamadığımız en az bu kadar iyi yazarlar da kesinlikle varken sadece Zweig’ın bu kadar önemsenmesini anlamıyorum.


(Emre ) #2018

Ben Freudvari analizleri için çok sevmiştim. O yüzden fazla benimsedim ilk başta.


#2019

Zweig, yaratılmış (ya da oluşmuş) bir algı artık. Yapıtları telif hakkı kapsamı dışında olduğu için her yayınevi ucuzdan ucuzdan yayınlayabiliyor, ortalık Zweig kitaplarıyla kaynıyor, her kitapçıda Zweig kitapları bol bol bulunuyor, kitapları ucuz olduğu için yurdumun düşük bütçeli insanları Zweig kitaplarına yöneliyor… Sonuçta da Zweig’in asrın yazarlarından biri olduğu algısı ortaya çıkıyor…

Zweig’ın iyi ya da kötü yazar olduğunu edebiyat uzmanları tartışsın; bana düşmez… Ama şu var ki kitaplarının ucuz olması dolayısıyla ülkemin insanlarını okumaya yönlendirmesine, daha kolay kitap satın almalarına neden olduğu için seviniyorum…


(Yasin) #2020

Birkaç ek yapmak isterim. Zweig daha çok kısa romanları ya da uzun öyküleriyle tanınıyor. Oysa ben yazarın müthiş bir biyografi yazarı olduğunu düşünüyorum. Balzac biyografisi en az bir roman kadar sürükleyici ve bilgi dolu bir biyografiydi.


#2021

Bizde biraz öyle ama dediğiniz gibi yazdığı biyografi kitapları daha çok öne çıkar.

Bizde biyografi pek okunmuyor. Yazarları dönemlerinden ve yaşama, olaylara karşı duruşlarından koparmamak gerekiyor. Yazılanlar, yazarın edebi kişiliği yazarın hayata ve olaylara karşı olan kişiliğinden bağımsız değildir. Bizde bu derece popüler olmasına rağmen pek anlaşılmayan birisi Zweig


(Hilâl) #2022

Ben de Marie Antoinette biyografisini okuyup çok sevmiştim. Okumak bir ayımı almıştı o zamanlar ama hakikaten kısa hikayelerinden çok çok fazla yer etti bende. Sonra denk getirip başka biyografisini okuyamadım tabii ama olsun.


#2023

Kitap: Kâgıt Ev
Özgün Ad: La casa de papel
Yazar: Carlos María Domínguez
Çeviri: Seda Ersavcı | İspanyolca
Yayın: Jaguar Kitap
Baskı: 2019 Şubat, 11. basım

Cambridge Üniversitesi’nin (İngiltere) Hispanik Diller Bölümü’nün başındaki kadın akademisyen Bruma Lennon, Emily Dickinson’ın bir şiir kitabını okurken araba altında kalarak ölür. Onun yerine Hispanik Diller Bölümü’nün başına geçen Arjantinli akademisyene (romanda olayları anlatan kişi) Uruguay’dan, Carlos Brauer adlı birinden bir paket gelir. Aslında paket Bruma Lennon’a gönderilmiştir ve içinde Joseph Conrad’ın “Gölge Hattı” adlı kitabının yıpranmış bir baskısı vardır. Arjantinli akademisyen kitabı iade etmeye karar verir ve araştırmaları sonucunda Arjantin’in Montevideo kentine ulaşır. Burada bir kitapçıdan, Carlos Brauer hakkında arkadaşı Agustín Delgado’dan bilgi alabileceğini öğrenir. Agustín Delgado bir kitap tutkunu ve biriktiricisidir; tıpkı Carlos Brauer gibi. Ama Brauer’de bu tutku sınırları aşmış, saplantı durumuna gelmiştir…

Yapıt, baştan sonra okuma ve kitaplar üzerine. Kitaplara, okumaya karşı tutkusu olan herkes sevecektir bu kısa romanı (ya da uzun öyküyü)…


(fatih çetin) #2024

Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri kitabını okudum.

Britanya mitleri ilgimi çektiği için kitabı okumaya başladım. Kitap 4 bölümden oluşmaktadır. 1. bölüm kitaba adını veren Arthur’un kılıcı çekmesi ile kral olmasını ve Excalibur adlı kılıca ulaşmasını anlatıyor. Ayrıca bazı Yuvarlak Masa Şövalyeleri’nin hayatlarından destansı hikayeler bulunmaktadır. Merlin karakteri ile 1. bölüm bitiyor. 2. bölümde şövalyelerin kutsal kaseyi arayışları, 3. bölümde Kraliçe adına savaşlar ve son yani 4. bölümde ise kendisine ihanet edenler ile savaşan bir Arthur hikayeleri okuyoruz.

Kitap boyutu ufak olduğu için kısa sürede okunacak bir kitap. Çeviri çok sıkıntı değildi. 2-3 yerde bir sıkıntı gördüm ama okumaya engel bir durum yoktu. Kitap tasarımı da bana çok güzel geldi. Bu konulara ilgi duyanların okumasını istediğim güzel bir kitap. Puanım 9/10.

Ayrıca şu sahneyi de atmasam olmaz. :slight_smile:

-Yeminim var, yeminim var. Senden başka sevemem yar. Adını yazdım yollara, bizi bekler yarınlar. İyi dersler arkadaşlar!
+Sağol
-Siz de sağolun


(Emre ) #2025

Yawwwwvv çevirmen gardaşım, sen bu Sapiens kitabını niye bu kadar yerelleştirdin ya? Lan dedim sürekli Türkiye’den bahsediyor acaba gerçekten mi öyle yazmış felan? İngilizcesine bir baktım, çevirmen her şeyi Türkiye’ye uyarlamış.

@Asli_Dagli hanım sizi göreve davet ediyorum? Caiz midir şimdi bu?


#2026

Yerel örnekleri çevirmen değil yazar yapmış kitabın çevrildiği dillere göre.Kitabın girişinde yazıyor.


(Emre ) #2027

Ben önsözü felan atlayınca onu unuttum, acilen imha edip kaçmamız lazım bu mesajları.


#2028

Zaten ilk sayfanın altında küçücük yazmışlar :joy:


(Yusuf Ziya) #2029

Az Gittik Uz Gittik - Pertev Naili Boratav

Kırmızı Başlıklı kız iyi güzel de, insan merak ediyor Anadolu’da neler anlatıldığını. “İşte bizim kültürümüz” hamasetinin ötesinde neler çıkarılabilir bizim masallarımızdan? Dünyadaki tiplere ne kadar benziyorlar, ne kadarı kendine özgü? Bugün günlük yaşamda davranışlarımıza sinen iyi ya da kötü şeylerin ne kadarı toplumsal hafızamızdan miras kalmış?

Boratav hayatının büyük kısmını bu meselelere adamış. Bu kitabında da özellikle erken cumhuriyet döneminde toplanan halk anlatıları var. Bu haliyle Grimm’den 250 yıl sonra, Andersen’den 50 yıl sonra da olsa; masalların içine jandarma, traktör, çifte tüfek gibi modern şeyler girmiş de olsa; kaynakları Yemen’den İstanbul’a; Kuran’dan Orta Asya motiflerine kadar uzanan zengin bir anlatılar mecmuası var elimizde.

İncelemeye, tekrar anlatılmaya, toplumsal davranışlarımıza yansımaları hakkında düşünmeye elverişli bir kaynak. Sadece eğlencesine okunmak içinse birebir. İnce Memed’e kadar Türk edebiyatının pek çok dev yapıtına ilham kaynağı olmuş halk anlatıları arada sırada da olsa hatırlanmayı hak ediyor. Bence Boratav’ın bütün yazdıkları bu hatırlamayı mümkün kılan eserler. (Nasreddin Hoca’yı da onun derlemesinden okumak gerek!)

En çok dikkatimi çeken masallarda sürekli tekrar eden en küçük kızın en akıllı çocuk olması motifi oldu. Nereden kaynaklanıyor acaba? Toplumsal gerçekliklerle ne kadar uyuşuyor? Bu konuda derinliği olan birileri yazsa da okusak keşke…