Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Yüzeysel İnceleme)

Böyle bir kitabı arıyordum. Hatta aşağıya resmini ekleyeceğim kitapları istedim, olmadı. Önerinizi bir kenara not ettim

6 Beğeni

Gestumblindi

İskandinavya…

Hiç İskandinavya’da bulunma fırsatını buldunuz mu? Hiçbir canlının bulunmadığı, insanın doğa karşısında aciz kaldığı o fiyortlarda dolaştınız mı? Sadece buz çatırtılarının olduğu sessiz ve buz gibi bir gecede buzun ve karın altında şimşekler ile gök gürültülerinin dansına davetsiz misafir oldunuz mu?

Eğer cevaplarınız evet ise o halde; zihninizde yankılanan "HAYIR! Olamaz, OLAMAZ!* çığlıklarına rağmen** Thor’a, Buz Devlerine, Freya’ya, Odin’e, özetle tüm İskandinav mitolojisine inanmayı, bir anlık dahi bile olsa, aklınızdan geçirmişsiniz demektir. Çünkü o mistik anlarda aklınıza gelen en mantıklı şey Thor’un Buz Devleri ile olan dövüşü olmuştur ve o an tek düşünebildiğiniz Thor’u kızdırmamak için her şeyin yapılması gerektiğidir.

*Kenan Komutana saygılar. Sensiz İstanbul kim bilir ne halde olurdu.

**Burada bilim kast edilmiştir. Yoksa bugünün insanlarının daha akıllı olduğu varsayımı, yalnızca bir varsayımdır. Hatta çoğunluğa göre bugünün insanı daha aptaldır. Yalnız buradaki ikilem; bu varsayımda bulunan çoğunluğun bu varsayıma göre aptal olacağıdır ki bu durumda varsayımın kendisi de aptalca olacaktır. O halde sonuç: insanlar insandır.

İşte insan zihni dostlarım; huşu anında ne kadar bilgili, ne kadar zeki, ne kadar entelektüel olduğunun önemi kalmaz, en temel dürtülerine geri döner. Çok daha büyük güçlerin oyun tahtasındaki ufacık bir toz olduğunu fark eder veyahut öyle hisseder. Ama aynı zamanda bu önemsizliği de kabullenemez. Kabullenebilmesi için anlamlandırmalıdır. Böylece yine o korktuğu doğaya döner ve oradan mitoloji doğar.

Sizin de bildiğiniz gibi bu mitolojilerin en önemlilerden biri buzun, soğuğun, savaşın, kanın ve bilgeliğin mitolojisi olan İskandinav mitolojisidir. Coğrafyası gibi serttir, acımasızdır. Zayıflığa ve zayıflara yer yoktur. Tanrıların müdahil olduğu mistik olaylarla, bilmecelerle doludur ve tabii ki bu yazının konusu olan Arda Keskinkılıç’ın Gestumblindi’sinin de ana yuvasıdır:

Gestumblindi her viking gibi yıllarını savaşarak geçirmesine rağmen her vikingin hayali olan savaşta ölmek ona nasip* olmamış ve savaşma yaşı artık çok gerilerde kaldığından da son günlerini köyünde çiftçilik yaparak geçirmektedir. Vikinglerin Valhalla sevdasından çevrede çok fazla yaşlı viking bulunmadığından ve savaşma yılları Gestumblindi’nin tek gözüne mal olduğundan mütevellit konu komşu tarafından Gestumblindi’nin Odin olduğu inancı palazlanmış ve Gestumblindi’nin tüm yalanlamalarına rağmen bu bilgi tüm İskandinavya’ya yayılmıştır.** Hayat bu inanç etrafında şekillenen saygı ile tıngır mıngır devam ederken bir gün efsanevi kılıcının getirdiği güç ve delilik ile viking tahtını gasp eden zatın*** vergiyi köylülerin şahsen getirmesini istemesiyle her şey değişir ve Gestumblindi ile arkadaşlarının devlere, kahinlere, elflere, kuşatmaya, kuşatılmaya ve elbetteki tanrılara ev sahipliği yapan yolculuğu başlamış olur.

*Evet nasip. O kadar mitoloji mitoloji dedik ve demeye de devam edeceğiz, şimdi durduk yere kafalar karışmasın. Özümüzü koruyalım.

**Biz de şu kadarcık şey istedik, çok mu? (“Bir şey istedin o da her şey” Gibi)

***Tahtta oturan herkes zattır bizim için. Gerçi bunu diyen de… Neyse…

Yukarıdaki özetten de anlayabildiğiniz gibi Gestumblindi bir yolculuk hikayesi. İskandinav topraklarında geçen, vikingleri ve vikinglerin düşünce yapılarını gerçekçi ve ikna edici bir şekilde anlatan bir yolculuk hikayesi. Arda Bey’ in İskandinav mitolojisi bilgisi ve bu bilgiyi aktarma kabiliyeti burada büyük bir övgüyü hak ediyor doğrusu. Kitabı okurken bir an bile garip veya farklı hissetmiyor, kitabın daha ilk sayfalarından içinde olduğumuz hikayeyi kabulleniyor ve İskandinav mitolojisinin getirdiği farklılık ve tazelik hisleriyle kitabı keyifle okuyoruz. Özellikle bu farklılık ve tazeliğin oluştuğu kısımlar, yani bölüm aralarında veya bölüm başlarında anlatılan kısa mitolojik hikayeler, hem ilgi çekici hem de güzel kaleme alındığı için okuması oldukça heyecan verici ve merak uyandırıcı. Fakat kitabın ilk 30-40 sayfasında anlayamadığım bir olgu var ki o da; sanki kitabın orijinal dili İngilizceymiş de bu onun kötü bir çevirisiymiş gibi hissettiriyor oluşu. Bu sayfalarda yüklemlerin ekleri sürekli değişiyor ve bu da yağ gibi* diye tabir ettiğimiz okuma durumunu olumsuz etkileyerek ilk başlarda kitabın içerisine girmemizi birazcık zorlaştırıyor. Fakat bu durum kitap ilerledikçe azalıyor ve bir noktadan sonra da kalmıyor ama işte kitap ne yazık ki dönemimizin en ağır hastalığı olan “ilk bakış" etkisine de yakalanmış oluyor bir kere.**

*Aslında bu durum daha çok viskozite ile alakalıdır. Yoksa öyle yağlar vardır ki… dur.. dur içimdeki mühendis, konun burayla ne alakası var?

**Kitaplarla dans eden bizler içi vız gelir bu etki. Yani… belki.. eee.. şey.. Eh tamam, şöyle diyelim: En azından kitap kategorisi için bizlere vız gelir! Biz her kitabı 900 sayfadan fazla olan 3 kitaplık serilerin 500. sayfasında açılmasına “ok” olan bir kitleyiz! Biz her kitabı 800+ olan 14 kitaplık Zaman Çarkı serisinin 8. , 9. ve 10. kitaplarını okuyabilmiş kitleyiz!

Bu etkiyi tetikleyen bir diğer etmen de ilk sayfalardaki karakter kalabalığı oluyor. Kitap ilk 60 sayfa içerisinde çok fazla karakter sunuyor ve haliyle tüm o karakterler ile bağ kurmak ve kimin hangi özelliğe sahip olduğunu takip etmek pek mümkün olmuyor. (Özellikle Gestumblindi’nin yol arkadaşlarının kişiliklerinin ve tiplerimin arka arkaya verildiği kısım biraz yorucu hissettiriyor.)

Fakat bu söylediklerimden kitabı beğenmediğim sonucu çıkartılmasın. Sadece kitabın ilk sayfalarında kitabın içerisinde kaybolmakta biraz zorlandım ve bunun nedenlerinin bencesini sıraladım. Belki bunlar sizleri etkilemez veya beni etkilediğinden daha az etkiler ve kitabın ilk sayfalarından itibaren başlayan, yukarıda çok beğendiğimden bahsettiğim, bölüm aralarındaki kısa mitolojik hikayeler ile kitap sizi ilk sayfalarından kendine bağlar. Zira ilk kısımdan sonra kitabın bana yaptığı tam olarak bu oldu; beni kendine esir etti.

Gestumblindi’nin geçmişinin, Odin’nin, Loki’nin ve diğer tanrıların hikayeleri, efsanevi kılıcın dövülüş ve ele geçiriliş hikayesi… daha nice minik minik, endişe dolu anlarda ateş başında anlatılan ve anlatan kişinin; dinleyen, yaşayan veya inanan olmasına göre karakter değiştiren hikayeler bu esaretin temel sebebi oldular. Çünkü merak uyandırıcı ve heyecan verici bu hikayeler kitabın ana hikayesi içerisine göbekten bağlılar ve her anlatıldıklarında ana hikayeye ya katkıda bulunuyor ya da ana hikayedeki bir sırrı açığa çıkartıyorlar. Hal böyle olunca da kitabın okunması oldukça kolaylaşıyor ve saatin ilerleyişi unutuveriliyor. Sayfalar ilerledikçe kitabın ana hikayesinin de açılmasıyla kitabın sonuna nasıl gelindiği anlaşılmıyor.

Yazar Arda Keskinkılıç’ı tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

15 Beğeni

-

Ursula K. Le Guin’den Rocannon’un Dünyası’nı okudum. Okuması keyifli, yer yer tedirgin edici, çoğu zaman merak uyandırıcı, kimi zaman üzücü, bütünüyle akıcı bir kitaptı. Bilimkurgu türünün, fantastiğe yakın sınırlarından doğan bir konunun merkezinde olduğu kitabımız -çok basitçe- galaksinin gelişmiş kısmından gelen ve kitabın ismini oluşturan dünyayı incelemek isteyen ana karakterimizin macerasını anlatıyor.

Kitapta geçiştirilmiş, havada kalmış, anlatılsa daha iyi olurmuş dediğim yerler olmasına karşın tatmin edici bütünlükte bir kitap olduğuna da dikkat çekmek isterim.

Kitap hakkında özellikle beğendiğim kısım, evreni oluşturan öğelerin alışagelmedik birlikteliğiydi. Farklı türler, farklı kültürler, farklı bakış açıları yalın ama etkili bir şekilde sunulmuştu.

Kitabı tavsiye ederim.

23 Beğeni

Birbirleriyle doğrudan bağlantıları ve devamlılığı her zaman olmasa da Hainli Döngüsü’ne ait kitaplardan biri bu kitap. Daha detaylı bilgi için;

https://www.bilimkurgukulubu.com/edebiyat/ursula-k-le-guinin-hainli-dongusu/

8 Beğeni

Evet, teşekkür ederim. İnceleme mesajımda bahsetmeyi unutmuşum.

Güncel olarak Hainli Döngüsünün ikinci kitabı olan Sürgün Gezegeni’ni okuyorum. Tüm serinin incelemesini yazmayı düşünüyorum.

3 Beğeni

Mülksüzler’i aldıktan sonra bu Hainli Döngüsünden haberim olunca okumaktan vazgeçmiştim, biraz gözümde büyümüştü. Yazıyı okudum, tekrar bi yükseldim :grinning_face_with_smiling_eyes: 2-3 tanesi elimde olması lazım, kalanları da alıp okusam mı diye düşüncelerdeyim şimdi :grinning_face_with_smiling_eyes: .

3 Beğeni

Ben de edinip okumayı planlıyorum yıllardır tamamını ama Metis bi %50 yapmadı diye bekler durur. :smiley: Sürgün gezegeni ve Karanlığın Sol Eli’ni okumuşum sadece. :sweat_smile:

2 Beğeni

İktidarla ve din adamlarıyla hayatı boyunca muhalefet olmuş, senelerce hapis yatmış Sade bu eserinde ağzına ne geldiyse söylemiş. Eleştirilerinin neredeyse hepsi Hristiyanlıkla ilgili olsa da aynı mağaradan çıkmış diğer dinleri de çıktıkları karanlığa geri gönderiyor. Çok beğendim.

9/10

14 Beğeni

İki tane kısa kitabı peş peşe okudum. İkisinin de Nobel ödüllü olması tesadüf. Normalde Nobel ödüllü kitaplardan kaçarım çok ağır diye ama iki kitabı da hızlıca okudum. Önce daha çok sevdiğim kitaptan başlayayım.

Annie Ernaux - Olay

Kitap, yazarın gençliğinde başından geçen yasadışı kürtajı konu alıyor.

Fransa’da 70lerde kürtajın yasak olmasından dolayı yazar hamileliği sonlandırmak için yasa dışı yolara başvuruyor. Önce bu yolu bulmak için harcadığı umutsuz çaba, sonrasında bu kürtaj hadisesini çok iyi aktarıyor.

Bir erkek olarak kadın olmanın zorluğunu bana bu denli hissettirdiği için kitabı iliklerimde hissettim. Erkekleri suçlamadan da kadın haklarının savunabildiğini gösterdiği için kitabı başyapıt olarak görüyorum.

Kesinlikle tavsiye ederim.

Puanım 9.5

Albert Camus’nun Yabancı kitabını çok meşhur olmasına rağmen okumamıştım.

Kitap yaşadığı topluma, çevreye tam uyum sağlamayan veya toplumun beklentilerine aldırış etmeyen biri hakkında yazılmış bir eser. Anlatılan olay ve sonuçlarının bu kişinin ekseninde nasıl gözüktüğü çok iyi anlatılmış.

Ama kitap bana Annie Ernaux’un Olay’ı kadar geçmedi. Bunun sebebi ben dışa dönük, daha toplumsal bir adamım. O sebeple anlatılan karakteri anlamakta zayıf kaldığımı düşünüyorum.

Puanım 8.5

17 Beğeni

Bu kitabın filmi de var. Yıllar önce metroda karşılaştığım bir kızla ayaküstü sohbet etmiştik, film festivalinden dönüyordu ve afişinin fotoğrafını çektirtmişti izlemem için. :slightly_smiling_face: O zamanlar yazarla ilgili hiçbir bilgim yoktu, filmden çok etkinlenmiştim. Sonradan kitabı da listeme girdi.

Filmi de şiddetle tavsiyedir yani. :eyes:

https://www.imdb.com/title/tt13880104/

3 Beğeni

Kitap bence başyapıt seviyesinde.

Ben önce kitabı tavsiye ederim

Filmi de izleyeceğim.

2 Beğeni

Yazar G.H. Fretwell’in başına gelen şanssız durumlar karşısındaki çaresizliği, bu kadar da olmamalı dedirtiyor. Bir yandan yazar için üzülürken bir yandan da katilin kim olduğunu merak ediyoruz.

Antiklimaktik bir sonla biten çizgi roman, yayıncılık dünyasını bazen üstü örtülü, bazen de alenen eleştirirken; ana karakterin pasif ve sakin tavrı, okuyucuyu rahatsız etmeyi de ihmal etmiyor.

Minimalist tarz ve eskiz tekniği nedeniyle biraz basit bulunmuş olsa da şehir ve mekan çizimleri oldukça yoğun ve detaylıydı.

Sonunu beğenmesem de bence iyi sayılırdı.

16 Beğeni

Cahilliğime verin ama bu ne demek?

2 Beğeni

Film, kitap veya dizilerde sonun beklenen etkiyi vermemesi durumu olarak tanımlanıyor.

Ben de bu kelimeyi yeni öğrendim. Durumu, tek kelimeyle açıkladığı için bu kelimeyi kullandım.

3 Beğeni


Nizamülmülk-Siyasetname

Yıllardır merak ettiğim Siyasetname’yi sonunda okuyabildim. Okunması zor ve sıkıcı bir kitap olacağını düşündüğüm için sürekli olarak erteliyordum ama hiç de öyle değilmiş. Çok akıcıydı ve keyifle okudum.

Nizamülmülk bu kitabı Sultan Melikşah’ın emriyle yazıyor. Sultan tüm vezirlerine devlette gördükleri noksanlıkları, kendisinde ve yönetiminde eksik gördüklerini ve tavsiyelerini kaleme almalarını istiyor. Nizamülmülk de bu kitabı kaleme alıyor. İlk başta 39 bölümden oluşacak şekilde kitabını yazıp sunuyor ama daha sonra Şii ve İsmaili tehlikelerinden dolayı padişahı uyarmak için kitabına ilaveler yaparak kitabı 51 bölüme çıkartıyor.

Kitabın sonradan yazılan ek kısmı padişahı fasık olarak gördüğü mezheplerden uzak tutmak için aktardığı tarihi olaylardan oluşuyor. Bu kısımda daha önce kısmen adlarını duyduğum mezheplerle ilgili hep malumat sahibi oldum hem de Ehl-i Sünnet’in bu mezheplere olan yaklaşımını öğrenmiş oldum.

Kitabın orijinal kısmı ise günümüzde bile bir yöneticiye verilecek güzel tavsiyeler içeriyor. Tavsiyeleri inceleyince günümüzde geçerliliğini koruduğunu fark ettim. Bu yönüyle Nizamülmülk’ün tarihe meydan okuyan bir kitap yazdığını fark ederek onun ne kadar bilge bir vezir olduğuna bu sefer birinci elden öğrenmiş oldum.

Siyaset ve tarihle ilgilenen herkese tavsiye ederim.

14 Beğeni

Yarısına geldim ama çok sıkıldım. Yazar konuyu çok fazla dağıtmış zaten amacı da olay örtüsünden ziyada dağınık ordan burdan olaylarla distopik dünyayı anlatmak sanırım ama bunu çok yorucu bir şekilde yapmış hiç içine giremedim. Yarım bırakıcam galiba :pensive_face::pensive_face:

16 Beğeni

O dağınıklık belli bir süre sonra düzene giriyor. Anlatım yine aynı şekilde devam ediyor gerçi. Konu başlıklarını göz önünde bulundurup takip etmek daha yararlı olabilir. 4 farklı başlık vardı sanırım. Bu şekilde anlatmasının amacı o boğucu havayı dört koldan vermek sanırım. Gözden kaçıyor ama normal yoldan nefes almak zor mesela. Güneşin görüneceği zaman tahmin ediliyor hava durumu programlarında. Biraz o havaya girip okuyunca belki daha etkili olabilir. En azından ben öyle yaparak okudum. Biraz da sakin müsait ortam gerektiriyor kitap.

Zanzibar İstifi bu kitaptan daha iyi aynı anlatım yolunu kullanmasına rağmen.

4 Beğeni

Zamanında ben de okumak için heveslenip yarım bırakmıştım. :smiley:

2 Beğeni

Fazla Jules Verne okumam. Yavaştan bir başlayayım dedim ve ilk kitap Wilhelm Storitz’in Sırrı ile startı verdim. Aslında arka tanıtım yazısını okumamış olsaydım hikaye daha etkleyici ve gizemli olabilirdi. O nedenle kitabı okumak isteyenlere tavsiyem tanıtım yazısını okumayarak giriş yapmaları. Ha tabii bir de kapak resmini detaylı incelememeleri. :smiley:

Jules Verne’in tarzı bu mu bilmiyorum ama hikaye neredeyse 100 sayfa kadar Tuna Nehri, Ragz ve başka şehirler arasında tanıtımla geçiyor gidiyor. Kitabın konusu ‘görünmezlik’ olsa da son 60-70 sayfaya kadar ismine yanaşır bir aksiyon yok. Jules’un anlatımdaki gücü olmasa kitabı yarım bırakırdım. Daha sonra olaylar hareketlenince kitabın sonu hızlı geldi. İşin bilimsel yönü tıpkı görünmezlik gibi kendini gizliyor.

Kısacası beğendim. Ama öyle harika bir son ve bilimkurgusu dişe dokunur bir şey beklememek gerek. Bir geçiş kitabı olarak değerlendirirsek daha iyi olur.

7/10

16 Beğeni